Bu içerik, Adapazarı Oto Sanatkârları Tarihi adlı eserden yararlanılarak hazırlanmıştır. Metin, özgün eserde yer alan tarihî bilgiler esas alınarak Sakarya Şehir Hafızası yayın ilkeleri doğrultusunda dil, anlatım ve yazım kuralları bakımından düzenlenmiş, konu bütünlüğü korunarak dijital yayına uygun hâle getirilmiştir. Ayrıntılı bilgi edinmek isteyen araştırmacılar, Sakarya Üniversitesi Merkez Kütüphanesi Sakarya Koleksiyonu’nda bulunan Adapazarı Oto Sanatkârları Tarihi adlı eserden yararlanabilirler.
Giriş
Bugünkü Adapazarı’nın ekonomik ve sosyal gelişiminin temelleri, Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerinde bölgenin sahip olduğu doğal kaynaklar sayesinde atılmıştır. Geniş ve verimli orman varlığı, Sakarya Nehri’nin sağladığı ulaşım imkânları ve İstanbul’a olan yakınlığı, Adapazarı’nı zamanla Osmanlı Devleti’nin önemli üretim ve ticaret merkezlerinden biri hâline getirmiştir. Özellikle kereste üretimi ve taşımacılığı, yalnızca bölge ekonomisini şekillendirmekle kalmamış; ilerleyen yüzyıllarda gelişecek marangozluk, arabacılık, demircilik ve nihayet oto sanatkârlığı gibi mesleklerin de tarihsel altyapısını oluşturmuştur.
Osmanlı Devleti’nin Son Dönemindeki Göçlerin Adapazarı’nda Sanayinin Oluşumuna Katkıları
Anadolu coğrafyası, yüzyılların mirası olan göç dalgalarıyla şekillenmiş ve insanlığın en önemli uygarlık merkezlerinden biri hâline gelmiş bir kıta hüviyetindedir. Bu coğrafyanın kuzeybatısında yer alan ve belirli dönemlerde Türkiye’nin “sanayi üçgeni” olarak adlandırılan Bursa, İzmit ve Adapazarı şehirleri, ülkemizdeki sanayileşmiş kentsel merkezlerin en yetkin örneklerini oluşturmaktadır. Bu önemli şehirlerin sanayideki gelişmişliklerini ve coğrafi olarak bir arada bulunmalarını yalnızca tesadüflerle açıklamak mümkün değildir. Zira İstanbul’un yanı başında ve aynı bölgede yer alan bu üç şehir; Osmanlı Devleti’nin son evresinde ve Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında, memleketin en çok göç alan ve cazibe merkezi olan yerleşimlerinin başında gelmiştir. Dolayısıyla bu bölgede bir sanayi birikiminin oluşmasında ve mevcut birikimin geliştirilmesinde, göçle gelen daimî konukların katkısı yadsınamaz bir gerçektir. Nitekim şehrin bu yeni sakinlerinin geldikleri coğrafyalara bakıldığında üç temel bölge öne çıkmaktadır: Öncelikle ve ağırlıklı olarak Balkanlar, ardından Kafkasya ve Karadeniz bölgeleridir.
Bu göçlerin ve nüfus hareketlerinin yaşanmasında tarihteki büyük siyasi ve askerî kırılmalar etkili olmuştur. Nitekim hem Balkan hem de Kafkas coğrafyasını doğrudan etkileyen savaşlar, göçlerin temel sebebidir. Balkanlardan Anadolu’ya yönelik büyük göç dalgalarının oluşmasında 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi), 1912-1913 Balkan Savaşları ve 1914-1918 I. Dünya Savaşı etkili olurken; Kafkasya için de 93 Harbi ve I. Dünya Savaşı belirleyici rol oynamıştır. Karadeniz Bölgesi’nden Batı Karadeniz ve Doğu Marmara bölgelerine yapılan göçler ise Rus işgalleriyle gerçekleşmiştir. Bu hatta zayıf dalgalar 93 Harbi sonrasında başlasa da asıl göç dalgası, 1916 yılında Trabzon başta olmak üzere Rusların Tirebolu hattına kadar ilerledikleri işgal harekâtıyla yaşanmıştır. Özellikle Trabzon’un Nisan 1916’da Ruslar tarafından işgal edilmesi, bölgeden batıya doğru büyük nüfus hareketlerine yol açmış ve “Büyük Muhaceret” olarak bilinen süreç gerçekleşmiştir. Anılan üç bölgeden gelen göç dalgalarının nihai varış noktası yine Bursa-İzmit-Adapazarı üçgeni olmuştur.
Savaşların getirdiği işgaller ve büyük kırılmalar, bölgedeki Müslüman halkın kitlesel göç hareketleriyle sonuçlanmıştır. Balkanlardan ağırlıklı olarak Boşnaklar, Kafkasya’dan Çerkes ve Abhazlar, Karadeniz’den ise Trabzon ve çevresindeki geniş kitleler bu şehirlere yerleşmiştir. Gelirken meslekî birikimlerini ve üretim araçlarını da beraberinde getiren bu nüfus, vardıkları yerlerin imarına ve iktisadi gelişimine önemli katkılar sunmuştur. Cumhuriyet Dönemi’nde bölgeye gerçekleşen göçlerin çoğunluğunu ise 1950’li yıllarda Yugoslavya’dan ve 1980’lerin sonundan itibaren genel olarak Balkanlardan gelen nüfus oluşturmuştur. Nitekim Adapazarı’nda bir sanayi birikiminin oluşmasında ve mevcut potansiyelin gelişmesinde Balkanlar başta olmak üzere Kafkasya ve Karadeniz kaynaklı göçler birincil rolü oynamıştır.
20. yüzyılın ortalarından itibaren Türkiye’de otomotiv zanaatkârlığı alanında haklı bir unvan edinen Adapazarı ve çevresinin bu konuma yükselmesinde, bölgenin aldığı göçler belirleyici bir etken olmuştur. Göç dalgaları, kentin teknik bilgi ve beceri birikimini üst seviyelere taşımış; Adapazarı’nın ülke genelinde söz sahibi bir konuma gelmesini sağlamıştır. Burada vurgulanması gereken temel husus; Adapazarı’nda var olan yerel birikimin ötesinde, göçmen kitlelerin geldikleri coğrafyalardan taşıdıkları ileri düzeydeki teknik bilgi ile yanlarında getirebildikleri küçük el aletleri ve avadanlıkların kentin sanayileşme sürecine doğrudan katkı sunmasıdır. Göçmenler, sahip oldukları meslekî tecrübeyi Adapazarı’nın mevcut potansiyeliyle birleştirerek kentin oto zanaatkârlığında 20. yüzyılın ortalarından 1980’lere kadar sürecek çeyrek asrı aşkın bir “altın çağ” yaşamasını sağlamışlardır. Nitekim Adapazarı’nın bu altın döneminde öne çıkan usta sanatkârların kökenleri incelendiğinde, büyük çoğunluğunun dışarıdan gelen göçmenler olduğu açıkça görülmektedir.
Marmara Bölgesi’ne yönelik gerçekleşen göç hareketlerinin, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ile Balkan ve I. Dünya Savaşları gibi büyük tarihî kırılma dönemlerinde yoğunlaştığı araştırmalarla sabittir. Bu büyük hadiselerin ardından Anadolu ve Trakya coğrafyası, tarihinin en kitlesel göç hareketlerine sahne olmuştur. Tarih araştırmalarında esas cevap aranan husus ise bu nüfus hareketlerinde neden özellikle Bursa ve İzmit ile birlikte Adapazarı ve çevresinin tercih edildiğidir. Bu sorunun yanıtı, erken Cumhuriyet Dönemi’nde söz konusu üç yerleşim merkezinde yoğun bir sanayinin temerküz etme (toplanma) nedenlerini anlamamıza da ışık tutacaktır. Nitekim günümüzde de Bursa-İzmit-Adapazarı hattı, sanayi potansiyeli bakımından Türkiye standartlarının en üst seviyesinde yer almakta ve ülke ekonomisinin lokomotifi kabul edilmektedir. Bu durum, 1913 sonbaharında Adapazarı’nı ziyaret eden Gazeteci Ahmed Şerif Bey’in de dikkatini çekmiş ve kendisi bu gözlemlerini Tanin gazetesindeki köşesine taşımıştır. Ahmed Şerif Bey, 15 Kasım 1913 tarihli Tanin gazetesinde yayımlanan tefrikasında bu durumu şu sözlerle dile getirmiştir:
“Çeşitli ırkları ve unsurları görmek, onları bir çerçeve dâhilinde araştırmak isteyenler için Adapazarı kazasından daha iyi bir sergi bulunamaz. Bilinmez nasıl bir mantık, hangi idari zorlamalarla senelerden beri hükümet, İzmit Livası’nı ve bilhassa Adapazarı kazasını başka başka iklimlerden gelen muhacirlere adeta bir depo olarak kabul etmiştir.”
Bu tespitleri dönemin diğer tarihsel kaynaklarından doğrulamak da mümkündür. Adapazarı’nın doğu, batı ve güney yönlerine açılan ulaşım yollarının kavşağında yer alması, mutedil (ılıman) iklimi ve verimli toprakları, göçmenlerin bu bölgeyi tercih etmesinde temel etkenler olmuştur. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin son döneminde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında Adapazarı ve çevresinde geniş yer kaplayan bataklık alanların kurutulması ve imar edilmesi politikası da devletin bu bölgeye yönelik yoğun bir iskân stratejisi izlemesinin başlıca sebepleri arasındadır.
Tüm bu etkenlerin yanı sıra, I. Dünya Savaşı esnasında Rus ordusu saflarında savaşırken Almanlara esir düşen ve ardından Osmanlı Devleti’ne getirilerek beşte birinden fazlası Adapazarı ve çevresine yerleştirilen Türk kökenli asker esirlerin varlığı, Sakarya’nın sanayi tarihinde özel bir yere sahiptir. Zira tamamı zanaatkâr olan bu Türk esirlerin Adapazarı’na iskân edilmesi; kentte halihazırda var olan demircilik zanaatının kökleşmesini sağlamış, ilerleyen yıllarda oto zanaatkârlığı sektörünün doğuşuna ve Adapazarı’nın bu alanda Türkiye’nin en önemli merkezlerinden birine dönüşmesine zemin hazırlamıştır.
Bu sürecin tarihsel kökenleri I. Dünya Savaşı’nda Alman-Rus cephesinde yaşanan gelişmelere dayanmaktadır. Savaşın başında Rusya; Tatar, Başkurt, Kırım ve Azerbaycan Türklerinden yaklaşık 200 bin kişiyi zorunlu askerliğe tabi tutmuştur. 1916 yılına gelindiğinde Almanların elindeki esir sayısı iki milyonu aşmış, bu esirler arasında yüz binlerce Türk asıllı asker yer almıştır. Söz konusu esirlerin önemli bir kısmı Berlin yakınlarındaki Zossen Esir Kampı’na yerleştirilmiştir. Almanya, Osmanlı Devleti ile müttefik olduğundan bu Müslüman Türk esirlere diğer esirlere kıyasla daha iyi muamele göstermiştir. Kamptaki Türk askerlerin bir kısmı Alman yetkililere başvurarak Osmanlı saflarında savaşmak istediklerini belirtmiş; bu talep Osmanlı ve Alman makamlarınca olumlu karşılanmıştır.
Gelişmeler üzerine Teşkilât-ı Mahsusa ile yakın temasta olan Sibirya Tatarlarından Abdürreşid İbrahim Bey, Enver Paşa ile görüşerek Almanya’ya gitmiştir. Berlin’deki Zossen Kampı’na geçen Abdürreşid İbrahim Bey, Alimcan İdrisi Bey ile birlikte Cihad-ı İslâm (El-Cihad) gazetesini yayımlamış, kampta mescit açılmasını sağlayarak cuma vaazlarında millî ve dinî şuuru pekiştirmiştir. Aynı zamanda gönüllü esirlerden oluşan bir askerî birlik kurmak amacıyla kayıt başlatmıştır.
Abdürreşid İbrahim Bey’in gayretleriyle kurulan bu gönüllü birliğe Asya Taburu adı verilmiştir. 1 Mayıs 1916’da Berlin’den yola çıkan tabur, 7 Mayıs’ta İstanbul’a ulaşmış ve ardından Irak Cephesi’ne sevk edilmiştir. Ancak Almanya ve Avusturya’daki esir kamplarındaki Türk askerlerin tamamı cepheye gönderilmemiş; yapılan müttefiklik anlaşmaları uyarınca, özellikle meslek sahibi zanaatkâr esirler Anadolu’nun iç bölgelerinde iskân edilmek üzere Türkiye’ye nakledilmiştir.
Söz konusu zanaatkâr esirler, Sevk ve İskân Kanunu doğrultusunda gayrimüslim nüfusun boşalttığı yerleşimlere yerleştirilerek bölgedeki iktisadi ve sanayi boşluğunun doldurulması hedeflenmiştir. Bu kişilere, kanunda öngörülen beş yıllık ikamet şartı aranmaksızın doğrudan Osmanlı vatandaşlığı (tabiiyet) verilmiştir. 1916 yılında Rusya’dan getirilen zanaatkâr soydaş esirlerin beşte birinden fazlası Adapazarı Kazası ve çevresine yerleştirilmiştir. Tarihî kayıtlara göre bölgeye yerleştirilen 142 zanaatkâr esirin dökümü şu şekildedir:
- Adapazarı Merkez: 99 kişi
- Hendek Nahiyesi (Cedid Köyü): 20 kişi
- Ferizli Köyü: 9 kişi
- Arslanbey Köyü: 7 kişi
- Sapanca Nahiyesi: 5 kişi
- Küçük Söğütlü Köyü: 1 kişi
- Tamlık / Damlık Köyü: 1 kişi
İzmit Sancağı’na bağlı Adapazarı Kazası ve köylerine yerleşen bu zanaatkârlar, metal işleme ve demircilik geleneklerinin zaten mevcut olduğu bu coğrafyada teknik bilgi ve birikimlerini icra etmeye başlamışlardır. Bizzat üretim süreçlerine katılarak hem geçimlerini temin etmiş hem de Adapazarı’nda demir ve metal zanaatının kökleşip gelişmesinde tarihî bir rol oynamışlardır.
