Edebiyatçılar
Ahmet Mustafa Kulaber (Eğitimci, Şair ve Yazar)
Ahmet Mustafa Kulaber, 10 Haziran 1939 tarihinde Sakarya’nın Hendek ilçesine bağlı Karadere köyünde doğdu. Eğitim hayatına kendi köyünde başlayan Kulaber, ilköğrenimini Düzce Selamlar Köyü İlkokulu’nda tamamladı. Arifiye İlköğretmen Okulu sınavlarını kazanarak başladığı öğretmenlik yolculuğunda, 1960 yılında mezun olarak eğitim ordusuna katıldı.
Eğitim ve Meslek Hayatı
Öğretmenlik görevini icra ederken mesleki gelişimini sürdüren Kulaber, Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Eğitim Yüksekokulu’nu bitirdi. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde Çankırı, Amasya, Samsun, İzmir ve Sakarya illerinde öğretmen, müdür yardımcısı ve müdür olarak uzun yıllar hizmet verdi. 14 Temmuz 1987 tarihinde, okul müdürlüğü görevindeyken kendi isteğiyle emekli oldu.
Edebi Kimliği ve Yayıncılık Faaliyetleri
Edebiyata olan tutkusu henüz ortaokul ikinci sınıftayken yayımladığı Şelaleden Damlalar adlı ilk şiir kitabıyla başladı. Yazın hayatı boyunca basın ve yayın dünyasının içinde aktif olarak yer aldı:
Akyazı’da İlk Haber: Eşinin imtiyazı altında haftada üç gün yayımlanan bu yerel gazeteyi üç yıl boyunca çıkardı.
Dergi Yayıncılığı: Halk eğitimine yönelik Ferhat dergisi ile Delta Ajans dergisini yayın hayatına kazandırdı.
Çağdaş Ekin Dergisi: Sakarya Yazarlar ve Şairler Derneği başkanlığı döneminde, derneğin yayın organı olan bu derginin sahipliğini ve yazı işleri müdürlüğünü üstlendi.
Ulusal ve yerel ölçekteki pek çok antoloji, dergi ve gazetede yüzlerce makale ve şiiri yayımlanan Kulaber, Sakarya edebiyat çevresinin köşe taşlarından biri olmuştur.
Ahmet Mustafa Kulaber, Sakarya’nın kültürel iklimine en büyük katkılarından birini Sakarya Yazarlar ve Şairler Derneği’ni (SAYSAD) kurarak gerçekleştirmiştir. Beş yıl boyunca derneğin kurucu başkanlığını yürütmüş, günümüzde ise derneğin “Kurucu Onursal Başkanı” sıfatını taşımaktadır. Sakarya Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı ve Irmak dergisi gibi platformlarda, şehrin edebi kimliğinin tanıtılmasında rehber roller üstlenmiştir.
Eserleri
Yazarın yayımlanmış 9 ana eseri ve çeşitli çalışmaları şunlardır:
Şelaleden Damlalar (Şiir)
Öğretmen ve Öğrenci Şairler Antolojisi
Öğretmen Öğrenci Şiirleri Antolojisi
Anadolu Türküsü
Oğlumun Şiir Defteri
İlimiz Sakarya (Tanıtım Broşürü)
Yeni Şairler Antolojisi
Yeni Kuşak Şairler Antolojisi
Gülkokusu
Akşam Olurken
Sosyal ve Edebi Dayanışma
Yaşamını Kocaeli Huzurevi’nde sürdüren Kulaber, edebi çalışmalarında ve kişisel yaşamında toplumsal dayanışmanın önemini her zaman vurgulamıştır. Akşam Olurken adlı kitabının basımında Adapazarı Belediyesi, Kocaeli Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü ve Sakaryalı iş insanlarının desteğini görmüştür. 26 Aralık 2015 tarihinde, kurucusu olduğu derneğin 10. kuruluş yıldönümünde, Türk edebiyatına ve Sakarya kültürüne sunduğu katkılardan dolayı özel bir şilt ile onurlandırılmıştır.
Ahmet Mustafa Kulaber, Arifiye ruhuyla yetişmiş bir eğitimci olmasının yanı sıra, Sakarya’da edebiyatın örgütlü bir yapıya kavuşmasını sağlayan vizyoner bir isimdir. Şiirlerinde Anadolu sevgisini, çocukluk masumiyetini ve yaşamın akşam vaktindeki derinliği işler.
Benim doğduğum köyde karlı dağlar ardında
Kınalı kayaların yoktu sabahı
Yolları diken dikendi tozlar arasında
Kağnı sesinden kusardı sokakları
Ve sönerdi sabır mumları aydınlığına
Beklerdi sabahında baharı
Ahşap bir evde doğmuşum
Kuşların cıvıltısında
Aydınlıklar bekleyen bitimli bir evrende
Bir dilim ekmeğe, suya olurdu insanı muhtaç
Savaşın ıslığında
Bir tarihi öpmüşüz
Kimi çıplak kimi aç…
Ben korkulu rüyaların
Pas tutmuş gecelerin sardığı insanım
Tedirgin sabahında gözlerimi açarken
Tüterdi tüm özlemler evrenin sinesinde
Kararan gecelerde oyuncaksız her işim
Coşkun akan suların süpürdüğü yerde
Yalın ayak gezmişim…
…
Kaynakça
Antoloji.com “Ahmet Mustafa Kulaber” maddesinden alınmıştır (Erişim tarihi 27.02.2026)
Ahmet Nevzat Günaydın (Eğitimci, Ressam ve Yazar)
23 Nisan 1932 tarihinde Şanlıurfa’da dünyaya geldi. 28.04.2023’te vefat etti. Mehmet Sabri Bey ve Ayşe Hanım’ın evladıdır. İlk ve ortaöğrenimini memleketi Şanlıurfa’da tamamladıktan sonra, sanata olan yatkınlığını akademik bir zemine taşımak amacıyla Yüksek Öğretmen Okulu’na girdi ve buradan Resim Öğretmeni olarak mezun oldu.
Sakarya ile Kesişen Yollar
Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde öğretmenlik yaptıktan sonra, 1960 yılında askerlik vazifesi vesilesiyle Adapazarı’na geldi. Bu geliş, hayatında bir dönüm noktası oldu; şehre olan sevgisi nedeniyle bir daha Sakarya’dan ayrılmadı. 1961 yılında Neziha Hanım ile hayatını birleştiren Günaydın’ın bu evlilikten bir kız evladı dünyaya geldi.
Sanatla Geçen Bir Ömür
Eğitimcilik hayatı boyunca sanatın inceliklerini öğrencilerine aşılayan Günaydın, 26 yıllık hizmet süresinin ardından emekli oldu. Ancak sanatkâr ruhu, sadece resimle sınırlı kalmadı:
Müzik: Amatör olarak müzikle ilgilendi ve özellikle cümbüş icrasındaki yeteneğiyle tanındı.
Görsel Sanatlar: Resmin yanı sıra geleneksel sanatlarımızdan tezyinat (süsleme) ve seramik dallarıyla da yakından ilgilendi.
Yazarlık: Sosyal ve ekonomik meselelere duyarlılığını yerel gazetelerdeki köşe yazılarıyla dile getirdi.
“Dedik Muhabbet Olsun” ve Özdeyişleri
Ahmet Nevzat Günaydın, düşünce dünyasının derinliğini kısa ve öz bir anlatım biçimi olan özdeyişlere (vecizeler) aktardı. Mizah ile fikri harmanladığı bu çalışmalarını “Dedik Muhabbet Olsun” başlığı altında topladı. Günümüzün karmaşık yapısını ve insan ilişkilerini keskin bir gözlem gücüyle ele alan bu eser, edebiyatın “az sözle çok şey anlatma” geleneğinin Sakarya’daki önemli örneklerinden biridir.
Eserinden Bazı Seçkiler:
“Vicdanından özürlü olmak, insanoğlunun uğrayabileceği en büyük felakettir!”
“Günümüzde: Belinde silahı, cebinde parası olanların yürüyüşleri ve bakışları değişik oluyor; maalesef!”
Kaynakça:
Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
Akgün Akova (Şair, Yazar ve Fotoğraf Sanatçısı)
Akgün Akova, 5 Şubat 1962 tarihinde Sakarya’nın Akyazı ilçesinde doğdu. Eğitim hayatına Gebze Lisesi’nde (1979) başlayan Akova, 1985 yılında Hacettepe Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. Ardından İstanbul Üniversitesi İşletme İktisadı Enstitüsü’nde yüksek lisans yaparak teknik eğitimini yönetim bilimleriyle pekiştirdi.
Edebi Yolculuğu ve Şiiri
Akova’nın edebiyat dünyasına girişi 1984 yılında Milliyet Sanat dergisinde yayımlanan ilk şiiriyle oldu. 1991 yılında yayımlanan ilk şiir kitabı Sansürttürme Şar Abüüü, onun kendine özgü, ironik ve düşsel dilinin müjdecisiydi. Şiirlerinde gerçeği hayal gücüyle harmanlayan sanatçı, edebiyat çevreleri tarafından 20. yüzyıl Türk şiirinin yenilikçi seslerinden biri olarak kabul edildi.
Çok Yönlü Sanat Hayatı
Sanatçı, sadece şiirle yetinmeyip seyahat yazarlığı, fotoğrafçılık ve radyo programcılığı gibi pek çok disiplinde eserler verdi:
- Seyahat Editörlüğü: 1998-2006 yılları arasında Voyager dergisinde seyahat editörlüğü yaptı. Yazıları ve fotoğrafları National Geographic, Skylife ve Marie Claire Maison gibi pek çok prestijli mecrada yayımlandı.
- Yaratıcılık Eğitimleri: Kadir Has Üniversitesi, Akademi İstanbul ve İstanbul Oyuncak Müzesi bünyesinde “Yaratıcılık” üzerine dersler ve atölyeler yönetti.
- Medya Çalışmaları: TRT ve Açık Radyo’da sunuculuk, metin yazarlığı ve yapımcılık yaparak sesin ve sözün gücünü kitlelere ulaştırdı. TRT’de yayınlanan Okudukça (1997) ve Artı Sanat (1998) programlarında metin yazarlığı yaptı. Açık Radyo’da Kanatlar ve Sözcükler programını hazırlayıp sundu.
Ödülleri
Eserleri birçok dile çevrilen Akova, kariyeri boyunca önemli ödüllere layık görüldü:
- 1993: Truva Şiir Ödülü.
- 1998: Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Ödülü (Yıkık Bir Çocuk Bahçesi Gibiydi Yüzü adlı eseriyle).
- 2003: Dionysos Şiir Ödülü.
Eserleri:
Şiir kitapları
Sansürttürme Şair Abüüü (1991, Cem Yayınevi)
Pepetye (1992, Cem Yayınevi)
Baba Bana Bağırma (1994, Cem Yayınevi)
Aşk ve Kuyrukluyıldız (1997, Çınar Yayınları)
Seçme Şiirler (1998, Çınar Yayınları)
Sevdiğim Kadın Adları Gibi (2002, Çınar Yayınları)
Yüzünden Yollar Çıkardım (2019, Kara Karga Yayınları)
Deneme kitapları
Güzel Atlar Ülkesi (1996, Çınar Yayınları)
Yıkık Bir Çocuk Bahçesi Gibiydi Yüzü (1997, Çınar Yayınları)
Elimi Tut Yeter (1998, Çınar Yayınları)
Fotoğraf kitapları
Bir de Baktım ki, Çocuklar… (2001, Eczacıbaşı İlaç Pazarlama)
Turkey Over the Rainbow (2003, Serono)
İki Şair Arasında, İstanbul (2006, Aya Kitap)
Işığın Sevinci Türkiye (2006, Türk Hava Yolları)
Kırlangıcın Kanadı Datça (2007, Datça Belediyesi Yayını)
Gezi kitapları
Isparta Gezi Rehberi (2005, Isparta Valiliği Yayını)
Türkiye’nin En Güzel Tatil Yöreleri (2005, Novamedya Yayıncılık)
Kars ‘Beyaz Uykusuz Uzakta’ (2006, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık)
Sevincin Kıyısı Datça (2007, Datça Belediyesi Yayını)
Gaziantep ‘Dört Yanı Dağlar Bağlar’ (2007, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık)
Üsküdar’a Kadar Kastamonu (2008, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık)
Önemli ödülleri
Truva Şiir Ödülleri (1993)
Dionysos Şiir Ödülü (2003)
Dil Derneği Ömer Asım Ödülü (1998)
Kaynakça:
Antoloji.com “Akgün Akova” maddesinden alınmıştır (Erişim tarihi 27.02.2026)
Asuman Figen Tümer (Şair ve Yazar)
Asuman Figen Tümer, 17 Nisan 1955 tarihinde Adapazarı’nda doğdu. İlk öğrenimini Adapazarı Cumhuriyet İlkokulu’nda (1965), orta öğrenimini Özel Sakarya Koleji’nde (1968) tamamladı. 1971 yılında Adapazarı Ticaret Lisesi’nden, 1976 yılında ise İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nden mezun oldu.
İş Hayatı ve Havacılık Kariyeri
Tümer, çalışma hayatının önemli bir kısmını havacılık sektöründe geçirdi. 1976-1988 yılları arasında Türk Hava Yolları’nda (THY) memur ve yönetici olarak 12 yıl görev yaptı. 1990-1991 yıllarında özel bir havayolu şirketinde Uçuş Hizmetleri Müdür Yardımcılığı görevini üstlendi.
Yayıncılık ve Amerika Yılları
1995 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne yerleşen Tümer, burada 12 yıl ikamet etti. Bu süreçte The Best Life dergi grubu için yazmaya başladı ve grubun Amerika muhabirliğini yürüttü. 1997-2006 yılları arasında derginin Yazı İşleri Müdürü ve ardından Yayın Kurulu Başkanı olarak görev yaptı.
Edebi Kimliği ve Sanat Çalışmaları
Öykü yazarlığına 1977 yılında başlayan Tümer, eserlerinde kullandığı duru Türkçe ve kendine özgü anlatım formlarıyla dikkat çekti. Statükocu estetiğe karşı, eskiyle yeniyi harmanlayan bir tarz geliştirdi.
Müzikle de yakından ilgilenen yazarın, 1971 yılında Cahit Oben bestelerini seslendirdiği bir albümü yayımlandı. ABD’de şan ve müzikal eğitimi aldı. 2016 yılında, 70’den fazla öyküsü Dr. Hasan Cihat Örter tarafından bestelendi. Bu çalışma, “Müzikli Öyküler” projesi kapsamında 10 Nisan 2018’de Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda dinleyiciyle buluştu.
Başarıları ve Üyelikleri
Türk öykücülüğünü temsilen kitapları; ABD’de Ohio, New York ve Florida eyaletlerindeki üniversite kütüphanelerinde, Gürcistan’da Şota Rustaveli Üniversitesi’nde ve Türkiye’de Bahçeşehir, Özyeğin, Yıldız Teknik gibi saygın üniversitelerin koleksiyonlarında yer almaktadır.
Üyelikler: Edebiyatçılar Derneği, Avrupa Yazarlar Konseyi (EWC), Uluslararası PEN Yazarlar Derneği, Doğu Avrupa Edebiyat Platformu, Atatürkçü Düşünce Derneği ve BESAM.
Ödüller: 1999: Ankara Öykü Günleri – Oktay Akbal Öykü Yarışması Birinciliği (“Ayarı Bozuk Çayevi”, “Şakacı” ve “İkinci Perde” öyküleri ile).
2022: Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi – Sanat ve Kültür Ödülü.
Asuman Figen Tümer, Adapazarı’nın yetiştirdiği, uluslararası platformlarda Türk edebiyatını temsil eden ve farklı sanat disiplinlerini (edebiyat-müzik) başarıyla birleştiren çok yönlü bir değerimizdir.
Eserleri
| Tür | Kitap Adı | Yayınevi / Yıl |
| Şiir | Asuman | Cem Yayınları (1997) |
| Öykü | Ayarı Bozuk Çayevi | Cumhuriyet Kitapları (2000) |
| Gökkuşağı Tarlası | Karınca Yayınları (2019) | |
| Roman | Kura’nın Şarkısı | Dünya Ağacı Yayınları (2007) |
| Güneş Suya Ne Söyler | Doan Kitap (2009) | |
| Himiko (Halit Kakınç ile) | 2022 | |
| Anı | Figen Apartmanı | 2022 |
Yitik Şehir
Yine döndüğümde oralara
Hep aynı bulmak isterim
Sokak satıcısını köşede
Manavı, bakkalı eski yerinde
Ustayı, çırağı tamircide
Sucuyu merdivenlerde
Komşularımı konuşkan, neşeyle
Aynı hisleriyle…
Oysa değişmiştir zaman
Değişmiştir her şey benim gibi her an
Usta olmuş çırak
Market olmuş köşedeki bakkal
Sokak satıcısı?..
Nerelerde kim bilir?
Evler dizi dizi
Bahçe içinde ne hayatlar gizliydi
Yıkılmış yerle bir olmuşlar
Yüksek binaları yan yana koymuşlar
Herkes yabancı
Hayat yalancı…
Bıraktıklarımızdan kalmamış bir iz
Biz, nerelerdeyiz?
Özlüyorum seni küçük fırınım
Özlüyorum seni Ali bakkalım
Bahçemde bir gül vardı
O bile gitmiş
Sordum
Kimse görmemiş…
Küçücük bir fidan vardı
Ben küçükken ekilmiş
Tanıyamadım; “Sen Kimsin?”
Dedim,
“Hatırlamazsın” dedi, dallara göre eğmiş.
Kaynakça:
Biyografi.com “Asuman Tümer” maddesi (Erişim tarihi: 27.02.2026)
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri. Adapazarı: Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayını.
Aşık Deryami (Halk Ozanı)
Aşık Deryami, 1926 yılında Artvin’in Şavşat ilçesinde, Armutlu mahallesinde dünyaya geldi. 17 Kasım 1987 yılında ise Adapazarı’nda vefat etti. Asıl adı Dursunali Erdoğan’ın mahlası Deryami’dir. Hiç okula gitme imkânı bulamamasına rağmen, kendi kendini yetiştirerek halk ozanları arasında haklı bir üne kavuşan “ümmî” bir bilgedir.
Aşıklık Yolculuğu ve Olgunlaşma Dönemi
Çocukluğu çobanlık ve geçim sıkıntısıyla geçen Deryami, yetişkinlik çağında Şavşat’a gelen usta aşıkları dinleyerek bu sanata gönül verdi. Kendi çabasıyla öğrendiği saz çalma yeteneğini, usta ozan Aşık Gılmani’nin hayranlığını kazanacak seviyeye taşıdı. Gılmani, bu yeteneği ödüllendirerek çok sevdiği sazını Deryami’ye hediye etti. Aşk acısı, hasret ve yaşam kavgasıyla harmanlanan sanatı, onu geleneksel Konya Aşıklar Bayramı’nın vazgeçilmez isimlerinden biri yaptı. Burada girdiği her dalda birincilikler, madalya ve takdirnameler kazandı.
Adapazarı Yılları ve Şehirle Kurulan Bağ
1962 yılında yolu Sakarya’ya düşen Deryami, ömrünün çeyrek asırdan fazlasını (26 yıl) Adapazarı’nda geçirdi. Şehirde dolmuşçuluktan lokantacılığa, tamircilikten esans satıcılığına kadar pek çok işte çalışarak ekmeğini taşa vurdu. Adapazarı sokaklarında elinde sazıyla şiir söyleyen bu “garip” ozana alışmakta zorlanan şehir, ona hak ettiği ilgiyi ancak ömrünün son demlerinde gösterdi. Hayatının son günlerini, dönemin belediye başkanı tarafından tahsis edilen bir evde sokaktan kurtularak geçirdi.
Edebi Kimliği
Deryami, sadece bir aşk ozanı değil, aynı zamanda keskin dilli bir hiciv şairidir. Onu hicve iten sebepler; toplumdaki adaletsizlik, haksızlık, yolsuzluk ve vurdumduymazlıktı. “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!” düsturuyla, üzerine düşen görevi şiirleriyle yerine getirdi. Zarif üslubu, kıvrak zekâsı ve akıcı lisanıyla halk edebiyatı geleneğine sadık kalarak hece vezniyle coşkulu eserler verdi.
Eserleri
Kitap Adı | Yayın Yılı / Detay |
Aşık Deryami | 1987 (Adapazarı Belediyesi Katkılarıyla, Halil Açıkgöz Derlemesi) |
Gülme Zarıma | 1990 (Kültür Bakanlığı Yayınları, Halk Edebiyatı Serisi) |
Ödülleri
Konya Aşıklar Bayramı Atışma ve İrticali Şiir Birincilikleri
Ersene Gönül
Gel benim sözüme eyce dikkat et,
Çok taşma kabından dursana gönül.
Kıymetini bilenlere hürmet et.
Arif söze kulak versene gönül.
Ömür bahçeleri olacak talan,
Kim imiş burada temelli kalan?
Ne kadar yaşasan ahiri yalan,
Hakikat bağına girsene gönül.
Sarraf beğenecek dür olmak için,
Dü cihanda yüzün nur olmak için,
Yaradan yarına yar olmak için,
Başın taştan taşa vursana gönül.
Vereceksin yaradana bu canı,
Kıl namazın terkeylersin şeytanı,
Sana düşman olan nefsin gerdanı,
Çalışıp genç iken kırsana gönül.
Deryami meylini sen bağla dine,
Çok havadan gider iner zemine,
Resül-i Ekrem’in kurduğu bina,
Gençliğinde çalış ersene gönül.
(Şavşat 1954) (Aşık Deryami, Haz. Halil Açıkgöz, Sh.117
Kaynakça:
Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet döneminde Sakarya’da Türk edebiyatı. Adapazarı: Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri. Adapazarı: Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayını.
Yusuf CİNAL. Deryami : Aşık Dursunali Erdoğan.
Aşkım Akyıldız (Şair, Ressam ve Heykel Sanatçısı)
Aşkım Akyıldız, 15 Nisan 1967 tarihinde Adapazarı’nda doğdu. Sanat dünyasında tam adı olan Aşkım Önenoğlu Akyıldız ismiyle tanınır. Edebiyatı resim ve heykel sanatı ile birleştiren sanatçı, günümüz Türk sanatında disiplinlerarası üretimin özgün temsilcilerinden biridir.
Sanatsal Üretimi ve “Bez Heykel” Serüveni
Akyıldız, geleneksel malzemeleri modern bir estetikle yorumlamasıyla dikkat çeker:
- Görsel Sanatlar: Resim ve heykel çalışmalarını edebiyatla paralel yürüten sanatçı, bugüne kadar üç kişisel resim sergisi açmıştır.
- Bez Heykel: Kumaşlar, ipek dokumalar ve dantelleri kullanarak oluşturduğu “Bez Heykel” çalışmaları, sanatçının hayal dünyasını yansıtan birer “hayal bohçası” niteliğindedir. 2011 yılındaki bez heykel sergisinin ardından, 2017 yılında suluboya ve bez heykelleri buluşturan “Yazın Gölgesi Düş-Tü” sergisi sanatseverlerle buluşmuştur.
Edebi Kimliği ve Şiir Anlayışı
Edebiyat dünyasına 1990 yılında yayımlanan Kör Mavi adlı şiir kitabıyla adım atan Akyıldız, şiirlerinde doğrudan bir deyişi ve özgün bir sesi tercih eder.
- Üslup: Şiirleri ve resimleri arasındaki en belirgin ortak nokta; doğadan ve hayatın içinden seçtiği nesnelerin detaylarında saklı olan “soyut dil”dir. Nesnelerin kendisinden ziyade, o nesnelerin ruhundaki detaylara odaklanır.
- Birikim Süreci: Ressam Mevlut Akyıldız ile evliliği sonrası girdiği uzun birikim döneminin meyvelerini, 2006’da yayımlanan Rüzgârın Gölgesinde Saklı Aşkım eseriyle vermiştir.
Eserleri (Kitaplar)
| Tür | Kitap Adı |
| Şiir | Kör Mavi (1990) |
| Şiir | Rüzgârın Gölgesinde Saklı Aşkım (2006) |
| Şiir | Gül Soyunur Kokusu Bende Kalır (2013) |
| Şiir | Zaman İpektendi (2013) |
| Şiir | Yaz Aşkı Sorar (2015) |
| Şiir | Gitmeden Söyle (2017) |
| Şiir | Sitemim Lal 2024) |
Önemli Sergileri
- 2011: Bez Heykel Sergisi
- 2017: Yazın Gölgesi Düş-Tü (Suluboya ve Bez Heykel Sergisi)
Aşkım Akyıldız, Sakarya’nın yetiştirdiği “çok yönlü sanatçı” profilinin en estetik örneklerinden biridir. Onun sanatında şiir bir resim gibi izlenir, bez heykeller ise adeta birer mısra gibi okunur. Sanatçının kullandığı ‘soyut dil’, Sakarya edebiyat atlasına farklı bir derinlik katmaktadır.
Kaynakça:
https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/askim-akyildiz
Hayatın geçiciliği ve ölüm
Resim ve şiirle geçeriz zamanın önünden
Hayata gösterdiğim özen, ölümü bildiğimden
Dedem giderken yanına
Birikmiş ay manzarasıyla
Karanfil kokusu aldı
Kalanlar en çok onun
gülmelerini hatırladı
Ardından babam gitti
Eksildi nem çimenden
Çatımız yıkık
Yalnızdık
İçimdeki mavi coştukça
Yüzer gemileri o günlerin
Beni seyrettiğini bilirim
Bir akşam üstü
Ölmüş büyüklerimin
Eskimeyen yok olan
Tek oyuncağımızdı
Alacalı Çomar
Ölüm kaybolmakta
Ölüm
Yeni dost aramak
(Gül Soyunur Kokusu Bende Kalır)
Ayfer Tunç (Yazar, Yayıncı ve Senarist)
2 Mart 1964 tarihinde Adapazarı’nda doğdu. İlk öğrenimini bu şehirde tamamladıktan sonra İstanbul Erenköy Kız Lisesi’ni ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Edebiyat dünyasına girişi, üniversite yıllarında çıkardığı dergiler ve yazdığı ilk öykülerle oldu.
Yayıncılık ve Medya Kariyeri
Ayfer Tunç, yazarlık kimliğinin yanı sıra Türk yayıncılık dünyasında önemli sorumluluklar üstlenmiş bir isimdir:
- Dergi ve Gazetecilik: İlk yazısı 1983’te Edebiyat ’81 dergisinde yayımlandı. 1984’te Tanım dergisini çıkardı. Sokak dergisi, Güneş ve Yeni Yüzyıl gazetelerinde çalıştı.
- Yayın Yönetmenliği: Yapı Kredi Yayınları’nda uzun yıllar yayın yönetmenliği yaparak edebiyat dünyasına mutfaktan hizmet etti.
- Senaryo Yazarlığı: Radyo oyunları ve TV dizileri için senaryolar kaleme aldı. Öyküleri ve uyarlamaları (“Ah”, “72. Koğuş”, “Usta”) beyazperdede karşılık buldu.
Edebi Kimliği ve Başarıları
Tunç, modern Türk edebiyatında toplumsal belleği, aile yapısını ve bireyin derin yalnızlığını (“dünya ağrısını”) en iyi çözümleyen kalemlerden biridir:
Ödülleri
1989 yılında “Saklı” adlı öyküsüyle Yunus Nadi Kadın Konulu Öykü Ödülü’nü, 2003 yılında ise Türkiye’nin bir dönemine ayna tutan Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek adlı eseriyle prestijli Balkanika Edebiyat Ödülü’nü kazandı.
Eserleri
| Tür | Eser Adı | İlk Yayın Yılı |
| Roman | Kapak Kızı | 1992 |
| Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi | 2009 | |
| Yeşil Peri Gecesi | 2010 | |
| Suzan Defter | 2011 | |
| Dünya Ağrısı | 2014 | |
| Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura | 2018 | |
| Osman | 2020 | |
| Kuru Kız | 2022 | |
| Annemin Uyurgezer Geceleri | 2025 | |
| Öykü | Saklı | 1989 |
| Mağara Arkadaşları | 1996 | |
| Aziz Bey Hadisesi | 2000 | |
| Taş – Kağıt – Makas | 2003 | |
| Evvelotel | 2006 | |
| Anlatı / Yaşantı | Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek | 2001 |
| Ömür Diyorlar Buna | 2007 | |
| Memleket Hikâyeleri | 2021 | |
| Araştırma | İkiyüzlü Cinsellik (Oya Ayman ile) | 1995 |
| Senaryo | Düş, Gerçek, Bir de Sinema | 1995 |
| Usta | 2008 | |
| 72. Koğuş | 2011 |
Saklı
“Arkasından bakardım. Bakardım da, o büyük yabancılığın böyle bir şehirde hüzün olup gülünç görünmesini anlayamazdım. Çocuktum o zamanlar, paytonların fayton olduğunu, çok sonra, kitaplardan öğrendim.” Ayfer Tunç / Saklı
Geçmiş Zaman
Basarken mevsimlerin tuşlarına ağır ağır
Tiz bir ses yükseldi hatıralardan;
Sırçadan can evimi sardı mavi alevler
Tunç avizelerin loş ışığı altında
Altın tastan içerken zamanı.
Götürdü hafızamı yeşil bir kuş
Yorgun anılarına gençliğimin.
Kımıldanır can alıcı yerimde bir karayılan
Bağrıma bir darbe indirir ansızın.
Takunya sesleri arasında bir şarkı tutturulur
Bir önceki evin penceresinden.
Daha önceki evde eğri bir plâk
Aşk hikayeleri söyler şarkılar arasında.
Şarkılar, şarkılar, süregiden şarkılar…
Nihayet yıllar öncesinden bir türkü gelir aklıma
Başlar mırıldanmaya solgun dudaklarım
Ve ardından derin bir sessizlik.
Yine vagonlar geçer ardı kesilmiyen
Zaman lokomotifinin arkasından
Ve yolcular arasında ben… Ayfer Tunç/ Geçmiş Zaman
Ayfer Tunç, Adapazarı’nın sokaklarından süzülüp gelen çocukluk gözlemlerini, dünya edebiyatı standartlarında bir derinlikle kurguya dönüştürmüştür. Özellikle eserlerinde işlediği “şehirli hüzün” ve “aidiyet” temaları, Sakarya’nın edebi kimliğinin modern yüzünü temsil eder.
Kaynakça:
- Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
- Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (TEİS), Ahmet Yesevi Üniversitesi.
- Akkan, O. (2012). Ayfer Tunç’un Öykülerinde Yapı ve Tema. (Yüksek Lisans Tezi).
Aziz Kemâl Hızıroğlu (Şair, Yazar ve Çevirmen)
1949 yılında Adapazarı’nda doğdu. İlk öğrenimini Kasımpaşa ve Adapazarı’nda tamamladıktan sonra 1967’de Kuleli Askeri Lisesi’nden, 1971’de İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Şair, tedavi gördüğü hastanede 30 Kasım 2025 tarihinde vefat etmiştir.
Hızıroğlu’nun hayatı, inandığı değerler uğruna verdiği mücadelelerle şekillenmiştir:
- Askeri Kariyer ve İhraç: 1980 yılına kadar askeri okullarda öğretmen-subay olarak görev yaptı. 12 Eylül 1980’de yüzbaşı rütbesindeyken siyasal gerekçelerle tutuklandı. 1984 yılında beraat etmesine rağmen ordudan ihraç edildi.
- Eğitim ve Çeviri: 1985-1996 yılları arasında felsefe ve ekonomi-politik çevirileri yaptı. Çeşitli vakıf, dernek ve sendikalarda İngilizce atölyeleri yönetti. 2000’li yıllarda Toplumsal Araştırmalar Vakfı’nda (TAV) eğitim ve kültür yöneticiliği yaptı.
Edebi Kimliği ve Şiir Anlayışı
İlk şiiri 1962 yılında, henüz 13 yaşındayken Adapazarı’nın yerel gazetesi Gürses’te yayımlandı. Şiiri; estetik, toplumsal ve tarihsel bir örgütlenme olarak gören Hızıroğlu, “Toplumcu-Gerçekçi” çizginin modern bir temsilcisi olmuştur.
- Üslup: Parnasizmden sürrealizme kadar pek çok akımı yakından takip etse de, en zengin kaynağın Anadolu olduğunu savundu. Şiirlerinde toplumsal sorumluluk, haksızlığa direnç ve insana dair derin sezgiler ön plandadır.
- Ödülleri: 1989 yılında “Hoşgeldin Dokunmaya” adlı dosyasıyla Cahit Sıtkı Tarancı Şiir Yarışması’nda ikincilik ödülüne layık görüldü. PEN Türkiye, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Edebiyatçılar Derneği üyesiydi.
Eserleri
Aziz Kemâl Hızıroğlu, ardında şiir, roman ve deneme türlerinde geniş bir külliyat bırakmıştır:
| Tür | Eser Adı | Yayın Yılı |
| Şiir | Hoşgeldin Dokunmaya | 1989 |
| Hazırlıksız ve Yalnız | 1992 | |
| Saprofit / Ebrucu | 1996 | |
| Okyanus Eskiz’i Şeyler / Usulca / Yaşandınız Öldünüz | 1998 | |
| Şebnem | 2000 | |
| Beyaz da Bitti | 2002 | |
| Seçme Şiirler | 2003 | |
| Mühür | 2004 | |
| Göndere Çekilen Karanfil | 2005 | |
| Tay Sökünü | 2006 | |
| İnsan Neresi | 2009 | |
| Trajedi Koğuşu | 2011 | |
| Kana Yüzüm | 2016 | |
| Sızıltı | 2018 | |
| Roman | Tabanımdaki Çamur | 1996 |
| Deneme | Şiir, Aşk ve Devrim | 2012 |
| Karanfil Taşıyan Atlılar-I | 2014 |
Annem: Uzak Sığınaktaki Yaralı Asker
Balkanlı bir müslümanın adapazarı seramiği
kırılacak görünüyor, varsıl düşleri unutulmayan
beş çocuklu tek odalı hacıhüsrev eşiklerinde… Nasıl bulur
bir başka hayatı yaşlılık büyücüsüne devredilen yakacık zamanına?
Menekşe seven balkonların tanıklığında dolapdere’li nihavent
akşamlara çakılı hasret. Akran telaşı, komşu gizi, karabasan,
evlat uzaklıkları: Küskünlük, umarsızlık, ‘ben’ çöküşleri…
Hepsini tek düşe dönüştürmüş annemin kül çekmeceleri.
Artık yer sofrasına sığmıyor çocuklar. Çocuk da kim, çocuk ner’de?
Herkes kendi yanlışının peşinde ruh yaşlandırıyor.
Kaç yıldır yeni fotoğraf yok beş çocuğun ortasında. Sarılık
renklenememiş bir harita gibi ebemkuşağı kovalıyor. Her kaçış ölmüş
bir kocanın din inadına çarpıyor aynı kapıda. Yalnızlık el bombası,
ıssızlığa düşüyor. Patlamayı unutup, katlanmayı unutup
onu seviyormuş gibi yapıyor.
Hüzün kırılıyor, çenesi kırılıyor, umudu kırılıyor.
Umar yüreğine tutunuyor kırılırken: Düşük hüzün, düşük çene, düşük umut
ve kaç düşük çocuk. Yakın kan bağı. Bağ gidiyor kan kalıyor.
Annem evham ve kokular kölesiydi, öyle kalıyor. Her yer börtü böcek.
Börtü böcek ve bütün inançlar sabah ölüp akşam diriliyor. En uzun ibadet
yatsı vakti bir mağara uçuşu. Duvardan duvara hayırdua. Sonra rutubet,
üşümeler, küf… Üç ayaklı çiçekliğin ardına saklanmış torun yüzleri.
Ah! Onlar da olmasa, onlar da olmasa sanki taş devri…
Annemin ruhu: Konuksuz ev. Kesik telefon. Hangi tanrı irem vaadiyle,
sızsa kapı altından ulaşamıyor yalnızlığın görkemli tahtına.
Annem uzak sığınakta yaralı asker
izi bulunamıyor…
Kaynakça:
- Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (TEİS), Ahmet Yesevi Üniversitesi.
- Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) Vefat Bildirisi (2025).
Cemal Karaağaç (Şair, Yazar)
1960 yılında Sakarya’nın Sapanca ilçesinde doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Sapanca’da tamamladı. Eğitim hayatı boyunca otomotiv, işletme, iktisat ve sinema-televizyon gibi farklı disiplinlerde öğrenim gördü. Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü mezunu olan Karaağaç, bu teknik birikimini sanatsal çalışmalarıyla harmanladı.
Mesleki ve Sivil Toplum Çalışmaları
Karaağaç, profesyonel kariyerini yerel yönetim ve toplumsal fayda odaklı projeler üzerine kurmuştur:
- Kamu Hizmeti: Uzun yıllardır Sapanca Belediyesi bünyesinde Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü olarak görev yapmaktadır.
- Sivil Toplum: Bölgenin doğal ve kültürel mirasını korumak adına Sapanca Gölü ve Doğayı Koruma Derneği ile Sapanca Sanat, Tarih, Kültür ve Turizm Derneği’nin başkanlık görevlerini yürütmektedir.
- Eğitmenlik: Uygulamalı tiyatro, fotoğraf, drama ve diksiyon kurslarında eğitmenlik yaparak yeni nesil sanatçılara rehberlik etmektedir.
Sanatsal Kimliği ve Eserleri
Şiir, öykü, oyun yazarlığı ve yönetmenlik gibi pek çok alanda üretim yapan Karaağaç, aynı zamanda profesyonel bir fotoğrafçı ve bulmaca hazırlama uzmanıdır.
- Edebi Mecralar: Şiirleri ve kültürel incelemeleri Papirüs, İstiklal ve Irmak gibi prestijli dergilerde yayımlanmıştır.
- Tarihsel Araştırmalar: Fotoğraf sanatıyla tarihsel araştırmaları birleştirerek Sapanca ve çevresinin geçmişine dair görsel ve yazılı arşiv çalışmaları sürdürmektedir.
Eserleri
| Tür | Eser Adı |
| Şiir | Sanrım, Sanırım |
| Tiyatro / Sinema | Çeşitli oyun yazarlığı, yönetmenlik ve oyunculuk çalışmaları |
| İnceleme | Yerel basın ve dergilerde sanat ve kültür yazıları |
Bir Mısra / Bir Bakış
“Aşk özgürlüktür; gölün kıyısında bir martının kanat çırpışı gibi hür, tarihin derinliğinde bir çınarın gölgesi kadar vakur…”
Kaynakça:
- Tuna, F. (2007). Sakarya Şairleri. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
- Sapanca.info Arşivi (2024).
Güz Faytonları
Bana kaş göz etme güzelim
Hoyrat bir yüreğim var,
Gümrükönü’nde kuşlar
Gözlerime giz kakışlar.
Seni Uzun Çarşı’da düşürdüm kentimin çetelesinden
Yaşlı bir aktarın sözlerinde ıhlamur çiçekleri,
Yüreğine zedelenmiş yürüyüştü adımlarım
Üzüncün halısını dokurum tenhalığıma:
Eski zamanlardan akıp giden nehrime sızarım,
Sonra savruluşum gelir aklıma Beşköprü dolaylarında bir efsaneye
Kemerlerle tanışım eskil bir aşkın tarihinden,
Şimdi hangi sokak benim umarsızlığım…
Hangi gülüş senin belirsizliğin…
Bana kaş göz etme güzelim
Dargın mevsimimden sana bakamam,
Çark’ta kaybettim gözlerini
Bulvar’da ararım beni bulamam.
Hep uzayan saçlarının tarihiydi Ada’da zaman
Görkemli ürperişlerin güz fotoğraflarında
Şenlik günlerimde çocukluğuma koşan faytonlar,
Kaçırırdım trenleri kimbilir kaçıncı kez sisli istasyonda
Çınar yapraklarında birikirdi senden çizdiğim şarkılar:
Al! İşte sana sunuyorum Çıracılar’da aydınlık sabahları
Alçalıyor Akova’da som kanatlarıyla gün…
Açılıyor kentimin çapaksız göz kapakları tüm!
Cihat Adleyba (Şair, Programcı)
1944 yılında Sakarya’nın Karasu ilçesinde dünyaya geldi. Teknik eğitime olan yatkınlığıyla 1963 yılında Meslek Lisesi Elektrik Bölümü’nü bitirdi.
Teknik Kariyer ve Almanya Yılları
Adleyba, 1969 yılında gittiği Almanya’da 15 yıl boyunca endüstriyel sahalarda çalıştı.
- Eğitim: 1980-1981 yıllarında Düsseldorf’ta G.F.A bünyesinde Dijital Elektronik eğitimi alarak uzmanlaştı.
- Mesleki Tecrübe: 1969-1984 yılları arasında Almanya’daki çeşitli endüstri kuruluşlarında ustabaşı olarak görev yaptı. 1984 yılında “kesin dönüş” yaparak birikimini memleketine taşıdı.
Edebi Kimliği ve Medya Çalışmaları
Şiir yazmaya henüz lise yıllarında (1962), ağabeyinin etkisiyle başlayan Adleyba, duygusal yoğunluğu yüksek eserleriyle tanındı:
- Şiir Anlayışı: Bugüne dek 200’den fazla şiir ve şarkı sözü kaleme aldı; bu eserlerin bir kısmını bizzat besteledi. Şiirlerinde genellikle vuslata eremeyen sevdaların hüzünlü tiplemeleri ağırlıktadır.
- Yayıncılık: 2000’li yılların başından itibaren Sakarya ve Kocaeli merkezli yayın organlarında şiiri kitlelerle buluşturdu:
- Radyo Ses: (2001-2007) Canlı şiir programları hazırlayıp sundu.
- SRT TV & Kocaeli TV: Canlı şiir dinletileriyle ekranlarda yer aldı.
- Kültürel Etkinlikler: 2006-2007 yıllarında Sakarya İl Halk Kütüphanesi bünyesinde Türkiye geneline hitap eden kapsamlı şiir dinletileri organize etti.
Kaynakça:
- Tuna, F. (2007). Sakarya Şairleri. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
- Antoloji.com Kültür Arşivi.
Sakarya’m
Sakarya’m Afyon Balat Yaylası, senin zemzem kaynağın
Tıpkı “S” harfi gibi, döne döne akarsın.
Öyle uzun ki boyun, Karasu’da ayağın.
Sen güçlü, sen azimli, sen dağları aşarsın.
Dereleri, çayları, koltuğuna alarak
Yazın sessiz, kışında akarsın çağlayarak.
Bir karıncadan tutta, milyonlarca insana
Sen hayat kaynağısın, sen bir veli nimetsin
Seni anlatmak için, ne yazsam azdır sana
Sen aşsın, sen rızıksın, bereketsin, rahmetsin
Ne güzel de akarsın, bak aheste aheste
Vurduğun kaşta şarkı, söyler yaparsın beste.
Her yıl haziran ayı, kurtuluş yıldönümün
Seni canı gönülden, coşkuyla anıyoruz
Biz ölsek bile senin, mümkün değil ölümün
Altın harflerle seni, tarihe yazıyoruz.
Sen nesilden nesile, kıyamete dek varsın
Elli dördüncü ilim, Maltepe’m, Sakarya’msın.
On yedi ağustosta, bir felaket yaşadın.
Yer yerinden oynadı, notası belli değil.
Nerdeyse haritadan, siliniyordu adın.
Öyle bir fay hattı ki, rotası belli değil.
On binlerce şehidin, üç katı yaralı var.
Bu acıya dayanmaz, ne dağlar ne de taşlar.
Cüneyd Suavi (Prof. Dr. Şükrü Şumnu) Akademisyen, Yüksek Mimar ve Yazar
1948 yılında Adapazarı’nda doğdu. Tüccar bir babanın oğlu olan Cüneyd Suavi asıl adı Şükrü Şumnu’dur. Babası Süleyman Efendi, annesi Mediha Hanım’dır. İlk öğrenimini Sabihahanım İlkokulu’nda, orta ve lise eğitimini ise Adapazarı’nda tamamladı. Sanata ve mimariye olan tutkusu onu İstanbul’a taşıdı; Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (Devlet Güzel Sanatlar Akademisi) Yüksek Mimarlık Bölümü’nden mezun oldu.
Akademik Kariyeri
Mimarlık alanında bilim doktoru unvanını alan Şumnu, kariyerini Sakarya’nın akademik inşasına vakfetti:
- Sakarya Üniversitesi: 1978 yılında Sakarya Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi’ne asistan olarak girdi. Sakarya Üniversitesi’nin kuruluş sürecinde etkin rol alarak profesörlük unvanına kadar yükseldi. İnşaat Mühendisliği bölümünde uzun yıllar dersler verdi.
- Vakıf Üniversiteleri: Emekliliğinin ardından Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nde dört yıl boyunca bilgi ve tecrübesini aktarmaya devam etti.
Edebi Kimliği ve “Hayatın İçinden” Serüveni
Yazın hayatında Cüneyd Suavi müstear ismini kullanan yazar, özellikle 1982 yılında Zafer dergisinde yayımlanan “Davulcu” adlı öyküsüyle geniş kitlelerce tanınmaya başlandı.
- Dünya Çapında Başarı: En tanınmış eseri olan üç ciltlik “Hayatın İçinden” serisi, tam 30 yıllık bir emeğin ürünüdür. Bu eser; Almanca, Arapça, İngilizce, Rusça, Korece ve Felemenkçe dahil olmak üzere 10’dan fazla dile çevrilerek dünya çapında bir başarıya ulaştı.
- Edebi Üslup: Yazılarında didaktik (öğretici) bir amaç güderken sadeliği ön planda tutar. Her olaydan bir nasihat ve hikmet çıkarma çabası, onu manevi derinliği olan çocuk ve gençlik edebiyatının öncü isimlerinden biri yapmıştır.
- Edepli Mizah: Kırk Gram Tebessüm adlı eseriyle, mizahın tefekkürle nasıl bağdaşabileceğini göstererek “edepli mizah”ın nadide örneklerini sundu.
Eserleri
Cüneyd Suavi’nin 40 yılı aşkın süredir onlarca baskı yapan geniş külliyatı:
| Kategori | Öne Çıkan Eserler |
| Öykü | Hayatın İçinden (1-2-3), İki Çuval Altın, Sevgi Hikâyeleri, Baldan Tatlı Öyküler. |
| Roman (Çocuk/Genç) | Ali’nin Seccadesi, İmdat Âşık Oldum!, Kesilen Gitar (Otobiyografik). |
| Dini İnceleme | İki Cihan Güneşi: Peygamberimiz, Peygamberler Tarihi, Gül Kokulu Resulden Mucizeler. |
| Mizah / Zekâ | Kırk Gram Tebessüm, Hazır Cevaplar (Selim Gündüzalp ile), Allah’ı Bildiren Bilmeceler. |
| Sinema / Senaryo | Kısa Metrajlı Filmler İçin Senaryolar. |
Kaynakça:
- Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
Ercan Yılmaz (Şair, Yazar)
4 Mart 1977 tarihinde Sakarya’nın Geyve ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Adapazarı’nda tamamladıktan sonra, 1999 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. “Yahya Kemal ve Ahmet Haşim’de Güzellik Algısı” üzerine yaptığı yüksek lisans çalışması, onun şiirindeki estetik derinliğin akademik temellerini oluşturdu.
Eğitimci ve Kültür Elçisi
Ercan Yılmaz, edebiyatı sadece kâğıt üzerinde değil, sosyal bir eylem olarak da hayata geçirmiştir:
Roman Kahramanları Festivali: Sakarya Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisesi’nde görev yaparken, öğrencilerin dünya edebiyatı kahramanlarını temsil ettiği ve ulusal çapta ses getiren “Roman Kahramanları Festivali”ni organize etti.
Yayıncılık ve Medya: İlk Damla ve Ada dergilerinin mutfağında yer aldı. TRT Diyanet ekranlarında Hilmi Yavuz ile “İslam’ın Zihin Tarihi” ve kitap temalı “Kebikeç” programlarını hazırlayıp sunarak geniş kitlelere ulaştı.
Tanpınar Ödülü: 2009 yılında “Bursa’da Dört Mevsim” şiiri ile Tanpınar Ödülleri’nde birincilik kazanarak modern Türk şiirindeki yerini tescilledi.
Edebi Üslup: Âherli Zamanlardan Lirik Futbola
Yılmaz’ın eserleri, geleneksel Türk şiirinin imge dünyası ile modern anlatının imkânlarını birleştirir:
Şiir Dünyası: Şiirlerinde “nur-u siyah”, “rüyâ kasrı” ve “âherli zamanlar” gibi kavramlar üzerinden metafizik bir derinlik ve estetik bir titizlik sergiler.
Anlatı ve Roman: Son yıllarda “Altın Çayırlar” ve “Lili ya da Bir Hayal Hakikati” gibi romanlarıyla kurmaca dünyasını genişletmiş; futbolu edebiyatın lirik diliyle anlatan “Lirik Futbol” gibi özgün denemelere imza atmıştır.
Eserleri
| Tür | Eser Adı | Yayın Yılı |
| Şiir | Âherli Zamanlar / İncire Yemin / Nûrusiyâh / Kaplanın İşaretleri | 2002 – 2019 |
| Roman | Altın Çayırlar / Lili ya da Bir Hayâl Hakikati | 2020 – 2022 |
| Deneme | Ada Defteri / Rüzgârın Aynaları / Lirik Futbol /Ada’da Zaman | 2012 – 2025 |
| Hikâye | Cüz Gülü’nün Kokusu / Bal Bebeği Limon’un Hikâyeleri | 2013 – 2022 |
| Anlatı | Ankesörlü Martı / Şark Ekspresi ya da da da | 2023 – 2025 |
Kaynakça:
https://tr.wikipedia.org/wiki/Ercan_Y%C4%B1lmaz
Dr. Erdal Atabek (Tıp Doktoru, Yazar ve Sosyal Psikolog)
1930 yılında Adapazarı’nda, idealist öğretmen bir anne ve babanın evladı olarak dünyaya geldi. Çocukluğu, babasının başöğretmenlik yaptığı Marmara bölgesinin çeşitli ilçelerinde geçti. 1948 yılında Kabataş Erkek Lisesi’ni birincilikle, 1954 yılında ise İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirerek meslek hayatına başladı. Mayıs 2024’te vefat etti.
Tıptan Toplumsal Analize: Çok Yönlü Bir Kariyer
Dr. Atabek, tıp doktorluğunun ötesine geçerek Türkiye’nin sosyal dokusunu inceleyen bir rehber haline gelmiştir:
Mesleki Uzmanlık: İç hastalıkları ve psikosomatik hastalıklar uzmanı olarak görev yaptı. Türk Tabipleri Birliği Başkanlığı (1965) ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın ilk müsteşarlığı (1976) gibi kritik devlet görevlerinde bulundu.
Eğitimci Kimliği: Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde “İletişim”, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde ise “Sosyal Psikoloji” dersleri vererek sanat ve bilimi buluşturdu.
Yazın Hayatı: 1966 yılından bu yana Cumhuriyet Gazetesi’nde düzenli olarak kaleme aldığı yazılarıyla Türkiye’nin en uzun soluklu köşe yazarlarından biri oldu.
Kuşakların Rehberi: Aile ve Gençlik
Atabek’in asıl uzmanlık alanı, modernleşen Türkiye’de değişen aile yapısı ve gençlik sorunlarıdır:
Değişen Değerler: “Kışkırtılmış Erkeklik-Bastırılmış Kadınlık” eseriyle toplumsal cinsiyet rollerini, “Kuşatılmış Gençlik” ile de yeni neslin maruz kaldığı baskıları derinlemesine inceledi.
Aile Okulları: Türkiye’de aile eğitimi ve gençlik danışmanlığı alanında öncü projelere imza attı, yurt içi ve yurt dışında sayısız konferansla toplumun farkındalığını artırdı.
Eserleri
| Kategori | Öne Çıkan Kitaplar |
| Toplumsal Analiz | Kışkırtılmış Erkeklik-Bastırılmış Kadınlık, Kendi Yurdunda Sürgünsün, Modern Dünyada Değişen Değerler. |
| Gençlik & Aile | Kuşatılmış Gençlik, Gençlik Duvarları Yıkıyor, Cinsellikten İkmale Kalmak, Erken Büyüyen Çocuklar. |
| İnsani Değerler | İnsan Sıcağı, Sözüm Sanadır, Bizim Duygusal Zekamız, Belki de Sensin. |
| Mizah | Sıpa Koleje Gidiyor. |
Kaynakça:
Fark Yaratanlar – Erdal Atabek
Fahri Ersavaş (Şair, Öğretmen ve Antoloji Yazarı)
1 Mart 1920 tarihinde Sakarya’nın Geyve ilçesinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Geyve Kâzımpaşa İlkokulu’nda tamamladıktan sonra Bursa Tophane Meslek Lisesi’nde parasız yatılı olarak okudu. Ankara Eğitim Fakültesi’nden mezun olan Ersavaş, Edremit, Uşak ve İstanbul’daki teknik liselerde uzun yıllar öğretmenlik yaparak binlerce öğrenci yetiştirdi. 1 Ekim 2012 tarihinde, 92 yaşında İstanbul’da vefat etti.
Edebiyat Yolculuğu ve Dergicilik
Fahri Ersavaş, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının lirik ve hamasi sesini temsil eden dergilerde aktif rol almıştır:
İlk Adımlar: “Bekledim” adlı ilk şiiri 1940 yılında Yeni Mecmua’da yayımlandı. Ardından Varlık, Yedi Gün, Orkun, Türk Dili ve Ötüken gibi dönemin en önemli edebiyat ve fikir dergilerinde yüzlerce şiiri okurla buluştu.
Kitap Tanıtımları: 1962-1965 yılları arasında Yeni İstanbul gazetesinde her hafta düzenli olarak kaleme aldığı tanıtım yazılarıyla, dönemin yayın dünyasına rehberlik etti.
Milli Hafızanın Bekçisi: Antolojiler
Ersavaş, sadece kendi şiirleriyle değil, Türk tarihinin dönüm noktalarını şiirleştirmiş şairleri bir araya getirdiği devasa antolojileriyle de tanınır:
Kıbrıs ve Çanakkale: Özellikle “Çanakkale Geçilmez” ve “Kıbrıs Şiirleri” antolojileri, milli mücadelenin edebi kaydını tutan başvuru kaynakları haline gelmiştir.
Hamasi Üslup: Türk şiirindeki kahramanlık ve vatan sevgisi damarını “Hamâsî Türk Şiiri Antolojisi” ile taçlandırarak, gelecek nesillere güçlü bir edebi miras bırakmıştır.
Eserleri
| Tür | Kitap Adı | Notlar |
| Şiir | Kırçiçeği / 100. Yıl’a Şiirler | Gençlik ve vatan temalı ilk eserleri. |
| Şiir | Sularda Yüzen Dallar | Şairliğinin olgunluk dönemi eseridir (1996). |
| Antoloji | Hamâsî Türk Şiiri Antolojisi | Türk kahramanlık şiirlerinin geniş külliyatı. |
| Antoloji | Çanakkale Geçilmez | Çanakkale ruhunu şiirle ölümsüzleştiren çalışma. |
| Antoloji | Kıbrıs Şiirleri Antolojisi | Kıbrıs davasına edebiyat penceresinden bakış. |
Kaynakça:
https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/fahri-ersavas
Fahri Tuna (Portre Yazarı ve Endüstri Mühendisi)
01.12.1959 yılında Sakarya’nın Kaynarca ilçesi, Okçular Köyü’nde doğdu. İlk öğrenimini köyünde (1971), orta öğrenimini Kaynarca’da (1974) tamamladı. Lise eğitimini parasız yatılı olarak Adapazarı İmam-Hatip Lisesi’nde (1978) aldı. İTÜ Sakarya Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi’nden 1982 yılında Endüstri Mühendisi olarak mezun oldu.
Kültür Sanat Yöneticiliği ve Kamu Hizmeti
1985 yılında Adapazarı Belediyesi’ne mühendis olarak giren Tuna, kariyerini teknik hizmetlerden ziyade kültür ve sanat yönetimine yönlendirdi.
- Bürokrasi: Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü ve 2004 yılından itibaren Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı görevlerini yürüttü.
- Danışmanlık: Kamu hizmetinden emekli olduktan sonra GAP idaresinde ve Balkanlar’da vali kültür-sanat danışmanlığı görevlerinde bulundu.
- Sivil Toplum: Sakarya yerel kimliğinin korunması adına Sakarya Yerel Kültür Derneği’nin fikir babalığını ve öncülüğünü üstlendi.
- Yazar Okulları: 2008 yılından bu yana Adapazarı, Mardin, Edirne, Çankırı, İstanbul, Akhisar, Bolu, Tarsus, Kocaeli, Bilecik ve Sakarya’da akademiler ve yazarlık okulları organize etti, portre ve deneme atölyelerinde yazarlık dersleri verdi. Halen Bolu, Kocaeli ve Sakarya’da yazarlık derslerini sürdürmektedir.
- Projeler: Ulusal ve uluslararası birçok proje üretti, uyguladı, şiir ve hikâye akşamlarının düzenleme kurullarında yer aldı. Irmak (132 sayı), Abbara (4 sayı) ve Balkan Türküsü (8 sayı) kültür sanat dergilerinin genel yayın yönetmenliklerini üstlendi.
- Şehir Hafızası Projesi: Sakarya Üniversitesi bünyesinde yürütülen “Şehir Hafızası” projesinin kurucu kadrosunda yer aldı.
Edebi Kimliği: “Portrelerin Efendisi”
Fahri Tuna, modern Türk edebiyatında “portre” türünün yaşayan en önemli temsilcilerinden biri kabul edilir. Yazın hayatındaki özgün üslubu şu özelliklerle ayrışır:
- Üslup: Portrelerinde alışılmış biyografik anlatımın dışına çıkarak; mizah, hafif karikatürize edilmiş gözlemler ve derin şahsi yorumları harmanlar.
- Yayıncılık: Şehrin hafızası niteliğindeki Irmak dergisinin (132 sayı) yanı sıra Abbara ve Balkan Türküsü dergilerinin genel yayın yönetmenliğini üstlendi.
- Yazıları; Ay Vakti, Dergâh, Edebiyat Ortamı, Hece, Kültür Ajanda, Irmak, Ihlamur, Yedi İklim, Türk Edebiyatı, Şehir ve Kültür gibi seçkin edebiyat dergilerinde yayımlandı.
Eserleri
Fahri Tuna, Sakarya’nın yetiştirdiği değerleri ve mekanları ölümsüzleştiren geniş bir külliyata sahiptir:
Kategori | Öne Çıkan Eserler |
Portre Kitapları | Akşamın Aydınlığında Portreler (2010), Yaşa’yan Portreler (2015 1. Baskı, 2019 2.Baskı), Kırk Güzel İnsan (2017 1.Baskı, 2018 2.Baskı), Osmanlı Medeniyetinin İzinde 40 Şehir Portresi (2019 1.Baskı, 2020 2.Baskı). |
Araştırma Kitapları | Sakarya Şairleri (2000 1.Baskı, 2010 7. Baskı, antoloji), Adapazarı Yazıları (2007, şehir kültürü), Aynalıkavak Yazıları (2011, şehir kültürü, TYB 2011 Yılın Şehir Kitabı Ödülü verildi), Eğri Oturup Doğru Konuşalım (2015, söyleşi), Sakarya Türkmen/Manav Sözlüğü (2018, araştırma). |
Biyografi Kitapları | Gül Sancılı Adam; Faik Baysal (2006), Şarkıların Nabzındaki İsim; Halit Çelikoğlu (2008), Ülkesine Adanmış Bir Ömür; Numan Yazıcı (2011), Önden Giden Atlılar (2012), Kırkikindi (2014, otobiyografi), Yaşayan Nasreddin Hoca; Hâfız Hasan Çolak (2014), Bilge Hekim; Sadık Canlı (2017). |
Ödülleri:
GAP (Güneydoğu Anadolu) için hazırladığı ve uyguladığı Akademi-GAP, Akademi-Mardin türü projeleriyle, TÜGED tarafından “2010- Yılın Kültür Adamı” seçildi. Aynalıkavak Yazıları kitabıyla, “2011- TYB (Türkiye Yazarlar Birliği) ‘Yılın Şehir Kitabı Yazarı” ödülüne lâyık görüldü.
Kaynakça:
Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet döneminde Sakarya’da Türk edebiyatı. Adapazarı: Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
https://www.tyb.org.tr/yazar-fahri-tuna-portre-edebiyatinin-gelecegini-cok-aydinlik-goruyorum-67987h.htm (Erişim tarihi: 27.02.2026).
Faik Baysal (Yazar, Şair ve Mütercim)
1922 yılında Adapazarı’nın Tığcılar Mahallesi’nde dünyaya geldi. Asıl adı Mustafa Faik Baysal’dır. Tüccar Mustafa Efendi ile Ferdane Hanım’ın evladı olan Baysal, doğar doğmaz annesini kaybederek öksüz kalmış; çocukluğunu “Haminnem” dediği babaannesinin şefkatiyle Adapazarı sokaklarında geçirmiştir. Bu erken kayıp ve yalnızlık, onun tüm edebi külliyatının duygusal zeminini oluşturmuştur. 9 Aralık 2002’de vefat eden Faik Baysal, Topkapı Merkezefendi Mezarlığı’nda yatmaktadır.
Eğitim ve Çalışma Hayatı
Altı yaşında eğitim için İstanbul’a amcasının yanına gönderilen Baysal’ın hayatı, kökleri Adapazarı’nda kalsa da İstanbul’da şekillendi:
Eğitim: Ortaöğrenimini Fransız ekolü olan Saint Joseph Lisesi’nde tamamladı. Ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu.
Mesleki Çeşitlilik: Fransızca öğretmenliğinin yanı sıra spikerlik, mütercimlik, gazetecilik ve ansiklopedicilik gibi alanlarda emek verdi. Yaklaşık 60 yıllık yazı hayatını ailesine ve edebiyata vakfetti.
Edebi Kimliği ve Adapazarı Tutkusu
Faik Baysal, İstanbul’da yaşamasına rağmen ruhunu ve kalemini hiçbir zaman Adapazarı’ndan ayırmadı:
Sarduvan ve Realizm: Henüz 19 yaşındayken kaleme aldığı ve 1943’te yayımlanan “Sarduvan” romanı, Türk edebiyatında köy ve kasaba gerçekliğini realist bir çıplaklıkla anlatan öncü eserlerden biri oldu.
Üslup: Bazı eleştirmenler onu Rus edebiyatı tekniklerine yakın bulsa da, Baysal kendi özgün tarzını “çocukluğunun yalnızlığı” ve “halkın psikolojisi” üzerine inşa etmiştir. Realizm ve natüralizmi, toplumsal değerlerle harmanlayarak kullanmıştır.
Ödülleri: Başarıları pek çok kez taçlandırıldı; “Sarduvan” ile Orhan Kemal Roman Armağanı’nı, “Sancı Meydanı” ile Sait Faik Hikâye Ödülü’nü kazandı.
Eserleri
Faik Baysal, ardında 34 telif ve 43 tercüme eser bırakmış “velut” (üretken) bir kalemdir:
| Tür | Öne Çıkan Eserler |
| Roman | Sarduvan (1943), Rezil Dünya (1955), Drina’da Son Gün, Küçük İnsanlar, Ateşi Yakanlar, Voli, Madam Bambu (2002). |
| Öykü | Perşembe Adası (1955), Sancı Meydanı, Nuni, Militan, Tota, Güller Kanıyordu, Kırmızı Sardunya, Ilgaz Teyze Öldü. |
| Şiir | İlk Defa (1957), Beyaz Şiirler (1984), Ayın Ucunda (1994), Gül Sancısı (2001). |
| Senaryo | Kavanozdaki Adam. |
Faik Baysal, Adapazarı’nı sadece bir mekan olarak değil, bir “insanlık durumu” olarak edebiyatımıza kazandırmıştır. O, Saint Joseph’in aristokrat kültürü ile Sakarya’nın bostanlarındaki çamuru aynı potada eritebilmiş nadir bir entelektüeldir.
Sarduvan’dan Bir Ses
“Koynundan kocaman bir ekmek parçası çıkardı, zorla e-lime tutuşturdu. Kupkuru parmaklarıyla yanağımı sıvazladı.
-Yemene bak oğul, yemene, dedi. Hadi hadi, ne var utanacak bunda sanki? Açlık senden utansın. Seni aç bırakanlar utansın senden.
Nerede ağlayacaktım ben de. Tulum’la aramızda geçenleri
onu anlatamazdım ya.
-Sağ ol teyze, sağ ol. dedim sadece.
-Seni de mi sopayla dövdü köpek?
-Hayır. iple dövdü, düğümlü iple.
-Vay namussuz vay. Ne vicdansız herifmiş yahu. Sen ne yaptın? Korumadın mı kendini?
-Korudum ama üç kişiydiler.
-Uh ayı bokları uh! Üç kişiydiler ha? Maksut gibi namussuz biri daha varmı ki Sarduvan’da? Bütün köye borcu var be. bütün köye. Bir de kalkmış elin evladını dövüyor düğümlü iple hiç sıkılmadan. Otur oğul. otur şuraya hele. Ayakta yemek çok günah. Şeytan çarpar sonra.
Duvarın dibine çömeldim, aç kurtlar gibi kemirmeye başladım yavan ekmeğimi. Mutluluğum çok kısa sürmüştü Tulum Hamis’in kıçı yüzünden. Eski günlerime dönmekte benim hiçbir suçum yoktu. Beni öldürse de bal börek uğruna bir kuburda yaşamayı göze alamazdım. Yine hak etmeden elime gelen bu kupkuru ekmek parçası onun bacakları arasındaki yangını söndürmekle elde edeceğim ekmekten daha tatlı. insana daha çok yakışanıydı. Düşmüştüm, sürünüyordum, ama beni arayanlar apışaralarında ya da kubur deliklerinde bulamazlardı hiçbir zaman. Ben bunları düşünürken sıcacık elleriyle başımı avuçladı.
Inctimekten korkuyormu,ş gli oei sevp oksadi ince ince.
– Nereye gidiyorsun şimdi oğul? diye sordu.
Sapsarı bir toprakla örtülü tepenin aşağısında bir kuş öttü
gu ggll. Otlarn arasindan sapsan bir kertenkele süzüldi. du-
vara hızla tırmandı. Bana baktı. Kalbi küt küt atyordu. Döndü bir deliğe girip kayboldu. Kocaman bir yaprak vurulan bir kuş gibi döne döne düştü. Çürük ısırgan kokan havayı bir kanat sesi sarstı. Kıpkırmızı. uzun gagalı bir kuştu. Selvilerin arasından kurşun gibi gökyüzüne fırladı.
-Nereye gittiğimi bende bilmiyorum, dedim. Aklım nereye eserse oraya gideceğim.
-Evin yok mu senın!
-Yok.
-Ne iş yaparsın sen?
-Ne olsa yaparım.
– Öyleyse gel benimle Sarduvan’a.
-Neye?
-Bir iş buluruz sana orada. Kocamı çok sayar herkes. Ne yapar eder bir işe yerleştirir seni Allah’ın yardımıyla. Korkma bir daha aç kalmazsın hiç.
-Kocan kim senin teyze?
-Meram, belki görsen tanırsın. Fukara babasıdır fukara.
Allah her kadına onun gibi koca versin. Bugüne kadar hiçbir kötülüğünü görmedim. Ha bak, şimdi geldi aklıma. Biz de a-damsız kaldık bu yakında. İyi oldu bu. çok iyi oldu. Dua et Allah in sevgili kuluymuşsun. Bizim bostan hepimize yeter. Sen de bizimle çalışır, yer içer. yan gelirsin oğul. Ondan sonra da Maksut a verirsin bir gün ağzının payını. Ben de öz anan gibi bakarım sana. Dünyada ahrette yere komam seni.” Faik Baysal / Sarduvan
Unutamıyorum
-1920-
Yeni Cami imamı sırtından bıçaklanmış,
Kan ağlıyor güller Belediye Parkı’nda,
Sapanca kıpkırmızı akıyor çeşmelerden,
Boşnak kızları mum mum,
Yaprak yaprak Adapazarı Çarkı’nda…
Yunan, Kaymakam Bey’i süngülüyor,
Gözlerinden yaşlar.
Yırtık çoraplarından yıldızlar dökülüyor…
Başında fes, ayağında kınıp,
Bir oraya bir buraya sallanıyor ipin ucunda,
Gözleri kocaman, gözleri zıpzıp zıpzıp…
Anam yerlerde yatıyor uzun uzun,
Sağ avucumda ekşimikli ekmeğim,
Kesik ayaklarını unutamıyorum.
-1921-
Ablalar, analar, bacılar,
Yatak yorgan Hasırcılar Boyu’nda,
Ay bir Çingene Yemenisi,
Kurşuna dizilmiş Sakarya Suyu’nda…
Kalbim kamış kamış Erenler Tepesi’nde,
Üveyikler gibiyim yumu yumu,
İçimde karga karga Pamuk Osman Çıkmazı,
Cebimde bir avuç süpürge tohumu…
Nal seslerinde kırbaç kırbaç haydutlar,
İçimde, dışımda,
Bulutlar, bulutlar, bulutlar…
Melen Suyu’na düşüyorum gecelerden,
Yıldızlar ağzıma doluyor kum kum,
Yunan kovalıyor gece gündüz acımasızca,
Top seslerini unutamıyorum.
Kaynakça:
Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
Tuna, F. (2007). Sakarya Şairleri. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
Fatma Çolak Asan (Şair, Çevirmen ve Editör)
30 Eylül 1977 tarihinde Adapazarı’nda doğdu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Biyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Fen bilimleri alanındaki akademik arka planına rağmen edebi dünyada kendine özgü, mistik ve naif bir ses inşa etti. Hem bir memur titizliğiyle hem de bir sanatçı duyarlılığıyla yazı hayatını sürdürmektedir.
Şiirde Yapısal Bütünlük ve Estetik
Fatma Çolak, edebiyat dünyasına 2005 yılında yayımlanan “Fe Şiirleri” ile güçlü bir giriş yaptı. Şiirleri; Dergâh, Ayvakti, Türk Edebiyatı, Yolcu ve Nihayet gibi Türkiye’nin köklü dergilerinde yer buldu:
Üslup: Şiirlerinde sağlam bir yapısal kurguyla birlikte, “su” imgesini merkezine alan (Su Güncesi, Suya Bırakılan Şiirler) içten ve lirik bir söyleyiş hakimdir.
Şehir ve Kadın: 2016 yılında yayımlanan ve editörlüğünü üstlendiği “Kadınların Şehirleri” adlı eserde; dört kadın yazarın gözünden insan, mekan ve şehir ilişkilerini derinlemesine analiz ederek Sakarya’nın kültürel literatürüne özgün bir katkı sundu.
Dünya Klasiklerinin Sesi: Mütercimlik
Çolak, sadece bir şair değil, aynı zamanda dünya edebiyatının en zorlu metinlerini Türkçeye kazandıran yetkin bir çevirmendir:
Shakespeare ve Wilde: Kral Lear, Othello, Macbeth ve Venedik Taciri gibi Shakespeare oyunlarının yanı sıra Oscar Wilde’ın başyapıtı Dorian Gray’in Portresi’ni dilimize aktararak klasiklerin ruhunu modern okurla buluşturdu.
Fikir Eserleri: Pierre-Joseph Proudhon’un sarsıcı eseri “Mülkiyet Nedir?” gibi sosyal bilim metinlerini de Türkçeye kazandırarak entelektüel yelpazesini genişletti.
Eserleri
| Tür | Kitap Adı | Yayın Yılı |
| Şiir | Fe Şiirleri / Su Güncesi | 2005 – 2010 |
| Şiir | Arz-ı Hâl: Suya Bırakılan Şiirler | 2008 |
| Şiir | Kalbimizde Bir Mevsim | 2014 |
| Çeviri (Tiyatro) | Kral Lear / Othello / Macbeth | 2007 – 2014 |
| Çeviri (Roman) | Dorian Gray’in Portresi /Yeter! Genetik Mühendisliği ve İnsan Doğasının Sonu | 2013 -2006 |
| Editörlük | Kadınların Şehirleri | 2016 |
“Fatma Çolak Asan, ODTÜ’lü bir biyologun rasyonalitesini, Shakespeare çeviren bir mütercimin diliyle ve ‘kalbimizde bir mevsim’ saklayan bir şairin kalbiyle birleştirir. O, Sakarya edebiyatının dünyaya açılan zarif pencerelerinden biridir.”
Kaynakça:
https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/fatma-colak
Halit Çelikoğlu (Şair, Bestekâr ve Şarkı Sözü Yazarı)
1934 yılında Sakarya’nın Yukarıdere köyünde doğdu. Arifiye İlköğretmen Okulu’ndaki eğitiminin ardından kamu hizmetine atıldı. Düzce Cumhuriyet Savcılığı ve İstanbul Adliye Sarayı Ağır Ceza Mahkemesi’nde yazı işleri müdürlüğü ve başkatiplik görevlerini yürüttü. 1981 yılında emekli olana dek adliye koridorlarındaki “insan hikâyelerini” mısralarına ilmek ilmek işledi. 29 Ağustos 2012 tarihinde aramızdan ayrıldı.
Müzik Dünyasının Görünmez Devi
Halit Çelikoğlu, Türk müziğinin son 50 yılına damga vuran 1200’den fazla eserin arkasındaki asıl edebi güçtür:
- Efsane Şarkılar: Zeki Müren’den Müslüm Gürses’e, Bülent Ersoy’dan Ferdi Tayfur’a kadar dev sanatçıların seslendirdiği; “Gözlerin Doğuyor Gecelerime”, “Bir Sevgi İstiyorum” ve “Eller Kadir Kıymet Bilmiyor Anne” gibi unutulmaz eserlerin söz yazarıdır.
- Bestekâr İş Birlikleri: Kariyeri boyunca 200’ü aşkın bestekârla çalışmış; Necdet Tokatlıoğlu, Erdoğan Berker ve İrfan Özbakır gibi isimlerle Türk sanat müziği literatürüne altın harflerle geçen eserler kazandırmıştır.
- Ödüllerle Taçlanan Kariyer: 1980’de “Adın Bir Dua Gibi”, 1984’te “Bir Sevgi İstiyorum” (Altın Kelebek) ve 1987’de “Sevgisiz Yaşayamam” ile Türkiye’nin en prestijli müzik ödüllerine layık görülmüştür.
- Diğer Eserleri; Aşkımın Günahı Sensin, Bir Kadın Tanıdım, Bu Şehir, Gelin mi Oluyorsun, Gökyüzünde Duman Duman Bulutsun, Gözlerin Doğuyor Gecelerime, Haberimiz Yok, Hayat Harcadın Beni, İki Hasret, Küstüm Sana Dünya, Sevdalılar, Sevgisiz Yaşayamam, Talihsizler, Üstüme Düşme Benim, Yanlış Yaptın, Yaranamadım.
Edebi Kimliği ve Eserleri
Şiirleri 1960’tan sonra edebiyat dergilerinde düzenli olarak yayımlanan Çelikoğlu, şarkı sözlerinin ötesinde derinlikli bir şairdir. Eserlerinde sevgi, hasret ve hüzün temalarını halkın anlayacağı yalınlıkta ancak sarsıcı bir derinlikte kullanmıştır.
Eserleri (Kitap)
Kitap Adı | Yıl | Tür |
Sevgi Damlacıkları | 1965 | Şiir |
Yitik Gözler | 1968 | Şiir |
Donuk Sevgi | 1969 | Şiir |
Sisli Umutlar | 1971 | Şiir |
Bir Sevgi İstiyorum | 1984 | Şiir |
Sevgi Pınarı | 1992 | Şiir |
Unutulmaz Şarkılarından Seçmeler
- Gözlerin Doğuyor Gecelerime: Zeki Müren ile özdeşleşen sanat müziği klasiği.
- Bir Sevgi İstiyorum: Necdet Tokatlıoğlu bestesiyle Altın Kelebek ödüllü eser.
- Eller Kadir Kıymet Bilmiyor Anne: Arabesk müziğin en yanık anne feryadı.
- Küsmeyin Geceler: Sibel Can ve Muazzez Ersoy yorumlarıyla hafızalara kazınan parça.
- Senin Olmaya Geldim: Ebru Gündeş’in güçlü yorumuyla yeniden hayat bulan eser.
- Diğer Eserleri; Aşkımın Günahı Sensin, Bir Kadın Tanıdım, Bu Şehir, Gelin mi Oluyorsun, Gökyüzünde Duman Duman Bulutsun, Gözlerin Doğuyor Gecelerime, Haberimiz Yok, Hayat Harcadın Beni, İki Hasret, Küstüm Sana Dünya, Sevdalılar, Sevgisiz Yaşayamam, Talihsizler, Üstüme Düşme Benim, Yanlış Yaptın, Yaranamadım.
Adliyeden Sahneye Uzanan Bir Gönül Köprüsü
“Halit Çelikoğlu, gündüzleri Ağır Ceza Mahkemesi’nin soğuk tutanaklarını tutarken, geceleri Türkiye’nin en sıcak ve en yanık sevda şarkılarını yazan bir mucize adamdır. Onun mısraları, Sakarya’nın bir köyünden çıkıp Türk insanının kederine ve sevincine tercüman olmuştur.”
Halit Çelikoğlu, Sakarya’nın yetiştirdiği “ulusal marka” isimlerin başında gelir. Onun vefatının ardından hazırlanan ‘Şarkıların Nabzındaki İsim’ (Fahri Tuna) biyografisi, usta şairin aziz hatırasını şehrin hafızasında diri tutmaktadır.
Kaynakça:
Tuna, F. (2008). Şarkıların Nabzındaki İsim; Halit Çelikoğlu. Adapazarı: Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
https://yerelkultur.org/halit-celikoglu-kimdir/
https://www.musikiklavuzu.net/?/blog/bestekarlar/halit-celikoglu-1934-2012
Prof. Dr. Hasan Akay (Akademisyen, Edebiyat Eleştirmeni ve Şair)
1957 yılında İzmit’te dünyaya geldi. 1981 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirerek başladığı akademik serüveninde; Mimar Sinan Üniversitesi’nden Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’ne kadar pek çok kurumda dekanlık, enstitü müdürlüğü ve bölüm başkanlığı gibi kritik görevler üstlendi. 2002-2010 yılları arasında Sakarya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde görev yaptı. FSMVÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü müdürlüğü yaptı (2012-2018). TDK Bilim Kurulu Üyeliğinde bulundu (2013-2016). Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nde Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Müdürü olarak görev yaptı (2019-2022). Hâlen Beşeri ve Toplum Bilimleri Faültesi’nda Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı olarak görevini sürdürmektedir (19 Şubat 2024-).
Şiiri “Yeniden Okumak”: Estetik ve Eleştiri
Hasan Akay, sadece bir edebiyat tarihçisi değil, metnin ruhuna sızan bir “yapıçözüm” ustasıdır:
Akademik Otorite: Servet-i Fünûn şiiri, Tevfik Fikret ve Cenab Şahabeddin üzerine yaptığı stilistik ve estetik araştırmalar, bu alanlarda temel başvuru kaynağı kabul edilir.
Eleştiri Metodu: “Şiiri Yeniden Okumak” ve “İzleri Temizlemek” gibi eserleriyle, Türk edebiyatı eleştirisine holistik (bütüncül) ve yapısökümcü bakış tarzını kazandıran öncü isimlerden biri olmuştur.
Uluslararası Etki: Bazı şiirleri İngilizce, Almanca, Arapça ve Kürtçe gibi pek çok dile çevrilerek sınırları aşmış; Suffe, TYB ve Homeros gibi saygın kurumlarca şiir ve tenkit dallarında ödüllendirilmiştir.
Akademik disiplini sanatçı duyarlılığıyla birleştiren Akay, şiirlerinde metafizik bir derinlik ve tarihsel bir bilinç sergiler:
Temalar: Ebru sanatından Savaş görmüş çocuklara, Kahire sokaklarından Ayasofya’nın yalnızlığına kadar geniş bir imge dünyası vardır.
Güncel Yayınları: 2024 yılında yayımlanan “Dön De Bak Kan Neler Yapıyor?” ve “Taşlar Yaşıyor Tire İçinde” gibi son eserleriyle şairlik damarını her geçen gün daha da güçlendirmektedir.
Eserleri
| Kategori | Öne Çıkan Kitaplar |
| Eleştiri & Kuram | Şiiri Yeniden Okumak, İzleri Temizlemek, Bütüncül Düşünmek, Anlamın Çağrısı. |
| Edebiyat Tarihi | Servet-i Fünûn’un Şiir Estetiği, Cenab Şahabeddin, Tevfik Fikret. |
| Şiir | Gökkuşağı Alnım, Ay Dervişleri, Kahire Şiirleri, Ayasofya Konuşuyor Yalnız. |
| Şehir & Kültür | Fatih’ten Günümüze Şairlerin Gözüyle İstanbul (2 Cilt). |
Kaynakça:
https://hakay.fsm.edu.tr/
Hasan Topçu (Eğitimci, Şair ve Kültür Adamı)
1964 yılında Sakarya’nın Kaynarca ilçesi Arifağa köyünde doğdu. Arifiye Öğretmen Lisesi’nin köklü geleneğinden süzülerek yetişti. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ni bitirdikten sonra Şanlıurfa, Bartın ve memleketi Sakarya’da uzun yıllar öğretmenlik ve idarecilik yaptı. 10 Nisan 2024 tarihinde, geride sarsılmaz bir edebi miras bırakarak aramızdan ayrıldı.
Arifiye’den Kürsüye: Bir Gönül İşçisi
Hasan Topçu, şiirle henüz ortaokul yıllarında, yerel gazetelerin açtığı yarışmalarda aldığı birinciliklerle tanıştı. Onun edebiyat yolculuğu, öğretmenlik mesleğinin kutsiyetiyle harmanlanmış bir “sevda” yolculuğudur:
Edebi Hareketlilik: Sakarya Şairler ve Yazarlar Derneği’nin kuruluşunda aktif rol alarak başkan yardımcılığı yaptı. Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Sakarya Şubesi Yönetim Kurulu üyeliğiyle şehrin kültürel ajandasına yön verdi.
Dergi ve Antolojiler: Şiirleri; Irmak, Canses, Ekin ve Değirmen gibi dergilerde yayımlandı. Sakarya’nın kolektif hafızasını oluşturan “Sakarya Şairleri” ve “Suya Bırakılan Yazılar” gibi ortak projelerin mimarları arasında yer aldı.
Sevda Kahramanı: Eserleri ve Üslubu
Topçu’nun şiirleri, Anadolu’nun safiyetini ve insanın iç dünyasındaki fırtınaları yansıtır. İlk kitabı “Bir Adam Yaşıyor!” ile şehirde büyük yankı uyandırmış, son eseri “Sevda Kahramanı” ile binlerce okura ulaşmıştır.
Üslup: Halk şiirinin sıcaklığını modern bir dille birleştiren Topçu, şiirlerinde “vurgun yemiş sevdaları”, “mefkûre sahibi insanları” ve “Arifiye ruhunu” işlemiştir.
Eserleri
| Tür | Kitap Adı | Notlar |
| Şiir | Bir Adam Yaşıyor! | Edebi çıkışını yaptığı ilk eseri. |
| Şiir | Senden Yedim Bu Vurgunu | Toplumsal kabul gören ikinci kitabı. |
| Şiir | Sevda Kahramanı | En geniş okur kitlesine ulaştığı eseri. |
| Şiir | Mefkûre | İdealleri ve düşünce dünyasını yansıtan eseri. |
| Antoloji | Sakarya Şairleri / Suya Bırakılan Yazılar | Şehrin ortak edebi hafızasına katkıları. |
Bir Adam Yaşıyor
Bir dem yalnızlığı doğurur devirli efkâr
Yakınca başıboş düşüncelerin sızısı,
Masallaşır günbegün gerçek avare yıllar
Hayatın saniyelerde kol gezer avcısı.
Haykırmaya aralanır dudakları sessiz
Kalabalık dünyada hiç mi hiç olduğunu
Hiçliğin tezgahında pamuk pamuk şekilsiz
Yeni ve çürük bir yumak sevinç olduğunu.
Kelepçelemiş sesini boşluğun eli
Arsız kelimeler düğüm düğüm düğümlenir
Dudakları varlığın hazzını bildi bileli
Tatlanmaya varlığın eleğinden elenir.
“Zamanın akışıyla” kıvrandırır sancısı
Arayışların yok olduğu arayışlarda
Kendisidir gayrı kendisinin yabancısı
Sonuncu olur hep kendisiyle yarışlarda
Şarkı içip sarhoş kalktığı durgun sabahlar
Elem yiyip düşünmek ilk ve son kahvaltısı
Seslerinden mi ilham alır bütün silahlar
Duygusuna mı benzer ışığın karaltısı?
Dünlerini ören ırsî ve meçhul ıstırap
Yarınlarını da mı alacakmış eline?
Kafasına yerleşen çok başka bir azap
Yeniden başlar damarlarında seferine
Çırpınışları nöbet tutar kahırlarında
O kahrın cümlesini hece hece aşıyor;
Manasız hayaller canlanır satırlarında,
Hayatta, hayata hasret bir adam yaşıyor!…
Gayrı başsız alıp başını gidesi gelir
Uçsuz, sonsuz ve tarifsiz karanlık yerlerde
Kim bilir yakın bir menzilde kendini bilir?
Hazırlar halini unutulmaz seherlere.
O dem hazzını duyar ışığın ve renklerin
Merdiven dayayıp tırmanır rüyalarına
Yankısını duyar teninde ahenklerin
Gerçekler yerleştirip yer yer hülyalarına.
Süzülmüş düşüncenin gözlerine şavkı vurur
Yorar karışık, bocalatan gizli duygular
Bilinen uyur beyninde, bilinmeyen kudurur.
Mahkemesi işlenecek suçları sorgular.
Yolu kesilir rüyasında ümitlerinin
Bütün tahminlerinin talihine şaşıyor.
Vakit kazanmaya harcanmış vakitlerinin
İçinde farketmeksizin bir adam yaşıyor.
(Hasan Topçu, Bir Adam Yaşıyor, Sh. 3-4)
Kaynakça:
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
https://www.antoloji.com/uyeler/hasan-topcu/tanitim-yazisi/
Hatice Bilen Buğra (Yazar, Sanat Tarihçisi ve Eğitimci)
1951 yılında Adapazarı Devoğlu Mahallesi’nde dünyaya geldi. Ailesi Trabzon’dan gelip Adapazarı’na yerleşmiş olan Buğra, Bayram Bey ve Zeliha Hanım’ın evladıdır. İlk ve orta öğrenimini Sakarya’da tamamlayan yazar, akademik ve edebi hayatını İstanbul ve Sakarya ekseninde şekillendirmiştir.
Akademik Birikim ve Çok Yönlü Kimlik
Hatice Bilen Buğra, eğitimiyle sanatı birleştiren bir disipline sahiptir:
- Eğitim: 1976’da Atatürk Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nü bitirdi. Ardından İstanbul Üniversitesi’nde Arkeoloji ve Sanat Tarihi eğitimi alarak (1992) sanat tarihçisi kimliğini kazandı. Yüksek lisansını İTÜ Mimarlık Fakültesi Sanat Tarihi bölümünde tamamladı.
- Evliliği: 1977 yılında Türk edebiyatının usta romancısı Tarık Buğra ile evlendi. Bu evlilik, onun edebi çalışmalarında hem bir rehberlik hem de büyük bir tenkit süzgeci oluşturdu.
Edebi Çizgisi: Kadın ve Toplum
Yazarın hikâye ve romanlarındaki temel izlek, toplumsal baskı altındaki kadındır:
- Temalar: Eserlerinde çocuk gelinleri, mutsuz evlilikleri, aile baskısını ve eğitim imkânlarından yoksun bırakılan kadınların hayata tutunma mücadelelerini işledi.
- Başarıları: 1992 yılında yayımlanan “Ayın Uysal Işığı” adlı hikâye kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği “Yılın Hikâyecisi” ödülüne layık görüldü.
- Resim ve Edebiyat: Bir sanat tarihçisi olarak edebiyat ile resim sanatı arasındaki ilişkiyi inceleyen akademik eserler vererek, Türk edebiyatındaki görsel sanat etkilerini kuramsal çerçeveye taşıdı.
Eserleri
| Tür | Öne Çıkan Eserler |
| Hikâye | Umursanmayan Kadınlar (1989), Ayın Uysal Işığı (1991), Bir Tokada Bir Koca (2010), Elde Kalan (2013), Geçmişin Aynasında (2015). |
| Roman | Aynadaki Boşluk (1995) – (Aile içi despotizmi ve kuşak çatışmasını işleyen tek romanı). |
| İnceleme | Cumhuriyet Döneminde Resim Edebiyat İlişkisi (2000), Türk Resim ve Romanında Gerçekçilik (2006). |
| Biyografi / Not | Tarık Buğra’dan Notlar (1996), Güneşin Rengi Bir Yığın Yaprak (1996). |
Araştırma, İnceleme ve Tenkit yazısından alıntı:
Tarık Buğra’nın Dünyası
Tarık Buğra, Türk Edebiyatının en samimi yazarlarından birisidir. “Samimiyeti taklit. Samimiyeti kabul ettirmekten çok daha kolaydır: samimi davranışlar çoğunlukla batar, rahatsız eder” diyen Buğra’nın eserinde bize, kendisini duyuran bir içtenlik, bu ülke insanının bütün sevgilerini, zenginliklerini, erdemlerini sevdiren bir tat vardır. Çünkü o yalnızca gözleriyle değil, kalbiyle de gören insandır.
O hiç durmadan düşünüp yazarak ve yaşadığı çağın moda etkilerinin dışında kalarak kendi dünyasını oluşturmuş, sanatını asıl kaynak, yani insan üzerine kurmuştur. Onda hayatın bütün anılarını, saatlerini bekleyiş ve yalnızlık zamanlarını tasa ve sevinçlerin titreşimlerini buluruz. Onun dünyası hiçbir şeyin kaybolmadığı, unutulmadığı, geçip gittikçe biriken, tortulaşan bir dünyadır. İnsana bakışını Notlar’ında: “İnsanlar gördüm, acı çeken, mutlu olmak için didinen, İspanya’da değil, şato değil bulundukları şehrin kıyıcığında tenceresi kaynayan, bacası tüten minicik bir barınak için hayaller kuran insanlar gördüm. İnsana peşin hükümle veya belli bir açıdan bakılamayacağını anladım. İnsanın bu çeşitliliği ve değişkenliğidir bana yazdırtan” sözleriyle açıklayan Tarık Buğra’nın sanat anlayışı, insanı temel alır ve sanat sanat içindir ilkesine dayanır. Ona göre. “insana yani topluma yararlı sanat, ancak kendi ilkeleri, kendi kuralları ve kendi gerekleri içerisinde oluşan sanattır. Ama bu toplumdan kopmak. toplum meselelerine sırt çevirmek anlamına gelmez. Bunun gerçek anlamı, sanatı kendi kural ve nicelikleri. Özellikle de varoluş sebebi çerçevesinde bağımsız tutabilme bilincidir.”
‘Gerçek’i de ‘edebiyatta gerçekçilik’i de umursamayan Tarık Buğra için. “Gerçek diye bir şey yoktur” çünkü o, “En yalın görünen bir olayın ve en ufak özellik belirtisi vermeyen bir kişinin, hatta iki dakikacığı içinde ne kadar kaypak ne kadar çeşitli ayrıntılar vardır. Bunların birkaçını değil. Bir tekini bile kaçırdınız mı? gerçek pırr: uçtu gitti demektir. Sizin avuçlarınızda kalan sadece tüylerdir. Zümrütanka kuşu değil” demektedir.
“Bana ne, bugün var yarın yok görüntülerden: anlam değiştirmeyecek olana bakarım ben. Çünkü besleyici olan, ışık tutan, yanılmayı önleyen odur.” Dedikten sonra anlayışını hükümlendirir: “Edebiyat ispatlamaz, gösterir; telkin etmez, düşündürür, hüküm vermez, hüküm vermeye yol açar, iddia etmez, okuyucunun red ve kabul hal ve ruh tercihini serbest bırakan bir dünya kurar. Görevi budur ve bunu başardığı ölçüde değerlidir.
Bu nedenle, yazdıkları bizi derinden etkiler, bizi kendi dar çerçevemizden çekip alır, kendi dünyasına götürür, değiştirir.
“Bir yazar için anlaşılmamak acıdır. Fakat onun da acısı var: Yanlış anlaşılmak.” Diyen Tarık Buğra, kasıtlı ya da kasıtsız ikide bir önünü kesen bu olgu yüzünden her zaman yazdıklarını açıklamak mecburiyetinde kalmıştır. Ama o kendi ışığı olan taşlar gibidir: içinde daima beyaz pırıltısını saklar ve onu, her şeye rağmen okuruna yansıtmaktan vazgeçmez. Eserini okuyunca o ışığın ağır ağır bize ulaştığını hissederiz: çünkü o yaşadığı hayatın tarihi ile kendi kişisel tarihini aynileştirmiş eserlerini okumadan yaşadığımız çağı anlayamayacağımız bir yazardır.
Tek kaygısı ele aldığı konuya sınır tanımayan bir özgürlük içinde eğilmek ve zorunlu olanı seçip eksiksiz bir sentezde birleştirmektir. Bu titizliği sayesinde anlık şeylerin, onun kalemiyle canlı belgelere dönüştüğüne tanıklık ederiz. Çünkü o. yığınla şeyi bir yapmak ve bu küçücük parçalardan bir dünya yaratmak uğrunda bir ömür tüketti ve sonunda oluşturduğu dünyayı-eserini- bir armağan olarak Türk Edebiyatına bıraktı.”
Kaynakça:
Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
İbrahim Açılan (Eğitimci ve Şair)
1958 yılında Balıkesir’in Susurluk ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde tamamladıktan sonra, 1980 yılında Balıkesir Necati Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nden mezun oldu. 1982 yılında İstanbul’da başladığı Türkçe öğretmenliği görevine 1989 yılından itibaren Sakarya’da devam etti. Uzun yıllar Geyve’de görev yaparak hem öğrencilerine hem de şehrin kültür hayatına rehberlik etti.
Şehir ve Şiir: Geyve’nin “Can” Sesi
İbrahim Açılan, Sakarya’ya olan bağlılığını kazandığı prestijli ödüllerle taçlandırmış bir isimdir:
Şehir Güzellemeleri: 2004 yılında Sakarya’nın il oluşunun 50. yılı münasebetiyle düzenlenen yarışmada, Sakarya genelinde birincilik kürsüsüne çıktı. Özellikle Geyve’ye atfettiği “Can Geyve” şiiri, halk dalında birincilik ödülü alarak bölgenin edebi sembollerinden biri haline geldi.
Edebi Mecralar: Şiir ve düz yazıları; Milli Eğitim Dergisi, Irmak, Değirmen gibi seçkin dergilerde ve dijital edebiyat platformlarında geniş yer buldu.
Lirik Üslup: Açılan’ın şiirleri; hasret, sevda ve şehir temalarını lirik bir dille işleyen, okuru duygusal bir hazan iklimine davet eden samimi bir yapıya sahiptir.
Eserleri (Şiir Kitapları)
| Kitap Adı | Yayın Yılı | Tematik Odak |
| Özledim Seni | 2006 | İlk şiir yolculuğu, özlem ve lirik duygular. |
| Şimdi Hazandır Mevsim | 2007 | Hüzün ve zaman algısı üzerine mısralar. |
| Azad Eyle Sevdamı | 2010 | Sevda ve içsel özgürlük temaları. |
| Saatleri Sana Kurdum | 2010+ | Olgunluk dönemi şiirleri ve zaman vurgusu. |
| Sen Şiirsin Türkiye’m | 2019 | Şehir güzellemesi |
Can Geyve
Yeşiller içinde bir yeşil diyar,
Güzel Geyve, şirin Geyve, can Geyve.
Toprağına ayak basmasın ağyar,
Eksilmesin sende şeref, şan Geyve.
Yadigarsın bize Osman Gazi’den
Capcanlı örneksin, şanlı maziden
Destanlar dinlenir Sarı Gazi’den
Hünkar Geyve, sultan Geyve, han Geyve.
Sular çağıl çağıl Hamza Pınar’da,
Bir başka güzeldir kış da, bahar da.
Yoktur bu güzellik hiçbir diyarda,
Başka türlü kaynar sende kan Geyve.
Kilit taştın Milli Mücadele’de,
Savaştı insanın dört bir cephede.
Destanlar yarattın Parla Tepe’de,
Başların tacısın, can vatan Geyve.
Umurbey’de üzüm yedim, doyamadım.
Gördüm sermest oldum, daha aymadım.
Birçok güzelliğin inan saymadım,
Sensiz hiç döner mi bu devran Geyve.
Herkes bir şey bulur dostluk çağrında,
Can verilir bu topraklar uğrunda.
Yatar isem son uykuma bağrında,
İnan, yeter bana bir duan Geyve…
(Sen Şiirsin Türkiye’m, sayfa 72-73)
Kaynakça:
Açılan, İ. (2019). Sen Şiirsin Türkiye’m. Sakarya: Sakarya Dolunay Matbaacılık.
https://m.geyvehaber.com/haber/13177-sair-ibrahim-acilan (Erişim Tarihi: 10.03.2026)
İbrahim Erdinç Şumnu (Mühendis, Akademisyen, Musikişinas)
1939 yılında Adapazarı’nda dünyaya geldi. Manifatura tüccarı Süleyman Efendi ile Mediha Hanım’ın oğludur. Ailesi, Bulgaristan’ın Şumnu kasabasından Adapazarı’na göç etmiş köklü bir Türk ailesidir. Cüneyd Suavi’nin (Şükrü Şumnu) ağabeyi olan İbrahim Erdinç, ilk ve orta öğrenimini Sakarya’da tamamladıktan sonra, lise eğitimini İstanbul’un köklü kurumlarından Kabataş Erkek Lisesi’nde yatılı olarak bitirdi. Ferhan Hanım ile evli olan İbrahim Erdinç Şumnu; Gufran, Efran ve Kenan adında üç çocuk babasıdır.
Teknik Kariyer ve Akademik Yaşam
Teknik alandaki başarısını akademik bir kariyere dönüştüren Şumnu:
- Eğitim: İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Mühendislik Fakültesi’nden mezun oldu ve aynı üniversitede yüksek lisansını tamamlayarak Yüksek Mühendis unvanını aldı.
- Hizmet Yılları: Memuriyet hayatının ardından üniversitede öğretim görevlisi olarak çalıştı. Sakarya’nın kültürel kalkınmasına katkı sunmak amacıyla Adapazarı Belediye Konservatuvarı’nda müdürlük ve hocalık görevlerinde bulundu.
- Ticaret: Emeklilik döneminde bir süre ticaret hayatına atılarak baba mesleğini farklı bir kulvarda sürdürdü.
Sanatsal Ruh ve Tefekkür
İbrahim Erdinç Şumnu, teknik kimliğinin ötesinde derin bir estetik ve manevi dünyaya sahiptir:
- Musiki ve Ud: İyi bir musikişinas ve usta bir Ud icracısı olan Erdinç Bey, özellikle tasavvuf müziği alanında geniş bir birikime sahiptir. Müziği, şiir ve tefekkürle birleştiren bir köprü olarak görmüştür.
- Yazın Hayatı: Çalışmalarının büyük kısmını tarih ve felsefe araştırmalarına ayırmıştır. Ancak şiir denemeleri, nesirlerindeki derinliği lirik bir dille taçlandıran özgün eserlerdir. Hayatı boyunca koruduğu “zarafet” ve “hassasiyet”, onun hem müziğine hem de kalemine akseden en belirgin karakter özelliğidir.
Eserleri
İbrahim Erdinç Şumnu’nun özellikle tarih ve felsefe alanında yoğunlaşan yayımlanmış eserleri şunlardır:
| Tür | Kitap Adı | Yayın Yılı |
| Tarih / İnceleme | Fatih – I | 1991 |
| Tarih / İnceleme | Sömürgeciliğin Tarihi | 1991 |
| Tarih / İnceleme | Fatih – II | 1995 |
| Anı / Otobiyografi | Hatıralar | 1997 |
Dolu Dolu Rahmet
“Çocukluk günleri…
Tepedeki bağ evimizdeyiz…
Bitmez tükenmez uzun yazlardan biri…
Ne güzeldi mevsimleri meyvalarla anlamak: Önce kiraz, dut, vişne… Sonra sırasıyla kayısı, şeftali, kızılcık, incir, nar… Ve nihayet ayva…
Üzümler ise ayrı bir takvim… Erken ve geç olgunlaşmalarına göre temmuz ortasından ta ekim nihayetine kadar uzun bir zamana dizilmiş veya hatıralarımızı “cevizli sucuk” gibi, kendi zamanının ipine dizmiş: Hacıbalbal, karakokulu, çavuş, hafızali,alpehlivan… Ve en sonunda, kalın kabuklu kışlık üzüm… Bağbozumu… Sıkılan şıralar… Pekmez kazanlarının geceler boyu süren neş’eli ateşleri… Biryanda parlak eylül mehtabı, ateşin etrafında çoluk çocuk söylediğimiz şarkılar…
Yağmur
Yağmur; sıcak alnıma bir ıslak mendil yağmur,
Kurumuş dudağıma tükenmez sebil yağmur,
Korkularım girdaplı bir deniz, beni yutan!…
Can simidim, sürünüp çıktığım sahil yağmur.
Taşır mı o hasret ki ufuklarından bir nefes
Gözyaşıma karışan su çiğil çiğil yağmur?…
Uzak çocukluğumu özlerken geliver de,
Sisli hatıralarımı buğunla sil yağmur!…
Bitkinim, ümitsizim… Zaman esrarlı bir göl,
Dipsiz karanlığıma titrek bir kandil yağmur…
Sevdalar; hep o yanık eski kütük kokusu,
Göğsümde tek ferahlık: tarçın, zencefil, yağmur…
Çölde pişirmiş Mecnûn, aşkının elma’sını,
Benim ham çamuruma çare; kor değil, yağmur!..
Söylemem kimselere, bulutlar da duymasın,
Çatlamış toprağımın derdini sen bil yağmur!..
Kaynakça:
- Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
- Tuna, F. (2007). Sakarya Şairleri. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
İbrahim Gürel (Şair, Öykücü)
1977 yılında Sakarya’da doğdu. Anne tarafı Çerkez, baba tarafı ise Bulgaristan (Plevne) muhaciri olan Gürel, tam bir Adapazarı evladıdır. Savunma sanayii alanında bir kamu kurumunda uzun yıllar hizmet verdikten sonra emekli olan Gürel, hayatının ikinci baharını tamamen edebiyata ve sivil toplum faaliyetlerine adamıştır. Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi mezunudur.
Edebi Serüveni: Şiirden Öyküye
İbrahim Gürel’in edebiyat yolculuğu, hayata ve insana duyduğu derin hassasiyetle şekillenmiştir:
Mavi Bir Başlangıç: Edebiyat dünyasına 2021 yılında yayımlanan “Kalbim Mavi” adlı şiir kitabıyla adım attı. Bu eser, onun naif ve insancıl dünyasının ilk habercisi oldu.
Öyküde Karar Kılış: Portre yazarı Fahri Tuna ile tanışması ve “Yazistanbul Yazarlık Programı”ndaki disiplinli çalışmalarıyla rotasını öyküye kırdı. Kısa sürede Hece Öykü, Yedi İklim, Edebiyat Ortamı gibi Türkiye’nin en saygın edebiyat dergilerinde 80’in üzerinde öyküsü yayımlandı.
Üretkenlik: Altı yıl gibi kısa bir sürede; şiir, roman, çocuk edebiyatı ve öykü türlerinde toplam altı kitap yayımlayarak Sakarya’nın en velut (üretken) kalemlerinden biri haline geldi.
Kültürel Liderlik ve Karakter
Gürel, Sakarya edebiyat çevresinde sadece kalemiyle değil, “Hızır” gibi yetişen yardımsever kişiliğiyle tanınır:
TYB Sakarya: Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Sakarya Şubesi’nde sekreterlik ve ikinci başkanlık görevlerini üstlenmiş; dijital platformlarda ve salonlarda onlarca edebiyat programının moderatörlüğünü yapmıştır. 01 Ocak 2026 itibariyle Sakarya Şube Başkanlığı yapmaktadır.
Gönül Adamı: Sokak hayvanlarına duyduğu şefkatten Gazze’deki mazlumlar için döktüğü dertli mısralara kadar, “altın kalpli bir kalem” olarak anılır. Evinin altında oluşturduğu ve dostları için bir sığınağa dönüşen kütüphanesi, şehrin sessiz edebi mahfillerinden biridir.
Eserleri
| Tür | Kitap Adı | Notlar |
| Şiir | Kalbim Mavi | İlk göz ağrısı, naif mısralar. |
| Roman | Alaz | Toplumsal ve bireysel sancıların izdüşümü. |
| Öykü | Gölgesiz Bir Sabah | Öyküdeki yetkinliğinin ilk kanıtı. |
| Öykü | İyiyim Ben | İnsan ruhunun derinliklerine yolculuk. |
| Öykü | Bir Gün Elbet | Dünyaya düştüğü günden beri yeni bir cennet arayışında insan Bu uğurda hikâyeler biriktiriyor |
| Çocuk Edebiyatı | Gizemli Radyo | Gelecek nesillere seslenen eseri. |
Kaynakça:
Tuna, F. (2025). https://www.tyb.org.tr/ibrahim-gurel-bir-gun-elbet-oykucu-olacaktin-iste-oldun-22614yy.htm
1922 yılında Adapazarı’nın Tığclar Mahallesi’nde doğdu. Asıl adı “Mustafa”dır. Babası Adapazarı’nın tüccarlarndan Mustafa Efendi, annesi Ferdane Hanım’dır. Faik Baysal daha doğar doğmaz annesini kaybetmiş, öksü kalmıştır. bundan sonraki bakımını “Haminnem” dediği Babaannesi üstlenmiştir. Altı yaşına gelince , babası O’nu İstanbul’a amcasının yanına (okula gitmesi için) gönderdi. Baysal’ın bundan sonraki ikameti hep İstanbul oldu. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi (Saint Joseph’te) tamamlayan Faik Baysal, Üniversiteyi , İstanbul Edebiyat Fakültesi fransız Dili ve Edebiyatı Bölümünde tamamladı. Bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra farklı dallara yöneldi; spikerlik, mütercimlik, deneyimlerinde bulundu. Bir ara gazetecilikte ve ansiklopedicilikle ilgilendi. 1946 yılında Mubahat Hanımla evlendi. Bu evlilikten 1953’te oğlu Emre, 1957’de Kızları Elif Fatma dünyaya geldi. Şairimizin, yazarımızın bütün hayatını işi (yazıları) ve ailesi doldurdu. Adapazarı ile hiç ilgisini kesmeyen Faik Baysal, yazılarının konusunu çoğunlukla Adapazarı’ndan seçti. Hayatının sonuna kadar İstanbul Bahçeşehir’de ikamet eden Faik Baysal 9 Aralık 2002 yılında İstanbul’da (seksen yaşında) vefat etti. Kabri, İstanbul Topkapı Merkezefendi Mezarlığı’ndadır.
Eserleri:
Romanları: Sarduvan (1943), rezil Dünya (1955), Drina’da Son Gün, Küçük İnsanlar, Ateşi Yakanlar, Voli, Madam Bambu (2002)
Öyküleri: Perşembe Adası (1955), Sancı Meydanı, Nuni, Militan, Tota, Güller Kanıyordu, Kırmızı Sardunya, Ilgaz teyze Öldü, Elleri Sesinin Rengindeydi, Beni Bırakma Doktor…
Şiir Kitapları: İlk Defa (1957), Beyaz Şiirler (1984), Ayın Ucunda (1994), Gül Sancısı (2001)
Gül Sancısı
Doktorun biri “Şizofren” dedi.
Bir psikolog “Melankoli”,
Bir profesör “Ekonomik depresyon”,
Bir cerrah “Beyin tramvası” dedi.
“Tümor”,”Siroz”,”Şeker” dediler.
İçimde sereserpe yatan
Düzceli Lokum Cemile’yi görmediler.
İbrahim Kandemir (Öğretmen ve Şair)
1950 yılında Sakarya’nın Adapazarı ilçesine bağlı Akçakamış köyünde doğdu. Eğitim hayatının en önemli durağı, Sakarya’nın fikir ve sanat pınarı olan Arifiye Öğretmen Okulu oldu. 1972 yılında buradan mezun olduktan sonra, idealist bir eğitimci olarak Sakarya’nın kuzeyine, Kocaali ilçesine atandı. Henüz 27 yaşındayken, 1977 yılında görev yaptığı Kocaali’de hayata gözlerini yumdu.
Arifiye’den Kocaali’ye Bir Ömür
İbrahim Kandemir, 1970’li yılların toplumcu ve lirik esintilerini mısralarına taşıyan genç bir sesti:
Eğitimci Kimliği: Kocaali’nin Koğukpelit Çukurköy ve merkez Hürriyet İlkokulu’nda öğretmenlik yaptı. Köy okullarındaki zorlu şartlarda hem öğrencilerine ışık oldu hem de doğanın ve insanın saflığını şiirlerine yansıttı.
Erken Gelen Eserler: Henüz 19 yaşındayken ilk şiir kitabını yayımlayarak edebiyat dünyasında “gelecek vadeden bir kalem” olarak dikkat çekti.
Mavi Alevler Arasında Bir Şair
Kandemir’in şiiri, “yaşantıdan dökülen” gerçeklikler ile hayallerin “mavi alevleri” arasında gidip gelir. Eser isimleri bile onun duygu dünyasındaki melankoliyi ve arayışı özetler niteliktedir.
Eserleri (Şiir)
| Kitap Adı | Yayın Yılı | Karakteri |
| Yaşantıdan Dökülen Yapraklar | 1969 | Gençlik döneminin gözlemleri ve lirik ilk adımlar. |
| Mavi Alevler | 1971 | Daha olgun, imgelerle örülü ve derinlikli mısralar. |
Geçmiş Zaman
Basarken mevsimlerin tuşlarına ağır ağır
Tiz bir ses yükseldi hatıralardan;
Sırçadan can evimi sardı mavi alevler
Tunç avizelerin loş ışığı altında
Altın tastan içerken zamanı.
Götürdü hafızamı yeşil bir kuş
Yorgun anılarına gençliğimin.
Kımıldanır can alıcı yerimde bir karayılan
Bağrıma bir darbe indirir ansızın.
Takunya sesleri arasında bir şarkı tutturulur
Bir önceki evin penceresinden.
Daha önceki evde eğri bir plâk
Aşk hikayeleri söyler şarkılar arasında.
Şarkılar, şarkılar, süregiden şarkılar…
Nihayet yıllar öncesinden bir türkü gelir aklıma
Başlar mırıldanmaya solgun dudaklarım
Ve ardından derin bir sessizlik.
Yine vagonlar geçer ardı kesilmeyen
Zaman lokomotifinin arkasından
Ve yolcular arasında ben…
Kaynakça:
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
Kerim Korcan (Yazar ve Şair)
1918 yılında Sakarya’nın Hendek ilçesi Aktefek köyünde dünyaya geldi. 1990 yılında İstanbul’da vefat eden yazarın kabri Karacaahmet Mezarlığı’ndadır. Murat Bey ve Pembe Hanım’ın evladı olan Korcan, henüz iki yaşındayken ailesiyle birlikte Eskişehir’e göç etti. Yoksulluk nedeniyle eğitim hayatı ilkokul 4. sınıfta son bulan Korcan, hayat okulunda berber çıraklığı, marangozluk ve büfecilik gibi pek çok ağır işte çalışarak pişmiştir.
Kerim Korcan’ın hayatı, genç yaşlardan itibaren dönemin siyasi çalkantıları ve işçi hareketleriyle iç içe geçti:
- Hapis Yılları: 1938 yılında işçi hareketleri ve siyasi düşünceleri nedeniyle gözaltına alındı. On iki yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı ve on yılını cezaevinde geçirdi. Tahliyesinin ardından iki yıl askerlik yaptı. 1957 yılında siyasi gerekçelerle tekrar tutuklanarak iki yıl Sultanahmet Cezaevi’nde yattı ve ardından beraat etti.
- Edebiyata Yöneliş: Korcan, cezaevini bir okul olarak görmüş; burada okuyup yazarak kendisini geliştirmiştir. 1962 yılında yazdığı “Köse” adlı ilk hikâyesiyle Milliyet Karacan Hikâye Yarışması’nda ikincilik ödülü alarak edebiyat dünyasına güçlü bir giriş yapmıştır.
Edebi Kimliği ve “Tatar Ramazan” Fenomeni
Kerim Korcan, Türk edebiyatında özellikle cezaevlerinin iç dünyasını, oradaki adalet sistemini ve insan ilişkilerini en çıplak haliyle anlatan yazarlardan biridir.
- Üslup: Yerel ağızlara önem veren, yapmacıksız ve yalın bir dil kullanmıştır. İdeolojik görüşlerini eserlerine yansıtmaktan çekinmemiştir.
- Kült Eserler: Türk sineması ve tiyatrosunda derin izler bırakan “Tatar Ramazan” ve “Linç” gibi eserleri, haksızlığa karşı başkaldırının ve cezaevi gerçekliğinin sembolü haline gelmiştir.
- Uluslararası Başarı: Eserleri Rusça ve Bulgarca gibi yabancı dillere çevrilmiş, sanatsal başarısı ulusal sınırları aşmıştır.
Eserleri
Tür | Eser Adı | İlk Yayın Yılı |
| Roman | Linç | 1967 |
| Tatar Ramazan | 1969 | |
| İdamlıklar | 1971 | |
| Ter Adamları | 1975 | |
| Dimitrof Geçiyor | 1978 | |
| Patrona | 1983 | |
| Ateşten Köprü / Acılar Çemberi / Capon / Ölüm Pusuda | 1988 – 1990 | |
| Hikâye | Canlı Bayraklar | 1985 |
| Anı | Harbiye Kazanı | 1989 |
| Şiir | Gaziler | 1989 |
Tatar Ramazan’ Rmanından bir kesit:
Yediler çeşmesinden hemen sola dönülünce Arnavut kaldırımı döşeli, iki yanı akasya ağaçlı genişçe bir caddeye çıkılır. Sağ tarafta yenice bozulmuş bir mezarlık, solda bahçelik bostanlık.
Daha onbeş dakika yürümeden şehrin dış mahallelerine varılır.
Burada, yolun hemen solunda, sıvaları yer yer dökülmüş eski kocaman bir yapı var. Karanlık pencereleri demirli. Yüksek duvarlar üstünde jandarma kulübesi. İşte mahpusane burası.
Abdurrahman Çavuş tek başına. kimseden perva etmeden
bu mahpusanede sekiz senedir hüküm sürüyordu. Ömür değil de hüküm. Zira birine azıcık kızdı mı fırtına gibi eser ortalığa. atmaca gibi çarpar karşısındakini, sığırına yol gösterir gibi bağırır:
“Üle!” der. “Ben şu gördüğün dayılara Ahmede Mehmede benzemem. Vurdum muydu kan çanağına döndürürüm adamın gözünü! Vallah kararır kırk yıl dünyası!”
Laf değil, dediğinden katiyen geri kalmaz, bir şeyi aklına koydu mu onu mutlak yapardı. Her sabah mahpushanenin genişçe taşlık bahçesinde görünür, iri yapısıyla hemen ilk bakışta seçilirdi. İçi kuzu derisi gocuğunu sırtından hiç eksik etmez, ne yana yöneleceği belli olunca mahkûmlar hemen kendisine yar açarlar, ağır ağa adımlarıyla volta vuracağı yeri ona bırakırlardı.
O gelince bahçeyi bir sessizlik kaplar, mahkûmlar Çavuşa bakar bakmaz durumu kestirirlerdi. Eğer mısır püskülü bıyıklar ağırda ağırdan buruluyorsa demek ki ağa efkârlı, kimse yanına sokulmaz. Yok eğer ablak yüzü kabak çiçeği gibi açılırsa ağa güldü. Rabbimize şükürler olsun demek ki konuşacak. Yanına en fakirinden üç beş mahkûm çağırır:
“Üle gelin keratalar! Ne o sümdük kediler gibi dolaşmak öyle? Öldünüz mü şeytana ruhu teslim etmeden? Kanınız mı dondu yoksa?”
Herkes memnundur zira ağa keramet buyurdu. Kimin yüzüne baksa hemen koşar, ağaya yanaşır. Çavuş gene bildiği. adımlarla uzun uzun gider gelir. Zavallı Mehmet’in ayağında yarım pabuç. İriden bir kısrağı izleyen tay gibi ağanın ardında seğirtirdi. Ağa daima konuşmayı sudan bir şeyden açar. Bu başlangıcı kısa kesip konuşmayı daima utanmaz bir noktaya getirirdi. Bakalım bugün söze nereden başlayacak? Hareketleri ağır, sesi babayani ve içtendir:
‘Üle Memet, sen hiç konuşuvermez oldun bize be yeğenim. Güzel habarlardan demez oldun.”
“Bizim neden habarımız olur ki Aptıraman Çavuş?”
“Olur olur. İpimiz eskidi. Kurt çoban köpeklerine döneyazdık. Soluğumuz kesilir ikide bir. Gözümüzün şavkı gitti.”
“Doktura çık be ağam.”
“Dokturluk bir iş değil ki bu. Öyle olsa bir kutu hap alır savarız işi. Gönülden yorgun düşmüşüz Memet. Bu hükümet bir af, bir selbeslik vermeyecek mi bize?”…
Kaynakça:
Ertan, M. E. (2004).. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını. Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
Dr. Mehmet Emin Ertan (Akademisyen, Oyun Yazarı)
1946 yılında Şanlıurfa’da doğdu. Babası, Urfa Ulu Cami’nin tanınmış imamlarından Abdurrahman Hoca; dedesi ise Rıdvaniye Medresesi’nin son başmüderrisi “Molla İbrahim”dir. Kökleri derin bir ilim geleneğine dayanan Ertan, imkansızlıklar içinde geçen çocukluk yıllarında babasının yanında postalcılık yaparak hayata atıldı.
Eğitim Yolculuğu ve Sakarya’ya Geliş
Ertan’ın eğitim hayatı, Anadolu’nun farklı şehirlerinde büyük bir azimle şekillendi:
- Eğitim: Konya İmam-Hatip Okulu’nun ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ve İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nü aynı anda bitirdi.
- Akademik Kariyer: 1980 yılında Adapazarı İmam Hatip Lisesi’ne edebiyat öğretmeni olarak atanması, Sakarya ile olan kadim bağının başlangıcı oldu. 1997 yılında Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne Yardımcı Doçent olarak atandı ve emekliliğine kadar burada yüzlerce öğrenci yetiştirdi.
- Uzmanlık Alanı: “Fuzuli Divanı” ve “Divan Edebiyatında Ramazaniyeler” üzerine yaptığı çalışmalarla eski Türk edebiyatı alanında derinleşti.
Edebi Kimliği ve Tiyatro Çalışmaları
İşe şiirle başlayan Ertan, zamanla tarihi ve dini temaları sahneye taşıyan güçlü bir oyun yazarına dönüştü:
- Tiyatro: 1976 yılında kaleme aldığı “Allah’ın Dostu Hz. İbrahim” adlı piyesi, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okullara tavsiye edilmiş ve geniş kitlelerce izlenmiştir.
- Radyofonik Oyunlar: Askerlik yıllarında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı için “Preveze Deniz Zaferi”ni radyofonik bir oyun olarak kurguladı.
- Belgesel Tiyatro: Doğduğu topraklara olan vefasını, Şanlıurfa’nın kurtuluşunu anlatan dört perdelik “Urfa’nın Kurtuluş Destanı” ile gösterdi.
Eserleri
| Tür | Eser Adı | Notlar |
| Piyes | Hz. İbrahim ve Nemrut | Epik tiyatro türünde ödüllü eser. |
| Piyes | Urfa’nın Kurtuluş Destanı | Belgesel nitelikli 4 perdelik oyun. |
| Radyo Oyunu | Preveze Deniz Zaferi | Deniz Kuvvetleri için hazırlanan özel yapım. |
| Araştırma | Urfalı Şair Abdi | Tek nüsha el yazması eserin gün yüzüne çıkarılması. |
| Biyografi | Aziz Mahmud Hüdâyi | Edebi şahsiyeti ve şerhli şiirleri. |
Hz. İbrahim ve Nemrut adlı eserinden bir bölüm;
- Bölüm
- Meclis
(Öncekiler ve biri yaşlı biri genç iki kadın ile bir delikanlı üç kişi içeriye girerler.)
NEMRUD: Nedir şikayetiniz?
YAŞLI KADIN: Efendimiz, şu gördüğün iki kişi benim oğlum ile gelinimdir. Gelinim, oğlumu parmağında oynatıyor: her istediğini, her dilediğini ona yaptırıyor. Bu da yetmezmiş gibi bana her türlü hakareti yapıyor; bana cadı, moruk, pis kocakarı buna benzer hatta daha ağır hakaretler, küfürler ediyor. Oğlum da ondan geri kalmıyor; bana değil, ona inanıyor; bana bakmıyor. İhtiyacımı karşılamıyor, beni beslemiyor: bana gereken saygıyı göstermiyor. Adaletine sığınıyorum.
NEMRUD: (Keyifli bir şekilde ve geline dönerek) Bu kadın doğru mu söylüyor?
GELİN: Hayır efendimiz… Bu kadın bana kaynana değil sanki düşman. Kendisine ne yapsam suç oluyor. Yaptığım iyiliklerin hepsi boşa gidiyor. Her hareketimi söz ediyor. Bu da yetmezmiş gibi beni oğluna devamlı şikâyet ediyor, onu aleyhimde kışkırtıyor. Oğlu bu iftiralara inanarak bana hakaret ediyor: beni dövüyor. (Kaynanasını itham ederek) Bu kadının yüzünden evden kovulduğum bile oluyor. Adaletinize sığınıyorum efendimiz..!
NEMRUD: (Delikanlıya hitaben) Sen ne dersin bu iddialara: bak hem annen hem de kadının senden şikayetçi. Sen de müdafaanı yap bakalım!
GENÇ: (Delikanlı diz çöküp) Sultanımız, efendimiz: bu kadın benim annemdir. Gördüğünüz gibi çok yaşlıdır. Ne dediğini ne yaptığını bilmiyor. Bir bana bir kadınıma karışıyor. Ne yapsak suç ne yesek suç ne giysek suç oluyor; o da yetmezmiş gibi, aynısını kendisinde istiyor. Halkın içinde, herkesin yanında bize olmaz hakaretler yapıp bizi rezil ediyor. Kadınıma gelince: O da ona gereken saygıyı, sevgiyi göstermiyor. Kadınıma, anneme gereken saygıyı göstermesini söylediğimde, bana karşı geliyor: Doğrusu ben de ne yapacağımı şaşırmışım. Bunun için yüce divanına geldik, öyle bir adaletinle hükmet ki biz de ne olacağımızı bilelim… Dileğim hiç birimizin hakkı diğerinde kalmasın…
NEMRUD: (Sözünü keserek) Yeter, anlaşıldı! Her üçünüz de suçlusunuz… Üstelik her üçünüz de hayatınızdan şikâyetçisiniz… Bana düşen büyüklük, sizleri bu ıstıraplı hayattan kurtarmaktır. Karşımda huzursuz kişileri görüp ben de huzursuz olmak istemem. (Askerlere dönerek) Nöbetçiler, bunları götü-rüp, hemen öldürün!!!
ÜÇ ŞİKÂYETÇİ: (Üçü bir ağızdan) Aman efendimiz bizi bağışlayın (birbirlerine bakarak) hele benim hiç suçum yok! (diyerek feryat ederler)
NEMRUD: Çabuk öldürün, kurtulsunlar bu azaptan: hah hah ha… (Askerler şikâyetçileri sürükleyerek dışarı çıkarırlarken onlar da feryatlarına devam ederler… Bir iki saniye sonra ses kesilir. Nemrut sözüne devam ederek) Gördünüz mü.. İşte hem sesleri kesildi hem de ıstırapları. Her üçüne de eşit muamele yaptığım için ortada haksızlık yoktur. (Nöbetçiye) Başka şikâyetçi var mı?
NÖBETÇİ – İki kişi var efendimiz.
NEMRUD – Gelsinler: onları dertleri ne imiş?… Halledelim.
NÖBETÇİ – (Dışarıya seslenerek) Girin. Efendimiz sizi istiyor. (İçeri iki kişi yerlere kadar eğilerek girerler. Kıyafeterinden zengin oldukları anlaşılır.)…
Kaynakça:
Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
Mehmet Selahaddin Şimşek (Özdeyiş Yazarı, Tiyatro Yönetmeni ve Mütefekkir)
1953 yılında Adapazarı Savaş Caddesi’ndeki 36 numaralı evde dünyaya geldi. Babası, Adapazarı’nın efsanevi vaizlerinden Ahmet Cevdet Efendi; annesi Nuriye Hanım’dır. Eğitim hayatını Kurtuluş İlkokulu ve Adapazarı İmam Hatip Lisesi’nde (1974) tamamladıktan sonra Erzurum Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Yazılarında (Ş. / Mehmed Salâh) mahlasını kullandı.1994 yılında, henüz 41 yaşındayken vefat eden Şimşek, kısa ömrüne yüzyıllar sürecek bir fikir mirası sığdırdı.
Beyaz Leke Tiyatrosu ve Sanat Mücadelesi
Selahaddin Şimşek, sanatın yozlaştığına inandığı bir dönemde “karaların sırtında bir beyaz leke gibi durmak” amacıyla arkadaşlarıyla birlikte Beyaz Leke Tiyatrosu’nu kurdu:
- Tiyatro Yolculuğu: Necip Fazıl’ın “Siyah Pelerinli Adam” (1973) ve Atilla Alpoge’nin “Çürük Elma” (1974) oyunlarını sahneledi.
- Muhtar Kafası: Ali Nar’ın bu eserini yönetmen ve oyuncu olarak Türkiye’nin 61 ilinde sahneleyerek Anadolu’da büyük bir kültürel rüzgâr estirdi.
- Sahne Zekâsı: Oyun sırasında gelişen beklenmedik olaylara (sahneye fare girmesi vb.) verdiği hazırcevap yanıtlarla tiyatro tarihine geçen anekdotlar bıraktı.
“Ş.” Sembolü ve Özdeyiş Yazarlığı
Sözün israfına karşı olan Şimşek, edebiyatta “özdeyiş” (aforizma) türünün en güçlü temsilcilerinden biri oldu. Soyadını ve adını kısaltarak kullandığı “Ş.” imzası, onun markası haline geldi:
- Üslup: Bir kitaplık konuyu bir cümlede özetleme dehasına sahipti. Mantık, felsefe ve tarihi aynı potada eriten uyarıcı ve sarsıcı bir dil kullandı.
- Fikir İşçiliği: Akademi, Zafer, Tevhid ve Irmak gibi dergilerde fikirlerini paylaştı. “Karanlığımıza sebep aydınlardır!” gibi sarsıcı çıkışlarıyla toplumun vicdanı oldu.
- İhvan Kitabevi: Abdullah Gül ve Sami Güçlü gibi isimlerle birlikte şehrin entelektüel merkezi olan İhvan Kitabevi’nin manevi mimarlarından biri oldu.
Şimşek’ten (Ş.) Seçme Özdeyişler
- Deha Üzerine: “Deha ‘imkansız’ zannedilende ‘mümkün’ü görebilmek demektir! Gemilerin karada da yüzebileceğini sezmek; Mehmed’lerden birini ‘Fatih’ yapar…”
- Kurtuluş Üzerine: “Düşmandan kurtulmaktan daha mühim bir şey var: Kurtarıcılardan kurtulmak!”
- Okuma Üzerine: “Okumak bilmek zorundayız; karanlıktan aydınlığa çıkabilmek için… Kitaplar put kırıcı birer İbrahim olduğu kadar, put yapıcı birer Azer’dir de.”
Eserleri
| Tür | Kitap Adı | Notlar |
| Özdeyiş | Özdeyişler “Ş.” | Vefatından sonra Zafer Yayınları tarafından derlendi (1999). |
| Anı / Biyografi | M. Selahaddin Şimşek: Hayatı ve Eserleri | Adapazarı Belediyesi Kültür Yayınları (1997). |
| Tamamlanmamış | Göğe Yağan Yağmurlar | Tüm özdeyişlerini toplamayı planladığı kitap projesi. |
Paslı Anahtarlar
“Her meseleye Batı normlarıyla bakmak, kendi dünyasına yabancılaşmış insanların ortak tavrıdır. Batı “din” derken, toplumuna hâkim inançlar sistemini özellikle Hristiyanlığı kastederken, başka iklimlerdeki uydular, kendi gerçekleri üzerinde düşünmek “külfetini” göze almak yerine, aynı kişileri kullanma “kolayını” seçerler! Efendilerinden devşirdikleri paslı anahtarların her kapıyı açabileceğini sanırlar! Çok yönlü şuursuzluklarının teminde ekseriyetle bunu görebilirsiniz.
Din diye anılageldikleri için, bâtıl dinlere yöneltilen bir kısım haklı tenkitleri: sanki İslam Dini onlarla aynı kefeye konulabilirmiş, onlardaki zaaflara mâlülmüş gibi, onun için de geçerli zannederler!
Öyle ya: “Karga uçtuğuna göre, her uçan şey niye karga olmasın?”
Düşünmemenin, kuklalığın “rahat” bir meslek olup olmadığı tartışma götürürse de. “şerefi” olmadığı hususunda zerrece şüphemiz yoktur.”
Ş.M. Selahaddin Şimşek, Adapazarı Belediyesi, Eğitim Kültür Müdürlüğü Yayınları Adapazarı 1997.
Özdeyişler
Kolay bırakılan izler çabuk silinir.
Hakikatler asla eksilmez!
Aynaya tüküren, yüzüne tükürmektedir!
Küçüklerin suçları büyüklerin suçlarından başka nedir ki?
Çocukları eğitmek onları kendimize benzetmek değil olmaları gerektiği gibi yetiştirmektir.
Bazen her şeyi kazanmak için her şeyi kaybetmeyi göze almak gerekir… Endülüs, gemilerini yakanlarındır.”
Dehâ “imkansız” zannedilende “mümkün”ü görebilmek demektir! Gemilerin karada da yüzebileceğini sezmek; Mehmedlerden birini “Fatih yapar.
Yaşlanarak değil, yaşayarak kemâle erilir. Zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır.
Nice ışık saçanlar yangın çıkartmakla suçlanmışlardır!
Heykeli tımarhaneye, kendisi hapishaneye konulan bir ülkede “düşünen adam” nasıl yetişsin!
Futbol topu büyüyüp büyüyüp dünya kadar olduğunda, dünya küçülüp küçülüp futbol topu kadar kalır!
Herkesin dünyası gönlü kadardır…”
Kaynakça:
Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
Tuna, F. (2012). https://www.tyb.org.tr/40-soruda-s-mehmed-selahaddin-simsek-ve-adapazari-6261yy.htm
Şimşek, M. Selahaddin (1999). Özdeyişler. Zafer Yayınları.
Geyveli Güvâhî (Divan Şairi ve Sipahi)
Mehmed Süreyya Güvahi, 16. yüzyılın ilk yarısında yaşamış, Osmanlı edebiyatının “yerli” seslerinden biridir. Doğum yeri ve tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, dönemin kaynaklarında Geyve kasabasına yerleştiği ve hayatını burada sürdürdüğü kayıtlıdır. Asıl adı Mehmed, babasının adı Abdullah’tır. Mesleği gereği bir timar sahibi sipahi olan Güvâhî, kılıç salladığı kadar kalem oynatmayı da bilen, halkın dilini sarayın estetiğiyle buluşturan özgün bir figürdür.
Pendnâme: Bir Atasözü Hazinesi
Güvâhî’nin Türk edebiyatındaki asıl büyük şöhreti, halk bilgeliğini divan şiiri kalıplarına taşımasından gelir:
Halkın Sesi: En önemli eseri olan Pendnâme (Kenzü’l-Bedâyi), Feridüddin Attâr’ın aynı adlı eserini örnek alsa da, Güvâhî bu mesneviyi Türkçe atasözleri ve deyimlerle donatmıştır. Bu yönüyle eser, 16. yüzyıl Türkçesinin ve halk kültürünün en zengin dil yadigârlarından biri sayılır.
Kanunî’ye Sunulan Öğütler: Her ne kadar bazı kaynaklar Yavuz Sultan Selim dönemini işaret etse de, eserin içindeki veriler 1526 (Hicri 933) yılında Kanunî Sultan Süleyman’a sunulduğunu ve şairin bu tarihten sonra vefat ettiğini kanıtlamaktadır.
Gurbetnâme: Bir Su Dolabının İniltisi
Güvâhî, sadece öğüt vermekle kalmamış, gurbetin sızısını da sembolik bir dille anlatmıştır:
İntak Sanatı: Kısa bir mesnevi olan Gurbetnâme’de, bir “su dolabını” konuşturarak gurbette olmanın zorluğunu tasvir eder.
Sade ve Samimi: Sanatlı ve ağır bir dil yerine, dönemin halkına hitap eden sade ve akıcı bir anlatımı tercih etmiştir. Bu basitliği, dönemin bazı tezkire yazarları tarafından “edebî zayıflık” olarak görülse de, bugün araştırmacılar için arkaik kelime zenginliği bakımından paha biçilmezdir.
Bilinen Eserleri
| Eser Adı | Türü | Beyit Sayısı | İçeriği |
| Pendnâme (Kenzü’l-Bedâyi) | Mesnevi | 2133 | Ahlaki öğütler ve atasözleri derlemesi. |
| Gurbetnâme | Mesnevi | 105 – 117 | Gurbet temalı, sembolik bir dertleşme. |
| İbretnâme | Mesnevi | 396 | Tasavvufi ve ahlaki ibretler. |
| Tazarrunâme | Mensur/Manzum | – | Allah’a yakarış ve münacat. |
Geyve’nin Tarihi Mirası
“Güvâhî, Geyve’nin sadece bir kasaba değil, yüzyıllar öncesinden beri bir kültür ve irfan havzası olduğunun en eski kanıtıdır. O, sipahi zırhının altına gizlenmiş bir bilge, Türkçenin deyimlerini şiirin imbiğinden geçiren bir dil mimarıdır.”
Güvâhî, Sakarya edebiyat atlasının ‘temel taşı’dır. 16. yüzyılda Geyve sokaklarında yürüyen bu şairin bıraktığı eserler, bugün Türk Dil Kurumu ve üniversiteler tarafından ‘Türk Atasözleri Tarihi’nin en önemli kaynakları arasında gösterilmektedir.
Kaynakça:
https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/pendname
https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/guvahi-mehmed
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
Mehmed Niyazi Özdemir (Hukukçu, Tarihçi, Romancı)
8 Nisan 1942 tarihinde Sakarya’nın Akyazı ilçesi Beldibi köyünde dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Akyazı’da tamamladıktan sonra İstanbul Haydarpaşa Lisesi’ne gitti. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden (1967) mezun oldu. Ardından Almanya’da Goethe Enstitüsü’nde dil eğitimi alarak Marburg, Bonn ve Köln üniversitelerinde “Türk Devletlerinde Temel Hürriyetler” üzerine doktora yaptı. 2018 yılında İstanbul’da vefat eden yazar, Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.
Ötüken’den İSAM’a Bir Ömür Edebiyat
Mehmed Niyazi, sadece bir yazar değil, Türk yayıncılık ve düşünce hayatının mimarlarından biridir:
- Ötüken Neşriyat: 1964 yılında üniversite öğrencisiyken Nevzat Köseoğlu ve arkadaşlarıyla birlikte Türk kültür dünyasının kalesi sayılan Ötüken Neşriyat’ı kurdu.
- Marmara Kıraathanesi: Necip Fazıl, Sezai Karakoç ve Erol Güngör gibi devlerin sohbet halkalarında yetişti. Bu atmosferi daha sonra “Dahiler ve Deliler” romanında ölümsüzleştirdi.
- Tarihi Romanlaştıran Deha: Babası Balkan ve Çanakkale gazisi olan yazar, çocukluğunda dinlediği kahramanlık hikâyelerini akademik titizlikle birleştirerek “tezli roman” türünün en nitelikli örneklerini verdi.
Çanakkale’nin ve Plevne’nin Sesi
Mehmed Niyazi’nin eserleri, unutulmaya yüz tutmuş milli zaferleri ve toplumsal travmaları halkın kalbine yeniden yerleştirmiştir:
- Çanakkale Mahşeri: 1999 TYB Roman Ödülü’nü alan bu eser, 250 bin şehidin aziz hatırasını destansı bir dille anlatarak modern Türk edebiyatının en çok okunan tarihi romanlarından biri oldu.
- Plevne ve Kanije: Tiryaki Hasan Paşa’dan Gazi Osman Paşa’ya kadar Türk tarihinin dönüm noktalarını kütüphane tozları arasından çıkarıp romanın canlı dünyasına taşıdı.
Eserleri
| Tür | Öne Çıkan Kitaplar | Notlar |
| Roman | Çanakkale Mahşeri / Plevne / Kanije / Yemen Ah Yemen | Tarihi gerçekliği estetikle buluşturan başyapıtlar. |
| Roman | Ölüm Daha Güzeldi / Varolmak Kavgası | Azerbaycan hürriyet mücadelesi ve idealizm. |
| Biyografik | Dahiler ve Deliler | Marmara Kıraathanesi ve bir neslin portresi. |
| Düşünce | Türk Devlet Felsefesi / Millet ve Milliyetçilik | Hukuk ve felsefe birikimini yansıtan incelemeler. |
| Hikâye | Bayram Hediyesi | Yazı hayatının ilk tahkiyeli eserleri. |
Bir Vatan Müdafii Olarak Yazarlık
“Mehmed Niyazi, Akyazı’nın yeşilinden aldığı kökleri, hukuk ve felsefenin rasyonalitesiyle sulamış; kalemini bir kılıç gibi kullanarak Türk tarihinin ‘mahşerlerini’ ve ‘destanlarını’ yeniden yazmıştır. O, kütüphanelerde sabahlayan bir derviş, vatanın her karış toprağını mısralarında hisseden bir ‘Hülyâ Adamı’dır.”
Mehmed Niyazi Özdemir, Sakarya’nın ulusal ve uluslararası çaptaki en büyük edebi markalarından biridir. Akyazı’da bir kütüphaneye ve okula adının verilmesi, onun ‘yerli ve milli’ duruşunun kendi topraklarında gördüğü vefadır.
Kaynakça:
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
https://www.kocav.org.tr/2022/07/07/mehmed-niyazi-ozdemir-1942-2018/ (Erişim Tarihi 10.03.2026)
https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/ozdemir-mehmet-niyazi (Erişim Tarihi 10.03.2026)
Mustafa Furkan Özren (Avukat, Sinema Araştırmacısı ve Romancı)
1985 yılında Adapazarı’nda dünyaya geldi. Sakarya’nın yerel kültürüyle harmanlanan çocukluk ve gençlik yıllarının ardından hukuk eğitimi alarak profesyonel hayata atıldı. Ancak hukukun rasyonel dünyasını, sinema ve edebiyatın imgesel dünyasıyla zenginleştirmeyi seçen Özren, Sakarya’nın yeni kuşak entelektüel profilinin en dikkat çeken isimlerinden biri oldu.
Hukuktan Yedinci Sanata: Akademik Bakış
Özren, hukukçu kimliğinin yanına sinema kuramcılığını ekleyerek özgün bir yol haritası çizdi:
- Sinema Çalışmaları: Sinema alanında yaptığı yüksek lisans eğitimi sırasında anlatı bilimi (narratoloji) üzerine yoğunlaştı. 2013 yılında tamamladığı “Ertem Eğilmez Sinemasında Karakterler ve Anlatım” başlıklı teziyle, Yeşilçam’ın kült yapısına yapısalcı bir mercekle yaklaştı.
- Eleştiri ve Deneme: Sinema üzerine akademik ve sanatsal incelemeleri; Hayal Perdesi ve Sinemarmara gibi prestijli mecralarda yayımlandı. Edebiyat dünyasında ise Mahalle Mektebi ve Hayal Bilgisi gibi dergilerde kaleme aldığı denemeleriyle kendine has bir okur kitlesi edindi.
Edebiyat ve Cemiyet Hayatı
2020 yılında yayımlanan ilk romanıyla kurgu dünyasına güçlü bir giriş yapan yazar, aynı zamanda şehrin kültürel yönetiminde aktif rol üstlendi:
- Roman Yazarlığı: “Var ama Yok: Bir Mektep Hikâyesi” isimli eseriyle, mekan ve aidiyet kavramlarını bir mektep hikâyesi üzerinden edebiyatseverlere sundu. Halen yeni roman projeleri üzerinde çalışmaya devam etmektedir.
- TYB Sakarya Başkanlığı: 2021 yılında yönetim kuruluna girdiği Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Sakarya Şubesi’nde, 2024 yılı Eylül ayı itibarıyla Başkanlık görevini devralmıştır. Bu göreviyle, 01 Ocak 2026 tarihine kadar sürdüren Özren, Sakarya’nın edebi mirasını genç nesillere aktarma misyonunu üstlenmiştir.
Eserleri ve Çalışmaları
Tür | Eser Adı / Kurum | Notlar |
Roman | Var ama Yok: Bir Mektep Hikâyesi (2020) | İlk romanı. |
Tez/Araştırma | Ertem Eğilmez Sineması (2013) | Karakter ve anlatım üzerine yapısal inceleme. |
Hukuk | Avukatlık ve Arabuluculuk | Sakarya Barosu’na bağlı profesyonel faaliyet. |
Kaynakça:
https://www.tyb.org.tr/mustafa-furkan-ozren-ile-kitaba-ve-hayata-dair-68170h.htm
Mustafa Furkan Özren: ‘Balkan müziği bana umutlu olmayı çağrıştırır.’
Nadir Latif İslam (Hukukçu, Siyaset Adamı ve Yazar)
6 Ağustos 1930 tarihinde Adapazarı’nda doğdu. İlk ve orta öğreniminin ardından Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden (1953) mezun oldu. Hukuk alanındaki akademik merakını sürdürerek 1965 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde doktorasını tamamladı. Hem yerel yönetimde hem de ulusal siyasette Sakarya’nın gür sesi oldu. 19 Ocak 2023’te 93 yaşında öldü.
Siyaset Hayatı
Nadir Latif İslam, kariyeri boyunca hukuku sosyal bir sorumluluk olarak gördü:
Yerel Yönetim: 1958-1973 yılları arasında Adapazarı’nda serbest avukatlık yaparken aynı zamanda belediye meclis üyeliği ve belediye başkan vekilliği görevlerinde bulunarak şehrin modernleşme sürecine katkı sağladı.
Parlamento Yılları: 1973 genel seçimlerinde Adalet Partisi’nden (AP) Sakarya Milletvekili seçildi. TBMM’de partisinin grup sözcülüğü ve TRT Danışma Kurulu üyeliği gibi kritik görevler üstlendi.
Sivil Toplum ve Bosna: 1990’lı yıllarda Bosna Savaşı sırasında büyük bir duyarlılık göstererek Bosna-Hersekliler Kültür ve Dayanışma Derneği Genel Başkanlığı (1992-95) görevini yürüttü; soydaşlarımıza yönelik yardım faaliyetlerini organize etti.
Hukuk ve Demokrasi Mücadelesi
İslam’ın eserleri, Türkiye’nin demokrasi sancılarını, hukuk reformlarını ve temel hak ve özgürlükleri tartışan birer kaynak niteliğindedir:
Demokrasi Kuramı: “Hürriyet’in Alfabesi” ve “Bir Demokles Kılıcı Laiklik” gibi eserleriyle Türkiye’deki siyasi sistemin yapısal sorunlarına ve inanç hürriyetine hukukçu gözüyle yaklaştı.
Uygulamalı Hukuk: Din görevlilerinden köy muhtarlarına kadar geniş bir kesim için hukuk rehberleri hazırlayarak, hukukun tabana yayılmasına öncülük etti.
Eserleri
| Kategori | Öne Çıkan Kitaplar |
| Siyaset & Hukuk | Türkiye’de Gensoru ve Meclis Tahkikatı, Parlamento Konuşmaları. |
| Özgürlükler | Hürriyet’in Alfabesi, Anayasada ve Uygulamada Başörtüsü. |
| Hukuk Rehberleri | Muhtarın Kitabı: Köy İdaresi, Din Görevlisinin Hukuk Rehberi. |
| Fikir & Deneme | Kırık Aynalar, Gül İçin, Hukuk Reformu Üzerine Genel Görüşler. |
Kaynakça:
https://www.biyografya.com/tr/biographies/nadir-latif-islam-758e3be5 (Erişim Tarihi 10.03.2026)
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
Nalan Barbarosoğlu (Yazar, Redaktör ve Öykücü)
6 Ocak 1961 tarihinde Adapazarı’nda dünyaya geldi. Huriye ve Mehmet Nuri Barbarosoğlu’nun kızıdır. İlk ve ortaöğrenimini devlet okullarında tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sistematik Felsefe ve Mantık Bölümü’nden mezun oldu (1982). Felsefe eğitimi, onun öykülerindeki yapısal sağlamlığın ve derinlikli insan analizlerinin temelini oluşturdu. Metin yazarlığı, redaktörlük ve Eşik Cini öykü dergisinin yayın yönetmenliğini yapan yazar, Türkiye PEN Yazarlar Derneği üyesidir.
Öyküde Melankoli ve “İç-Barış” Arayışı
Nalan Barbarosoğlu, öykücülüğümüzde kendine has bir “atmosfer” yazarıdır. Onun metinleri sadece anlatmaz, hissettirir:
Biçim Olarak Melankoli: Öykülerinde melankoli bir temadan ziyade bir biçim olarak karşımıza çıkar. Durağan zamanlar, sürekli yağan yağmurlar, karanlık mekanlar ve iç monologlarla örülü karakterler, okuru hüzünlü bir estetiğin içine çeker.
Gidenler ve Kalanlar: İlk kitabı “Ne Kadar da Güzeldir Gitmek” (1996) ile kadınların kendi olma çabası içindeki “gidişlerini” işlerken; ikinci kitabı “Her Ses Bir Ezgi” (2001) ile terk edilen ve “kalan” kadınların belleklerindeki silinmez izlere odaklanır.
Kadın Dili ve Kent Sıkışmışlığı: Modernizmin ve kapitalizmin bireyi (özellikle kadını) ezen, sevgisiz bırakan yapısını “kent insanının sıkışmışlığı” üzerinden sorgular. Erkeksi dile alternatif olarak, naif ama dirençli bir kadın dili inşa eder.
Mektuptan Hayata: Okur Postası
Yazarın 2014 yılında yayımlanan “Okur Postası” adlı eseri, edebiyat dünyasında özgün bir deneme olarak kabul edilir. Yirmi sekiz farklı yazara yazılmış kurgusal mektuplardan oluşan bu öykülerde, okurun kitaplarla kurduğu hayati bağı ve toplumsal olayların birey üzerindeki izdüşümlerini inceler.
Eserleri (Öykü Kitapları)
| Kitap Adı | Yıl | Temel Tema |
| Ne Kadar da Güzeldir Gitmek | 1996 | Kadın dünyası, iç sesler ve “gitme” eylemi. |
| Her Ses Bir Ezgi | 2001 | Ayrılık, terk edilme ve bellekteki kokular/sesler. |
| Ayçiçekleri | 2002 | Toplumsal sorunlar ve dış dünyaya bakış. |
| Gümüş Gece | 2004 | Gecenin tanıklığında gizlenmiş gerçeklikler. |
| Yol Işıkları | 2009 | Aile kurumundaki ezilme, modernizm ve kapitalizm eleştirisi. |
| Okur Postası | 2014 | Mektup formunda öyküler ve edebiyat eleştirisi. |
Nalan Barbarosoğlu, 1980 sonrası Türk öykücülüğünde durum öyküsüne getirdiği şiirsel dil ve modern anlatı teknikleriyle (iç monolog, leitmotiv) müstesna bir yere sahiptir. Adapazarı doğumlu yazarlar arasında, felsefi arka planı en güçlü kalemlerden biridir.
Kaynakça:
Yalçın, M. (Ed.). (2010). Tanzimat’tan bugüne edebiyatçılar ansiklopedisi (3. baskı, Cilt 1). Yapı Kredi Yayınları.
https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/barbarosoglu-nalan (Erişim Tarihi: 10.03.2026)
Necati Mert (Yazar, Deneme ve Edebiyat Araştırmacısı)
1945 yılında Adapazarı’nda doğdu. Asıl adı Ahmet Necati Mert’tir. Mustafa Bey ve Nuriye Hanım’ın evladı olan Mert, ilk ve orta öğrenimini memleketi Adapazarı’nda tamamladı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Şehrin yaşayan hafızası olan Necati Mert, 17 Kasım 2024 tarihinde yine doğup büyüdüğü topraklarda vefat etmiştir.
Öğretmenlikten Kitap Kültürüne
Mert, edebiyatı sadece kağıt üzerinde değil, bir yaşam biçimi olarak şehre yaymıştır:
- Eğitimcilik: Çeşitli liselerde 17 yıl boyunca edebiyat öğretmenliği yaparak binlerce öğrenciye okuma tutkusu aşıladı.
- Gelişim Kitabevi: Öğretmenlikten ayrıldıktan sonra ticarete atılarak Adapazarı’nın kültürel odağı haline gelen Gelişim Kitabevi’ni işletti. Burası, şehrin yazarlarının ve okurlarının buluşma noktası oldu.
- Yayıncılık: 1996 yılında Çarksuyu adlı aylık gazete çıkardı ve yerel medya organlarında şehrin kültürel dokusunu işleyen köşe yazıları kaleme aldı.
Edebi Kimliği ve Üslubu
Necati Mert, hikâyelerinde ve denemelerinde “taşra insanının” ruhsal katmanlarını, sosyal tezatları ve modernleşen hayatın getirdiği kopuşları ustalıkla işlemiştir.
- Öykücü Kimliği: İlk öyküsü “Mustafa’nın Karesi” (1972) ile dikkat çekti. Öykülerinde yerel aksanı yansıtırken, toplumsal adaletsizlikleri ve insan karakterinin karanlık noktalarını şaşırtıcı bir realist bakışla sundu.
- Deneme ve Eleştiri: Pek çok eleştirmene göre Necati Mert, deneme türünde öykülerinden daha başarılı kabul edilir. Hece ve Hece Öykü dergilerinde yayımlanan yazılarıyla Türk edebiyatının eleştiri ve düşünce dünyasına büyük katkı sundu.
- Ödüller ve Onur: “Zamansız” adlı eseriyle Türkiye Yazarlar Birliği Büyük Hikâye Ödülü’nü kazandı. 2012 yılında Sakarya Üniversitesi tarafından kendisine Fahri Doktora unvanı verildi.
Eserleri
| Kategori | Öne Çıkan Eserler |
| Öykü | Gramofonlar Radyolar Teypler (1979), Minnacık Bir Uçurum (1994), Geceye Uçurulan Güvercinler (1996), Gönüller Küçüldü (2002), Zamansız (2011). |
| Deneme | Paytonun F’si (1995), Kapıdan İçeri Girmek (1997), Kelepir Sepet (2012), Bağ Çorbası (2012). |
| İnceleme / Anı | Ömer Seyfettin Biyografisi (2004), Öykü Yazmak (2006), Memleket Kitabevi (2013). |
| Masal / Oyun | Bir Bir Değilken (Masal), Hindinin Biri (Masal-Öykü), Büyük Düğün (Oyun). |
Öykü, eleştiri ve yazılarını Yansıma, Sanat ve Toplum, Yazko-Somut, Yaba-Öykü, Karşı Edebiyat dergilerinde yayımladı.
“Sevgilim İstanbul” yazısı ile 1987 Abdi İpekçi Sanat Yarışmasında Eleştiri Ödülü’nü (mansiyon) kazandı.
ADALI AĞAÇLAR
İstasyon Caddesi’nin başında İbrahim Bey Parkı’ndan çıkıp karşıya geçer, Kestanelik’e girerdik. Kestanelik dediğim yer, şimdiki Bulvar’ın güney parçası. Dağınık dallı, boyluca boyluca, birbiriyle kucaklaşmış sağlı sollu ağaçlar. Güneşi görmek ne mümkün! Olsun. Zaten parlak olan yapraklar, başınızı kaldırdığınızda fazla olarak cennet yeşiliyle yarışır bir yeşille bakar size. Toprak keza. Sütle karılmıştır sanki. Yumuşaktır. Dosttur. Bank falan yoktur Kestanelik’te, ama varmış ve oturmuşsunuz gibi dinlenirsiniz yürürken. Hele yazsa ve akşamsa sofileşirsiniz de. Birkaç ıhlamur -ki kestaneler yer açıp buyur etmişlerdir- Yunusça kokmaya başlar zira.
İstasyon Caddesi’ne girin, iki yanlı çınarlar arasındasınız. Hayli budanmış, boyları vurulmuş da olsa hâlâ yerli yerindedir onlar. Ve hikâyelidirler. Savaş yıllarında şehir bir Yunanlıların, bir halife kuvvetlerinin, bir Çerkez Ethem’in işgaline uğrar, gelenler ne var ne yok süpürmekle kalmaz ağaçlara da insan asarlarmış. Bunlar Sait Faik’ten. Annemin babası Hamza Dede’mden duyduklarım da var: Rağbet edilen ağaçlar bu çınarlar olurmuş galiba. Dallarında gövde gövde insanlar…
Bugünkü Müftülük’e kadar gelin. Sağda İstasyon. Durun. Oradan ötesi -şimdiki iki cadde yani- ta makasa kadar silme ağaç. Hem de orman ağaçları gibi. Çoğu kayındı sanırım. Kiminde ince, küt, matkap gibi çıkıntılar… Onlar akçaağaç mıydı acaba? Hepsi de heybetli. Düz. Dümdüz. Bir yerden sonra yaprak yaprak. Tepeleri eser de eser. Altında mahalleden çocuklar. Ağaçlar olur; üç, dört, beş yerde çift kale maçlar yapılır. Bizim Yalçın’ı (Ataç) Ağaçlıkaltı’nda çok seyretmiş -itiraf ederim- top koşturuşuna da hep özenmişimdir.
Adını ağaçlardan alan tek yer burası değil. Şehir güneyinde Aşağı’sı ile Yukarı’sı ile Kirazca var. Bir semtimizin adı, Karaağaçdibi. Küçük Osman’ın arkası, Pamuklar’la Döner Geçit’in omuzu ise -yani Kız Enstitüsü’nin bulunduğu yer -Armutluk.
Sarman ölmüştü, kastarcanın altına gömmüştük. Kurbanı duta asardık. Sadece dut mu? Eriğin kastarcası yanında İstanbul’u, mürdümü de vardı Eski Hendek Caddesi’ndeki dede evimizde. Daha? Nar, kayısı, zerdali, incir, dedemin “tönkel” dediği o bal topları… Meyvesini bir türlü büyültememiş bodur şeftali kuyu başında. Bahçenin, aralığa -Koçların aralığı derdik- bakan boyunda sıra sıra kavak. Bitiminde -o gün dediğimiz gibi demeyeyim- yelletti hurması. Karşısında, İbrahimlerin (Demircan) bahçesi sınırında fındık. Onun arkasında, dipte bir hurma daha: Trabzonhurması. Nam-i din japonhurması. Kocaman. Gövdesi kavruk. Dalları çırpıdan gibi. Üzerinde ne büyür ne düşer birkaç turuncu yanak. Babaannem pek sevmezdi, “Meyvesi tek tük. Kuruyacak” derdi sık sık kesilsin isterdi; dedem duymazlıktan gelir, hatta rengi portakal, tadı değil o garip meyveyi çakısıyla bölüp dilimleyip babaanneme de uzatırdı. Ağız burun buruşturarak yerdik.
Evliya Çelebi Sapanca’dan geçer. Sapanca’nın suyunu, bu sudan lezzet almış ekmeğini över. Beyaz kirazı vardır, meşhur; ondan ve göl kenarında yetişen kavunundan, karpuzundan söz açar. Doğuya doğru altı saat gelir, gelirken “uçsuz bucaksız ormanları ibret gözü ile” seyreder, Sakarya üzerindeki ağaç köprüden geçip Hendek’e varır. Bir başka sefer de Geyve ‘den gelir, köprüyü geçer, Sakarya’yı takiben kuzeye yönelir. İçinden geçtiği ormanı “ağaç denizi” diye adlandırır, içinde nice garibin kaybolup hayvanlara yem olduğunu söyler belki mübalağa ilę, güneş işlemez bir lalelikte ettikleri kahvaltıyı da ara nağme olarak tıngırdatmadan edemez. Gelelim gördüğü ağaçlara ve ağaçların bıraktıklarına: “Defne, ardıç, çam, ıhlamur ağaçlarının çiçeklerinin kokusundan insanın dimağı kokulanır.
Evliya’nın ağaçları, bizim öteden beri bildiğimiz gürgen gibi, dişbudak gibi, meşe gibi hep Adalı ağaçlar. Aralarında, “Bu da nereden çıktı?” diyeceğimiz bir tane bile yok. Japonhurması yok. Hindistancevizi yok. Palmiye yok. Onlar burada olmaz da ondan.
Hoş, Bulvar’ın orta bölümünde havuzların orada palmiye var. Hem bildim bileli. Ama onlar İbrahim Begoviç’in parkından hatıradır. O park, park değil botanik bahçesiydi adeta. Yok, yok. Palmiye de öyle girmiş. Tıpkı Yenicami Sokağı’ndaki bir evin -Bakırcı Ziyaların eviydi galiba-bahçesine girdiği gibi. Egzotizmse eğer bu, anlaşılır bir egzotizm bence. Bulvar 1960’ın az öncesi -Ali Necdet Güven’in başkanlığı zamanıydı- bugünkü halini alırken bu yüzden de dokunulmadı onlara. Tıpkı iki havuza da dokunulmadığı gibi. Tıpkı Uzunçaşı’yı Kömürpazarı’na bağlayan İzzet Şükrü Enez Parkı’na da dokunulmadığı gibi.
Hatta korundular. Sözgelimi, kış başlarında çula çaputa, çuvala sarıldı sarmalandı palmiyeler. Bir ara birinin tepesine muzip bir leylek yuva da yaptı. Memleketlerine benzemeyen memleketlerde palmiyelerin yaşama azimleri, hayata tutunma inatları es geçilmez elbette; geçilmez de hatıra bırakan, hatıraya saygı gösteren o mübarek insanlar… onların emekleri unutulabilir mi! Onlardan az iz mi var bu şehirde!
Yeni Sakarya, 10 Şubat 2004
Kaynakça:
- Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
- https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/mert-necati
- Mert, Necati (2012). Bağ Çorbası. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
Nusret Karaca (Eğitimci, Tarih Araştırmacısı, Şair ve Yazar)
14 Nisan 1955 tarihinde Adapazarı’nda doğdu. Hatice Hanım ve Necdet Kemalettin Karaca’nın oğlu olan Karaca’nın tam adı Mehmet Nusret Karaca’dır. Çocukluk ve gençlik yılları İstanbul’un tarihi semtleri olan Eyüp, Alibeyköy ve Karagümrük’te geçti. Balıkesir Necatibey Eğitim Enstitüsü’nden (1979) mezun olduktan sonra Anadolu Üniversitesi’nde Tarih lisansını tamamladı. Alibeyköy Lisesi’nden Kadıköy Kız Lisesi’ne kadar pek çok köklü kurumda öğretmenlik ve idarecilik yaparak binlerce öğrencinin hayatına dokundu.
Tarih ve Sanatın Kavşağında Bir Ömür
Nusret Karaca, sadece sınıfta ders anlatan bir öğretmen değil, okulu bir kültür merkezine dönüştüren bir aksiyon adamıdır:
Kültürel Dinamizm: Görev yaptığı okullarda tiyatro oyunları sahneledi, paneller düzenledi ve “Bir Demet Şiir” gibi derleme kitaplarla gençlerin edebiyatla bağ kurmasını sağladı.
Haliç’in Hafızası: Çocukluğunun geçtiği Haliç’e duyduğu vefayı, “Ben Haliç” ve “Bir Tadımlık Haliç” gibi eserleriyle perçinledi. İstanbul Avrupa Kültür Başkenti projelerinde yer alarak bu tarihi dokunun edebi ve tarihi envanterini çıkardı.
Fotoğraf ve Ödüller: Tarihçiliğini görsel bir bellekle birleştiren Karaca; Dünya İzcilik 100. Yılı Fotoğraf Yarışması’nda birincilik, “Balat Fotoğrafları” yarışmasında ise ikincilik ödülleri kazandı.
Edebi Kimliği ve Yayıncılık
1990’lı yıllardan itibaren Varlık, Türk Dili, Cumhuriyet ve Gazete Kadıköy gibi pek çok mecrada şiir, makale ve gezi yazılarıyla yer aldı. Halen Kadıköy Life ve Bosphorus Sanat gibi dergilerde yazın hayatını sürdüren Karaca, Türkiye Yazarlar Sendikası üyesidir.
Eserleri
| Kategori | Öne Çıkan Kitaplar | Tür |
| Şiir | Bulutların Arasından Öylesine / Hep Mavidir Düşlerim | Lirik Şiir |
| Haliç Serisi | Ben Haliç’in Çocuğuyum / Ben Haliç / Bir Tadımlık Haliç | Nehir Şiir / Anı-Araştırma |
| Tarih & Eğitim | Tarih Kucak Açınca / Şimdi Ben Neredeyim | Araştırma / Makale |
| Atatürk ve Milli Mücadele | Senin Yerin Yüreğim | Çocuklar için Resimli Şiir |
Kaynakça:
Yalçın, M. (Ed.). (2010). Tanzimat’tan bugüne edebiyatçılar ansiklopedisi (3. baskı, Cilt 2). Yapı Kredi Yayınları.
https://turkiyeyazarlarsendikasi.org/yazar/nusret-karaca/ (Erişim Tarihi 10.03.2026)
Dr. Osman Sarı (Hukukçu, Akademisyen ve Şair)
1946 yılında Kahramanmaraş’ta dünyaya geldi. İsmail Bey ve Döndü Hanım’ın evladı olan Sarı, ilk ve orta öğrenimini memleketinde tamamladı. 1973 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Kariyerine Çalışma Bakanlığı’nda İş Müfettişi olarak başlasa da, 1978 yılında o günkü adıyla Sakarya Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi’ne geçiş yapmasıyla, ömrünün büyük bir kısmını adayacağı Sakarya serüveni başlamış oldu. Osman Sarı, Kendisi gibi Kahramanmaraşlı olan Ayşe Hanım ile evli olup; Mehmet, Erkam ve Mahmut Erdem adında üç çocuk babasıdır.
Akademik Kariyeri ve Sakarya Aidiyeti
Sakarya’nın akademik inşasında önemli görevler üstlenen Osman Sarı:
- Eğitimci Kimliği: Sakarya Meslek Yüksekokulu’nda hukuk dersleri vererek başladığı öğretim görevliliğini, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde tamamladığı doktora çalışmasıyla taçlandırarak Hukuk Doktoru unvanını aldı.
- Üniversite Kuruluşu: 1992 yılında Sakarya Üniversitesi’nin kurulmasıyla birlikte İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’ne Yardımcı Doçent olarak atandı ve akademik hayatını burada sürdürdü.
Edebi Şahsiyeti: Kalbi Bir Savaşçı
Osman Sarı, kendisiyle ve çevresiyle barışık, mütevazı karakterinin ardında, kelimelerini adeta birer kılıç gibi kullanan güçlü bir şairdir:
- Gelenek ve Yenilik: O, ne yenilik adına köklerinden kopmuş ne de eskinin hatırı için yeniyi reddetmiştir. Geleneksel “gazel” formunu modern bir duyarlılıkla yeniden yorumlamış; duyguların tarihi mirasını çağdaş bir yapıyla buluşturmuştur.
- Aydın Eleştirisi: Gazete yazılarında sosyal meselelere karşı duyarsız kalan entelektüel kesimi sert bir dille eleştirmiş, bu yazılarını Aydınlar İhaneti başlığı altında toplamıştır.
- Üslup: Şiirlerinde açık, sade ama bir o kadar da keskin bir dil kullanır. “Savaş karşıtı” söylemlerine rağmen, şiirde estetik ve hakikat uğruna mücadele eden bir “savaşçı” kimliğiyle öne çıkar.
Eserleri
| Tür | Kitap Adı |
| Şiir | Bir Savaşçıdır Kalbim |
| Şiir | Önde Giden Atlılar |
| Nesir / Eleştiri | Aydınlar İhaneti (Gazete Yazıları) |
| Hukuk / İnceleme | İş Yeri ve Sendika Denetimi |
KIRGIN GÖNÜL GAZELİ
Yitirdim mevsimleri yaz kış erişmez bana
Ara öyle uzak ki bakış erişmez bana
Gökten sağnak boşanır sel alır bir yerleri
Yanarım kavrulurum bir damla düşmez bana
Benden yana ne denli dönseniz bile dağlar
O yüce başınızdan bir yoldur aşmaz dağlar
Düşüvermişim bir kez ortasına bu kentin
Başını kaldırıp da kimseler bakmaz bana
Nasıl bir uğultudur uzanır bu bulvarlar
Gökler beklediğim ses neden ulaşmaz bana
Bir savaşçıdır kalbim böyle şiirler yazmak
Çok iyi bilirim ki hiç de yakışmaz bana
ÖLÜM
Beklemiş beklemiş birden gelmiş ölüm
Sanki bin yıl beni beklemiş beni bulmuş ölüm
Kuşatmış her yandan bütün yolları tutmuş
Herkesi bir av gibi önüne katmış ölüm
Siz için böyle dimdik ayaktasınız dağlar
Sanki sizi görmemiş sizi unutmuş ölüm
Ey bir türlü doymayan gözleri zulmün
Seni de vurmak için pusuya yatmış ölüm
Ey zulüm denizleri köpürüp taşan
Her yanı tutmuş ölüm her yanı tutmuş ölüm
Nerede bir can varsa ağını atmış ölüm
Kendi hiç uyumamış bir uyutmuş ölüm
Beklemiş beklemiş birden gelmiş ölüm
Sanki bin yıl beni beklemiş beni bulmuş ölüm
Kaynakça:
Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
Yalçın, M. (Ed.). (2010). Tanzimat’tan bugüne edebiyatçılar ansiklopedisi (3. baskı, Cilt 2). Yapı Kredi Yayınları.
Ömer Emecan (Şair, Yazar ve Gazeteci)
1955 yılında Sakarya’nın Kocaali ilçesi, Karapelit Köyü’nde doğdu. İlk öğrenimini köyünde, orta ve lise eğitimini ise Adapazarı’nda tamamladı. İşletme eğitimi alan Emecan, 1980 yılında Türkiye Halk Bankası Akyazı Şubesinde başladığı bankacılık kariyerinde; sırasıyla Akçakoca, Kocaali, Karasu, Bartın ve Düzce şubelerinde görev yaparak, 2008 yılında emekli oldu. Ancak onun asıl mesleği, yarım asırdır sadık kaldığı “hece şiiri” ve “memleket sevdası”dır.
Halk Şiirinin Yaşayan Sesi
Ömer Emecan, günümüzde zayıflamaya yüz tutan geleneksel halk şiirini ve hece veznini Sakarya’da dimdik ayakta tutan nadir ustalardan biridir:
- Şiir Tarzı: Annesinin ak sütü kadar temiz bir Türkçe ile yazar. Şiirlerinde hece ve kafiye kusursuzdur; samimiyet ise mısraların en temel harcıdır.
- Temalar: Şiiri dört ana sütun üzerine kuruludur: Anne, Aşk, Vefa ve Vatan. Özellikle anne üzerine yazdığı lirik şiirler, Sakarya edebiyat çevresinde birer klasik kabul edilir.
- Performans: Güçlü fiziği ve “mikrofonik” sesiyle şiir akşamlarının aranan ismidir; kendi şiirlerini seslendirirken dinleyiciyi Anadolu’nun derinliklerine götüren etkileyici bir hitabet gücüne sahiptir.
Kültürel Etki ve Cemiyet Hayatı
Sadece bir şair değil, aynı zamanda bir yerel tarih araştırmacısı ve cemiyet adamıdır:
- Sivil Toplum: Kocaali Turizm Kültür Derneği ve Kocaalispor gibi pek çok kurumun başkanlığını yapmış, Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Sakarya şubesinde aktif görevler üstlenmiştir.
- Vefa Örneği: Ağrı’nın Tutak ilçesinde onun adına bir kütüphane kurulmuş olması, şairin ulusal çaptaki etkisinin ve gördüğü itibarın bir nişanesidir.
- Gazetecilik: Halen Sakarya Yenihaber ve çeşitli yerel gazetelerde köşe yazarlığı yaparak şehrin kültürel nabzını tutmaya devam etmektedir.
Eserleri
| Tür | Kitap Adı | Yayın Yılı |
| Şiir | Huzur Limanı | 1984 |
| Şiir | Gönül Defteri | 1991 |
| Şiir | Büyüdü Sevgiler | 1998 |
| Şiir | Leylican | 2020 |
| Araştırma | Kocaali’nin Tarihçesi | 2009 |
| İnceleme | Kocaali’yi Dinliyorum | 2016 |
Gönlümün Başkenti Sakarya
Fahri Arif TUNA’ya
Şu güzelim dünyaya sende açtım gözümü
Ekmeğinle, suyunla oluşturdum özümü
Sıcak yaz günlerinde yıkandım sularınla
Sanki cennette gibi gezdim kıyılarında
Güzel insanlar dolu her köşe bucağında,
Ana şefkati buldum, huzurlu kucağında.
Sende gençliğim saklı, sırları perdelerdir.
Derdinle kederlenmek, sevginin bedelidir
Bunca uzun yılları ayrı geçirmek varmış…
Hasretin dipsiz kuyu, sevgin dağlar kadarmış…
Ruhumun Kafkaslar’ı Balkan’ı, Taşkent’isin,
Bir dostumun diliyle “Gönlümün Başkenti”sin
Akma öyle başını vura vura taşlara,
Benden selam götür eski arkadaşlara.
Boşa akmaman için gönlüme bağlıyorum
Hasretinle Sakarya’m, ağlıyor, ağlıyorum…
Ömer Emecan, Büyüdü Sevgiler, Sh.18-19)
Kaynakça:
Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
Tuna, F. (2020). https://www.tyb.org.tr/sen-sairsin-diyorlarmis-omer-emecana-haklilar-bence-de-20659yy.htm
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
Dr. Resul Narin (Tarihçi, Akademisyen)
1980 yılında Adapazarı’nda doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Adapazarı Eser İlkokulu ve Ali Dilmen Lisesi’nde tamamladı. 2003 yılında Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. Şehrin tarihsel kimliği üzerine yoğunlaşan Narin, 2022 yılında Kocaeli Üniversitesi’nde yazdığı “Adapazarı Kazası 1923-1954” başlıklı teziyle Doktor (Dr.) unvanını aldı.
Akademik Kariyer ve Uzmanlık Alanları
Çalışma hayatına 2004 yılında Sakarya Üniversitesi’nde okutman olarak başlayan Narin; Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi üzerine çeşitli fakülte ve meslek yüksekokullarında dersler verdi.
- Araştırma Konuları: 19. yüzyılda Adapazarı’nın sosyal ve ekonomik yapısı, yabancıların bölgedeki etkileri ve Cumhuriyet dönemi yerel tarih araştırmaları üzerinde yoğunlaşmıştır.
- Başarıları: 2012 yılında TÜBİTAK Uluslararası Bilimsel Yayınları Teşvik (UBYT) Ödülü’ne layık görüldü. Akademik dünyada 50’yi aşkın makalesi yayımlanmıştır.
Kültür Sanat ve Müze Yöneticiliği
Dr. Resul Narin, yerel tarihin kamusal alanda yaşatılması adına önemli projelerin mimarlığını üstlendi:
- SEKA Kağıt Müzesi: Türkiye’nin en büyük endüstriyel miras dönüşüm projelerinden biri olan müzenin Kurucu Koordinatörlüğünü yaptı.
- KÜGEM: Kocaeli Kent Kültürünü Araştırma ve Geliştirme Merkezi’nin kuruculuğunu ve yürütücülüğünü üstlendi.
- Şehir Hafızası Projesi: Sakarya Üniversitesi bünyesinde yürütülen “Şehir Hafızası” projesinin kurucu kadrosunda yer almıştır.
Bürokratik Görevleri ve Medya Çalışmaları
- Sakarya Büyükşehir Belediyesi: 2020 yılında Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı olarak görev yaptı.
- SASKİ: 2025 yılı itibarıyla Sakarya Su ve Kanalizasyon Genel Müdürlüğü’nde Etüt, Plan ve Proje Dairesi Başkanı olarak görevini sürdürmektedir.
- Medya: Tv264 kanalında hazırlayıp sunduğu “Tarih Çarkı” programı ile tarihsel bilgiyi geniş kitlelere ulaştırdı.
Evli olan Resül Narin’in, Emin Uygar ve Hanzade isimlerinde iki çocuğu bulunmaktadır. Ayrıca, İngilizce bilmektedir.
Eserleri
Resul Narin’in Sakarya ve çevresinin tarihini aydınlatan 9 yayımlanmış kitabı bulunmaktadır:
- 19. yüzyılda Adapazarı (2011)
- Ada’dan Pazar’a Sakarya
- Sakarya Türkmen-Manav Tarihi
- SATSO ile Bir Asır (2017)
- Cumhuriyet ile Büyüyen Sakarya (2023)
- Sakarya’nın spor tarihi: sporun kalbinde bir şehir (2025)
- Serdivan Tarihi (2013) Enver Konukçu ile birlikte ortak yazar
- Adapazarı’nda ticari hayat ve Adapazarı İslam Ticaret Bankası (2021) Mustafa Sarı ile birlikte ortak yazar
Kaynakça:
https://independent.academia.edu/ResulNAR%C4%B0N
Sait Faik Abasıyanık (Türk Hikaye ve Roman Yazarı)
Sait Faik Abasıyanık, 18 Kasım 1906 tarihinde Adapazarı’nda, şehrin köklü ailelerinden Abasızzadelerin evladı olarak dünyaya geldi. Mehmet Faik Bey ve Makbule Hanım’ın oğlu olan yazar, asıl adı olan Mehmet Sait’i sonradan babasının adıyla birleştirerek edebiyat dünyasında kullanmıştır.
Eğitim Hayatı
Sait Faik’in yaşamı gibi eğitimi de kalıplardan uzak ve düzensiz bir seyir izledi:
- Adapazarı Yılları: İlk eğitimini Adapazarı’nda Rehber-i Terakkî ve Adapazarı İdâdîsi’nde aldı.
- İstanbul ve Bursa: Millî Mücadele sonrası taşındıkları İstanbul Erkek Lisesi’nden bir disiplin cezası sonucu ayrılmak zorunda kaldı ve lise eğitimini Bursa Erkek Lisesi’nde (1928) tamamladı.
- Avrupa Eğitim Hayatı: İstanbul Üniversitesi Türkoloji bölümünü yarıda bırakarak, babasının isteğiyle İsviçre’ye ve ardından Fransa’nın Grenoble kentine gitti. Dört yıllık Avrupa macerasının ardından diploma alamadan Türkiye’ye döndü.
Edebi Devrim: “Her Şey Bir İnsanı Sevmekle Başlar”
Sait Faik, Türk öykücülüğünde geleneksel “olay” öyküsünden sıyrılarak “durum” öykücülüğünün (Çehov tarzı) en büyük temsilcisi olmuştur:
- Üslup: Öyküyü olaydan arındırarak “ben” anlatıcısının gözlemlerine ve duygularına dayandırdı. Sıradan insanları, balıkçıları, avareleri ve küçük insanların iç dünyasını lirik bir dille anlattı.
- Adapazarı İzleri: İlk dönem eserlerinde doğduğu toprakların, Adapazarı’nın ve çocukluk yıllarının izleri derinden hissedilir.
- Başarıları: 1953 yılında ABD’deki Mark Twain Derneği tarafından modern edebiyata hizmetlerinden dolayı “Onur Üyesi” seçildi.
Mirası ve Sait Faik Ödülü
11 Mayıs 1954’te vefat eden yazarın vasiyeti, annesi Makbule Hanım tarafından titizlikle yerine getirilmiştir. Varlığını bıraktığı Darüşşafaka Cemiyeti, 1955 yılından beri Türkiye’nin en prestijli edebiyat ödüllerinden biri olan Sait Faik Hikâye Armağanı’nı düzenlemektedir. Burgazada’daki evi ise günümüzde müze olarak hizmet vermektedir.
Eserleri
Sait Faik, öyküden romana, şiirden röportaja kadar pek çok türde ölümsüz eserler bırakmıştır:
| Kategori | Öne Çıkan Eserler |
| Öykü | Semaver, Sarnıç, Şahmerdan, Lüzumsuz Adam, Mahalle Kavgası, Havada Bulut, Kumpanya, Havuz Başı, Son Kuşlar, Alemdağ’da Var Bir Yılan, Az Şekerli, Tüneldeki Çocuk. |
| Roman | Medar-ı Maişet Motoru, Kayıp Aranıyor. |
| Şiir | Şimdi Sevişme Vakti. |
| Röportaj / Günce | Mahkeme Kapısı, Açık Hava Oteli. |
| Derlemeler | Müthiş Bir Tren, Sevgiliye Mektup, Balıkçının Ölümü. |
Şehir Belleğinden Bir Kesit
“Bu köprüye beş köprü derlerdi. Beş tane büyük gözü vardı. Bir gözünden küçük çay akardı. Öteki gözler ise boştu. Eskiden Sakarya bu köprünün altından akarmış, sonra yolunu değiştirmiş. Beş köprü Justinyanus zamanından kalma bir köprüdür.” Sait Faik Abasıyanık / “Üçüncü Mevki”
MESERRET OTELİ
İstasyona iki erkekle bir kadın indi. Yağmur çok şiddetli yağıyordu. Genç bir hamal, bu üç kişilik grubun eşyalarını yüklendi. Kadın, hamala,
— Meserret Oteli’ne, dedi.
Hamal,
— Meserret Oteli’ne mi? diye sordu.
Bu soruşta, işitmemekten değil, bu güzel sözü bir daha tekrarlatmak isteyen, acemi bir haletiruhiye var gibiydi. Kadının sesi, yağmurlu havanın içine daha madeni bir yağmur gibi düşmüştü. Erkekler, sessiz sedasız, ceketlerinin yakalarını kaldırmış, istasyon binasının içine doğru kaçıyorlardı. Genç kadınsa, hamalın sorgusuna başıyla müspet bir cevap verdikten sonra, kırmızı muşambasını uçuran rüzgâra doğru seğirtmekte idi. Birden geriye dönüp hamala,
— Çocuğum, dedi. Daha iyisi, bize bir araba bulsan!..
Arabaya, birbirine sıkışarak yerleştiler. Hamal da eşyaları arabacının yanına birer birer koymuş; arabanın içine ve genç kadının, bir erkek çocuk yüzü taşıyan kafasına dönmüş,
— Uğurlar olsun, demişti. Allah rahatlık versin! Erkekler ilk defa seyahate çıkmışlara mahsus acemilik ve sersemlik dolu idiler. Kadın, hamala,
— Eyvallah, dedi.
Araba hareket etti. Hamalın elleri açık kalmıştı.
Araba çamurların içine daldı. Yolcular, uzakça şehre doğru çekip gittiler. Neden sonra, kadının aklına geldi.
— Ah, dedi, ne eşeğim! Hamalın parasını vermeyi unuttum.
Erkekler, kadın “ne berbat bir hava” demiş gibi, kafalarını salladılar ve sersemliklerine daldılar. Arabacı, atlarına homurdanıyordu. Geniş sırtında rüzgâr esiyordu.
Kadın müteessir, arabacının sırtındaki rüzgâra bakıyordu.
Birkaç defa ona seslenmek istedi. Fakat, cesaret edemedi. Bu sırtın ötesinde, göreceği iki haydut gözüyle karşılaşmak mümkündü. Bütün bu sırt ve arka manzarasından, gözünün önüne bir kürek mahkûmunun kül rengi kafası, gözleri, katil hayatiyeti geleceğine emindi. Fakat birden kafasını ve kalbini dolduran bir cesaret ve tecessüs hamlesiyle,
— Arabacı! dedi.
Rüzgârlı, kalın, geniş sırt ürpermişti. Ürpermişti ama, yağmurlu, ıslak kafasını çevirmemişti.
Kadın ikinci defa seslendi. Bir kafa homurdanır gibi döndüğü zaman, kadın, hayalde yaratılan şeylerin hakikatteki aykırılığıyla karşılaşmaların ahmaklığıyla mı susmuştu?
Şimdi güzel ve köylü bir çehre, on üç yaşında bir çocuk yüzü, ona soruyordu:
— Ablacığım ne oldu? Bir şey mi unuttunuz?
— Hamalın parasını vermeyi unuttuk da…
— Ziyanı yok abla, ben dönüşte kendisine veririm.
Arabacı arabadan inmiş, bir başka arabacı yerine gelmiş gibi, aynı sırt manzarası kadının gözlerinde yeniden peyda oldu. Ve kadın, hayaline, tekrar bir haydut çehresi mıhlayarak, kasabanın çamurlu, ıslak, ölü çarşılarını seyre daldı.
Meserret Oteli, kasabanın en güzel oteli idi. Erkekler, acemiliklerini boyun bağlarını çıkarır gibi çıkarmışlar, otelciye isimlerini yazdırıyorlardı. Kadın, küçük salonu gözden geçirmekteydi. İsviçre’de bir aile pansiyonunun şirin köşkünde, iki kış geçirmişti. Basit, kullanılmaya elverişli, çıplak denilecek kadar boş, fakat her şeyi tamam bir salondu. Anadolu’nun bu küçücük nahiyesinde bir İsviçre köyünün konforunu yaratan adamı görmek merakıyla, küçük bir masanın önünde, sandalyeye oturmadan reverans eder gibi bükülmüş, yolcu kâğıtlarını dolduran otelciye,
— Bu otelin sahibi siz misiniz?, diye sordu.
Genç adam kafasını kaldırmadan
— Evet, benim, dedi.
Kadın, “Evli misiniz?” diye sormak istiyor; bir Avrupalı kadın zevkiyle süslü ve muntazam salonu, bu kafası tıraşlı adamın yapacağına inanmak istemiyor gibi duruyordu. Kadın, bu suali her nedense sormadı.
Duvarda iki resim levhası vardı. Birisi bir bostan dolabının gölgesini ve şıkırtısını, kovaların akşam ışığıyla dolmuş parıltısını bir fotoğraf hissizliği ile aksettiriyor. Bir diğeri, acemi fakat çok hassas bir fırçanın çok çabuk kaçan bir hayali zaptetmek için baş döndürücü bir acele içinde çırpındığı bir genç kız portresi idi. Otelci ile işlerini bitiren erkekler de bu genç kız resminin önüne dikilmişlerdi. Bir tanesi, bu portrenin üzerinde yaptığı tesiri ifade etmesini bilen bir çehre ile dalgın,
— Bu portrede, dedi. Bir sürat var. Âdeta ressam bu çehreyi yüz kilometre yapan bir trenin içinde geçerken, durulmayan istasyonların birinde dikilmiş sıtmalı bir kız çocuk hayalini kafasında sonradan canlandırmış, büyütmüş de yapmışa benziyor.
Otelci de oraya bakıyordu. Gülümser gibi gözleri duvarda, resmi görmüyor, fakat o tarafa bakıyordu. Sessiz denilecek kadar haleti ruhiyesizdi. Alışılan, özlenen bir çirkinliği, entelektüel bir yüzü vardı.
Mütevazı bir sesle,
— Hemşirem gözlerini yummadan birkaç saat evvel… dedi.
Hepsi, tekrar gözlerini portreye çevirmişlerdi. Kadın, yüzünü dönmeden,
— Bu resmi siz yaptınız değil mi? dedi.
Erkekler, otelcinin “Hayır, ben yapmadım!” demesini bekliyorlar gibi bir hal almışlardı. Kadın, sorduğu sualin cevabını almış kadar müsterih bekliyordu.
Otelci ağır ve düşünceli,
— Hayır, dedi.
Sanki erkekler geniş bir nefes almışlardı. Kadın, bu menfi cevaba hayret etmemişti.
Otelci devam etti.
— Bizzat kendisi yapmış. Bir arkadaşı aynayı tutmuş. O, kendi eliyle, işte bu resimdeki gibi gülümseyerek… Bizzat kendisi yapmış.
Otelci, ağır ağır odadan çıktı. Birkaç saniye sonra tekrar içeriye girdi.
— Bir emriniz olursa, dedi, zile basarsınız. Garson size odalarınızı gösterir. Yatmadan evvel sıcak bir şey içmek arzu ederseniz size çay da hazırlayabilirim.
Otelcinin yüzü heyecanlıydı. Yüzlerce müşteriye yaptığı gibi, bir iskemlenin üstüne ters oturup, gözleri görmeden resimdeki kızın hikâyesini anlatmayı gayri şuuri arzu ediyordu. Fakat kadın,
— Teşekkür ederiz. Evet, yatmadan evvel bir çay içebiliriz. Çok teşekkür ederiz.
Otelci, ikinci defa çıktıktan sonra, kadın yol arkadaşlarına İsviçre’de tanıdığı bu ressam kızın macerasını anlatmak istedi. Sonra bu hikâyeyi anlatmış kadar yorgun ve mecalsiz, hatta yarı yolda, öte tarafı dinlenilmeyeceğinden korkmuş gibi sustu. Ve arkadaşının hatırasıyla uzun müddet gözleri portrede düşündü. Aynayı tutarken söylediklerini şimdi birer birer ses, ışık, rüzgâr ve yağmur arası bir sükûtla yeniden işitiyordu:
— İstasyonda genç bir hamal, eşyanı alacak, sana birkaç defa, sesi işitmek için, bir sözü tekrarlatacak. Sen ona parayı vermeyi unutacaksın. Kocaman sırtlı bir arabacı döndüğü zaman, on üç yaşında bir köylü çocuğu yüzüyle karşılaşacaksın, sonra arabacı, arabadan inmiş de, bir başkası yerine oturmuş gibi aynı sırt manzarası karşısında peyda olacak. Kasabanın ölü çarşılarını seyre dalacaksın. Belki hava yağmurlu olacak. Sonra ağabeyim… Gözleri, özlenen ve alışılan çirkinliği, entelektüel siması. Bana söz… Muhakkak gidip bir gece bizim otelde yatacaksın, değil mi?
Semaver adlı kitaptan alınan Meserret Oteli Öyküsü
Sait Faik, Adapazarı’nın suyundan ve toprağından aldığı serbest ruhu, Türkçenin en naif ve içten öykülerine dönüştürmüştür. O, şehri sadece bir mekân olarak değil, bir duygu iklimi olarak edebiyatımıza kazandıran en büyük kalemizdendir.
Kaynakça:
Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet döneminde Sakarya’da Türk edebiyatı. Adapazarı: Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
Edanur Uzunca, Trakya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Edebiyatı Yüksek Lisans Öğrencisi,
Işık, İhsan (2006). Resimli ve metin örnekli Türkiye edebiyatçılar ve kültür adamları ansiklopedisi 1.cilt. Ankara: Elvan Yayınları.
https://saitfaikmuzesi.org/hayati/ (Erişim Tarihi: 31.03.2023).
Salih Yazıcı (Şair ve Kültür İnsanı)
1936 yılında Ağrı’nın Eleşkirt ilçesinde dünyaya geldi. Kökenleri, Rusların mecburi iskan politikaları sebebiyle Tiflis/Ahıska’dan göç eden Kıpçak Türklerine, “Duraklar” ailesine dayanmaktadır. İbrahim Bey ve Zümrüt Hanım’ın evladı olan Yazıcı, ilk ve orta öğrenimini memleketinde tamamladı.
Memuriyetten Kitap Dostluğuna
Salih Yazıcı’nın yaşamı, Anadolu’nun farklı köşelerinde hizmetle ve nihayetinde Sakarya’da kök salan bir esnaflık öyküsüyle şekillendi:
- Hizmet Yılları: İş ve İşçi Bulma Kurumu’nda muhasebe memuru olarak başladığı görevini yurdun çeşitli yerlerinde sürdürdü. 1976 yılında tayini sebebiyle Sakarya’ya geldi.
- İhvan Kitabevi: Emekliliğinin ardından Adapazarı’nda açtığı “İhvan Kitap ve Kırtasiye” ile şehrin kültürel hayatına hizmet etmeye devam etti. Bu kitabevi, vefatına kadar hem geçim kapısı hem de gönül dostlarının uğrak yeri oldu.
Edebi Kimliği ve “Bizden” Bir Ses
Salih Yazıcı, çevresinde esmer, zayıf, zarif ve son derece mütevazı kişiliğiyle tanınırdı. Şiirle olan bağı, en yakınları tarafından bile sessiz ve derinden bir uğraş olarak bilinirdi.
- Halk Edebiyatı Geleneği: Özel bir edebiyat eğitimi almamasına rağmen, okuduğu eserler ve halk ozanlarından aldığı ilhamla kendine has bir üslup geliştirdi. Şiirlerinde Erzurumlu Emrah, Sümmani ve Bayburtlu Zihni gibi ustaların izlerine, halk edebiyatının saf ve duru deyişlerine rastlanır.
- Sakarya Rüzgârı: 1976’dan 1999 yılındaki vefatına kadar 23 yıl boyunca Sakarya’nın havasını soluyan şair, şehrin yerel rüzgârını şiirlerine katarak tamamen “bizden biri” olmayı başarmıştır.
- Hastalık ve Şiir: Yaşamının son dönemlerinde çektiği rahatsızlıkları ve hayatla barışık duruşunu mısralarına aktarmış; duygularındaki saflık ve berraklık şiirlerinin en belirgin özelliği olmuştur.
Eserleri ve Yayımı
Salih Yazıcı’nın şiirleri; yaşadığı dönemde çeşitli dergi, gazete ve edebiyat yıllıklarında okurla buluşmuştur. Şiirleri genel olarak toplu bir kitap yerine süreli yayınlarda ve antolojilerde iz bırakmıştır.
Kaynakça:
- Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
- Tuna, F. (2007). Sakarya Şairleri. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
Özel Şiir Defteri’nden
Bir kaşı kemanın aşkı sinemde
Açtı derin yara deva bulunmaz
Gün be gün artıyor sızısı tende
Akar kanım amma yara bulunmaz
Zehretti yediğim ekmeği aşı
Akıttı gözümden kan ile yaşı
Basayım bağrıma toprağı taşı
Dert bulunur zira çare bulunmaz
Mürüvvet ehlisin naz etme bana
Yeter el içinde söz etme bana
Gidip tenhalardan göz etme bana
Muhabbet olmazsa sefa bulunmaz
Salih’im ömrümü zaya yetirdim
Ben başıma bu belayı getirdim
Bir dileğim ben kapına getirdim
Rızan olmayınca Şifa bulunmaz.
Ne Yaparsın
Dünya bu ya, ne yaparsın,
Aba çul oldu efendim
Ne alırsın ne satarsın
Para pul oldu efendim.
Hani nerde o insanlık
Her işte bencillik benlik
Dost dahi eyliyor kemlik
Cümle el oldu efendim.
Kim ne işler, kiminle yeğler,
Afet olur, yağar göğler,
Şanlı ağalar, beyler,
Kula kul oldu efendim.
Başın eğmiş yüce dağlar,
Ölüden de sessiz sağlar,
Evvel meyve veren bağlar,
Şimdi yol oldu efendim.
Gıdada tat, doğada renk
Ne düzen ver ne de ahenk,
Kimi kaypak, kimi dönek,
Bu ne hal oldu efendim.
Seyyid Osman Adapazarî (Mutasavvıf, Divan Şairi ve Müderris)
XVIII. yüzyılın ikinci yarısında (tahminen 1770) Adapazarı’nın Solaklar mahallesinde dünyaya geldi. Soyu, Hz. Hüseyin vasıtasıyla Hz. Peygamber’e dayanan bir “Seyyid”dir. Bölgede “Hacıahmetler” sülalesi olarak bilinen köklü bir aileye mensuptur. 1840 (H. 1248) yılında vefat etmiş olup, türbesi bugün hala bağlı bulunduğu Solaklar mahallesinde yer almaktadır.
Tarikat Silsilesi: Şeyhi Râsih Efendi’ye intisab ederek Kâdirî-Eşrefî yolunda girmiştir. Şeyhinin vefatının ardından Adapazarı’nda meşîhat (şeyhlik) makamına geçmiştir.
Tekke ve Medrese Hizmeti: Solaklar köyünde “Gocaçeşme” mevkiinde bulunan ahşap cami ve yanındaki tekkede yıllarca çocuklara ve gençlere ilim öğretmiş, bir nevi bölgenin eğitim ve kültür merkezi olmuştur.
Şiir Yazma Amacı: Geleneksel divan şairlerinin aksine, şiiri bir hüner sergileme veya kendini övme aracı olarak değil; halka öğüt verme, Allah ve Peygamber sevgisini aşılama ve İslâm kardeşliğini pekiştirme gayesiyle kullanmıştır.
Edebî ve Kültürel Mirası
Onun şiirleri, Anadolu’dan Azerbaycan’a kadar uzanan geniş bir Türk-İslam coğrafyasının ortak estetik ve hikmet dilini yansıtır:
Divan Şairliği: Şiirlerinde Niyâzî-i Mısrî ve Hasan Sezâî-i Gülşenî gibi mutasavvıf şairlerin izleri görülür. Sade, samimi ve didaktik bir üslubu vardır.
Akâid Çalışmaları: Sadece şair değil, aynı zamanda ciddi bir ilim adamıdır. Akâid konularındaki müşkilleri çözmek amacıyla kaleme aldığı eseri, onun kelâm ilmindeki derinliğini gösterir.
Günümüze Ulaşan Çalışmalar: El yazması dört nüshası bulunan Divanı, 2021 yılında Serdivan Belediyesi tarafından kitap ve beste albümü olarak kültür dünyasına kazandırılmıştır.
Eserleri
| Eser Adı | Türü | İçeriği |
| Seyyid Osman Adapazârî Divânı | Manzum (Şiir) | Tasavvufi şiirler, ilahiler, münacat ve naatlar. |
| Fevâidü’l-Fevâid fî Halli Müşkilâti’l-Akâid | Mensur (Nesir) | İslam inanç esasları (akâid) üzerine bir inceleme. |
Kaynakça
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
Seyyid Osman Adapazârî Divanı (2021). Serdivan Fikir ve Sanat Akademisi.
https://fuyuzat.az/seyyid-osman-adapazarinin-poetikasi-ve-azerbaycan-divan-edebiyatindaki-cagdaslarİ (Erişim Tarihi 11.03.2026)
https://www.fikriyat.com/yazarlar/ismail-gulec/2021/07/25/seyyid-osman-adapazari-ve-bestelenmis-ilahileri (Erişim Tarihi 11.03.2026)
Tuğrul Çakar (Fotoğraf Sanatçısı, Öykücü ve Akademisyen)
27 Ekim 1946 tarihinde Adapazarı’nda doğdu. Babası Ahıska Türkü nahiye müdürü Ahmet Çakar, annesi Karslı Rabia Hanım’ın oğludur. Yükseköğrenimini Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde tamamladı. 1978 yılında başladığı fotoğraf yolculuğunu, 2017 yılında Midilli’de son nefesini verene kadar büyük bir tutkuyla sürdürdü. Hem bir sanatçı hem de bir eğitimci olarak ömrünü ışığın ve kelimelerin izinde geçirdi.
Işığın Peşinde Bir Ömür
Tuğrul Çakar, Türkiye’de fotoğraf sanatının kurumsallaşmasına öncülük eden isimlerden biridir:
Arkeolojik Bakış: 1980-1993 yılları arasında Ankara İngiliz Arkeoloji Enstitüsü’nde fotoğrafçı olarak çalışması, onun kompozisyon anlayışına titizlik ve derinlik kattı. Bilkent Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nde verdiği derslerle bu birikimi genç kuşaklara aktardı.
Uluslararası Başarı: İlk kişisel sergisini 1985’te Londra’da açtı ve bu sergi Avrupa’da büyük ilgi görerek iki yıl boyunca çeşitli üniversitelerde sergilendi. Uluslararası Fotoğraf Federasyonu (FIAP) tarafından AFIAP ünvanı ile onurlandırıldı.
Kurucu ve Öncü: Fotoğraf Sanatı Kurumu’nun (FSK) kurucu üyeliğini üstlendi, AFSAD ve FOTOGEN gibi prestijli kurumların yönetim ve yayın kurullarında görev alarak Türk fotoğrafının teorik zeminine katkı sundu.
Deklanşörden Kaleme: Öykücülüğü
Çakar için fotoğraf ve yazı, aynı gerçeği anlatmanın iki farklı yoluydu:
Gri Tonların Anlatıcısı: 1994 yılında başlayan edebiyat serüveninde, fotoğraflarındaki o hüzünlü ve derin atmosferi öykülerine taşıdı. 1994 Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü’nü kazanarak başarısını edebiyat ve barış alanında da tescilledi.
Hüzün ve Estetik: “Akşamüstü Yine Hüzün” ve “İki Hayat Çek Usta” gibi eserlerinde, hayatın kıyısında kalan anları, tıpkı bir fotoğraf karesini dondurur gibi zarifçe işledi.
Eserleri
| Tür | Eser Adı | Yıl |
| Fotoğraf Albümü | Suya Çağrı | 1990 |
| Fotoğraf Albümü | Fırat’ı Beklerken | 1992 |
| Yazı & Öykü | En Uzaktaki Gri | 1993 |
| Öykü | Akşamüstü Yine Hüzün | 2000 |
| Öykü | İki Hayat Çek Usta | 2003 |
| Öykü | Siyah Beyaz Masallar | – |
Kaynakça
https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/cakar-tugrul (Erişim Tarihi 12.03.2026)
https://www.biyografya.com/tr/biographies/tugrul-cakar-953d2a85 (Erişim Tarihi 12.03.2026)
https://fotograf.net/Artist/tugrulcakar/ozgecmis/index.html (Erişim Tarihi 12.03.2026)
Yalçın, M. (Ed.). (2010). Tanzimat’tan bugüne edebiyatçılar ansiklopedisi (3. baskı, Cilt 1). Yapı Kredi Yayınları.
Vildan Külahlı Tanış (Yazar ve Eğitimci)
Ankara’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini doğum yeri olan Ankara’da tamamladıktan sonra, Gazi Üniversitesi Fen Bilgisi Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldu. Edebiyat dünyasına adımını dergi mutfağından geçerek atan Tanış, modern öykücülüğümüzün dikkat çeken genç kuşak temsilcileri arasında yer almaktadır.
Edebi Kariyeri ve Yayınlar
Yazın yolculuğuna 2010’lu yılların ortalarında başlayan yazarın öyküleri; Notos, Sözcükler, Öykü Gazetesi, Hece Öykü ve Ecinniler gibi saygın edebiyat dergilerinde okurla buluştu. Sadece kurgu metinlerle yetinmeyip, çeşitli platformlarda yazar ve metin odaklı inceleme yazılarıyla da edebiyatın kuramsal ve eleştirel yönüne katkı sağladı.
Ödülleri ve Uluslararası Başarıları
Külahlı Tanış, kısa sürede kazandığı prestijli ödüllerle başarısını tescilledi:
2020: Fakir Baykurt Öykü Yarışması’nda “Uzun Düz Çizgiler” adlı öyküsüyle Büyük Ödül.
2020: Uluslararası Yazarlar Birliği (PEN International) İlkyaz Genç Yazarlar Öykü Yarışması’nda “Maydanoz” adlı öyküsüyle derece kazandı. Bu eser İngilizceye çevrilerek 14 ülkede yayımlandı.
2021: Berlin Gökkuşağı Kitabevi Öykü Yarışması’nda “Çatıdaki Delik” öyküsüyle Birincilik.
2021: Halide Edip Adıvar Öykü Yarışması ve Edremit Kent Konseyi “Kadın ve Öyküler” seçkilerinde yer alarak başarısını sürdürdü.
Yazın Anlayışı
Vildan Külahlı Tanış, yazmayı “sırrı kendinden mülhem bir yolculuk” ve “bitmek bilmeyen bir zihin işçiliği” olarak tanımlar. Eserlerinde postmodern anlatım imkânlarından, özellikle metinlerarasılık yönteminden beslenir. Yazarlık ya da annelik gibi kavramlara “kutsallık” atfedilmesine karşı mesafeli bir duruş sergiler; ona göre yazmak, insanın eksikliğini ve hamlığını kabullendiği insani bir eylemdir.
Öyküyü, yaşamın içindeki sayısız hikâyenin işlenip estetik bir forma kavuşmuş hali olarak görür. Kurgularının kendi kaderini doğrudan değiştirmese de, insana ve olaylara bakış açısını “çetrefilli bir pencereden” genişlettiğine inanır.
Eserleri
| Kitap Adı | Tür | Detaylar |
| Çizgide Bir Kukla | Öykü | Yazarın ilk öykü kitabı. |
| Maydanoz | Öykü (Uluslararası) | 14 ülkede İngilizce çevirisiyle paylaşılan ödüllü öykü. |
| Civarda Kaybolanlar | Öykü | 2026 yayınlanan öykü kitabı |
“Yazmasam ne olurdu, belki daha rahat bile ederdim. Yazmak bitmek bilmeyen bir zihin işçiliği… Fakat içimdeki boşluk da yazmak dışında başka bir şeyle dolmuyor.” > — Vildan Külahlı Tanış
Prof. Dr. Yılmaz Daşcıoğlu (Akademisyen, Edebiyat Araştırmacısı ve Şair)
1963 yılında Isparta’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, akademik kariyerinin tüm basamaklarını Sakarya Üniversitesi’nde tırmandı. 1993 yılında asistan olarak girdiği bu kurumda; yüksek lisans, doktora, doçentlik ve profesörlük ünvanlarını alarak Yeni Türk Edebiyatı alanında Türkiye’nin sayılı otoritelerinden biri haline geldi. Sakarya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlığı ve Türk Dil Kurumu (TDK) Bilim Kurulu Üyeliği gibi üst düzey görevlerde bulundu.
Modern Türk Edebiyatının İz Sürücüsü
Daşcıoğlu, sadece bir akademisyen değil, edebiyatın ruhunu ve felsefesini sorgulayan bir mütefekkirdir:
Şiir ve Estetik: Cahit Zarifoğlu, Behçet Necatigil ve Sezai Karakoç gibi Türk şiirinin köşe taşları üzerine yaptığı derinlikli tahliller, modern Türk şiirinin metafizik ve yapısal haritasını çıkarmıştır.
19. Yüzyıl ve Bireyleşme: “Dalgalı Suda Gölge ve Sûret” adlı eseriyle, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde Türk insanının “birey” olma serüvenini edebi metinler üzerinden sosyolojik bir perspektifle incelemiştir.
Popüler Kültür ve Roman: Mehmet Celâl ve popüler roman geleneği üzerine çalışmalarıyla, edebiyatın sadece “yüksek” katmanına değil, halka ulaşan damarlarına da ışık tutmuştur.
Akademik Verimlilik ve Uluslararası Vizyon
2003-2006 yılları arasında Bosna-Hersek Tuzla Üniversitesi’nde görev yaparak Türk kültürünü Balkanlar’da temsil etmiştir. 2024-2025 yıllarına kadar uzanan geniş yayın listesi; Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Oğuz Atay’a, Nurettin Topçu’dan Yahya Kemal’e kadar Türk düşünce hayatının devlerini kapsayan 100’den fazla kitap bölümü, makale ve ansiklopedi maddesini içerir.
Eserleri
| Eser Adı | Tür | Yıl | Yayın Yeri |
| Türk Maarif Ansiklopedisi – Sezai Karakoç | Ansiklopedi Maddesi | 2024 | Türkiye Maarif Vakfı |
| Türk Maarif Ansiklopedisi – Ahmed Midhat Efendi | Ansiklopedi Maddesi | 2024 | Türkiye Maarif Vakfı |
| Abdülhak Hâmid Tarhan | Kitap | 1999 | Kaynak Yayınları |
| Akıp Gidenin Cazibesi | Kitap | 2021 | Şule Yayınları |
| Dalgalı Suda Gölge ve Sûret: 19. Yüzyıl Türk Edebiyatında Bireyleşme | Kitap | 2014 ve 2024 | Şule Yayınları |
| Dar Vakitlerde Geniş Zamanlar: Behçet Necatigil’in Şiiri | Kitap | 2006 | Şule Yayınları |
| Doğurgan Yara: Sezai Karakoç | Kitap | 2023 | Şule Yayınları |
| Edebiyatın Hâlleri | Kitap | 2018 | Kesit Yayınları |
| Kader Hep Erken Zaman Hep Geç: Cahit Zarifoğlu’nun Şiiri | Kitap | 2008 ve 2020 | Şule Yayınları |
| Kartpostallarla Tevfik Fikret ve Çevresi | Kitap | 1999 | Kaynak Yayınları |
| Leylâk Kalkışması | Kitap (Şiir) | 2017 | Şule Yayınları |
| Mektuplarla Tevfik Fikret ve Çevresi | Kitap | 1999 | Kaynak Yayınları |
| Mihrace | Kitap (Şiir) | 1991 | Ötüken Yayınları |
| 100 Ülke 100 Marş | Kitap Bölümü | 2021 | Kesit Yayınları |
| 15 Temmuz Darbe Girişimi ve Türkiye | Kitap Bölümü | 2017 | Sakarya Üniversitesi |
| 15 Temmuz Demokrasi Şehitleri ve Gazileri Anma Kitabı – Türk Şiirinde Vatan ve Bayrak | Kitap Bölümü | 2017 | Sakarya Üniversitesi |
| A’mak-ı Hayal – Hayalin Derinlikleri | Kitap Bölümü | 2022 | Ketebe |
| Abbas Sayar Kitabı – Abbas Sayar’ın Şiirleri | Kitap Bölümü | 2024 | Bozok Üniversitesi |
| Abdülhak Şinasi Hisar – Romanlarında Şiirsellik | Kitap Bölümü | 2025 | Kültür ve Turizm Bakanlığı |
| Abülfettah Rauf: Şair, Şuur, Şiir – Abülfettah Rauf Efendi’nin Şiirlerinde Değerler Hiyerarşisi | Kitap Bölümü | 2025 | Balkan Studies Foundation |
| Ahmet Rasim Kitaplığı | Kitap Bölümü | 2020 | VakıfBank Kültür Yayınları |
| Âkif Salnamesi 5 – Mehmet Âkif’in Mısır Yıllarındaki Üniversite Hocalığı | Kitap Bölümü | 2025 | Mahya Yayıncılık |
| Alev Alatlı’yı Anlamak II – Aydın Despotizmi Karşısında Alatlı | Kitap Bölümü | 2025 | Kapadokya Üniversitesi Yay. |
| Bir Başka Hoca: Orhan Okay | Kitap Bölümü | 2023 | Zeytinburnu Belediyesi |
| Bir Dağ Nasıl Söylerse Öyle: Cahit Zarifoğlu | Kitap Bölümü | 2020 | Ketebe |
| Bir Şehir İki Çınar: Faik Baysal ve Necati Mert Araştırmaları – Kasaba Edebiyatı Mümkün mü? | Kitap Bölümü | 2025 | Sakarya Büyükşehir Belediyesi |
| Cahit Zarifoğlu Kitabı – Cahit Zarifoğlu’nun Türk Şiirindeki Yeri | Kitap Bölümü | 2025 | Diyanet İşleri Başkanlığı |
| Cumhuriyetin 100. Yılında Türkoloji | Kitap Bölümü | 2023 | Yaz Yayınları |
| Çanakkale Şehidlerine Şerh Tahlil | Kitap Bölümü | 2023 | Dün Bugün Yarın Yay. |
| Diriliş Dergisi ve Sezai Karakoç | Kitap Bölümü | 2022 | Gölcük Belediyesi |
| Edebiyat ve Milli Mücadele – Romanlarda İzmir İmgesi | Kitap Bölümü | 2024 | Zeytinburnu Belediyesi |
| Fiziğin ve Metafiziğin Şairi – Yılmaz Güney Yazısı | Kitap Bölümü | 2023 | Değişim Yayınları |
| Hikâyenin Hikâyesi | Kitap Bölümü | 2018 | Ketebe |
| İmparatorluğun Son Savaşında Osmanlılar – Bir Edebiyatçı Gözüyle Birinci Dünya Savaşı’na Bakmak | Kitap Bölümü | 2018 | Zeytinburnu Belediyesi |
| Kültür Coğrafyamızda Hz. Peygamber | Kitap Bölümü | 2017 | Sakarya Üniversitesi |
| Mehmet Âkif Ersoy Kitabı | Kitap Bölümü | 2021 | İlim Yayma Vakfı |
| Mevlevilik ve Şeyh Galib Üzerine İncelemeler | Kitap Bölümü | 2022 | İstanbul Üniversitesi |
| Modern Türk Şiiri Üzerine İncelemeler | Kitap Bölümü | 2015 | Dergâh Yayınları |
| Modern Türk Şiiri ve Düşünce | Kitap Bölümü | 2012 | Hece Yayınları |
| Necatigil’de Hayat ve Edebiyat | Kitap Bölümü | 2016 | Zeytinburnu Belediyesi |
| Nurettin Topçu “Yıldırımın Huzurunda” – Nurettin Topçu’nun Hikâyelerinde Düşüncenin Yansıması | Kitap Bölümü | 2025 | Bursa Yıldırım Belediyesi |
| Servet-i Fünun Dergisi ve Topluluğu | Kitap Bölümü | 2020 | Gölcük Belediyesi |
| Sezai Karakoç Kitabı – Hakikat Kavramı | Kitap Bölümü | 2022 | Beyan Yayınları |
| Tanpınar’ın Edebiyat Dünyası | Kitap Bölümü | 2016 | Kültür ve Turizm Bakanlığı |
| Tarih ve Diğer Disiplinler | Kitap Bölümü | 2021 | İdeal Kültür Yay. |
| Tutunamayanlar Kitabı – Oğuz Atay’da Mekân | Kitap Bölümü | 2021 | Ketebe |
| Türk Şiiri Üzerine İncelemeler | Kitap Bölümü | 2010 | Hece Yayınları |
| Türk Şiirinde Bir Garip Adam: Orhan Veli Kanık | Kitap | 2005 | 3F Yayınları |
| Yahya Kemal Beyatlı Kitabı – Modern Türk Şiirinin Oluşumu | Kitap Bölümü | 2024 | International Balkan University |
| Yazarların Okuma Kültürü – Necatigil Bir Okur Olarak | Kitap Bölümü | 2024 | VakıfBank Kültür Yayınları |
| Yunus Emre Kitabı | Kitap Bölümü | 2022 | Anadolu Üniversitesi |
Kaynakça:
https://ydascioglu.fsm.edu.tr/ (Erişim Tarihi 12.03.2026)
https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/yilmaz-dascioglu (Erişim Tarihi 12.03.2026)
https://akademik.yok.gov.tr/AkademikArama/view/viewAuthorBook.jsp (Erişim Tarihi 12.03.2026)
https://yilmazd.sakarya.edu.tr/ (Erişim Tarihi 12.03.2026)
https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/yilmaz-dascioglu (Erişim Tarihi 12.03.2026)
Dr. Yılmaz Güney (Fizikçi, Akademisyen ve Şair)
1949 yılında Trabzon’un Dernekpazarı ilçesinde dünyaya geldi. Ali Osman Bey ve Emine Hanım’ın evladı olan Güney, babasını küçük yaşta kaybetmesiyle zorlu bir çocukluk dönemi geçirdi. İlk öğrenimini Trabzon’da, orta öğrenimini Erzurum ve Ankara’da tamamladı. Fen bilimlerine olan yeteneğiyle Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü ile Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’ndan mezun oldu.
Sakarya’ya Hizmetle Geçen Bir Ömür
1970’li yılların başında Sakarya Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi’nin kuruluşuyla birlikte fizik asistanı olarak Sakarya’ya adım atan Güney, o günden itibaren şehirden hiç ayrılmadı:
- Akademik Kariyer: Fizik dalında doktora tezini tamamlayarak bilim doktoru oldu. 1992 yılında kurulan Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nde Yardımcı Doçent olarak görev aldı ve yüzlerce öğrenci yetiştirdi.
- Kitap Tutkusu: Sakarya’da “kitap kurdu” denilince akla gelen ilk isimlerden biridir. Sahip olduğu binlerce kitaptan oluşan devasa kütüphanesi için özel mekanlar kiralamış; ancak bu kıymetli hazinenin büyük bir kısmı 1999 Marmara Depremi’nde enkaz altında kalarak heba olmuştur.
Edebi Kimliği ve “Yeni Gazel” Arayışı
Yılmaz Güney, bir fizikçi olmasına rağmen sosyoloji ve psikolojiye olan hakimiyeti, hassas ruhu ve şiirsel derinliğiyle Sakarya’da bir “marka” haline gelmiştir:
- Üslup ve Biçim: Şiirlerinde dili son derece sade ve berraktır. Geleneksel “gazel” formunu modern serbest şiir tarzına adapte etme denemeleriyle özgün bir çizgi yakalamıştır. Eskiyi hor görmeden yeniyi kucaklayan bir anlayışı benimser.
- Dergi ve Yayıncılık: Şiirleri; Varlık, Mavera, Hisar, Türk Edebiyatı gibi Türkiye’nin en prestijli edebiyat dergilerinde yayımlanmıştır. 2001 yılından itibaren Sakarya’da yayımlanan Irmak Dergisi’nin Yazı İşleri Müdürlüğü’nü yürüterek yerel edebiyatın kurumsallaşmasına büyük katkı sağlamıştır.
- İsim Karışıklığı: Yaşamı boyunca sinemacı Yılmaz Güney ile isim benzerliği nedeniyle tatlı sert bir karışıklık yaşamış; ancak edebi duruşuyla “Şair Yılmaz Güney” kimliğini tescillemiştir.
Eserleri
| Tür | Kitap Adı | Yayın Bilgisi |
| Şiir | Sonsuz Bekleyiş | Kitabevi Yayınları, 1996 |
Ayrılığa Gazel
Sen istesen gelirdin ey sevgili
Senin için büyüttüm bu çiçekleri
Bir güzel vardı beni bırakıp gitti
Gönlümü en büyük fırtınalara atıp gitti
O güzel gözlerini artık nerde bulurum
O siyah saçlarını rüzgara salıp gitti
Artık dön demek faydasız o sevgiliye
Beni yalnızlığımla yalnız bırakıp gitti
Yıllar geçti hiç haber yok o sevgiliden
O sevgili ilk göz ağnısı olup gitti
Ne çıkar o güzel dönse de bir gün
Beni bir ömür boyu yakıp gitti
Bir sevgili vardı beni bırakıp gitti
Beni dinmeyen sevgisiyle yakıp gitti
(Yılmaz Güney, Sonsuz Bekleyiş, Sh.100-101)
Güzele Sevgi Gazeli
Bugün yine bana bir hal oldu güzel
Hiç görmemiştim seni böyle güzel
Sürmüş bir ömür boyu bu şarkının son nağmesi
Seni hiç böyle sevmemiştim böyle güzel
Kapılıp gitmişim bahtımın rüzgarından çok uzaklara
Seni hep bulamayacağım yerlerde aramışım güzel
Bir yanda sen bir yanda ben böyle yalnız
Kaderde sensiz yaşamak ölmemek için böyle güzel
Sevmişim seni bir kez aşkınla viran bu gönlüm
ilk göz ağısı diyorlar buna böyle güzel
Bir kor düştü içime yıllardır alevsiz dumansız
Ben sevdikçe yaşarım seni böyle güzel
Sensiz bütün yolların gidişi var dönüşü yok
Seni her zaman sevmek böyle güzel
Artık yaşamanın bir gereği yok diyemiyorum
İnsan sevdikçe dünyada seni her şey güzel
Zaman bu sevgiyi silemeyecek gönlümden
Sevmesen de beni asırlarca ben seveceğim güzel
Ben seni sevdikçe ölmeyeceğim ölmeyeceksin güzel
Seni ölüm bile unutturamayacak bu en güzel
(Yılmaz Güney, Sonsuz Bekleyiş, Sh.102-103)
Kaynakça:
Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
Yusuf Ertuğrul Erdem (Bürokrat, Yazar)
1968 yılında Sakarya’nın Akyazı ilçesinde doğdu ve çocukluğunu şehrin köklü yerleşimlerinden Şeker Mahallesi’nde geçirdi. Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünün ardından, 2024 yılında Sakarya Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi üzerine yüksek lisansını tamamladı. 1988 yılında başladığı belediyecilik kariyerinde, Adapazarı Belediyesi Başkan Yardımcılığı gibi kritik görevlerin ardından halen Sakarya Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı bünyesinde Şube Müdürü olarak görev yapmaktadır.
Şehrin Hafıza Muhafızı: Mahalle ve Biyografi
Yusuf Ertuğrul Erdem, bürokrat kimliğinin ötesinde, Sakarya’nın toplumsal hafızasını diri tutmaya adanmış bir kalemdir:
Şehir Kültürü ve Anı: Özellikle “Şeker Mahalle” ve “Kasabaların İzinde” eserleriyle, Sakarya’nın mekânsal değişimini ve yitirilmeye yüz tutmuş komşuluk hukukunu edebi bir dille kayıt altına almıştır.
Biyografi ve Portre Yazarlığı: “Ömür Dediğin” ve “Şeref Terzihanesi” gibi çalışmalarıyla, şehrin simge isimlerinin hayat hikâyelerini gelecek kuşaklara aktaran bir biyografi ustası olarak öne çıkar.
Yayıncılık ve Editörlük: 2003-2019 yılları arasında Adabülteni dergisinin Genel Yayın Yönetmenliğini yürüterek şehrin entelektüel gündemini belirlemiş, pek çok yazarın eserine editörlük desteği vermiştir.
Sivil Toplum ve Spor Yönetimi
Erdem’in Sakarya’ya katkıları sadece edebiyatla sınırlı kalmamış, şehrin sosyal dokusuna sivil toplum kuruluşları aracılığıyla da dokunmuştur:
Sendikal ve Vakıf Çalışmaları: Bem-Bir-Sen, Ribat Eğitim Vakfı ve Murabıt Eğitim Vakfı gibi kurumlarda kurucu ve yönetici olarak görev almıştır.
Spor ve Turizm: Türkiye Atletizm Federasyonu Yönetim Kurulu üyeliği ve Sakarya Turizm Platformu’ndaki görevleriyle şehrin tanıtımı ve sportif gelişimi için emek vermiştir.
Eserleri
| Kitap Adı | Yıl | Tür / Tema |
| Kasabaların İzinde | 2021 | Hafıza, gerçekler ve toplumsal değişim. |
| Ömür Dediğin: Erdal Erdem | 2022 | Biyografi ve yaşam öyküsü. |
| Şeker Mahalle | 2023 | Bir semtin sosyokültürel tarihi ve anıları. |
| Şeref Terzihanesi | 2023 | Esnaf kültürü ve portre çalışmaları. |
| Gülebakan | 2024 | Deneme ve şehir yazıları. |
“Yusuf Ertuğrul Erdem, Sakarya’nın sokaklarını sadece adımlayan değil, o sokakların ruhunu mısralara ve satırlara döken bir hafıza işçisidir. Onun kaleminde Şeker Mahallesi’nin tozlu yolları, bir medeniyet tasavvurunun mütevazı ama derin izlerine dönüşür.”
Kaynakça:
https://orcid.org/0009-0007-3944-5356 (Erişim Tarihi 11.03.2026)
https://independent.academia.edu/ErdemYusufErtu%C4%9Frul (Erişim Tarihi 11.03.2026)
