Sakarya'nın Meşhurları

Giriş

Bu çalışma; Adapazarı, Geyve, Hendek, Sapanca ve Kaynarca (Şeyhler) başta olmak üzere Sakarya coğrafyasının yetiştirdiği ve bu topraklarda iz bırakmış şahsiyetleri bir araya getirmektedir.

Seyyid Hüseyin Paşa, Mirmiran (ö. 1800)

Adapazarlıdır. Babasının adı Mustafa olup mühründe “Seyyid Hüseyin bin Mustafa” (Mustafa oğlu Seyyid Hüseyin) yazılıydı. Babası, Adapazarı’nın önde gelen ve nüfuzlu ailelerinden birine mensuptu.

1786 yılında Adapazarı ve çevresinde meydana gelen eşkiyalık olaylarına ağabeyi Mehmet Bey (Paşa) ile birlikte karıştı. Haklarında yakalama emri çıkarıldı ve bu olaylara karışan bazı kişiler idam edildi. Hüseyin ve Mehmet Beyler ise Genceli, Ağaçlı, Akâbâd (Akçaova) ve Taşköprü kazalarından geçip Dil İskelesi üzerinden Karamürsel ile Yalova’ya ulaşarak izlerini kaybettirdiler (1786).

Bir süre sonra affedildi. İzmit’e Tahta Serdarı (güvenlikten sorumlu askeri yönetici) olarak atandı ve burada başarısıyla dikkat çekti. 16 Mayıs 1793’te (5 Şevval 1207) mirmiranlık (beylerbeyi) unvanıyla Kocaeli Sancağı Valiliğine tayin edildi. Sonraki yıllarda da bu görevde bırakıldı. Maaşını İzmit’te bulunan “Virankos ve Çiftlik Gelir Kaynağı”ndan aldı.

Bölgedeki eşkiyalık hareketleriyle mücadele etti; ardından Rumeli’deki eşkiyanın takibiyle görevlendirilerek Varna ve Hacıoğlu Pazarı taraflarına gönderildi. Kocaeli’de Hacı Ahmet’in katillerini, İznik civarında “Köle Mehmet” isimli eşkiyayı ve İnegöllü Numan Bey’in oğlu Ömer’i yakaladı; ancak Ömer’i affetti.

1799’da Rumeli’deki dağlı eşkiya isyanlarına karşı koymak için yeniden Rumeli’ye gönderildi. Fakat burada eşkiya ile iş birliği yaptığı suçlamasıyla idama mahkûm edildi (Mayıs 1800). İdamının ardından mallarına devlet tarafından el konuldu ve yaptığı harcamalara dair defterler incelemeye alındı.

Adapazarı’nda bir sarayı ve çiftliği bulunuyordu. Silahlı korumalarının başı (Tüfenkçibaşısı) olan Söğütlü köyünden Köseoğlu Mehmet, daha sonra Adapazarı Âyanı (yerel yöneticisi) Kara Osman Ağa’nın hizmetine girdi. Yeğeni Ethem Bey ise 1816’da bir dönem Âyan olarak atanmak istedi. Kara Osman Ağa ile aralarında bir düşmanlık vardı.

Bir İmamın Günlüğü’nde öldürülme tarihi 23 Nisan 1800 (28 Zilhicce 1214) olarak belirtilmektedir.

 

Seyyid Mehmet Paşa

Adapazarlıdır. Babasının adı Mustafa olup Adapazarı’nın önde gelen ve nüfuzlu ailelerinden birine mensuptu.

1786 yılında Adapazarı ve çevresinde meydana gelen eşkiyalık olaylarına Saka oğlu Yusuf, kardeşi Hüseyin Bey (Paşa) ve diğer bazı kişilerle birlikte katıldı. Eşkiya elebaşı oldukları gerekçesiyle haklarında yakalama emri çıkarıldı ve etraflarındaki bazı kişiler öldürüldü. Kocaeli Valisi (Mutasarrıfı) Süleyman Paşa ile Viranşehir Yöneticisi (Voyvodası) Çalıkzâde İbrahim Ağa Adapazarı’na gelerek eşkiya hareketini bastırdılar. Mehmet Bey ve kardeşi Hüseyin Bey; Genceli, Ağaçlı, Akâbâd (Akçaova) ve Taşköprü kazalarına geçerek izlerini kaybettirdiler (1786) ve bir süre gizlendiler.

Daha sonra affedilen Mehmet Bey, devlet hizmetinde yararlılık gösterdi. Kendisine mirmiranlık (beylerbeyi) unvanı verildi ve Aksaray Sancağı Valisi olarak atandı (28 Şubat 1800 – 3 Eylül 1802 / 3 Şevval 1214 – 5 Cemaziyelevvel 1217).

Ethem Bey adında bir oğlu olduğu bilinmektedir.

 

Kara Osman Ağa (Adapazarlı), Ünlü Âyan (ö. Temmuz 1816)

Belgelerde “Adalı” veya “Adapazarlı” olarak anılır. Askerlik mesleğinde yetişmiş, Yeniçeri Ocağı’nda üst düzey komutanlıklardan biri olan Zağarcıbaşılığa kadar yükselmiştir. Padişah ve Osmanlı devlet adamları tarafından tanınan bir kişiydi. Henüz kesin olarak bilinmeyen nedenlerle 1800’lü yılların başında askerlik görevinden uzaklaştırılarak memleketi Adapazarı’na gönderildi.

Adapazarı’nda çiftlik ve tarım arazileri sahibiydi; iki erkek kardeşi ile bir yeğeni de aynı işlerle uğraşıyordu. Etrafına topladığı kişilerle bir güç gösterisinde bulunarak bölgede yeniden adından söz ettirdi. 1803-1816 yılları arasında kanun tanımaz bazı eylemlerde bulundu ve Kocaeli Sancağı’nın birkaç valisini (mutasarrıfını) epey uğraştırdı. Zaman içinde oldukça zengin ve varlıklı bir kimse haline geldi. Kocaeli Valileri Abdurrahman, Kasım ve Nurullah Paşalar onun çıkardığı eşkiyalık olaylarıyla mücadele ettiler.

1812 yılından sonra nispeten sakinleşti ve Adapazarı Âyanı (yerel yöneticisi) seçildi. Bu dönemde bazı hayırlı işlere imza attı. 1814 yılında kendi adına önemli bir vakıf kurarak Adapazarı merkezinde bir cami, medrese ve okul yaptırdı. Bu vakfın faaliyetlerini sürdürebilmesi için dükkânlar, araziler, değirmen ve boyahaneler gibi gelir getiren mülkler bağışladı.

En önemli yardımcısı, Söğütlü köyünden Köseoğlu Mehmet adındaki adamıydı. Etrafındaki silahlı adamlarının sayısı 200-300 kişiyi buluyordu. Adapazarı’nda sözü geçerli bir otorite kurmuştu; hatta kadıyı bile yerli halk arasından kendisi atamıştı.

Giriştiği bazı uygunsuz eylemler devlet tarafından hoş karşılanmadığından hakkında birkaç kez idam fermanı çıkarıldıysa da araya giren hatırlı kişilerin yardımıyla her seferinde affedildi. Sıkıştığı zamanlarda Söğütlü yakınlarındaki Sinanoğlu Dağı’na kaçar ve oradaki gizli sığınakları sayesinde uzun süre saklanabilirdi. Ortalık yatışınca tekrar ovaya, Adapazarı’na inerdi.

Bölgedeki gayrimüslim Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler ile iyi ilişkiler ve ticari iş birliği kurmuştu. Bir defasında Kocaeli Valisi Adapazarı’ndayken 17 gün boyunca gayrimüslim bir vatandaşın evinde saklanmış ve ardından kaçmayı başarmıştı; halktan kimse onu şikâyet etmeye cesaret edemedi. Dönemin belgelerindeki tanımlamalara göre kurnaz, zeki, fitneye yatkın, şüpheci, son derece dikkatli ve titiz bir insandı.

Kocaeli bölgesinin en ünlü âyanı olması ve kurduğu büyük vakıf ile tarihe geçmiştir. Anlatılanlara göre soyundan gelenler “Karaosmanlar” namıyla varlıklarını Sakarya’da sürdürmüşlerdir.

Kıssahan Elhac Muslihiddin

Şeyh Muslihiddin, Fâtih Sultan Mehmed döneminde (1451-1481) sarayda kıssahanlık (hikâye ve öykü anlatan kişi) yapmış ve II. Bayezid döneminde Kandıra, Şeyhler (Kaynarca) ile Taşköprü taraflarında geniş bir vakıf kurmuştu. Vakfa ait 1486 tarihli kısa metin ile 1515 (Hicri 915) tarihli eklerin yer aldığı, altı metre uzunluğunda Arapça bir vakfiye (vakıf tüzüğü) düzenlenmişti. Soyundan gelenler yüzyıllar boyunca bu vakfın yöneticiliğini (mütevelliliğini) sürdürdüler.

Doğrudan Sadrazamlığa bağlı olarak yönetilen Şeyh Muslihiddin Vakfı; Kandıra’da bir cami, tekke, okul ve köprünün yanı sıra Şeyhler (Kaynarca/Hocaköy) ve Taşköprü taraflarındaki geniş arazilerde yer alan köyler, çiftlikler, tarım alanları (mezraa), değirmenler, dükkân gelirleri ve toprağın işlenmesiyle elde edilen kira ile aidatlarla faaliyetlerini yürütüyordu. Kaynarca ilçesinin Büyük Kaynarca köyünde bulunan Şeyh Muslihiddin Camii günümüzde hâlen ayaktadır. Vakıf, bu cami için zengin bir kütüphane de kurmuştu. Vakfın sağladığı gelirler, hayır kurumları ve diğer hizmetler sayesinde Kıssahan Şeyh Muslihiddin’in vakfı hiç aksamadan 20. yüzyıla kadar yöre halkına hizmet vermiştir. Büyük Kaynarca Köyü Camii ve bu vakıf hakkında Emine Tülay Sülüngür tarafından bir yüksek lisans tezi hazırlanmıştır.

Vakıf ve işleyişiyle ilgili çeşitli belgelere Osmanlı Arşivi’nde rastlanmaktadır. 1770 yılında vefat eden Mustafa Ağa, ailenin en büyük erkek evladı sıfatıyla vakfı yönetmekteydi. Mustafa Ağa’nın sekiz çocuğu vardı. 1784 yılında büyük oğlu Mehmet, vakfın yönetimini tek yetkili olarak üstlendi.

Şeyh İzzeddin İsmail (Hendek Şeyhler Köyü)

Hendek’in Şeyhler köyünün kurucusu olarak bilinmektedir.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında, Orhan Gazi’nin komutanlarından biri çıktığı bir sefer sırasında Şeyh İzzeddin İsmail ile tanışır. Şeyhin ilmi, bilgeliği, konukseverliği ile Osmanlı’ya duyduğu saygı ve bağlılık komutanı çok memnun eder. Sefer dönüşünde Orhan Gazi’ye Şeyh İzzeddin hakkında bilgi vererek gördüklerini ve birlikte yaşadıklarını anlatır. Şeyhin varlığından ve kişiliğinden haberdar olan Orhan Gazi (bir söylentiye göre Orhan Gazi, Şeyh İzzeddin ile bizzat tanışmıştır), Şeyhe 1301 tarihli resmi bir belge (berat) vererek yaşadığı yeri ve çevresini vakıf olarak bağışlar.

Orhan Bey’den sonra gelen tüm Osmanlı padişahlarının da Şeyh İzzeddin İsmail ve soyuna olan ilgisi ve sevgisi devam eder. Vakıfla ilgili berat ve fermanlar yüzyıllar boyunca titizlikle saklanmış ve bazıları günümüze kadar ulaşmıştır. Ancak Hicri 700 (Miladi 1301) tarihli, Çalçad’ın vakfedildiğini bildiren berat ne yazık ki kayıptır. Bu belgelerden yararlanan bir lise öğretmeni, Şeyh İzzeddin İsmail üzerine bir kitap yazmıştır.

Hâlen köy muhtarlığının elinde belli sayıda (34 adet) tarihi belge bulunmaktadır. Bunlar arasında her padişahın tahta çıkışında (cülus) yenilenen beratlar, fermanlar ve şikâyet dilekçeleri gibi evraklar yer almaktadır. Belgelerde bölge; “Kocaeli Sancağı’nın Akyazı kazasına bağlı Çalıca Divanı’nda yer alan Şeyhler köyü ve tarım alanı (mezrası)” olarak geçmektedir.

Köy halkı, her yıl ağustos ayının ilk pazar günü Şeyh İzzeddin anısına kuruluş ve anma günü etkinlikleri düzenlemektedir.

Hendekli Mustafa Ağa

Ser Turnayî, Kocaeli bölgesinde Tahta Serdarı olarak çalıştı. Bölgeyi tanıyan bir kişi idi. 1800’de Şeyhler Kazası Ayanı Hacı Mustafa Bey’e karşı hazırlanan kuvvete katıldı. Asker kökenlidir.

Deveoğlu Mustafa

Adapazarı’nda halk yararına faydalı hizmetlerde bulunmuş hayırsever bir kişidir. Adapazarı’nda doğup büyüdüğü tahmin edilen bu kişinin, 1734 yılında Kilis Suyu (Çark Suyu) üzerine bir su çarkı (dolabı) ve su terazisi yaptırdığı söylenmektedir. Adapazarı’nın su ihtiyacını çağdaş anlamda çözmeye çalışan ilk isimlerdendir; kendisi varlıklı bir kimsedir.

Kurulan bu çark, büyük çaplı bir bostan dolabı mantığıyla çalışıyor ve çekilen suları bir su terazisine aktarıyordu. Çark’tan sağlanan ilk su, Orta Cami çeşmelerine verilmişti. Bu çarkın 1890’lı yıllarda çekilmiş fotoğraflarına Yıldız Fotoğraf Albümleri arasında rastlanmaktadır; Deveoğlu Mustafa’nın yaptırdığı düzenek de buna benzer bir yapı olmalıdır.

1.Dünya Savaşı’na kadar Adapazarı halkı, günümüzdeki Çark Mesiresi’nin yanında bulunan bu tesislerden sağlanan suyu içme suyu olarak kullanmıştır. Çark Mesiresi ise o dönemde de halkın bir eğlence ve dinlenme alanıydı.

Gubâri-Zâdeler

Adapazarlı eski bir ailedir. Adapazarı’nda iki sosyal tesis yaptılar. Bir Tozlu Camii Eski Gubari-zâde Camii 1253/1837 yılında Hatip-zâde El-Hâc Ahmet Efendi tarafından yaptırılmış, Bağdadi ve minaresi eski bir camii imiş. Bu caminin avlusunda Adapazarlılara ait en eski tarihli mezar taşları varmış.

Bu camii 1943 depreminde yıkıldığından yerine 1954’te bugünkü modern caminin yapılmasına başlanmış ve eser 1965 yılında bitirilmiştir.

Güvahi- Mehmet Süreyya, şair ( ?- 1526-27 sonrası)

Sakarya’nın Geyve ilçesinde doğmuştur. Yaşamı hakkında kesin ve detaylı bilgiler bulunmamaktadır. Tımarlı sipahi olduğu ve Yavuz Sultan Selim’in ordusuyla birlikte Çaldıran Seferi’ne katıldığı bilinmektedir.

Seferin ardından Geyve’ye yerleşmiş ve yaşamının geri kalanını orada geçirerek vefat etmiştir. Ölümü Kanuni Sultan Süleyman dönemine rastlar.

Yazdığı Pendnâme adlı eseri, Türk dili ve halk bilimi (folklor) açısından oldukça zengindir. Atasözlerini şiir formuna uyarlamasıyla tanınmıştır.

Eserleri:

  • Pendnâme (Öğüt Kitabı)
  • Gurbetnâme
  • İbretnâme

Edip Paşa(1858-1914)

Eski adı Şeyhler olan günümüzdeki Kaynarca ilçesinin önde gelen ve söz sahibi “Müderriszâde” ailesindendi. Ataları, Şeyhler kazasında geniş toprak sahibi ve sözü geçen varlıklı insanlardı; savaşlara kendi yetiştirdikleri askerlerle katılırlardı. Aileden El-Hac Ali Bey, 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı’na 300 askerle katılmıştı.

Edip Paşa, Müderriszâde Rıza Bey’in oğlu Rıfat Bey’in yedi çocuğundan biridir. Kardeşleri; Ziya Bey, Felâ Hanım, Muhlise Hanım (Muhittin Paşa’nın eşi), Faika Hanım, Raife Hanım ve Münir Bey’dir. Kaynarca’daki aile mezarlığında, aileye mensup bazı müderrislerin (medrese hocalarının) mezar taşlarına rastlanmaktadır. Edip Paşa’nın mezar taşı yazıtında doğum ve ölüm tarihleri yer almaktadır.

Aile içinde anlatılanlara göre Şeyhler’den Sapanca’ya kadar uzanan geniş bir arazi, Osmanlı Padişahı tarafından Edip Paşa ve ailesine bağışlanmıştı. Ailenin Osmanlı Sarayı ile iyi ilişkileri bulunuyordu. Edip Paşa, Şeyhler kazasında doğdu ve klasik Osmanlı eğitimi aldı. Ailesinin Adapazarı, Kandıra ve Sapanca ile ticari ve sosyal bağları vardı.

Edip Paşa’nın hangi tarihte ve kaç yaşında “Paşa” unvanını aldığını şimdilik kesin olarak bilinmemektedir. Paşa unvanının Sultan II. Abdülhamit döneminde verildiği anlaşılmaktadır; ancak bunun bir görev sonucunda mı yoksa bir onur unvanı olarak mı verildiği henüz net değildir, arşiv kaynakları bu konuyu aydınlatabilir.

Edip Paşa ve kardeşleri Ziya Bey ile en küçük kardeşi Münir Bey’in Kaynarca’da yan yana konakları bulunuyordu. Edip Paşa’nın İstanbul Aksaray’da da ayrı bir konağı vardı; kış aylarını İstanbul’da, yaz aylarını ise Şeyhler’de geçirirdi. Edip Paşa, İstanbul’daki üst düzey bir ailenin yaşam tarzı ile taşradaki seçkin bir ailenin hayatını uyum içinde birleştirmişti. Taşradaki konağına piyano getirtmiş ve çocuklarını çok iyi eğitmiştir. İstanbul’un giyim kuşam tarzını ve modernliğini Şeyhler’e taşımıştır. Kendisinin ve aile fertlerinin fotoğrafları günümüze ulaşmıştır; modern, açık fikirli ve aydın bir kişiliğe sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Edip Paşa 1914 yılında vefat etmiş ve Şeyhler’deki aile mezarlığına defnedilmiştir. Mezarının üzerinde Osmanlıca bir taş yazıt bulunmamakta olup Latin harfleriyle yeniden yazılmıştır. Paşa’nın ölümünden sonra mülklerini ve arazilerini tek oğlu olan Ruhi Bey yönetmiştir. Ruhi Bey de yılı altı ay Şeyhler’de, altı ay İstanbul’da yaşayarak geçirmiştir.

Yunanlılar 1921 yılında Şeyhler’i işgal ettiklerinde Müderriszâde ailesinden kimse orada bulunmuyordu. Yunan işgalinin ardından aile Kaynarca’ya geri dönmüştür. Yunan ordusu çekilirken beldedeki pek çok evle birlikte Edip Paşa, Ziya Bey ve Münir Bey’in konaklarını da yakmıştır. Edip Paşa’nın konağındaki eşyalarla birlikte aile tarihi açısından çok büyük önem taşıyan belgeler, fotoğraflar ve özellikle Müderriszâde ailesinin deri üzerine yazılmış aile soy kütüğü (şeceresi) yanarak yok olmuştur. Şeyhler halkı yalnızca Münir Bey’in konağını tamamen yanmaktan kurtarabilmiştir. Münir Bey konağını tamir ettirmiş; daha önce üç katlı olan yapı, yangından sonra iki katlı olarak kullanılmaya devam etmiştir. Edip Paşa ve Ziya Bey’in üçer katlı konakları ise tamamen kül olmuştur. Şeyhler’deki yaşlıların aktardığı sözlü bilgilere göre bu üç konağın inşasını Ermeni ustalar yapmış ve konaklara sıcak suyla çalışan bir ısıtma sistemi kurmuşlardır. Edip Paşa’nın kızları Zaide, Muazzez ve Muammer hanımlar çok iyi piyano çalarlardı. Edip Paşa her akşamüstü kızlarından sırayla piyano çalmalarını ister ve büyük bir huzur içinde onları dinlerdi.

Edip Paşa dört evlilik yapmış; bu evliliklerden biri erkek, sekizi kız olmak üzere dokuz çocuğu olmuştur.

Eşleri ve Çocukları:

  • 1. Eşi (Kandıralı Eda Hanım): Fevziye Hanım, Ruhi Bey, Şevket Hanım
  • 2. Eşi (Halide Hanım – Abaza güzeli): Macide Hanım
  • 3. Eşi (Ayşe Hanım – Girit Türklerinden): Saffet Hanım, Edibe Hanım
  • 4. Eşi (Leyla Hanım – Bahriyeli Tahir Paşa’nın kızı): Saide Hanım, Muazzez Hanım, Muammer Hanım

Aile bireyleri Cumhuriyet döneminde “Saner” soyadını almışlardır.

Edip Paşa’nın çocukları tanınmış ailelerle evlilikler yapmış, vatana ve millete hayırlı evlatlar yetiştirmişlerdir. Mühendisler, akademisyenler, askerler, sanatçılar, bürokratlar ve iş insanları gibi önemli şahsiyetler Edip Paşa ailesinin adını yaşatmışlardır. Bunlar arasında Asker Süreyya Bey, soprano Selma Berk, Hüseyin Müeyyet Saner, Gümrük ve Tekel Bakanı Fethi Aşkın, Korgeneral Burhanettin Göksel, Prof. Dr. Adnan Göksel, Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay, ODTÜ Öğretim Üyesi Eser Kumru Akın, Suzan Renda, Korgeneral Çetin Saner, Semih Saner ve Sadi Saner gibi isimler yer almaktadır.

Edip Paşa’nın torunları ve torun çocukları günümüzde ABD, Avustralya, İsrail (görev sebebiyle) ve Türkiye’de; Kandıra, Adapazarı, İzmit, İstanbul, Ankara ve Amasya’da yaşamlarını sürdürmektedirler.

Nazif Efendi (Geyve Akhisarlı / Pamukovalı)

Süleymaniye medresesi dersiâmlarından (yüksek düzey öğretim üyelerinden), kıdemli müderrislerden ve sarayda padişah huzurunda verilen dinî derslerin müfettişlerinden (muhataplarından) Geyve Akhisarlı (günümüzdeki Pamukova) el-Hac Hâfız İsmail Hakkı Efendi’nin oğludur. 1863 (Hicri 1279) yılında Geyve Akhisar’da doğdu.

Eğitimine Üsküdar’daki Ayazma İlkokulunda başladı; bir yıl sonra Fıstıklı Okuluna nakledildi. Burada Kur’an-ı Kerim’i ezberleyerek hafız oldu. Ardından Kur’an okuma teknikleri (kıraat ilmi) eğitimine ve babasından Arapça dil bilgisi (sarf ve nahiv) dersleri almaya başladı.

1879 (Hicri 1296) yılında rüştiyeyi (ortaokulu) bitirdi. Üsküdar Selimiye Camii birinci imamı ve Fıstıklı Okulu başöğretmeni el-Hac Hafız Hüseyin Sabri Efendi’den Kur’an okuma usullerine dair ileri düzey eğitimler (seb’a, aşere ve takrib) alarak Eylül 1882’de (Şevval 1299) icazetnamesini (diplomasını) aldı. Bu tarihten sonra hafız yetiştirmeye başladı; kıraat ilminin ileri düzeylerinde (aşere, vücûh ve takrib) toplam 27 öğrencisine icazet verdi.

Vakıflar Müfettişi Ebu Kemal es-Seyyid Mehmet Atıf bin es-Seyyid Abdurrahman Bey’den 15 yıl boyunca ders alarak 1893 (Hicri 1311) yılında dinî ve Arapça bilimlerden icazet hakkı kazandı.

Mayıs 1905’te (Rebiülevvel 1324) profesörlük/müderrislik sınavına (rüûs) girdi ve Ekim-Kasım 1909’da (Şevval 1327) Beyazıt Camii’nde halka ve öğrencilere ders vermeye başladı. Aralık 1901’de (Eylül 1317) Üsküdar İdadisi (lisesi) Dinî ve Ahlakî İlimler Öğretmen Yardımcılığına atandı ve bu görevini Ağustos 1909’a kadar sürdürdü.

Aralık 1917’de (Eylül 1317 – Rumi) Süleymaniye Medresesi İslam Hukuku Metodolojisi (Usûl-i Fıkıh) Müderrisliğine, Ocak 1918’de (Kanun-ı Sani 1334) İbtidâ-i Hariç Medresesi Kur’ân-ı Kerim Müderrisliğine ve Aralık 1919’da (Kanun-ı Evvel 1335) Üsküdar Medresesi Hazırlık Sınıfı Müdürlüğüne atandı. Aralık 1921’de (Teşrin-i Sani 1337) Medreseler Müfettiş Yardımcısı oldu.

Ocak 1913’te (Safer 1331) kendisine “İbtidâ-i Hariç İstanbul Müderrisliği” unvanı verildi. 1906 (Ramazan 1324) yılında ise devlet tarafından üçüncü rütbeden Mecidî Nişanı ile ödüllendirildi.

Ağustos 1922’de yaş haddinden emekliye ayrıldı. Dersiâm emekli maaşı ile geçimini sağladığı dönemde 30 Ocak 1932 tarihinde vefat etti. Halk arasında “Üsküdarlı Hafız Ahmet Nazif Efendi” olarak tanınmıştır.

Mustafa Tevfik Efendi (Adapazarlı)

Fatih Camii dersiâmlarından (yüksek düzey öğretim üyelerinden) “Adalı Hoca” olarak tanınan Adapazarı Müftüsü Mehmet Hilmi Efendi’nin oğludur. 1844 (Hicri 1260) yılında Adapazarı’nda doğdu. İlkokulu bitirdikten sonra babasından Arapça dil bilgisi (sarf ve nahiv) dersleri almaya başladı.

Hüdavendigâr Camii dersiâmlarından Berkofçalı Abdurrahim ve Şevket Efendilerden dil bilgisi alanındaki Şerh-i Vâfiye eserini; Ders Vekili Ahmet Asım Efendi’den mantık ve felsefeye dair Tasavvurât derslerini okudu. Beşiktaş Kadı Vekili (Naibi) Manisalı Hüseyin Hilmi Efendi’den fıkıh usulü kitabı Mecâmi’i; yüksek devlet görevlilerinden Şerif Efendi’den hadis ilminde Şifâ-i Şerif ile fıkıh alanında Kudûrî ve Dürrü’l-Muhtâr eserlerini; Şehzade Camii dersiâmlarından Gümülcineli el-Hac Hasan Hilmi Efendi’den ise Farsça dersleri alarak eğitimini tamamladı ve 1883 (Hicri 1300) yılında icazetnamesini (diplomasını) aldı.

Ağustos 1862’de (Ağustos 1278) henüz 19 yaşında iken Şer’i İşler Bürosuna (Mahfel-i Şer’iyyât Yazı İşleri) maaşsız stajyer olarak girdi. Ağustos 1864’te (Mayıs 1280) Devlet Miras ve Bölüşüm Büro İkinci Kâtipliğine (Beytü’l-mâl Kassamlığı) atandı. Kasım 1866’da (Recep 1283) kendisine “İbtidâ-i Hariç Edirne Müderrisliği” (akademik başlangıç rütbesi) unvanı verildi.

Mayıs 1869’da (Mart 1285) Şeyhülislamlık Makamı (Meşihat-ı Ulyâ) İkinci Mektupçu Yardımcılığına atandı; Mayıs 1870’te (Mayıs 1286) ise Birinci Yardımcı oldu. Ekim 1870’te (Recep 1287) ilmi rütbesi “İbtidâ-i Altmışlı”, Ekim 1872’de (Şaban 1289) “Mûsıla-i Süleymaniye” düzeyine yükseltildi.

Eylül 1873’te (Haziran 1289) kendisine Adana Kadılığı (Mevleviyeti) unvanı verildi. 1875 (Hicri 1292) yılında önemli eyalet kadılıklarından İzmir Payesi verildi ve dördüncü rütbeden Mecidî Nişanı ile ödüllendirildi.

1895-1896 (Zilhicce 1312) yıllarında Şeyhülislamlık Makamı Mektupçuluğu (Özel Kalem Müdürlüğü) görevine atandı. Mayıs 1898’de (Zilkade 1315) ikinci rütbeden Osmanlı Nişanı verildi. Şubat 1901’de (Şevval 1318) Anadolu Kazaskerliği yüksek rütbesine yükseltildi. 1909 (Eylül 1325) yılında yaş haddinden Şeyhülislamlık Mektupçuluğu görevinden emekliye ayrıldı.

Osmanlı Lütfü Efendi (Sapancalı)

Sertoğlu Hüseyin Ağa’nın oğludur. 1884 (Hicri 1300) yılında Sapanca beldesinin Hamidiye köyünde doğdu. İlk ve ortaöğrenimini tamamladıktan sonra Sapanca Hamidiye Medresesine girdi. Burada 10 yıl süren eğitiminin ardından Müderris Emin Sıtkı Efendi’den icazetnamesini (diplomasını) aldı.

1905 (Hicri 1323) yılında Sapanca Şöhretiye İlkokuluna öğretmen (muallim) olarak atandı.

1905-1908 (Hicri 1323-1326) yılları arasında İzmit’e bağlı Ahmediye köyünde öğretmenlik yaptı. Nisan 1910’da (Nisan 1326) Karamürsel’in Sarıkumluk Mahallesi Okuluna Başöğretmen (Muallim-i Evvel) olarak atandı. Şubat 1911’de (Şubat 1326) Elbasan Sancağı Gayrimenkul Kayıt Vekilliğine (Takrirli Emlak Niyabetine) tayin edildi.

Mustafa Seydi Efendi (Hendekli)

1878 (Hicri 1296) yılı Batum göçmenlerinden Çulhacıoğlu Hacı Ferhat Efendi’nin oğludur. 1884 (Hicri 1300) yılında Hendek beldesinde doğdu. İlköğreniminin ardından İstanbul’a geldi. 1898 (Hicri 1314) yılında Fatih Merkez Rüştiyesinin (ortaokulunun) ilkokul kısmının üçüncü sınıfına kaydoldu ve ilkokul diplomasını (şehadetname) aldı. Ardından üç yıl rüştiyede öğrenim görerek 1900 (Hicri 1318) yılında pekiyi derece ile mezun oldu.

Yaklaşık üç yıl boyunca Fatih Camii’nde Atıf Efendi’den Arapça dersleri aldı. 1903 (Hicri 1321) yılında Öğretmen Okulunun (Dârü’l-Muallimîn) rüştiye bölümüne girdi ve 1908-1909 (Hicri 1324-1325) öğretim yılında mezun oldu. Öğretmen okuluna devam ettiği sırada Fatih Camii’nde Kırkkiliseli (Kırklarelili) Atıf Efendi’nin derslerini de sürdürdü ve 1911-1912 (Hicri 1330) yıllarında icazetnamesini (diplomasını) aldı. 1910 (Hicri 1326) yılında sınavla Hakimlik Medresesine (Medresetü’l-Kuzât) girdi ve 1914 (Hicri 1330) yılında mezuniyet diplomasını aldı. Kur’an-ı Kerim’i ise henüz ilköğrenimi sırasında ezberleyerek hafız olmuştu.

Temmuz 1909’da (Temmuz 1325 – Rumi) Toptaşı Askeri Rüştiyesine Kur’an-ı Kerim ve Farsça Öğretmeni (Muallimi) olarak atandı. Bir ay sonra, Ağustos 1909’da aynı dersleri okutmak üzere Soğukçeşme Askeri Rüştiyesine nakledildi. Şubat 1910’da (Şubat 1325 – Rumi) Fatih Askeri Rüştiyesi Kur’an-ı Kerim ve Farsça Öğretmenliğine getirildi ve Eylül 1914’e (Eylül 1330 – Rumi) kadar bu görevde kaldı.

Kasım 1914’te (Teşrin-i Sani 1330 – Rumi) Selimiye Kazası Kadısı (hakimi) oldu. Haziran 1915’te Elmalı Kazası Kadılığına, Mart 1916’da ise Beyşehir Kazası Kadılığına atandı.

Ağustos 1916’da (Şevval 1334) kendisine “İbtidâ-i Hariç Bursa Müderrisliği” (akademik başlangıç rütbesi) unvanı verildi. Hakkında yapılan bir şikâyet üzerine Aralık 1917’de (Kanun-ı Evvel 1333) Beyşehir Kazası Kadılığı görevinden alındı (azledildi).

Mayıs 1918 (Mayıs 1334 – Rumi) tarihlerinde Fatih’te Kirmastı Mahallesi 17 numaralı evde ikamet ediyordu.

16 Haziran 1920 (16 Haziran 1336 – Rumi) tarihinde asılarak idam edildi.

Mustafa Nuri Efendi (Adapazarlı)

Şeyh Hacı Mehmet Efendi’nin oğlu olup 1842 (Hicri 1258) yılında Adapazarı’nda doğdu. Adapazarı’nda Kur’an-ı Kerim’i ezberleyerek hafız oldu. Kur’an okuma usullerinin ileri düzeylerinde (vücûh ve aşere) eğitim aldı.

1860-1861 (Hicri 1277) yılında İstanbul’daki Atik İbrahim Paşa Medresesinde kalmaya başlayarak Süleymaniye Camii’nde derslere katıldı. Arapça dil bilgisi (sarf ve nahiv), mantık, kelam (İslam felsefesi), hikmet, fıkıh usulü, İslam hukuku (fıkıh) ve miras hukuku (ferâiz) alanlarında eğitim alarak icazetnamesini (diplomasını) aldı. Ayete’l-Kürsî üzerine bir tefsir yazdıysa da resmi izin (ruhsat) almadığı için bunu yayımlamadı.

30 yaşında iken 1871-1872 (Hicri 1288) yılında Adapazarı Müftüsü oldu ve Temmuz 1878’e (Şaban 1295) kadar bu görevde kaldı. Daha sonra kadı vekilliği (niyabet) mesleğine geçerek Haziran 1879’da (Recep 1296) Bolvadin, Eylül 1883’te (Zilhicce 1298) Akdeniz (Bahr-i Sefid) Vilayetine bağlı Molva Kazası Kadı Vekili (Naibi), Nisan 1885’te (Recep 1302) Urla, Ekim 1888’de (Muharrem 1306) Bandırma ve Temmuz 1891’de (Zilhicce 1308) yeniden Yafa Kadı Vekili olarak atandı.

Nisan 1877’de (Rebiülahir 1294) kendisine “İbtidâ-i Hariç Bursa Müderrisliği” (akademik başlangıç rütbesi) unvanı verildi. Aralık 1883’te (Rebiülevvel 1301) “İbtidâ-i Dâhil” derecesine terfi etti. Haziran 1887’de (Şevval 1304) ise “İzmir Pâye-i Mücerredi” (onursal eyalet kadılığı payesi) unvanına layık görüldü.

7 Ekim 1895 (18 Rebiülahir 1313) tarihinde vefat etmiştir.

Mustafa Fehmi Efendi

KafkasyalI rençber Mehmet Ağa’nın oğludur. 1296/1839’da Akyazı’da doğdu, ilk bilgilerini Akyazı’da ve bazı dini ilimleri Mısır’da okuduktan sonra, İstanbul’a gelerek Fatih dersiâmlarından Şehri Ahmet Râmi Efendi’den okuyup Zilkade 1322/Ocak 1905’te icâzet aldı. Ders Vekaletinde ehliyetini ispatla Rebiülevvel 1324/Nisan 1906’da Fatih Camiinde derse çıktı.

Dârü’l-Hılâfeti’l-Aliyye Ibtidâi Dahil Medresesi birinci sınıf ikinci şube Fıkıh Dersi Müderrisliğine Nisan 1338/1922 tarihinde tayin olundu.

Mehmet Nuri Efendi (Taraklılı)

Arapzâde Hacı İbrahim Efendi’nin oğludur. 1843 (Hicri 1259) yılında Taraklı kazasında doğdu. İstanbul’daki Atik Ali Paşa Medresesinde öğrenim gördü.

1866-1887 (Hicri 1283-1304)* yılları arasında Taraklı Yazı İşleri Kâtipliği (Tahrirat Kâtipliği), Geyve Kazası Vergi/Gümrük Müdürlüğü (Rüsûmât Müdürlüğü) ile Rodos, Sakız ve Menteşe Sorgu Hâkimlikleri (Müstantiklikleri) gibi görevlerde bulundu.

Daha sonra Meriç, Köyceğiz, Florina, Daday, Göynük, Kandıra ve Mudurnu kazalarında Kadı Vekili (Nâip) olarak görev yaptı. Nisan 1910’da (Nisan 1326 – Rumi) emekliye ayrıldı.

İbrahim Hakkı Efendi (Geyveli)

İmamoğlu Hüseyin Efendi’nin oğlu olup 1845-1846 (Hicri 1262) yılında Geyve kazasının Akhisar nahiyesine bağlı Yukarı Gökgöz köyünde doğdu.

12 yaşında iken İstanbul’a geldi ve Fatih’teki Tetimme-i Hâmise Medresesine kaydoldu. Fatih Camii Birinci İmamı olan ağabeyi Hâfız Muhammed Efendi ve Mehmet Ağa Camii İmamı olan diğer ağabeyi Hafız Halil Efendi’nin yanlarında ikamet ederek öğrenimine devam etti. Rumeli Payesi sahibi ve Ders Vekili (Eğitim Bakanlığı İlim Kurulu Başkanı) olan Gümülcineli Ahmet Asım Efendi’nin derslerini takip etti. Hocasıyla yaşadığı bazı anlaşmazlıklar nedeniyle bir süre derslerden ayrıldıysa da sonradan tekrar hocasının yanına dönerek eğitimini sürdürdü ve 1890-1891 (Hicri 1308) yılında icazetnamesini (diplomasını) aldı. Daha önce 1871-1872 (Hicri 1288) yılında Kur’an-ı Kerim’i ileri düzeyde okuma yöntemi olan aşere ilminden ve hüsnühat (güzel yazı) sanatından da icazet almıştı.

1897-1898 (Hicri 1308/1315)* yılında kendisine “İbtidâ-i Hariç İstanbul Müderrisliği” (akademik başlangıç rütbesi) unvanı verildi. 1903-1904 (Hicri 1321) yılında ise akademik derecesi “Hareket-i Hariç” rütbesine yükseltildi.

Dersiâmlık (yüksek düzey öğretim üyeliği) görevini sürdürürken, liyakati dikkate alınarak 24 Nisan 1919 (24 Nisan 1335 – Rumi) tarihinde Kur’an-ı Kerim Müsveddelerini ve Dinî Eserleri İnceleme Kurulu (Tedkik-i Mesâhif ve Müellifât-ı Şer’iyye Meclisi) Üyeliğine atandı.

Her iki görevi de yürütmekte iken 10 Haziran 1921 (10 Haziran 1337 – Rumi) tarihinde vefat etti. Fatih’te Mirmirân Hasan Paşa (Eski Ali Paşa) Mahallesi’nde ikamet etmekteydi.

İbrahim Fahreddin Efendi

Eski Galata Kadısı ve Süleymaniye dersiâmlarından (yüksek düzey öğretim üyelerinden) Mustafa Asım Efendi’nin oğlu olup 1870-1871 (Hicri 1287) yılında Geyve kazasının Akhisar nahiyesine bağlı Çardak köyünde doğdu.

İstanbul’a gelerek Şehzade Rüştiyesinde (ortaokulunda) bir süre öğrenim gördü. Ardından Bayezit dersiâmlarından Rizeli Ahmet Rıfat Efendi’den Arapça ve dinî ilimler eğitimi alarak 1897-1898 (Hicri 1315) yılında icazetnamesini (diplomasını) aldı. Kadı yetiştiren Mekteb-i Nüvvâb’dan da Ekim-Kasım 1898’de (Cemaziyelahir 1316) dördüncü sınıf yeterlilik belgesi (tezkere) aldı.

Kasım-Aralık 1900 (Teşrinisani 1316 / Hicri Cemaziyelahir 1318) tarihinde Geyve Kazası Kadı Vekilliğine (Niyâbetine) atandı. İki yıl görev yaptıktan sonra 1902 (Hicri 1318) yılında görev süresini tamamlayarak ayrıldı.

Haziran 1903’ten Haziran 1905’e kadar Pravişte’de, Nisan 1906’dan Mart 1908’e kadar Ege Adalarından Molva’da, Şubat 1911’e kadar ise Selanik’te Doyran Kadı Vekilliği (Nâibliği) görevlerinde bulundu.

Aralık 1910 / Ocak 1911 (Teşrinisani 1326 – Rumi) tarihinde ikinci kez Geyve Kadı Vekilliğine atandı ve Nisan 1914’e kadar Geyve Kadısı olarak görev yaptı. Nisan 1914’te Karamürsel Kadılığına atandı; Mayıs 1915’te ise yeniden Geyve Kadısı oldu.

29 Ağustos 1906 (9 Recep 1324) tarihinde kendisine akademik terfi derecelerinden “İbtidâ-i Altmışlı” unvanı verildi.

İbrahim Enver Efendi (Geyveli)

“Karavelioğlu” lakabıyla tanınan Ömer Efendi’nin oğludur. 1854-1855 (Hicri 1271) yılında Geyve kazasının Hırka köyünde doğdu.

1864 (Hicri 1281) yılında Kur’an-ı Kerim’i ezberlemeye başladı ve üç yıl sonra hafız oldu. 1867-1868 (Hicri 1284) yılında Geyve Medresesine girdi ve altı yıl aralıksız öğrenim gördü.

1874 (Hicri 1291) yılında İstanbul’a gelerek Süleymaniye Tıp Medresesinde kalmaya başladı ve Sivaslı Ömer Efendi’den dersler aldı. 1887-1888 (Hicri 1305) yılında icazetnamesini (diplomasını) aldı. Bir yıl sonra profesörlük/müderrislik sınavına (rüûs) girerek dersiâmlık unvanını kazanmaya hak kazandı. 1891-1892 (Hicri 1309) yılında, henüz 38 yaşında iken Süleymaniye Camii’nde dersiâm (yüksek düzey öğretim üyesi) olarak ders vermeye başladı.

Nisan 1905’te (Nisan 1321 – Rumi) kendi ders halkasında yetiştirdiği 11 öğrencisine icazet verdi. 11 Ağustos 1899 (3 Rebiülahir 1317)* tarihinde kendisine “İbtidâ-i Hariç İstanbul Müderrisliği” akademik unvanı tayin edildi.

Süleymaniye dersiâmlığı görevini sürdürürken 26 Ocak 1921 (26 Kanun-ı Sani 1337 – Rumi) tarihinde vefat etti.

Mehmet Efendi (Geyveli)

Hacı Mehmet Efendi, 1851 (Hicri 1268) yılında Geyve’de doğdu.

Öğrenimini tamamlayıp gerekli sınavlardan geçtikten sonra, 1896 (Hicri 1312) yılında müftülük görevine başladı.

Ekim 1901’de (Teşrin-i Evvel 1317 – Rumi) İşkodra’da bulunan Şiyak Kazası Kadı Vekilliğine (Nâibliğine) atandı. Bu kazada kadılık görevini sürdürürken 14 Mart 1905 (14 Mart 1321 – Rumi) tarihinde vefat etti.

Ali Rıza Efendi (Geyveli)

Kapıcızâde Mehmet Ağa’nın oğludur. Nisan-Mayıs 1867 (Zilhicce 1283)* tarihinde Geyve kazasının Dereköy köyünde doğmuştur.

1900 (Hicri 1318) yılında İstanbul’daki Kirazlı Mescit Medresesinde sınava girerek müderris (öğretim üyesi) unvanı almış ve Geyve kazasına bağlı Akkaya köyünde babasının yaptırdığı medreseye atanmıştır. Daha sonra Ekim 1912’de (Teşrin-i Evvel 1328 – Rumi) merkez kazada bulunan İbrahim Paşa Medresesine müderris olarak tayin edilmiştir.

Ali Faik Efendi (Geyveli)

Süleyman Ağa’nın oğludur. 1889-1890 (Hicri 1307 / Mali 1306) yılında Geyve’de doğdu.

Geyve beldesinde ilkokul (Mekteb-i İbtidâiye) ve ortaokul (Rüştiye) öğrenimini tamamladı; bu süreçte çeşitli ilimler öğrendi. 12 Ekim 1905 (29 Eylül 1321 – Rumi) tarihinde diplomasını aldıktan sonra Adapazarı’ndaki Karaosman Medresesine girdi ve burada Arap dili ve ilimleri eğitimi aldı.

Türkçe okur yazarlığı olan Ali Faik Efendi, Adapazarı Mahkemesi (Şer’iyye Mahkemesi) bünyesindeki boş zabıt kâtipliği kadrosu için açılan sınava katıldı. Yeterliliğini kanıtlayarak 14 Mayıs 1912 (1 Mayıs 1328 – Rumi / 28 Cemaziyelevvel 1330) tarihinde göreve başladı ve 25 Mayıs 1912 (12 Mayıs 1328 – Rumi) tarihinde ataması resmi olarak onaylandı.

Sapancalı H. Hüseyin

19.yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın ilk yarısında yaşamıştır. Yaşamı hakkında detaylı bilgiler henüz bilinmemektedir. Dönemine göre nitelikli bir eğitim ve öğrenim gördükten sonra öğretmenlik mesleğini seçtiği anlaşılmaktadır.

1922 (Rumi 1338 / Hicri 1341) yılında Karaman Lisesinde (İdadisinde) Matematik Öğretmeni (Riyaziye Muallimi) olarak görev yaparken, Karaman’ın Sosyal, Coğrafi ve Tarihi Durumu (Karaman Ahval-i İctimaiyye ve Coğrafiye ve Tarihiyyesi) adıyla bir eser kaleme almıştır. Bu eser, Dr. Fethi Ferit Uğur aracılığıyla günümüze ulaşmış; ardından Doç. Dr. İbrahim Güler tarafından günümüz harflerine aktarılarak Türk Tarih Kurumu (TTK) tarafından tek cilt hâlinde basılmıştır.

Yazar, çalışmasının amacını eserin giriş kısmında; “Büyük vatanımızın bir parçası olan Karaman hakkında imkânlar ölçüsünde doğru bilgiler vermek” olarak ifade etmektedir. Kitapta Karaman’ın 20. yüzyılın başındaki tarihi, coğrafyası, sosyal yaşamı, tarihi eserleri, tarımı, ticareti, sanayisi, mimari yapıları, dili ve okulları gibi pek çok konuda detaylı bilgiler yer almaktadır. Yazarın kendisini geliştirmek için Alman ve Fransız yazarların Türkçe çeviri eserlerini okuduğu anlaşılmaktadır.

KAYNAKÇA

  • Çetin, A. (2005). Sakarya meşhurları üzerine bir deneme —Osmanlı Dönemi—. M. Alpargu & M. Demir (Ed.), Sakarya İli Tarihi (Cilt 1, ss. 673-684). Sakarya Üniversitesi Rektörlüğü Yayınları. 

Sakarya Üniversitesi E-Kitap Bağlantısı