Yayınlanma Tarihi: 07 Ocak 2026 

Adapazarı’nın Eşraf Ailelerinden Tömekçeleri Necdet Tömekçe ile Konuştuk

Bugün 22 Aralık 2025. Günlerden Pazartesi. Adapazarı Güneşler’deyiz. Necdet Tömekçe ile Tömekçe ailesi üzerine sohbete başlıyoruz. Adapazarı gibi hızla eşrafını kaybeden bir şehirde, ressam heykeltıraş Mustafa Tömekçe gibi ulusal bir sanatçı, fabrika sahibi, kum ocağı sahibi, ayrıca iki de belediye başkanı çıkarmış güzel ailelerden birisi de Tömekçeler. İstedik ki bu güzel aileyi yakından tanıyalım. En büyük dedenizden başlayalım.       

Fahri abi, sizi zaten çok iyi tanıyoruz. Ailemizle alakalı hem bugün hem de daha önce sizinle bu tür sohbetlerimiz oldu. Ailemize ne kadar değer verdiğinizi de biliyoruz. Öncelikle bugün yine burada olup aile geçmişimizle alakalı ve amcamız ressam Mustafa Tömekçe ile alakalı program yaptığınızdan dolayı da teşekkür ediyorum. Tabii daha önce aramızdan ayrılan büyüklerimize, babamız, dedemiz, dedemizin babasına da Allah’tan rahmet diliyoruz.

Abdi Tömekçe’nin en büyük torunu Talat Tömekçe’nin oğluyum. Ben Necdet Tömekçe. Ticaretle ve taahhüt işleri ile iştigal ediyorum. Dedemizin babası Abi Ağa, Kandıra’nın Nefsi Yadeş köyünde 1311 tarihinde yani 1895 tarihinde doğmuş. Annesini babasını neredeyse hiç hatırlamıyor. Çok genç yaşlarda ayrılmış.

İlginç, Kandıra Yadeş Köyü, ünlü bestekâr Amir Ateş’in de doğup büyüdüğü köydür.        

Adapazarı Güneşler Köyüne, temele girme deriz biz, iç güveysi olarak Göktepe Köyünden gelme Kartal Mustafa’nın kızıyla evlenmiş. Biz haminne deriz. Dedemin annesinin adı Nuriye. O da 1331 yani 1895 doğumlu. Nuriye Haminnemiz, Abdi dedemizle evlenmiş. 

Nuriye Hanım, o zamanlar hem Göktepe köyünde hem de Güneşlerde, burada evi ve arazileri olan Kartal Mustafa’nın kızı.

Muhtemelen sene kaçtır?         

Fahri abi, zannedersem sene 1912-13 olmalı. Abdi-Nuriye Tömekçe çiftinin en büyük çocuğu, benim de dedem olan Hüseyin Tömekçe, 1330 doğumlu. Yani 1914 yılında doğmuş dedem. Abdi Dedemizin Nuriye Haminnemizle evliliği, muhtemelen, o tarihten bir-iki sene önce olmalı. İlk çocukları 1914 senesinde doğuyor. Apti Dedemiz, aynı sene I. Dünya Savaşı çıkınca, daha on dokuz yaşında Osmanlı Ordusuyla Bağdat cephesine savaşa gidiyor. O meşhur Kut’ül-Amare Zaferinde savaşıyor. Zaferin ardından gazi olarak dönüyor eve. Daha sonra 1919-22 arası İstiklal Harbi’ne de katılıyor Apti dedemiz. Afyon Dumlupınar Cephesi gazilerindendi. Sakarya İstiklal Savaşı Mücahit ve Gazilerini Anma ve Yaşatma Derneği Başkanlığı da yaptı senelerce.

Ne güzel. Apti-Nuriye Tömekçe çiftinin çocuklarını sayar mısın bize?                        

Apti Dedemizin dört oğlu oluyor. Kızı yok. En büyüğü Hüseyin Tömekçe, 1914 doğumlu. Benim dedem. Daha Şükrü Tömekçe, 1916 doğumlu. Ondan sonra Mustafa Tömekçe, 1921 doğumlu. Ressam heykeltıraş. Ondan sonra da Selahattin Tömekçe, 1926 doğumlu.

Peki Hüseyin Tömekçe’nin çocuklarını anlatır mısın?                  

Dedem Hüseyin Tömekçe’nin üç çocuğu var. İkisi erkek, biri kız. En büyükleri babam Talat Tömekçe. Kardeşi Nihat. En ufakları da Nermin Halamız. Babam 1935 doğumluydu. Amcam 1937’liydi. Halam da 1941’li diye biliyorum. Aynen 900 üstü diyebiliyorum.

Şükrü amcanın sülalesi?        

Şükrü Tömekçe’nin de aynı şekilde dört oğlu var. En büyükleri Ferhat, rahmetli oldu. Mithat, İstanbul’da avukat. Halen sağ, şükür. Şeref, inşaat mühendisi, o da rahmetli oldu. Bir de Şerafettin. Şerafettin Abim de sağ, şükür.

Evin üçüncü oğlu Mustafa Tömekçe’nin?        

Mustafa Tömekçe’nin üç oğlu var. Biraz erkek ağırlıklı bir sülaleyiz biz. Yani erkek ağırlıklıyız. Orhan Abim rahmetli oldu. Mimar olan Erhan, işletmeci olan Sinan.

Ailenin dördüncü çocuğu Selahattin’in?

Selahattin Tömekçe’nin dört çocuğu var. Üç oğlan bir kız. Sırayla, Yavuz, İrfan, Özkan. Sülalede bir kız evlat özlemi varmış bizim. Selahattin Amcamın İrfan ile Özkan arasında bir kızı olmuş: Serhan. Biz ona Seyran diyoruz.

Büyük dedemiz Abdi Ağa’nın dört oğlundan on dört torunu var. İlginçtir, torunlarından on ikisi erkek, ikisi kız. Biri Nermin Halam, biri de Serhan Ablam.

Abdi Tömekçe’nin hayata atıldığı, Cumhuriyetin ilk yıllarının Güneşlerini anlatır mısın bize biraz da Necdet kardeşim?              

Memnuniyetle Fahri Abi. Güneşler Köyü o zaman, küçük, 67 haneli bir köy.  Büyük dedemiz Apti Ağa köyün ileri gelenlerinden. Halil Ağalar diye bilinen, Halil İbrahim Sezer var yine, ileri gelen. Sezerler. Fitaş Sinemasına sahipleri. Şu anda Dörtyola çıkarken sağdaki Seçkin Otel’in sahipleri. Güneşler’in yerlisi yani bizim gibi yerli Türkleri, Manavları onlar da. Bu iki ailenin haricinde tabii hepsinde bir köklülük var ama yani ağa olarak bilinen işte bu Apti Ağalarla ile bu Halil Ağalar.

Biraz da belediye başkanlığı da yapan babanız Talat Tömekçe’den bahsedelim. Nereden evleniyor Talat Tömekçe?                        

Talat Tömekçe Kuyudibi’nden evleniyor. O zaman cambazlık yapan, hayvan alıp satan Sabri Oktay’ın kızı Aynur ile evleniyor. Annem sağ, başımızda, çok şükür. Babam Talat Tömekçe 1935’liydi. Annem 1942’li. Seksen dörde giriyor. Babamı biraz genç kaybettik, 65 yaşındaydı vefat ettiğinde.

Hangi sene evleniyorlar?       

Babam 1935, Nihat Amcam 1937’li. Onların düğünleri beraber oluyor. Yani iki gelini birden alıyorlar. Amcam Güneşler Köyü’nden evleniyor, soyadları Yetim. Nihat Amcam da kendi köyümüzden Yetimler’in kızı Ayşe yengemle evleniyor. 1959 senesi evleniyorlar. Önce Sevinç ablam doğuyor, 1962’de. Bir kız daha gelince tabii ona da çok sevinmişler. Ondan sonra neler ablam 1962. sonra Necdet Tömekçe, ben doğuyorum 1964’te. Sonra küçüğümüz Taner doğuyor, 1970’te.

Büyük dedeniz Apti Tömekçe hangi işleri yapıyor? 

 Tabii, öyle, Apti Tömekçe o zaman çiftçilik yapıyor. Başlangıçta ne kadar arazimiz vardı, bilemiyorum. Sonraları beş yüz dönüm civarında arazimiz oluyur, Güneşler’de, ovada.  Ama Apti Ağa, çok çalışkan, aynı zamanda bu tarımla ilgilenirken çocuklarını da meziyetlerine göre ustaca yönlendiriyor. En büyük oğlu Hüseyin Tömekçe’yi daha çok bu tarla ekimiyle alakalı görevlendirilmiş. Onun bir ufağı Şükrü Tömekçe’yi de Ticaret ve Sanayi Odası kayıtlarından belli, 1955 yılında Abdi Tömekçe ve Mahdumları Doğan Kollektif Şirketi Tuğla Kiremit Fabrikasını, yine Güreşler’de kurmuş. Orada görevlendiriyor. Ankara Caddesi ile Hâl Caddesine bakan yaklaşık on dönüm arazi üzerinde. Orada kiremit imalatına başlıyorlar. Kiremit üretiminin toprağı Karadere Köyünden ve Ferizli’den geliyor. Biz biliriz, Karadere’ye dönen yola girilince, sağda bir yerde, o zamanlar orada toprak ocakları vardı. Bir de Ferizli’den; iki yerden getirilirdi toprak. O toprak burada merdaneden geçirilirdi. İçindeki taşlar da kırılırdı. Sakız dediğimiz kıvama getirilirdi. Ondan sonra kiremit basılırdı. Basılan kiremitler önce raflarda kurutulurdu, sonra fırınlanırdı. 1980 yılına kadar da bu imalat böyle devam etti. İyi hatırlıyorum.  

Harika bir bilgi. Bu şirketin istikbali?     

Şu an bu şirket halen faal aktif olarak devam ediyor. İşte 1955, 2025; yetmiş yıllık bir şirket. Doğan tuğla kiremit… 1955’te faaliyete başlıyor. Babamın amcası Şükrü Tömekçe de bu fabrikayla ilgileniyor. Büyük evlat, bizim dedemiz Hüseyin tarımla, bir küçüğü Şükrü fabrikayla, onun de bir küçüğü Mustafa Tömekçe de Ankara’da Güzel Sanatlar Akademisi mezunu, ressam – heykeltıraş, tabii uzun süre tabii mezun olduğu Gazi Eğitim Enstitüsü’nde hocalık yapıyor. Ankara’da. Sonra İstanbul’a geçiyor, yine enstitüde hoca olarak. O daha çok işte kendi eğitim aldığı konuyla alakalı sanatıyla iştigal ediyor. En küçükleri Selahattin amcam da o arada, biliyorsunuz Sakarya Nehri, bizim Sakarya’mızın sembolü, Sakarya Nehri de bizim Güneşlerin hemen yanından geçer, çok yakın yani 500 metre kadar. O zamanlar hafriyat kum ticaretiyle alakalı işte Rusya’dan 1976 yılında sallama kepçe dediğimiz makineleri getiriyorlar. Sakarya’dan kum çıkartmak için. İşte üç vardiya olarak da Sakarya’dan kum çıkartıldığını o zamandan bilirim.

Aileniz zaten kum-çakıl-hafriyat ticareti yönüyle de biliniyor. Elli yıl öncesinden başlıyor demek ki?   

Evet, 1976’dan itibaren. Çünkü daha sonra biz de aynı işi belli bir süre devam ettirdik. Kum çakıl ocakçılığı gibi bir iş. Tabii o zamanlar inşaatlar, çok büyük tırlar, kamyonlar yok. Burada çıkartılıp burada tüketiliyor. Daha sonra İstanbul devreye girdi. O tarafa da daha sonra kumu buradan çok miktarda gitmiş oldu. Onun dışında yine, o zamanlar Devlet Su İşlerinin bir kolu Toprak Su olarak geçerdi. Toprak Su işletmesi de köylerde kanal açardı. Neden? İşte o zaman yağmurlarda araziler su altında kalmasın diye büyük kanallar açılır, bu kanallar sayesinde hem oradan tarlalarda sulama yapılır hem de çok yağmur yağdığı zamanda tarlaları su basmamış olur. Ve devlet işleri olarak da o zaman Toprak Su’ya, her yaz makinalarımız kanal açardı. Özellikle Kaynarca’nın köylerinde çok kanal açtık. Apti Dedemiz, küçük oğlu Selahattin Tömekçe’yi de kum çakıl ve kanal açan kepçe işiyle görevlendirmiş.

Babanız Talat Tömekçe’nin devreye girişi ne zaman?

Babama gelince. O arada Tömekçeler olarak bizim yine kökümüzde olan o toprak imalatı, topraktan o zamanlar evlerin bacaları, tabii tek katlı – iki katlı, daha yüksek ev, yandan çıkardı bizim bacalarımız. T şeklinde olan, bu bizim ürettiğimiz mamuller, onun üstüne de topraktan yapılmış 50 santim yüksekliğinde baca dediğimiz künkler ve işte onlarla çıkar. Evin hemen yanından yükselir, en üstüne de topraktan yapılmış şapka dediğimiz şapkasıyla kapatılır. Tabii şimdi bizden büyükler hatta bizim ve bizden sonrakiler de bayağı bir devam etti bu künk imalatımız. Sonra tabii bu yandan bacayla o sobanın ateşi künkler zamanla devreden çıktı. Orhan Cami’nin karşısında, köşede bir künkçü dükkânımız vardı. Şu andaki Migros’un olduğu yerde, bizim, tam o köşede küp sattığımız bir yerimiz vardı. Babam işletirdi Orha n Camii yakınındaki künkçü dükkânını. Onun bir öncesi, aslında Uzunçarşı’nın başındaymış dükkânımız. Ağa Cami tarafında, Uzunçarşı’nın başında, şimdi simitçinin olduğu yerde. O köşede satılırken daha sonra Orhan Camii’nin oraya gelmiş babam. 

Doğan Kiremit Tuğla Künk, ne güzel. Peki sonra?  

Haklısın Fahri Abi. Şunu da söyleyeyim o zaman: Bilecik’in Pazaryeri diye bir ilçesi var. Bu Pazaryeri’nin Kınık Köyü var. Bu Kınık Köyü bir Muhacir köyü. Bu Kınık Köyü sırf bu işle meşgul. Oradaki Kınık Köyünün evlerinin girişinde bir avlu vardır. Avluya girdiğiniz zaman hemen sol tarafında veya sağ tarafında da her evin böyle ayakla çevrilen, her evin merdanesi vardı. Her evin arka tarafında da fırını vardı. Biz oradan da aynı zamanda saksı getirirdik. Toprak saksı. İbrik getirirdik. Toprak saksı ve ibrik imalatını orası yapıyordu. Oraya giderdik. Oradan da o Kınık Köyünden toprak ibrik ayrıca küp turşu küpleri getirirdik. Evet hem desti hem ibrik getirirdik, hatırladım. Evet yani desti suyu çok iyi muhafaza eder. 1970’lerde 1980’lerde kullanılırdı onlar köylerde. Destiden su içmek çok keyiflidir. Hem hijyenik hem sıcakta etkilenmiyor, su soğuk kalır. Bir nevi termostat. Ondan sonra plastik çıktı, işte mikallar çıktı, toprak tabi eski rağbetini yitirdi. Biz onlardan getirdik işte burada Adapazarı’nda Orhan Camii’nde yanında satardık.

Necdet Tömekçe olarak senin ticarete başlayışın? 

 Ben ticarete, Orhan Orhan Cami’nin orada, babamın yanında küp satarak başladım. Sene 1980, 81, 82.

Büyük dedeniz Abdi Ağa (Tömekçe) nasıl bir karakterdi? Tanıdığınız ve dinlediğiniz Abdi Ağa’yı anlatır mısın bize Necdet Tömekçe?

Bizim bildiğimiz ve ondan sonra da dinlediğimiz kadarıyla kısaca anlatayım. Bizim çocukluğumuzda yani 1970’lerde tabii burada, Güneşler’de köy kahveleri vardı. Akşamları insanların gideceği tek yer köy kahvesiydi. Bu köy kahvesinde ben, Abti Tömekçe kahveye girdiği zaman herkesin ayağa kalktığını bilirim. Hürmetten, saygıdan. Bu köyde iyilik sever, hayırsever, yardımsever bir büyük olarak çok saygı gösterirlerdi. Ve o rahmetli olduktan sonra dinlediğimiz, tabii köyümüz çiftçi köyü, o zamanlar tabii traktörler küçük, şimdiki gibi büyük traktörler yok, mesela bizim ilk traktörümüz Allis Chalmers. Evet, yani bunlar efsane traktörlerdi o yıllarda.

Yeni yeni yaygınlaşıyor 1970’lerde traktörler tabii. İmkânlar da kıt. Ancak senetle?            

Çok sayılı ailelerde vardı traktör. Köyümüzden traktör almak isteyenler önce Apti Ağa’ya gelirdi. Abti Amca bize kefil olur musun? Bize yardımcı olur musun dedikleri ve Apti Ağa da işte ne demek, derdi. Bu köyde birçok kişinin işte bu şekilde traktör sahibi olmasıyla alakalı kefil olduğu çok komşumuz var. Ev yapmak isteyenlerle alakalı yardımcı oluyor. Adapazarı’nın bütün köylerinde yapılan camilerinde, çeşmelerinde, fakirlerin, ihtiyaç sahiplerinin evlerinde, Kur’an Kurslarında, hepsinde ücretsiz verilen bizim tuğlamız vardır, kiremidimiz vardır, kumumuz vardır. Hayır olarak… Bunu da herkes bilir, işte yeri geldiğinde bunu bize hâlâ da söylerler. Bizler için bu mutluluk tabii.

Apti Ağa’nın en büyük oğlu Hüseyin Dedeni nasıl hatırlıyorsun Necdet kardeşim?

Hüseyin Dedem tabii çiftçilikle uğraşıyordu. Sadece tarla işlerine bakardı. Boy olarak fizikliydi, uzun boyluydu? Hep foter takardı. Babaannem Çaltıcak Köyündendi. Oradan Şakir Ağa’nın kızıyla evlenmiş. Babaannemin adı Halise’ydi. Dedem çalışkan, sadece tarla işleriyle uğraşan, onun dışında da balık tutmasını çok severdi. Oltayla. Ama babaları Apti Ağa’dan çok korkarlardı. Ben onu biliyorum yani hepsi de çok korkarlar, çok saygı gösterirlerdi.

Hepsi aynı evde mi oturuyorlardı?   

Tabii bizim ilk evimiz şu andaki eski Cezaevinin bahçesi yani cezaevinin olduğu yerin zaten içinde bizim evimiz vardı. Şimdi Talat Tömekçe İlkokulu’nun olduğu yerde. Evimizin olduğu yere cezaevi yapılıyor. Hatta o yerin belli bir kısmı da büyük dedemiz Apti Tömekçe tarafından verilmiş, bağış olarak, o zaman. Daha sonra onun hemen karşısında, cezaevinin doğusunda, petrolün arkasında yine o zaman da çok eski, orada da gene iki katlı ahşap evimiz var. Oraya geçmiş ailemiz.

O ev duruyor mu bugün?          

Maalesef. Tabii daha sonra yıkıldı ama uzun süre ayakta kaldı. Beş odalıydı. Altı ardiye olarak kullanılırdı. Hiç unutmam babamın odası gömme banyoluydu. En güzeli oda babamın odasıymış. Gömme banyo ama içinde suyu hep dışarıdan getiriyorsun. Babamın odasının içinde bir kapak vardı. Yukarıdan buğdayı dökerlerdi alttaki ambara. Ambarın da bir kapağı vardı aşağıda. İhtiyaç duyulduğu zaman, o kapak kaldırılırdı, değirmene buğday gider, un olarak alınırdı.

Nerede değirmen vardı o zaman?  

Hatırladığım kadarıyla Budaklar, Çökekler tarafında.  O evin diğer altındaki kısımlar da ardiye olarak kullanılırdı.

Evin odaları nasıl kullanılırdı, senin çocukluğunda, 1970’lerde?                                       

Babam tabii Apti Ağa’nın en büyük torunu olduğu için o da o evde. İşte Şükrü Tömekçe, Hüseyin Tömekçe, Selahattin Tömekçe, hepsi aynı evde. Mustafa Tömekçe, 1969’a kadar Ankara’da, sonra da İstanbul’da. Tabii biz bütün Tömekçeler, aile olarak hep beraber aynı evdeydik. Ondan sonra hemen orada inşaata başlanmış. Bizim taşındığımız, geçtiğimiz üç katlı yeni evin inşaatına. Üç kardeşe büyük daireler yapılmış, orada da işte Hüseyin Tömekçe, Şükrü Tömekçe ve Selahattin Tömekçe otururdu. Apti Tömekçe, en küçük amcamız Selahattin Tömekçe ile oturuyordu, en alt katta.

Sene kaç?                

Yanılmıyorsam 1962 olabilir. Ablam belki de bir önceki evde doğdu. Kardeşim Taner’le ben apartmanda doğmuşuz. O eski bina da aynı şekilde duruyor ama orada yaşayan yok artık. Orada yaşanmıyor. Orası artık ardiye gibi kullanılıyor. Orada bir bizim tarlalarımızda kayalık yapan bir Şevki Abi vardı. Hanım ve çocuklarıyla onun oturduğunu biliyorum. Ona verilmişti. 

Deden Hüseyin Tömekçe’yi anlatıyordun?        

Hüseyin dedem, sakin, çok sakindi. Babası Apti Tömekçe gibi ticarete yatkın bir şey yapısı yoktu. Sadece tarlalar; işte ekilir, biçilir, o görevi üstlenmiş. Onun dışında ticaretle uğraşan kardeşler diğerleriydi. Hüseyin Tömekçe, balığa giderken beni de götürürdü. Hatta o zaman traktörün şamrelinden yapılırdı botlar. Traktörün büyük tekerinden iki botu kaynattırırdı. Botlar tabii biraz daha büyüyor. Böyle bir anımız da vardır. İşte Poyrazlar‘a çok giderdik zaten. Bir gün yine dedemle Poyrazlar Gölüne balığa gittik. Artık zamanla herhalde şamrel eskimiş, delindiğini biliyorum.  Çok böyle acele zor atmıştık dedemle kendimizi kenara. Kıyıya geldiğimizde şamrel neredeyse sönmüştü.

Hüseyin Dedenin yetişmende payı var mıdır?    

Biz torunları tabii Hüseyin Dedemizden ziyade o zaman tabii Abdi Ağa Dedemizden çok korkardık. Çok sertti. Dört oğlu da çok çekinirlerdi ondan. Şöyle anlatayım: Dedem Apti Tömekçe, üç katlı yeni binada, sabahleyin daha ortalık ağarmadan üç zile elini birden basardı. Ve onun dediği saatte herkes aşağı inecek, tarlaya gidecek. Hiç iş olmasa tarladaki taşları toplatırdı. Çocuklar dahil. Artık yetişkin kim varsa. Zillere basar. Herkesi aşağıya indirir. Tarlaya götürürdü. Yani çok çalışkan, çok azimli fakat çok dürüst, saygıdeğer bir insandı. Allah rahmet eylesin.

Apti Dedenin cenazesini hatırlıyor musun?     

Hatırlamaz olur muyum; 1980 senesinde vefat etmişti. On altı yaşındaydım. O zaman trafik polisleri, hiç unutmam, gelip önünde kortej yapmışlardı, mezarlığa götürürken. Bizim aile kabristanımız Bağlar Mahallesinde. Yani eski Van Mahallesi dediğimiz yerde fındıklığımız var. Bizim orada sayvanımız vardı. Bizde hayvancılık da vardı. Orada yarıcımız vardı; koyunlarımız vardı. Aynı zamanda bizde manda da vardı. Biz o zamanlar inekten çok manda bakardık. Manda sütü biliyorsunuz çok kıymetlidir. Bizim ilkokul yıllarımızda işte öğretmenlerimiz bizden devamlı manda yoğurdu isterdi. Yoğurt götürürdük, manda yoğurdu sadece. Orada sayvanımız vardı, koyunlarımız vardı, onun hemen üstünde, fındık bahçemizin üstünde bir yere, Apti dedemiz, o zamanlar vasiyet etmiş, ben rahmetli olursam beni buraya defnedin diye. Onun vasiyeti üzerine oraya defnedildi. Dört oğlu, dört gelini, hepsinin mezarı da orada. Bir tek babam Talat Tömekçe, burada, Güneşler merkez mezarlığında. Babam özellikle burayı istedi, onu da buraya defnettik. Ama diğerleri Apti dedemin yanında.

Apti Ağa ile torunu Talat Tömekçe’nin arası nasıldı acaba?                               

Apti Tömekçe’nin en sevdiği torunu da babam Talat Tömekçe’ymiş. Sevmesi de şundandı. Apti Tömekçe’nin geçmişinde siyaset vardı. Babam da aktif, sosyal. Biraz da siyasetin içinde olduğu için, babamı çok seviyordu. Çünkü babam yirmi dört yaşında muhtar olmuş Güneşler’de. Dolayısıyla siyasetin içindeydi. Bizim kökümüz de dedelerimiz, hepsi Cumhuriyet Halk partili. Babam da siyasetin içinde bulunmuştu. Milletvekili Hayrettin Uysal’la filan, hepsiyle arkadaştı. Daha sonra, biliyorsunuz, bir koç partisi vardı. Turan Feyzioğlu’nun, Cumhuriyetçi Güven Partisi; babam Güven Partisi’nde de bulunmuş, görev almıştı. O yönden dolayı da Apti Ağa, babamı çok severmiş. Onun için de, sen işte git, bunları yap, bu şekilde devam et derken, babam da hiç tarlaya falan gitmemiştir.

Peki ailenizin petrol işine girişi nasıl ve ne zaman olmuş?            

 Petrol 1972’de kurulmuş. O zamanlar ihtiyaç var ki kurmuşlar. Bu bölgede o zamanlar bildiğim bir Çökekler’de istasyon vardı. Belki de o bizden sonra açılmıştır, bilemiyorum. Elli dört sene sona, hâlâ da işte o istasyon faaliyette. Şu anda orayı kiraya verdik biz, Aytemiz şirketine. Ondan önce hep biz işlettik. Mustafa Amcamın üç çocuğuyla, Talat Tömekçe’nin iki oğlu. O zaman işte bu miraslar ayrılırken o orayı aldı, o orayı aldı. Hisse dağıtımında aramızda satışlar oldu. O zamanlar Mustafa Amcamın çocuklarıyla Talat Tömekçe’nin çocukları; orayı uzun yıllar işlettik. En sonunda ortak bir karar aldık. Kiraya verdik. Hâlâ şu an %50 – 50. Ama şirketimizin ismi hâlâ orada devam ediyor.

Senin ailede devreye girişin ne zaman?          

Benim devreye girişim, işte askerden geldikten sonra, 1984 yılında. O zamanlar hem kum ocağı işletmeciliğimiz var, babamın yaptığı, Selahattin Amcamla beraber. Daha sonra amcamdan da ayrıldık. Kardeşimle beraber yürüttük. Dayımla beraber de Çark Sanayii’nde o zaman on sekiz yıllık bir mobilya mağazamız vardı. On sekiz yıl Çark Sanayii’nde kaldık. Mobilya koltuk imalatı toptan satışı.

Baban Talat Tömekçe’nin belediye başkanlığı?   

Güneşler’de, 1994 yılında köylükten çıkıp belediye belde belediyesi olmakla alakalı herhalde bir talep oldu. Nüfus olarak da o zamanlar yakalamışlardı, yani belde belediyesi olma hakkını. Bir referandum yapıldığını biliyorum. Burada yaşayan kesim de belde belediyesi olmayla alakalı lehte oy kullandı. Ve burası 1994 yılında belde belediyesi oldu. Evet, 94 yerel seçimlerinde rahmetli babam ilk buranın kurucu belediye başkanı seçildi. Bir yıl sonra babamın rahatsızlandı. Ama yine tabii 1999 seçimine girmek istedi. O zaman ikinci döneminde kaybetti. Yani burada komşumuz Yılmaz Er seçildi, onlar da Türk Beylikkışla Köyünden buraya gelip burada ikamet ediyorlar. O abimiz burada bir dönem yaptı.

Hatırladığımız, senin de Güneşler Belediye Başkanlığın var?                   

2004 yılındaki yerel seçimlerde Güneşler’de bizimle alakalı bir teveccüh oluştu, biz de girdik. 2004 yılında da ben Güneşler belde belediye başkanı oldum. Bir dönem de ben yaptım. 2009 yılında da hepinizin bildiği gibi işte büyükşehir yasasıyla birlikte belde belediyeleri kapatıldı. Güneşler de Adapazarı’nın bir mahallesi oldu mahallesi oldu.  Ben burada 2004 yılında Belediye Başkanı olduğumdan dört ay sonra bize on tane köy mahalle oldu. Yani sayabileceğim, Taşlık Çökecekler, Karaköy vesaire; on köy Güneşler belde belediyesine bağlandı. Burada o zamanki nüfusumuz bizim 14.542’ydi. 13 mahallemiz, ayrıca 10 tane de köyümüz vardı. Yani buradan Hendek sınırı bizim sınırımızdı. En son köyümüz bizim Çağlayan’dı. Bizim şöyle bir sıkıntımız vardı. Merkeze çok yakındık. Bzim Güreşler‘de zaten belediye hizmet binamız Adapazarı’nın tam sınırındayız. Ve doğu tarafı da tarım arazisi olduğu için özellikle bizim buradakilerin hepsi çiftçi olduğundan çok fazla da gelirimiz yoktu. Ve burada ayrıca yeni ilçe olması hasebiyle tekrar kaymakamlık, nüfus müdürlüğü, ilçe emniyet müdürlüğü ilçe milli eğitim müdürlüğü yani bütün müdürlüklerin olması fiziki olarak da çok mevcut değildi. Dolayısıyla ilçe talebimiz uygun görülmedi ama alınan karar da bence doğruydu ve o şekilde kapandı.

Sizin belediye meclis üyelikleriniz de var, bildiğim kadarıyla?                                                     

Sonra işte bir dönem de Adapazarı ilçesinden il genel meclisi üyeliği yaptım. İşin enteresan tarafı, 2014 yılında da il özel idareleri kapandı. O da neden; o zaman büyükşehir yasası çıktığında 20 km çapı vardı. Daha sonra çıkan yasayla birlikte, büyükşehir sınırı, il sınırı kabul edildi. Bundan dolayı da bütün il özel idarelerinin bir vasfı kalmadı. Daha sonra yine Adapazarı Belediyesi’nden meclis üyesi oldum. Aynı zamanda hem büyükşehir hem Adapazarı meclis üyesiydim. On yıl devam etti. Daha önce Aziz beyle çalışmıştım. Sonra Zeki beyle çalıştım. En son Ekrem beyle de çalıştım. Hem imar komisyonunda komisyon başkanlığı aynı zamanda da Başkan Vekili olarak görev aldım. 2024 yılında görevim bitti. Şu anda da yine Ak Parti’de il yönetiminde il Başkan Yardımcısı olarak siyasete devam ediyorum. Bunun dışında da 2011 yılında Tömekçe Yapı adlı şirketi kurduk. Eşimle beraber. İnşaat sektöründe kaliteli inşaatlar yapmaya gayret ediyoruz.

Biraz da Şükrü Tömekçe’nin kişiliğini anlatır mısınız bize?        

Şükrü Tömekçe, çok resmi, çok prensipli, çok şahsiyetliydi. Ondan da herkes korkardı. Yani o yapı olarak Apti Tömekçe’ye çok benzerdi. Şükrü Tömekçe, ticarete çok yatkındı. Zaten kiremit fabrikasının başında da o vardı. Böyle verici, hayır işlerine de o bakıyordu. Zaten şirket aynı zamanda aile şirketi olduğu için hepsi bir yerden çıkıyordu.

Ressam heykeltıraş Mustafa amcan nasıl bir karakterdi?                             

Mustafa Amcam da çok özel birisiydi. Çok bilgili, yetenekli, konuşması, sohbeti çok hoş biriydi. Konuşurken çok değişik fıkralarla sohbetine renk katardı, çok kültürüydü. Çok da sevecendi. Mesela Sakarya’daki birçok okulda Atatürk büstleri onundur. Atatürk maskı ile alakalı da ödülleri vardır. Atatürk’ün maskını yapan birçok insan vardır ama amcamın yaptığı masklar çok benzerdi, Atatürk’e. Çok gerçekçiydi. Onlar yaz aylarında hep Melahat yengemle, çocuklarıyla beraber Adapazarı’na gelirlerdi. Burada kalırlardı, tatil dönemini burada geçirirlerdi. Bizim çocukluğumuz da çok renkli geçti. Yani hep çok kalabalık bir aileydik. Dolayısıyla tabii şimdi gelinen noktada birçok büyüğümüz Hakk’ın rahmetine kavuştu.

Selahattin amcan nasıl biriydi?       

Selahattin amcam, çok araştırmacı biriydi. O zamanlar kum ocakları işte hafriyat taahhüt dozer devlet su işlerine o bakardı. Fakat onun da daha işte madencilik yönü de vardı. Araştırmacı dediğim de şuydu: Şirketin birçok parasını batırdığını biliriz. Ama tabii şikâyet değil bu, madenciliği çok severdi. Rahmetli Selahattin amcam, çok düzgün dürüst bir şahsiyetti. Ticareti o da severdi. Ancak yatırımlarının çok başarılı olmadığını biliyorum.

Tömekçe soyadı ne demek? nereden almışlar, 1934’lerde bu soyadını?                       

Valla Fahri abi, onu, inanın ailede kimse bilmiyor. Bizim Güneşler’de böyle bir bölgemiz var. Tömekler. Yani arazilerimizin olduğu yer. Kaynarca’da Tömekler Köyü, Karasu’da Tömek Köyü olduğunu biliyoruz. Konya’da da var. Bir Tömek Köyü de Kars’ta var. Orta Asya’dan gelen bir kelime gibi duruyor. Sanki bir arazi şekliyle ilgili. Belki tümsek, tepe manasına olabilir gibi geliyor bana. Tömekçe, yüksekçe manasında belki de. Oradan almışlar.

Şu anda Tömekçe’lerden kimler var yaşayan?    

Tömekçeler’de en büyüğümüz Mithat Tömekçe, avukat. İstanbul’da yaşıyor. Şerafettin Tömekçe var, Bir iş yapmıyor. Mustafa Tömekçe’nin büyük oğlu Orhan Abi vefat etti. Mimar Erhan’la işletmeci Sinan’la var. Erhan Abi akademisyendi, emekli oldu. Sinan’ın ticari yönü vardır, o devamlı mal gönderir, yurt dışına. İkisi de İstanbul’da oturuyor. Selahattin Tömekçe’nin oğlu Yavuz Tömekçe, o da makine mühendisi, emekli. İrfan Tömekçe, Marmaris’te yaşıyor. O sanat okulu mezunuydu. Orada bir servisi var, tekne motor bakımıyla, mesleğiyle ilgili. Seyran, Sapanca Kırkpınar‘da kızıyla beraber oturuyor. Eşi Derman Eczanesinin sahibi Ali Büyükarslan’dı, rahmetli oldu. En küçükleri Özkan. Özkan Tömekçe ailemizde çiftçiliği devam ettiren tek kişi. Aynı zamanda Ziraat mühendisi. Babamın küçüğü Nihat amcamın çocukları da ticaret yapmıyorlar. Hepsi emekliler. Daha önce ortak iş yaptık, sonra onlar da işi bıraktılar, emekli hayatı yaşıyorlar. Yani ticaretle uğraşmıyorlar. Yaklaşık bir asır sonra Apti Ağa’nın ticaret tarafını biraz biz sürdürüyoruz, tarım tarafını sürdüren bir tek Özkan var, diyebilirim.

Tömekçe soyadı sana neler hissettiriyor?    

Tömekçe ailesinin bir mensubu olmaktan, hakikaten gurur duyuyorum. Neden mi? Bizim geçmişimize baktığınız zaman bir leke yoktur, çok şükür. Yani biz bununla aile olarak gurur duyuyoruz. Ailemizin her ferdi bir değerdir. Çok düzgündür, çok dürüst şahsiyetlerdir. Yalanı sevmezler, yaşamları temizdir. İnsanlar bizi geçmişte burada ağa sülalesi olarak bilirken belki şu anda birçok aile ferdimizin daha mütevazı bir yaşantısı var. Aile terbiyesini hâlâ yaşatıyor, devam ettiriyoruz. Çocuklarımız da aynı şekilde bunu yaşatacak inşallah. Bundan dolayı da bu soyad bize gurur veriyor.

Çok teşekkür ederim.

Fahri abi, çok teşekkür ederim.