Yeni Sakarya
Necati Hoca’nın “Büyük Düğün”ü
10 Mart 2005
Necati Hoca'nın "Büyük Düğün"ü
Necati (Mert) Hoca’nın küçük oğlu Emre askerden geldi. Muhtemelen uygun bir zamanda evlenecektir. Emre’nin düğünü. Korkut Abisininki gibi mütevazı mı olur, yoksa “büyük” mü bilemem? Kaldı ki, ben de, “Necati Hoca’nın ‘büyük düğün’ü” derken, Emre için yapılacak düğün törenini kastediyor değilim.
Hoca’nın 1998 yılında kitaplaştırılmış -fakat henüz sahneye konmamış- bir tiyatro eseri var. İki perdelik şarkılı bir oyundur bu. Adı “Büyük Düğün”dür. Necati Mert bu eserinde, uzun yıllar “Osmanlı’ya hizmet etmiş”, Cumhuriyet Döneminde de devletle iç içe olmuş bir aile olan Karaasesoğulları’nın “monden” kızları Buket ile “devlete hep uzak durmuş”, “dindar“, “soylu” ve “zengin” Kavukçuzadeler’in “muhafazakâr” oğulları İzzet’in düğününü anlatır. Öyle sanıyorum ki, Necati Hocanın asıl derdi, “merkez”den yükselmekte olan “neoliberal dalga”nın ve bu dalga ile birlikle hayatımıza giren savrulmaların, zemin kaymalarının, başkalaşmaların “taşra”daki izdüşümlerini/tezahürlerini yakalamak ve resmetmektir.
Adapazarı Büyükşehir Belediye Başkam Aziz Duran, [Mehmet Emin Ertan tarafın dan Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı başlığı altında yapılan düzeysiz çalışmanın sunuş yazısında] “hedefimiz” diyor, “…[şehrimizdeki] sanatçıların eserlerini ortaya koyabilmesi [için gereken] ortamı hazırlamak [ve] Adapazarı’nı bir kültür şehri yapmaktır.” Ve devam ediyor: “…Adapazarı’ndan İstanbul’a gitmek yerine, İstanbul’u [buraya] getirmek niyetindeyiz.”
Bu hedefe, bu niyete itiraz edilemez. En azından ben edilemeyeceğini düşünüyorum. Ne var ki, “sivil”, samimi ve somut adımlarla/icraatlerle desteklenmediği takdirde, söz konusu cümleler, birer hamaset ifadesi olmanın ötesine geçmeyecektir, retorik düzlemde kalacaktır. Böyle bir hedefe, hiyerarşi perspektifinden bakılarak değil, kültür adamları ile “yol arkadaşlığı” edilerek yürünebilir. Öyleyse, öncelikle o adamların adreslerini tespit etmek gerekmez mi?
Üstelik bu şehirde yaşayan kültür adamları Tunatan Tesisleri’ni dolduracak kadar çok değiller. Sayılan bir elin parmaklarını geçmez. Yapmamız gereken, onları, daha doğrusu onların derdini, “idealizmini” anlamaya çalışmaktır. Emekli öğretmen Nazım Bey, ben dâhil birçoğumuzu ağlatan o harika filmin [Gönül Yarası] bir sahnesinde, kızı Piraye ile yaptığı gecikmiş konuşmanın ardından kendisiyle hesaplaşırken/yüzleşirken şunu söylemiyor mu? “Bir daha dünyaya gelsem yine aynı yollardan yürürdüm.“
Şimdi sözü bağlayalım.
Önerim şudur: Depremin hemen ardından [değerli arkadaşım Abdullah Aslan’ın yoğun çabaları -ve tabii ki Aziz Duran’ın icazeti- ile] inşa edilmiş olan Adapazarı Kültür Merkezi’nin henüz kullanılabilir durumda olmayan tiyatro salonu, bir şekilde faaliyete geçirilmeli ve o çok güzel olacağım düşündüğüm mekânda ilk olarak Adapazarlı Necati Mert’in “Büyük Düğün”ü sahneye konmalı.
