Kaynarca
| Kaynarca Kaymakamlığı | Göreve Başlama | Görevden Ayrılma |
| Ahmet ERDOĞDU | 27.05.2025 | Görevine devam ediyor |
| Selim ÇOMAKLI | – | 27.05.2025 |
| Mehmet Ali KARATEKELİ | 2017 | – |
| Ahmet KORKMAZ (Vekil) | 2017 | 2017 |
| Kemal ŞAHİN | 2014 | 2017 |
| Huriye KÜPELİ KAN | 2012 | 2014 |
| Doğan KEMELEK (Vekil) | 2011 | 2012 |
| Ersin EMİROĞLU | 2007 | 2011 |
| Abdulkadir OKAY (Vekil) | 2007 | 2007 |
| Y. Fatih KADİROĞLU | 2003 | 2006 |
| Alper BALCI (Vekil) | 2003 | 2003 |
| Şaban ACAR | 2000 | 2003 |
| Ferhat ÇAĞLAR | 1998 | 2000 |
| Murat ÖZGAN | 1997 | 1998 |
| Abdulkadir MAHMUTOĞLU (Vekil) | 1996 | 1996 |
| Mesut YILDIRIM | 1994 | 1994 |
| Mustafa ÇÖĞGÜN (Vekil) | 1994 | 1994 |
| Adil NAS | 1993 | 1994 |
| Talip YEL (Vekil) | 1992 | 1992 |
| Tayfun ELBASAN (Vekil) | 1992 | 1992 |
| Ahmet TURAN (Vekil) | 1991 | 1992 |
| Ömer DOĞANAY | 1989 | 1990 |
| Mestan DENİZ | 1984 | 1988 |
| Ü.Servet KAYACAN (Vekil) | 1984 | 1984 |
| M.Fatih ERYILMAZ (Vekil) | 1981 | 1981 |
| Kemal KARADAĞ | 1980 | 1984 |
| Ruhi KULAN | 1980 | 1980 |
| Hüseyin PORAY | 1979 | 1980 |
| Mehmet ÖKÇÜ | 1978 | 1979 |
| Veysel ATASOY | 1977 | 1978 |
| Ertuğrul TAYLAN | 1972 | 1976 |
| Tevfik BAŞAKAR | 1968 | 1972 |
| Recep CEYLAN | 1966 | 1968 |
| Rasim GEZMİŞ | 1963 | 1966 |
| Coşkun İRVALI | 1962 | 1963 |
| Mehmet ÇOŞKUN | 1961 | 1962 |
| Cahit TUTUM | 1959 | 1961 |
| Atilla VURAL | 1958 | 1959 |
| Adı Soyadı | Göreve Başlama – Bitiş Tarihi |
| Kadir YAZGAN | 2024- Görevine devam ediyor |
| Murat KEFLİ | 2019-2024 |
| Zeynur ÖZEL | 2009-2019 |
| Tuncay AYDIN | 2004-2009 |
| Sabahattin DURAN | 1999-2004 |
| Ali Nur GEBEŞ | 1994-1999 |
| Vedat YAZGAN | 1984-1994 |
| Fehmi KANYILMAZ | 1977-1980 |
| Hüsnü AYDIN | 1973-1977 |
| Ferit SANER | 1969-1973 |
| Hüsnü AYDIN | 1960-1969 |
1960 yılında ilçe statüsü kazanan Kaynarca, tarihsel olarak tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlayan bir yerleşimdir.
Belediye logosunda yer alan tavuk, mısır ve ayçiçeği, ilçe halkının en önemli ekonomik ve kültürel varlıklarını simgelemektedir. Tavuk figürü hayvancılığı ve üretkenliği, mısır ve ayçiçeği ise bölgenin tarımsal zenginliğini, bereketini ve toprağa bağlı yaşam biçimini temsil etmektedir. Logodaki dairesel form birlik, süreklilik ve kurumsal bütünlüğü ifade ederken, 1960 ibaresi ilçenin resmî kuruluş yılını vurgulayarak tarihsel kimliğe gönderme yapmaktadır.
Bu unsurlar bir araya gelerek Kaynarca Belediyesi’nin yerel değerlerine bağlı, üretimi ve emeği esas alan kurumsal kimliğini yansıtmaktadır.
Kaynakça:
Kaynarca Belediyesi
Bu sayfa Sakarya Üniversitesi’nin Valilik Makamına yazdığı 19.04.2021 tarihli 24890 sayılı yazıya istinaden yapılan ortak çalışma sonucu oluşturulmuştur.
Sakarya Valiliği İdare ve Denetim Müdürü Burhan AKDOĞAN ve personelinin yaptığı destek sonucunda 1960-2019 tarihleri arasında yapılan seçimlerde görev yapan muhtarların tabloları oluşturulmuştur. Geçmişte mahallelerine hizmet etmiş Kaynarca Muhtarları (2019-1960) için tıklayınız.
| Mahalleler | Muhtarlar(2024) |
| Akbaşlı | Cevdet CANDAN |
| Arifağa | Salim TORUN |
| Başoğlu | Cemil ATSIZOĞLU |
| Birlik | Fikri HALİMERGÜN |
| Büyükyanık | Şaban ÇİMEN |
| Cebek | Mustafa ÖZÜM |
| Dudu | Naim CANDAN |
| Eğrioğlu | Tacettin KAÇAR |
| Gaziler | İsmail BALTA |
| Gölce | Ercan AÇIKGÖZ |
| Gürpınar | Ferhat KAYA |
| Güven | Davut KANUR |
| Hatipler | Nizamettin BİRSEN |
| İmamlar | Hakan KARTAL |
| İşaret | Ahmet ÇELİK |
| Kalburcu | Erdoğan ÖZMEN |
| Karaçalı | Mehmet KARADAĞ |
| Karamanlar | Şafak ALTINTAŞ |
| Kayacık | Emre ATILIR |
| Kertil | Oktay AKARSU |
| Kırktepe | Mesut YERLİKAYA |
| Kızılcaali | Ekrem KARAMAN |
| Konak | Tuncay BALTA |
| Kulaklı | İbrahim ULUDAĞ |
| Küçükkaynarca | Güray KAYABAY |
| Küçükkışla | Ahmet SAKARYA |
| Merkez | Ersin OSKAY |
| Müezzinler | Cavit ORAL |
| Okçular | Arif SARIDEMİR |
| Orta | Mustafa Yiğit ŞEKER |
| Ortaköy | Muzaffer AYDIN |
| Osmanlı | Ergün YAMAN |
| Ömerağa | Müjdet OKÇU |
| Sabırlı | Muammer AÇIKGÖZ |
| Sarıbeyli | Ferhat USTA |
| Şeyhtımarı | Resul GÜÇLÜ |
| Taşoluk | İsa AKTAŞ |
| Topçu | Yılmaz TURAN |
| Turnalı | Ferdi AKGÜN |
| Uğurlu | Birol ERTÜRK |
| Uzakkışla | Mehmet Halim AKKUŞ |
| Uzunalan | Muhammet ÖZTÜRK |
| Yeniçam | Metin EROLAN |
| Yeşilova | Ali KABİL |
| Ziahmet | Bilal DEMİRKIR |
Coğrafi Konumu
Kaynarca, 40° 53′ 22″ – 41° 10′ 57″ kuzey enlemleri ile 30° 13′ 50″ – 30° 28′ 49″ doğu boylamları arasında yer almaktadır.
Kaynarca, Türkiye’nin kuzeybatısında yer alan Marmara Bölgesi’nin kuzeydoğusunda bulunan Sakarya ilinin kuzey ilçelerindendir. Sakarya’nın kuzeybatısında yer alan Kaynarca’nın kuzeyinde Karadeniz, doğusunda Karasu, batısında Kocaeli’ne bağlı Kandıra ilçesi yer almaktadır. Güneyinde ise merkez ilçe Adapazarı ile komşudur. İlçenin yüz ölçümü 33.316 ha olup sınırlarının toplam uzunluğu yaklaşık 90 km’dir.
Kaynarca’nın Fiziki Coğrafyası
Jeolojik Yapı
Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü tarafından hazırlanan haritaya göre Kaynarca’nın üzerinde bulunduğu arazi, Eosen Devri (Üçüncü Jeolojik Zaman–Tersiyer; günümüzden yaklaşık 55 milyon yıl önce) oluşumudur.
Arazinin yapısını numulitli kalkerler ile birlikte Eosen flişi, Paleosen flişi ve Üst Kretase flişi oluşturmaktadır. Bunlara ek olarak yer yer rüsûbi sahalar da mevcuttur.
(Fliş; Alp-Himalaya kıvrım sistemi çevresinde, deniz tabanında birikmiş, kıvrılmamış killi ve kumlu tortul sahaları ifade eder.)
Yüzey Şekilleri
Dağ ve Ovalar
Çatalca–Kocaeli Platosu’nun bir parçası olan Kaynarca’nın ortalama yükseltisi 177 metredir. İlçede doğal set oluşturacak yükseklikte dağlar bulunmadığı gibi, ilçe yüzeyi tamamen ova görünümünde de değildir. Genel olarak dalgalı bir arazi yapısına sahiptir. Bu tepecikler içerisinde en önemlisi olan Oflak Tepesi (353 m), Adapazarı ile Kaynarca arasında doğal bir eşik niteliğindedir.
Bu tepecikler ulaşıma engel oluşturmadığı gibi tarım faaliyetlerini de kısıtlamamaktadır. Orojenez (yer kabuğunda yatay tabaka hareketleri) sonucu sıkışan esnek tabakaların kıvrılarak yükselmesiyle oluşmuşlardır. Aşınım yüzeyi özelliği taşıyan bu alanlarda toprak kalınlığı azalmıştır. Mera arazisi olarak kullanılan bu alanların tarıma açılması, erozyonu hızlandırmış ve toprak örtüsünün özellikle antiklinal alanlarda incelmesine neden olmuştur. Oflak Tepesi ve uzantılarında yer yer ana kayanın yüzeye çıktığı görülmektedir. Bu kayaçlar volkanik kökenli bazalt kayalarıdır.
Antiklinal yapılar güneybatıdan kuzeydoğuya doğru üç sıra hâlinde uzanmakta olup doğu–batı doğrultulu, farklı yükseklik ve uzunluklarda dalgalı bir görünüm sergilemektedir.
İlçede yer alan başlıca tepeler ve sırtlar şunlardır: Karanlık Tepe (72 m), Turnalı Tepe (46 m), İyrek Tepe (87 m), Çukurlarla Tepe (64 m), Mehter Tepe (154 m), Pirenlik Tepe (144 m), Taflan Tepe (121 m), Muhacir Kırma Tepe (128 m), Oflak Dağı (353 m) ve çok sayıda isimli ve isimsiz tepe bulunmaktadır.
İlçede Türkiye yüz ölçümüne göre küçük, ancak ilçe ölçeğinde önemli alan kaplayan alüvyal ovalar da mevcuttur. Genel bir adı olmamakla birlikte Andallı, Sanköyaltı ve Gölçealtı adlarıyla anılmaktadır. Bu ovalar, orojenik hareketler sonucu oluşan olukların alüvyonlarla dolmasıyla meydana gelmiştir.
Akarsular
İlçedeki derelerin taşıdığı su miktarı düşüktür. Dereler büyük ölçüde yağmur suları ile beslenmekte, kış aylarında kar erimeleri sınırlı ve geçici katkı sağlamaktadır. Dereler en fazla suyunu ilkbahar aylarında taşımaktadır. Bu dönemde taşkınlar görülebilmekte, taşkınların önlenmesi amacıyla dere ıslah çalışmaları ve drenaj kanalı temizlikleri yapılmaktadır.
İlçedeki başlıca akarsular şunlardır: Karakamış Çayı, Keçiyatağı Dere, Ağa Dere, Karabacak Dere, Kirazlık Dere, Bostancık Dere, Kubuz Dere, Kaynarca Dere, Kuzuluk Dere, Hamam Dere ve çok sayıda küçük dere ile kurutma kanalı bulunmaktadır.
Göller
İlçenin en büyük ve en önemli doğal gölü Acarlar Longozu’dur. Kanlıgöl ve Kandıra ile sınır oluşturan Kamış Gölü diğer doğal göllerdir. Göllerde turna, sazan gibi birçok balık türünün yanı sıra pek çok canlı yaşamı mevcuttur. Kanlıgöl ve çevresinde oluşan küçük göllerin üzeri bahar aylarında tamamen nilüfer çiçekleriyle kaplanır. Kamış Gölü, bir akarsu görünümünde olup yılın belirli zamanlarında sularını kum örtüsünün altından denize boşaltan bir lagün durumundadır. Karaboğaz kumsalında birbirine benzeyen küçük gölcükler yıl içerisinde dönemsel olarak oluşup kaybolur.
Acarlar Gölü
Acarlar Gölü, Sakarya Nehri’nin Karadeniz’e ulaştığı ağız kesiminin yaklaşık 6 km batısında yer alır. Kıyı çizgisinden ortalama 1,5 km içeride ve kıyıya paralel bir uzanım gösteren Acarlar Gölü’nün uzunluğu yaklaşık 12 km, genişliği ise 250 m ile 1250 m arasında değişmektedir. Sakarya ilinin Kaynarca ve Karasu ilçelerinde yer almaktadır. Bu longoz (subasar orman) alanı; Karasu ve Kaynarca’nın Denizköy, Karamüezzinler, Taşlıgeçit, Başoğlu, Camitepe, Birlik, Turnalı, Büyükyanık, Üçoluk, Ortaköy, Zon ve Gildik köyleri arasında kalmaktadır. Acarlar Gölü’nün toplam alanı 2517 ha olup bunun 861 ha’lık kısmı bataklıktır. Göl alanına ait olup açılan kurutma kanalı neticesinde tarım arazisine dönüşmüş 360 ha alan mevcuttur.
Acarlar Gölü, lagün (deniz kulağı) özelliğinde olup sahada değişik özelliklerde volkanik kayaçlar, fliş serisi, eski karasal sedimentler ve değişik yaşlardaki (Eosen–Pliyosen) kayaçlar yüzeylenmektedir. Gölün tabanı alüvyon depoları ile kaplı olup kıyı kesiminde kumul depoları, gölün yakın çevresinde ise bataklık ürünü killi depolar mevcuttur.
Sahanın ekolojik dengesi yıpratılmış olmakla birlikte halen doğallığını korumaktadır. Zengin bitki örtüsü (flora), korunan yaban hayvan türlerine bol ve çeşitli beslenme olanakları sağlamaktadır. Ayrıca gölün sık ormanlarla kaplı olması ve su altı bitkilerinin yoğunluğu hayvanlar için ideal korunma alanları oluşturmaktadır. Bu durum hayvanların yuvalanma, yumurtlama ve yavrulama süreçleri için elverişli koşullar sağlamaktadır. Yabani hayvanların birbirleri için ciddi bir tehdit oluşturmadığı görülmüştür. Su kuşları ile yırtıcı kuşların beslenme farklılığı nedeniyle aralarında besin rekabetinin olmadığı belirlenmiştir.
Saha, longoz ormanları ile kaplı olup göl tabanı tamamen geçilemez derecede sık bitki örtüsüyle örtülüdür. Sazlık ve bataklık özelliği taşımaktadır. Gölün su kaynaklarını; dereler, kış mevsimindeki yağışların etkisiyle taban suyunun yükselmesi ve Sakarya Nehri’nde oluşan taşkınlarla gelen sular oluşturmaktadır.
Saha içerisinde herhangi bir ağaçlandırma çalışması yapılmamıştır. Çevresindeki tarım alanlarını genellikle mısır ve buğday tarlaları oluşturmaktadır.
Ormanın hâkim ağacını %80 oranıyla dişbudak (Fraxinus oxyphlla) oluşturmaktadır. Dişbudak ağacını %10 oranıyla karaağaç (Ulmus campestris), %9 oranıyla kızılağaç (Alnus glutinosa), %0,15 oranıyla akçaağaç (Acer platanoides – Acer campestre) ve %0,05 oranıyla titrek kavak (Populus tremula) takip etmektedir. Bunların dışında az sayıda ve dağınık olarak gürgen (Carpinus betulus), kayın (Fagus orientalis), kızılcık (Cornus australis), fındık (Corylus avellana), üvez (Sorbus torminalis), geyik dikeni (Crataegus monogyna) ve meşe türleri de mevcuttur (Dönmez, Y., 1979; TÜRÇEK internet sitesinden alınmıştır).
Alanda çok miktarda liana (sarılıcı bitki) bulunmaktadır. Az miktarda gelişmemiş ağaç türlerine de (gürgen, üvez, kayın, ova akçaağacı, kızılcık ve yabani fındık) rastlanmaktadır. Göl ile deniz kıyısı arasındaki kumul dizelerinde karaçalı, akçakesme ve yer yer bodur meşeler bulunmaktadır.
Kıyıda yakın zamanda yayılmış kumul alanlarında ise kum sazları ve kum zambağı yayılış göstermektedir. Değişik türlerde sarmaşıklar, sırımbağı (Daphne pontica) ve çeşitli otlardan oluşan zengin bir orman altı örtüsü mevcuttur. Bataklık kesimlerde sazlar, nilüferler, su mercimeği ile kaplı su aynaları ve su altı bitkileri yoğun olarak görülmektedir.
Acarlar Gölü’nde 2001 yılında bir kuş gözlemcisi tarafından yapılan ve kayıtlarda mevcut olan çalışmada 243 kuş türü tespit edilmiştir. Balıkçıl türlerinin, dalgıçların, ibişlerin, karabatakların, yaban ördeklerinin ve bataklık kuşlarının birçok türünün yanı sıra deniz kartalı ve balık kartalının bu bölgede konakladığı, bir kısmının da kuluçkaya yattığı belirlenmiştir.
Gölde yaşayan başlıca su canlıları; sazan, yayın, yılanbalığı, sarıbalık, yağlıbalık, kızılkanat, turna ve kefal gibi balık türleri ile zengin kurbağa türleri, tatlı su kaplumbağaları ve tatlı su yılanlarıdır.
Saha üzerinde yapılan incelemeler sonucunda gerek kuş türlerinde gerekse birey sayılarında önemli kayıplar olduğu anlaşılmaktadır. Bütün olumsuzluklara ve tahribatlara rağmen saha, bu hâliyle de oldukça zengin bir faunaya sahip olup kuşların büyük bir bölümü korunması gereken türler kapsamına girmektedir.
Kasım ayı ile gelmeye başlayan göçmen kuşların büyük bir bölümü mart ayı itibarıyla sahadan ayrılmaktadır.
Acarlar Gölü (2517 ha), yaban hayatı koruma ve geliştirme sahası kapsamına alınmış ve sit alanı ilan edilmiştir. Bu sahada zirai mücadele yapılmamaktadır. Saha içerisinde enerji nakil hatları, yerleşim alanları ve sanayi tesisleri bulunmamaktadır. Ancak sulama ve drenaj kanalları mevcuttur. Göl içerisinde ve çevresinde toprak yollar bulunmaktadır.
Acarlar Gölü’nde insan etkisiyle birtakım olumsuzluklar gözlenmektedir. Bu olumsuzlukların başında avcılık gelmektedir. Bilinçsiz avlanma nedeniyle Acarlar Gölü doğal yaşamının tehdit altında olduğunu söylemek mümkündür. Bu tehditler; sabah ve akşam bekleri, gümecilik, kayıklarla göl içerisinde avcılık ile yavru ve yumurta toplama şeklinde ortaya çıkmaktadır.
Göl çevresinde yapılan tarım faaliyetleri, yaban hayvanlarının kolay besin bulmasını sağlasa da uygulanan zirai mücadele yöntemleri gölün doğal yaşamına zarar vermektedir. Ağaç kesimleri ve kök bitkilerin toplanması da insan eliyle verilen zararlardandır. Ayrıca tarım faaliyetleri sırasında kullanılan makinelerin çıkardığı gürültü ve insan varlığı, özellikle kuluçka ve yumurtlama dönemlerinde olumsuz etkilere yol açmaktadır.
Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu (TÜRÇEK) tarafından 2005 yılında, çevre halkının göl yaşamına duyarlılığını artırmak amacıyla Karasu’nun Karamüezzinler Köyü’nde, bir yıl süreyle Acarlar Longozu Çevre Eğitim ve Ziyaret Merkezi açılmıştır.
Acarlar Gölü’nde göl soğanı (Leucojum aestivum) sökümü kontrolsüz olarak yapılmaktadır. Turnalı Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, bu ürünün ekolojik dengeyi bozmadan ve bölge üreticilerine ek gelir sağlaması doğrultusunda çalışmalarını sürdürmekte, sürdürülebilir yönetim için projeler geliştirmektedir.
Göletler
İlçede ikisi sulama ve rekreasyon, biri hayvan içme suyu temini amacıyla kullanılan toplam 3 adet yapay gölet bulunmaktadır. Bu göletlerin özellikleri toplu hâlde aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.
İklim
Kaynarca, Marmara Bölgesi’nde Karadeniz ikliminin etkisi altında bulunan yerlerdendir. Karadeniz’in etkisi, günlük ve yıllık sıcaklık farkları üzerinde ılımanlaştırıcı bir rol oynamaktadır. Ancak ilçe, tam anlamıyla Karadeniz iklimi özelliklerini göstermemekte; Karadeniz ikliminin geçiş tipi özelliğini yansıtmaktadır. Karadeniz ikliminde görülmemesi gereken yaz kuraklığı, ilçede belirgindir. Özellikle haziran ayının ikinci yarısı ile ağustos ayının ilk yarısı arasındaki dönem kurak geçmektedir.
Tüm Marmara Bölgesi’nde olduğu gibi Kaynarca’da da atmosfer olaylarında ani ve belirgin değişiklikler görülmektedir. İlçeyi çevreleyen önemli yükseltilerin bulunmayışı, Kaynarca’yı her yönden gelen rüzgârlara açık hâle getirmektedir.
İlçede meteorolojik ölçüm istasyonu bulunmadığından, Adapazarı Meteoroloji İstasyonu rasat değerleri iklim hakkında fikir vermektedir. Buna göre ilçede yıllık ortalama sıcaklık 14 °C’dir. Yaz ayları sıcaklık ortalaması 22 °C, kış ayları sıcaklık ortalaması ise 6 °C’dir. Yıllık ortalama sıcaklık farkı 16 °C’dir. Tespit edilen en yüksek sıcaklık temmuz ayında 44 °C, en düşük sıcaklık ise ocak ayında -14 °C olarak ölçülmüştür. Sıcaklık, kasım ile mart ayları arasında sık sık 0 °C’nin altına düşmektedir. Ayrıca zaman zaman ilkbahar geç donları da görülebilmektedir.
Bitki Örtüsü
Kaynarca ilçesi sınırları içindeki araziye toplu olarak bakıldığında, alanın geçmiş dönemlerde tamamıyla orman örtüsüyle kaplı olduğu fark edilebilir. Yer yer görülen orman kalıntıları, bunun en güzel kanıtıdır. Evliya Çelebi, Çatalca–Kocaeli Yarımadası’nı gezerken buradaki orman örtüsünün sıklığını ve gürlüğünü anlatmak için, pek çok insanın bu ormanlara girip bir daha çıkamayarak kaybolduğunu hikâyeleştirmiştir. Ayrıca Osmanlı döneminde sarayların yakacak ihtiyacının bu yöreden sağlandığı rivayet edilmektedir.
İlçede 1970–1979 yılları arasında toplam 10.712,5 ha olan orman arazisi, günümüzde 10.150,5 ha alana düşmüştür. Kayıp olan 562 ha orman arazisi tarım arazisine dönüştürülmüştür. Son olarak ilçeden ayrılan köylerde kalan orman arazileriyle birlikte mevcut orman alanı 9.150 ha seviyesine gerilemiştir. Yaklaşık 1.000 ha orman alanı ise diğer ilçelere dâhil olmuştur. İlçenin dörtte birinden fazlası hâlen orman örtüsüyle kaplıdır. Kaynarca’da orman varlığı üç ana alanda toplanmıştır. Bunlar ağırlıklı olarak Oflak, Turnalı ve Acarlar Gölü ormanlarıdır. Bu alanlardan Acarlar Gölü, Orman İşletmesi amenajman planından çıkarılarak sit alanı hâline getirilmiştir.
İlçede yoğun orman örtüsü, insanlar tarafından uzun zamandır çeşitli amaçlarla kullanılmaktadır. Bu durum doğal örtüyü kısmen yıpratmış olsa da, doğal yapı kendisini yenileyebilme gücüne sahiptir. Kesilen orman örtüsü yaklaşık 15–20 yıl içerisinde yeniden yetişkin hâle gelebilmektedir. Bu nedenle orman örtüsünün zayıflamaması için kesimler bir plan dâhilinde ve tıraşlama biçiminde yapılmaktadır. Orman içerisinden yapılan tek ağaç şeklindeki kaçak kesimler, yer yer orman örtüsünün seyrelmesine ve verimsizleşmesine neden olmaktadır.
Son dönemde baltalık alanlarda tıraşlama kesimden vazgeçilerek bu alanlar koru alanlarına dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Böylece orman ürünlerinin sanayide kullanılabilir hâle getirilmesi ve ekonomik değerinin artırılması hedeflenmektedir. Orman alanlarında tamiri mümkün olmayacak düzeydeki tahribat, artan nüfusun tarım arazisi ihtiyacını karşılamak amacıyla orman örtüsünün büyük ölçüde yok edilmesiyle ortaya çıkmıştır. Orman arazileri tarla tarımına açılmış veya fındık bahçelerine dönüştürülmüş, bu durum orman örtüsünün giderek azalmasına neden olmuştur. Orman örtüsünün zayıflatılması, orman ekosistemi içerisinde barınma olanağı bulan yaban hayvanları açısından da olumsuz sonuçlar doğurmuştur.
Kaynakça:
Sert, Murat. Kaynarca coğrafyası, Irmak Kültür Sanat Dergisi Ekim 2006 Kaynarca Özel Sayısı.
| Okullar | Okul Sayısı |
| Anaokul | 1 |
| İlkokulu | 11 |
| Ortaokul | 12 |
| Lise | 3 |
| Yüksekokul | 1 |
| Okullar | Derslik Sayısı | Öğretmen | Öğrenci |
| Anaokul | 4 | 10 | 131 |
| İlkokul | 102 | 134 | 1595 |
| Ortaokul | 101 | 111 | 1076 |
| Lise | 64 | 96 | 1005 |
| Tarih | Festival / Şenlik / Etkinlikler |
| 3 Mayıs | Kaynarca’nın Kurtuluş Şenlikleri |
| Haziran | Dartılı Keşkek Hayvancılık Kültür Sanat Festivali |
| Haziran | Lahana Turşu Festivali |
Kaynarca ve Çevresinde Geleneksel Yaşam: Kılık-Kıyafet ve Düğün Adetleri
- Kılık ve Kıyafetler
Geleneksel dönemde erkekler genelde ketenden yapılmış pantolon; yünden örülmüş kazak ve yelek giyer, ayaklarına ise lastik ayakkabı tercih ederlerdi. Soğuk havalarda “aba” denilen ceketler kullanılırdı. Bazı erkekler “avlu pantolon” denilen geniş ve rahat kesimli pantolonlar giyerdi. Cumhuriyet’in ilanından sonra halk şapka kullanmaya başlamıştır. Gençler arasında başlarına “çevre” bağlayanlar olduğu gibi, yakışıklı görünmek adına perçem bırakıp başı açık gezenler de mevcuttu.
Kadın kıyafetlerinde ise yaş ve medeni durum belirleyiciydi:
- Genç Kızlar: Başlarına oyalı çember bağlar ancak saçlarını tam kapatmazlardı. Uzun saçlı olanlar saçlarını sırtlarından aşağı sarkıtır veya omuzlarında örgüler yaparak görünmesini sağlarlardı.
- Gelinler: Dantelli beyaz örtü (örtme) kullanır ve saçlarını kesinlikle göstermezlerdi. Bu sayede evli kadınlar ile bekâr kızlar kıyafetlerinden ayırt edilebilirdi.
- Yaşlı Kadınlar: Ketenden yapılmış “çözme örtmeler” ve “yazma” denilen siyah örtüleri kullanırlardı.
- Kız İsteme ve Söz Kesme (Görücü Usulü)
Eskiden evlilikler görücü usulüyle yapılır, gençlerin görüşleri pek önemsenmezdi. Bu gelenekler günümüzde tasvip edilmese de tarihimizin bir parçası olarak olduğu gibi aktarılmaktadır. Genelde erkek tarafının kadınları, kızı düğün veya bayram gibi toplu cemiyetlerde görüp beğenirlerdi. Durum evin reisine ve evlenecek gence bildirilirdi; gencin itiraz hakkı pek bulunmazdı.
Dünürlük Süreci
Belirlenen günün akşamı, erkeğin ailesi yanlarına yakın bir kişiyi de alarak kız evine “nabız yoklamaya” giderdi. Kahveler içildikten sonra “Allah’ın emri, Peygamber’in kavliyle” denilerek söze başlanırdı.
- Olumsuz Cevap: Kız tarafının niyeti yoksa, “Daha ağası var sırada, nasibinizi başka yerden arayın” diyerek kapıyı kapatırlardı.
- Olumlu Cevap: Niyet varsa, “Balta ağacı bir vuruşta kesmez; siz bizi sormuş öğrenmişsiniz, biz de sizi sorup öğrenelim” diyerek açık kapı bırakılırdı.
Bir hafta sonraki ikinci ziyarette erkek tarafı “şalvarlık kumaş” veya “havlu” gibi bir hediye götürürdü. Gelin adayı misafirlerin elini öper, erkek tarafı hediyeyi verip karşılığında “çevre” alırdı. Buna “Söz Kesme” veya “Küçük Nişan” denirdi. Bu görüşmeler uğurlu sayılan Cuma ve “İzmit akşamları” (Pazartesi günü İzmit pazarı olduğu için Pazar akşamı) yapılırdı.
- Nişan Geleneği ve Bayramlaşma
Söz kesildikten birkaç ay sonra, ziynet eşyaları ve çeyizlerin konuşulduğu “Nişan Değişimi” akşamı kararlaştırılırdı. Nişan, aile arasında sade bir törenle yapılırdı. Karşılıklı hazırlanan bohçalar (işlemeler, iç çamaşırları, giysiler) takas edilirdi. Buna “Büyük Nişan” denirdi.
Nişanlılık döneminde bayramlarda kız tarafına hediyeler gönderilir; Kurban Bayramı’nda ise gelin adına alınan, boynuzları süslenmiş ve kına yakılmış kurbanlık koç götürülürdü. Nişan eğlencelerinde kadınlar kendi aralarında tef çalıp yöresel oyunlar oynarlardı.
- Düğün Hazırlıkları ve “Mamele”
Düğün tarihi yaklaştığında “Ağırlık” denilen masraflar konuşulur, geline çeyiz hazırlanırdı. Gelin yorganını kaplayan kadınların “başı bütün” (evli, çocuk sahibi ve hiç boşanmamış) olması şart koşulurdu.
Düğünden en az 15 gün önce resmi nikah (yöresel deyimle mamele) kıyılırdı. Çarşamba günü çarşıda buluşulur; gelin ve damat ilk kez burada birbirini yakından görür, resim çektirir ve takılar alınırdı.
Davet Usulü
- Kız Tarafı: Küçük “kına ekmekleri” yaparak dostlarını davet ederdi.
- Erkek Tarafı: Düğüne bir hafta kala komşular toplanır ve iş bölümü yapılırdı. Davetler genelde evlere “mum” veya “kibrit” verilerek yapılırdı.
- Düğün Günleri ve Eğlenceler
Düğün Cuma günü başlar, Pazartesiye kadar sürerdi. Bir davul ve bir klarnete “bir takım” denirdi. Düğün sahibinin itibarı, getirttiği takım sayısıyla ölçülürdü.
Küçük Düğün (Cuma Akşamı)
Perşembe ve Cuma günleri fırınlarda toplu halde kol böreği, burma börek ve gözlemeler pişirilir; keşkek ve dolma gibi yöresel yemekler hazırlanırdı.
Cuma öğleden sonra çalgılar eşliğinde köye girilir ve “Kandıra Çiftetellisi” ile eğlence başlardı. Köyün gençleri mahalledeki evleri dolaşarak misafirlere hizmet etmek üzere tabak, tencere ve tepsileri çuvallarla toplarlardı. Cuma akşamı yapılan bu ilk eğlenceye “Küçük Düğün” denirdi. Bu gecede erkekler ayrı yerlerde toplanır, klarnet ve davul eşliğinde geç vakte kadar türküler söylenir, oyunlar oynanırdı.
Sakarya’da Bir Devrin Hafızası: Kına Gecesi, Kızevlilik ve Gelin Alma Gelenekleri
Sakarya ve çevresinde düğünler, sadece iki kişinin birleşmesi değil; köylerin, mahallelerin ve sülalelerin bir araya geldiği, kendine has ritüelleri olan çok katmanlı toplumsal olaylardı. İşte kınadan gelin almaya o unutulmaz gelenekler:
1. Kız Evinde İlk Gece: Kına ve “Kaynana Dili Kesme”
Düğünün birinci akşamı kız evinde kadınlar toplanır; tef çalıp türküler söyleyerek mahalli oyunlar oynarlar. Gelinin el ve ayaklarına kına yakıldıktan sonra ilginç bir ritüel gerçekleştirilir: Bir kadın, gelinin önünde baltayla odun keser. Bu sırada “görümce karışmasın, elti karışmasın” gibi dileklerde bulunulur. Halk arasında buna “kaynana dilini kesme” adı verilir ve gelinin yeni evinde huzur bulması temenni edilir.
2. İkinci Gün: “Dürü” Geleneği ve Misafir Karşılama
Düğünün ikinci günü (Cumartesi), misafirlerin en yoğun olduğu gündür. Köy girişinde davul ve klarnetle karşılanan erkek misafirler, oyunlar eşliğinde düğün evine getirilir.
Dürü Verme (Hediyeleşme)
Düğün sahibine destek olmak amacıyla getirilen hediyelere “dürü” denir:
- Kadınlar: Genellikle koltuk altlarında canlı birer tavuk veya ev eşyası getirirler.
- Erkekler: Aralarında para toplarlar; bazen bu paralar bir ağaç dalına (gökçe dalı) asılarak çalgı eşliğinde düğün sahibine teslim edilir.
- Yakın Akrabalar: Koyun veya kuzu getirerek düğün sahibine maddi destek sağlarlar.
3. Sinsana ve Kızevlilik: Bir Saygı ve Naz Gösterisi
Düğünün ikinci gününde atlı gruplar kız evine giderek “kuzu parası” (Sinsana/Yavuklu gitmek) verirler. Bu para, kız tarafının gençlerine eğlence için verilir.
Kızevliler (Kız Tarafının Erkekleri)
Gün batımında kız tarafının erkekleri damadın köyüne gelir. Köy girişinde büyük bir ateş yakarak geldiklerini haber verirler. Kızevliler oldukça “nazlı” misafirlerdir; en iyi çalgıcıları isterler, pürüz çıkarırlar. Damadın babası onları rakı ve kızarmış tavukla karşılar. Sabaha kadar süren bu eğlencede uyumak ayıptır. Şafağa karşı “Sabahın Seher Vaktinde” türküsü söylenerek veda edilir.
4. Kız Evinde “Büyük Kına” ve “Çeki Çekme”
Düğünün ikinci akşamı kız evinde düzenlenen büyük eğlencedir. Gelin, pullarla süslü “Harbalı” (Kaftan) giyer; başına “bürgü” denilen al bir duvak örtülür.
Çeki Çekme Merasimi
Geline gelen hediyelerin yüksek sesle ilan edilmesine “çeki çekme” denir. Bir cazgır kadın hediyeleri havaya kaldırarak bağırır:
“Babasından bir altın, anasından bir yorgan, yengesinden bir çarşaf!…”
5. Gelin Alma: Halat Arabaları ve Sadıçlık
Pazar sabahı gelin alayı hazırlanır. Eskiden öküz arabaları (halat arabası), üzerlerine renkli kilimler serilerek süslenirdi.
- Sadıçlık: Damadın kardeşi veya yakın bir genci “sadıç” seçilir. Sadıç, elinde bayrakla gelin arabasının önünde gider. Gelin eve inene kadar bu bayrağı taşır ve artık gelinin manevi kardeşi sayılır.
Gelin Evinden Çıkış
Gelin alayı köye girdiğinde çeşitli “bahşiş” pazarlıkları başlar:
- Sandık Parası: Genç kızlar çeyiz sandığının üstüne oturur.
- Kapı Parası: Gelin odasının kapısını açmak için alınır.
- Yular Parası: Köy çıkışında gelinin kardeşi yuları bırakmak için pazarlık yapar.
Gelin arabaya binerken üzerine bolluk getirsin diye şekerli leblebi veya buğday atılır. Eve dönüş yolunda gençler “kafa bulmuş”, eğlence doruğa çıkmıştır. Damadın evine varıldığında gelin indirilmeden önce damat son bir kez oynatılır ve düğün böylece sona erer.
Düğünün Sonu: Gelinin İndirilmesi ve Yeni Hayatın Başlangıcı
Kaynarca ve çevresinde bir düğün, sadece gelinin damat evine girmesiyle bitmez; asıl toplumsal kaynaşma ve ritüeller silsilesi bu andan itibaren derinleşir.
Gelinin İndirilmesi ve “Ayakkabı Çalma” Şakası
Gelin alayı köye girdiğinde diğer arabalar ayrılır; yalnızca gelin arabası, önünde gençlerin ağır adımlarla oynadığı bir coşkuyla damat kapısına yaklaşır.
- İnmemek İçin Bahşiş: Gelin, damadın babasından bahşiş almadan arabadan inmez. Kayınpeder arabanın yanına gelir ve genellikle bir inek veya koyun gibi bir hayvanı bahşiş olarak ilan eder.
- Kayıp Ayakkabı: Damat gelini almak üzereyken bir engel daha çıkar: Gençler gelinin ayakkabısının tekini “çalmıştır”. Ayakkabıyı geri getiren gence bir tavuk verilir, ayakkabı alınır ve gelinin ayağına giydirilir.
- Eve Giriş: Damat gelinin koluna girerek onu odasına götürür. Gelinin yüzünü açıp “hoş geldin” diyerek hediyesini takar. Ardından evin büyüklerinin elleri öpülür.
Güvey Kapama ve Gerdek Gecesi
Yatsı namazından önce imam, aile büyükleri eşliğinde gelinin ve damadın rızasını alarak dini nikâhı kıyar. Damat, cemaatle birlikte yatsı namazını kıldıktan sonra camiden tekbirler eşliğinde evine kadar yürütülür.
- Hızlı Koşu: Evin önüne gelindiğinde dua yapılır. Dua biter bitmez damat hızla eve, gelinin yanına koşar. Arkasından teneke, ayakkabı ve terlik atılması eski bir adettir.
- Gençlerin Tavuğu: Damat içeri girdikten sonra misafirlere şerbet ikram edilir. Damadın yakın arkadaşları pencere altında bekler; damat, kendisi için hazırlanan kızarmış tavuğu pencereden arkadaşlarına atar. Bu, “işlem tamam” mesajıdır.
Duvak Eğlenceleri ve Nişan Atma
Düğünün dördüncü günü (Pazartesi) “Duvak Günü”dür. Eğer gelinin köyü yakınsa, sabah aile ziyaretine gidilip gelinir.
- Duvak Eğlencesi: Kız tarafının kadınları (Kız Köylüleri) damat evine gelir. Çeyizler incelenir, yemekler yenir. Tef eşliğinde kadınlar kendi aralarında eğlenirler. Bu, iki tarafın kadınlarının kaynaştığı ilk büyük eğlencedir.
- Erkeklerin Nişan Yarışı: Kadınlar içerdeyken, erkekler de dışarıda av tüfekleriyle nişan atma yarışı yaparlar. Belirlenen hedefi vuran birinciye “çevre” (işlemeli mendil) hediye edilir.
Pınar Yolu ve Su Taşıma
Duvak eğlencesinden sonra mahalle kadınları gelini alarak köyün pınarına götürürler. Bu, geline “pınar yolunu öğretme” ritüelidir. Pınar başında şerbetler içilir. Bu andan itibaren evin su taşıma işi artık gelinin sorumluluğundadır.
Düğün Sonrası Ziyaretler (Yumurta Yeme ve Evillik)
Düğünden sonra akrabalık bağlarını güçlendirmek için bir dizi ziyaret yapılır:
- Yumurta Yeme: Düğünden birkaç gün sonra kızın kardeşi damat evine gelir.
- Kaldır Başım: Damat ve gelin, kız evine ilk misafirliğe giderler.
- Evillik: Düğünden yaklaşık on gün sonra, damat tarafı kalabalık bir grup ve komşularla birlikte kız evine gider. Bu ziyarette yöresel oyunlar oynanır, aileler iyice kaynaşır.
Kına ve Düğün Türkülerinden Esintiler
Kaynarca düğünlerinin ruhu, dilden dile aktarılan bu türkülerde saklıdır:
Gelin Kına Yerine Getirilirken:
Harmanlarda sarı saman savrulur, Çok anneler kuzusundan ayrılır, Ayrılır da ağlamaktan bayılır, Ayılır da dostlarına sarılır.
Çam başına çıra koydum yanmadı, Anasına haber saldık gelmedi, Kimsecikler anasının bir tanesi demedi, Herkes ayrılık türküleri söyledi.
Kına Eğlencesinde Söylenenler:
Beş eşeğim var beşi de kara, Beşini satsam etmez beş para. Halası var teyzesi var, yengesi var, Nasıl uz gittiler ağlama yar, ağlama yar…
At olur da tepmez mi? Yar olur da öpmez mi? Yarin öptüğü yerde, Gonca güller bitmez mi? Trilay tirilay vay tirilay…
Kaynakça:
Solmaz, Niyazi. “Evlenme Gelenekleri” Irmak Kültür Sanat Dergisi, Ekim 2006 Kaynarca Özel Sayısı.
Kaynarca Sözlüğü
Fahri Tuna Derlemesi – Tam Liste
🔍
0
Sadece Kaynarca yöresine has kelimeler.
0
Yörede farklı anlamda kullanılan kelimeler.
0
Yöre ağzında fonetik değişime uğrayanlar.
Tüm Kelimeler
0
Sonuç Bulunamadı
Sözlük Analizi
Kaynarca Mutfağı: Topraktan Sofraya Geleneksel Lezzetler
Kaynarca mutfağı, insanlarının yaşam tarzına bağlı olarak kendi ürettikleri tarımsal ürünlere dayanmaktadır. Bu açıdan buğdaygiller (buğday, dan, mısır vb.) ağırlıklı bir özellik gösterir. Bunun dışında sebzegiller (kabak, bamya, domates, biber vb.), baklagiller (bakla, bezelye, fasulye, nohut vb.), doğada kendiliğinden yetişen (mancar, mantar, tere vb.) ve hayvansal ürünler (tereyağı, keş, ekşimik, lor ve dara) de mutfağı zenginleştirir.
Geleneksel Kaynarca mutfağı, özellikle kırmızı et ağırlıklı bir mutfak değildir; daha çok ailelerin kendi kümeslerinde yetiştirdikleri tavuk, ördek, hindi ve kaz hayvanlarının eti, özellikle cizleme denilen hamurlu yiyeceklerle birlikte büyük rağbet görür. 1970’li yıllarda tarımda makineleşmenin yaygınlaştığı döneme kadar, koyun, kuzu ve keçi eti Kaynarca mutfağının etli yemeklerinin temelini oluştururken, arazilerin tamamının tarıma açılmasıyla meraların azalması sonucu küçükbaş hayvanlar neredeyse ortadan kalkmıştır.
Çorbalar
Kaynarca mutfağındaki çorbaların sayısı 10 adet olup, neredeyse tamamı unlu mamullerin türevinden oluşmaktadır.
Dımbıl: Hamur pezisi, mantı hamurundan daha ince açılır. Bazen elle alanı 1-2 cm’yi aşmayacak büyüklükte kopartılır, bazen de kenar uzunlukları 1 cm’yi geçmemek üzere küçük kareler halinde kesilir. Kaynayan suya atılır ve 5 dakika kadar kaynatılır. Yassuvan (soğanın yağda kavurulması) yapılarak, kırmızı biberle üzerine dökülür. Sade ve içerisine Karagöz fasulyesi ile olmak üzere ikiye ayrılır.
Ayran Çorbası: Halis yayık ayranın içerisine iri bulgur katılarak kaynatılır. Tereyağıyla nane kızdırılıp üstüne sos olarak dökülür.
Tarna (Tarhana): Yaş ve kuru tarhana olmak üzere ikiye ayrılır. Yaş tarhana, süt ve yoğurt kaymağı, bir miktar ekmek mayası ve aldığı kadar unla yoğrulup, sonra üç-beş gün bekletildikten sonra kullanılır. Kuru tarhana ise kaymak ve bir tencere yoğurt, beraberinde ekmek mayasıyla 7 gün bekletilir. Bu arada her sabah yumrukla yoğurulur. Güneşte serilip kurutulur, öğütülerek küçük taneler haline getirilir. Yaş tarhana kısa sürede tüketilmelidir; kuru tarhana ise bir veya iki yıl süreyle de kullanılabilir.
Un Çorbası: Geniş bir tabağın içine un alınır, el ıslatılarak una su serpilir ve un nemlendirilip yoğrulur. Yarı ıslak haldeki hamur, ovarak pirinç tanesi haline küçültülür. İsteyen sütlü, isteyen yassuvanlı olarak pişirip yiyebilir. Yassuvanlısına birer kaşık sarmısaklı yoğurt ilave edildiği de olur. İçerisine ekşi tadı vermek için haziran ayında can eriği koyulduğu da görülür.
Un Çalma Çorbası (Ulanbüyüden): Pirinç ve sütten mamuldür. Pirinç piştikten sonra azıcık un terbiyesiyle zenginleştirilir. Pişirilip yenilir.
Bulgur Çorbası: Bulgur, kaynar suda pişirilir; üzerine yassuvan ve kırmızı biber ilave edilip yenilir.
Sütlü Çorbası: Sütlü çorba, undan ve pirinçten olmak üzere ikiye ayrılır. Hamur, elle yoğrulup küçük yuvarlak parçalar haline getirilir, kaynatılıp pişirilir. Pirinç kaynar suda pişirilip, süt ilave edilir ve pişirilir.
Kesme Çorbası: Hamur, göze hoş görülecek ebatta (ortalama 1×1 cm) satırla kesilir, kaynar suda pişirilir; yassuvan ilave edilerek yenilir.
Uğmaç Çorbası: Un nemlendirilip elde ovularak pirinç tanesi büyüklüğüne getirilir. Yassuvanlı yapıldığında “Uğmaç”, sütlü yapıldığında “Ulanbüyüden” çorbası denir.
Erişli Çorba: Ramazan ayı yaklaşırken açılan erişte makarnası biraz kırılarak küçültülür, kaynar suya atılır, pişirilip, yassuvan ilave edilerek yenilir.
Yassuvan: Bir tür sos olup, soğanın küçük küçük doğranarak yağda iyice kavrulmasıyla elde edilir. Üzerine salça veya toz biber katılarak kırmızı bir sos elde edilir. Başta çorbalar olmak üzere çeşitli yemeklere renk ve tat vermek amacıyla kullanılır.
Ana Yemekler
Kaynarca mutfağının ana yemekler bölümü, hamur işleri, sebzeli yemekler ve etli yemekler olmak üzere üç bölümde incelenebilir.
Hamur İşleri
Hamur işlerinin tamamı undan mamuldür ve katılık, yumuşaklık, incelik, kalınlık, büyüklük, küçüklük ve mayalanma durumuna göre çeşitlilik gösterir.
Gözleme: Hamurunu hazırlarken unun içine süt ve yumurta katılarak yoğrulur. Hamur, oklava ile ortalama 90-100 cm çapında açılır, horoz kanadıyla süt üzeri sürülür. Dön köşesinden mektup zarfı gibi kare halinde katlanır ve küveke taşından yapılmış saçta veya kuzinede pişirilir. Yumurta, rendelenmiş peynir veya yoğurt, tatlı (bal, pekmez veya helva) ile yenilir. Meşakkatli bir üründür ve en özel yemeklerden olup, hatırlı misafir geldiğinde yapılır.
Bazlamaç: Ekmek hamurundan daha sıvı bir halde hazırlanır; taşmış hamurdan yapılır. Bir buçuk iki cm kalınlığında tepsi genişliğinde sıcak saçın üzerinde pişirilir ve sıcak sıcak tüketilir. Daha çok evde ekmek bittiğinde acil olarak yapılır. Ekmek niyetine yumurta ve pekmez ile yenir.
Cizleme: Bazlama hamurundan daha sıvı şeklinde hazırlanan hamur, taşırma işleminden sonra kızgın saçın üzerine küçük tava yardımıyla dökülür. Tavanın arkasıyla inceltilir ve yufka kalınlığında (1 mm) pişirilir. Halis köy tavuğu, ördeği, hindisi ile birlikte yenilir. Çok özel bir yemek olup, kaynanaların baş yemeğidir; genellikle evin damadı geldiğinde yapılır.
Gaygana: Cizleme ile bazlamanın ortası bir hamurlu işidir. Rendelenmiş peynir ile yenilir.
Gara Börek: Eskiden düğünlerin olmazsa olmazlarından iken, sonraları nostalji olarak yapılmaktadır. Taşmamış sodalı hamurdan pazı yapılır; oklava ile biraz kalınca açılır. Üst üste katlanırken aralarına bolca süt-yoğurt üzeri sürülür. 8-10 kat olur ve tepsiyle fırında pişirilir. Yumurta, bal, pekmez, helva ve dartı ile yenir.
Çörek: Taşmamış hamur, soda ile kabartılarak ocaklık külünde veya fırında pişirilir. Zahmetsizdir; çabucak pişer, sıcakken ve tazeyken tüketilmelidir; soğuyunca taş gibi olur. Kendine has bir kokusu vardır.
Düdük Makarnası: Süt ve yumurta katılarak hazırlanan özel hamur, oklava ile pezi halinde açılır ve 5 cm’lik kareler halinde satırla kesilir. Kalemden irice süpürgelik sapıyla, karşı köşeler birbiriyle buluşacak şekilde yuvarlanır ve bir tür boru haline getirilir. Kaynar suda pişirilerek süzülür. Üzerine dartılı sos yapılır; onun da üzerine ezilmiş-dövülmüş ceviz serpiştirilir. Seyrek de olsa, üzerine sarmısaklı yoğurt da dökülerek mantıya dönüştürüldüğü de olur.
Gulak: Düdük hamuru şeklinde hazırlanan ve kesilen parçaların içine ekşimik koyulur. Hamurlar muska (üçgen) şeklinde yapıştırılır ve kaynar suda pişirilir. Üzerine dam sosu ve inceltilmiş ceviz serpiştirilir. Seyrek de olsa, üzerine sarmısaklı yoğurt da dökülerek mantıya dönüştürüldüğü olur.
Mantı (Kesme): Düdük veya kulak hamuru aynı şekilde hazırlanır. Satırla 1 cm şeklinde kare halinde kesilir. Kaynar suda pişirilip süzüldükten sonra, büyükçe bir tabağa konulur. Yoğurtlu sarımsaklı yapılır; üzerine hem tat hem de görüntü vermesi için toz biber yağda kızartılarak üzerine gezdirilir ve sofraya sunulur.
Malay (Dartılı): Mısır unu kaynar suya yavaş yedire yedire dökülür. Yuvarlak bir “tokaç”la (malay sopası) sürekli karıştırılır ve iyice koyultulur. Kaşıkla tabaklara dizilir; bir sıra koyduktan sonra darılanır, tekrar kaşık kaşık bir sıra daha koyulur ve darılanır. Buna damlı malay denir. Seyrek de olsa buğday unundan yapıldığı da görülür; ona da “un malayı” denir.
Malay (Sütlü): Ilıtılmış suya mısır unu doldurulur; ortasından malay sopası “tokaç”la delinir. Suyun kaynaması sağlanır; hafif hafif karıştırılarak un suya yedirilir. Dıvıl dıvıl (yapışmayacak şekilde parçalar) hale gelince tabaklara alınır. İçine süt iki şekilde koyulur; isteyen sadece şekerli süt, isteyen yassuvanlı süt ilave eder.
Kaçamak: Mısır unundan yapılır. Un ılık suyla karıştırılarak iyice kuruyacak şekilde pişirilir. Ayrı bir tabağa 30-40 cm genişliğinde, aralarına dara sürülerek kat kat yapılır. En üste dartı sürülür ve pekmezle yenilir.
Ekmek: Genellikle bir hafta 10 gün kadar ev halkına yetecek miktarda köy fırınında yapılır. Ekmek teknesinde hazırlanan hamur, bir önceki ekmekten kalan ekşi maya ile mayalanıp taşırıldıktan sonra yastaçda veya minitlerde (tahtadan bölümlü ekmek tahtası) dinlendirilir. Odunla kızdırılan fırın hazır hale gelince, önce pide koyularak fırın kıvama getirilir. Ekmekler kürekle fırına koyulur; genellikle bir seferde 10-15 ekmek yapılır. Ekmekler ya yere koyulur ya da tepsiyle pişirilir. Ekmeğin üzerine çörek otu ve haşhaş koyulur. Fırının afatı ön taraftaki ekmekleri yakmasın düşüncesiyle, ön kısımdakilerin üzerine incir yaprağı koyulur.
Lokum: Aynen ekmek hamurundan yapılır. Ortalama ayva büyüklüğünde (ekmeğin 1/6 küçüklüğünde) içerisine ceviz katılarak, ekmek fırınında tepsi içerisinde pişirilir. Dini bayramlarda veya düğün-kına gibi özel günlerde yapılır. Kız tarafının “davetiye” niyetiyle yapıp dağıttığı lokumlar ise en fazla yumruk (mandalina) büyüklüğünde yapılır.
Pideler: Mutlaka her ekmek yapımında/pişiriminde pide yapma geleneği yerine getirilir. Ekmek hamurundan ortalama 8-10 tane pide yapılır. Genellikle içine rendelenmiş koyun veya keçi peyniri, mancar (ıspanak, pancar yaprağı vb.) hazırlanarak pideye koyulup 5 dakika kadar sürede pişirilir. Öncelikle fırın başındaki çocuklara vermek zorunludur. Bazen boş pide de yapılır. Pişirildikten sonra içine yoğurt, pekmez, rendelenmiş peynir koyularak yenilir. Pide, bir kişinin rahatlıkla doyacağı büyüklükte olur.
Börekler: Yumuşak hamurdan ve kuru yufkadan olmak üzere çeşitli börekler yapılır. Mancarlı, ekşimikli, peynirli, kabaklı ve patatesli olmak üzere birçok çeşit böreğin yapıldığı görülür. İçinde hiçbir şey olmayan böreğe de “boş börek” denilir.
Yufkalar: Genelde orta yaşlı kadınlar tarafından ramazana birkaç hafta kala imece usulüyle yapılır. Ortalama 4-5 kadın bir araya gelerek yaparlar. Ekmek hamuru süt ve yumurtayla yoğrulur; oklavayla peziler mümkün olduğu kadar ince açılır ve ya saçta ya da fırında pişirilir. Kurutulup sertleşince 50’li 60’lı halde çitlere koyulur. Genellikle sahur yemeği olarak, 7-8 tanesi alınıp ıslatılır; arasına peynir, ıspanak, ekşimik, patates varsa kıyma koyularak pişirilir ve sofraya getirilir. Pratik ve doyurucudur. Yufkanın haşlaması da tatlısı da yapılır. Haşlaması; kırık yufkalar veya özellikle kırılan yufkalar, bir tepside önce rengini değiştirecek kadar fırınlanır, sıcakken üzerine dartılı su gezdirilerek yumuşatılır. Kaşıkla yenir.
Kuskus: İri bulgurun üzerine, önceden hazırlanmış yumurtalı süt gezdirilerek yeteri miktar un ile karıştırılıp elle ovulmak suretiyle elde edilen saçma büyüklüğünde bir makarna türüdür. Doyurucu özelliğinden ötürü, genellikle ramazanlarda sahur yemeği olarak tercih edilir. Üzerine dartı veya rendelenmiş peynir dökülerek yenilir.
Dartılı Keşkek: Ak buğdaydan hazırlanan çiğ keşkeklik, ıslatılarak yumuşatılır; ardından içine halis köy bütün halinde konulur ve beraberce pişirilir. Tavuğun kemikleri dikkatlice ayrıldıktan sonra, övme işlemi (karıştırma, eritme, ezme) yapılır. Tavuğun eti keşkekle iyice karıştırılır; buna “keşkek özünü tuttu” denilmektedir. Övme işlemi yapılırken ya sıcak su ya da süt katılır. Süt katılırsa keşkek daha beyaz ve lezzetli olur; su katılırsa biraz gökçe olur. Geleneksel olarak tavuğun “lades” (yöresel olarak yadeş kemiği) kemiği keşkeğin içerisinde bırakılır; hazırlandığında yerken kime çıkarsa o kişi dilediğiyle lades tutuşur.
Bilindiği üzere keşkek, Sakarya’nın her yöresinde bazı küçük farklılıklarla yapıla gelmektedir. Kaynarca yöresi keşkeğinin en belirgin farkı üzerine dartı koyularak yenilmesidir. Öte yanda (Demekkın yöresi) ve Geyve/Taraklı yöresinde keşkeğin üzerine -dartı yerine- yağın içerisinde toz-kırmızı biber kızdırılarak gezdirilmektedir.
Dartı: Sütün üzeri ve/veya yoğurdun kaymağı bir kapta biriktirilir. Rengi kahveye dönüşene kadar ateşte kaynatılır. İçerisine tuz da katılır. Bir kaba koyulur; tortusu aşağıya çöker, yağı üstüne çıkar. Başta makarnalar ve keşkek olmak üzere, oturtmalarda, malayda, yufka haşlamasında, tiritlerde sos olarak kullanılır. Ayrıca kızarmış ekmeğin üzerine sürülerek kahvaltılarda yendiği de görülmektedir.
Sebzeli Yemekler
Kurubaklagiller: Ülkemizin her yöresinde olduğu gibi, Kaynarca mutfağında da fasulye (taze ve kuru), nohut, bezelye, ıspanak, patates, türlü gibi yemekler yapılmaktadır. Bunun dışında doğada kendiliğinden yetişen mancar ve mantarlardan da yemeklerin yapıldığı görülmektedir.
Mancarlar: Kaynarca yöresinde genel olarak Galdirek, Gazicak, Efelik, Toka, Gelincik, Sirken ve Ebegümeci adlı mancarların yetiştiği, bu tür mancarların bıçakla doğranarak pidelerde, kavrularak oturtma şeklinde yapılarak yenildiği tespit edilmiştir. Oturtmanın üzerine ya dartı koyulduğu ya da yumurta kırıldığı görülmektedir. Mancarlar, ıspanağın kullanıldığı her şekilde kullanılmaktadır.
Mantarlar: Kaynarca yöresinde doğada mevsimine göre kendiliğinden kedi burun, dılbıran, sütliyen, kök mantan, til til mantan, kavak mantan, fındık mantan, garagulak, gelin mantan, kuzu kulağı ve sakal mantan adlı mantarların yetiştiği, doğanın dilini iyi bilen yöre halkı tarafından bu mantarların bolca kullanıldığı görülmektedir. Yaşlılar tarafından toplanan mantarlar, genellikle kavurma veya kızartma şeklinde yenilmektedir.
Etli Yemekler
Yöre insanının hemen hepsinin evlerinin kenarında 20-30 tavuktan oluşan bir kümesleri bulunmaktadır. 1980’lere kadar hemen her ailenin en az 20-30, ortalama 50-60 baş koyun veya keçi beslediği bilinmektedir. Dolayısıyla yöredeki etli yemekler daha çok beyaz et (tavuk, ördek, hindi, kaz eti) ve zaman zaman koyun veya keçi etine dayanmaktadır. Örneğin evin kızı/damadı veya hatırlı bir kişisi misafirliğe geldiğinde tavuk kesmek ve cizleme yapmak âdettendir. Zaman zaman kuzu kesildiği de görülür. Et daha çok haşlama/suda pişirme ve kızartma olarak sofraya getirilir. Özellikle düğünlerde kadınlar tavuk hediye götürür; ortalama bir düğünde 40-50 tavuğun kızartılıp yenildiği görülür. Kızevlilere (kız tarafından erkek evine cumartesi akşamı gelen köyün delikanlıları) bolca tavuk ikram etmek adettendir. Koyun/kuzu/keçi eti ise yahni, haşlama ve tas kebap şeklinde pişirilip yenilirdi.
Tatlılar
Kabak Tatlıları: Kaynarca yöresi tatlıları içerisinde kabak tatlılarının çok büyük bir ağırlığı gözlenmektedir. Hatta yörenin insanlarına “Gabakçı” dendiği de bilinmektedir. Yörede beş türlü kabak yetişmektedir: Akkabak, Balkabağı, Karakabak, Sakızkabağı ve Susak kabağı.
Gıvırma: Balkabağı rendelenir, çok ince açılan yufka hamuruna saçılır, yuvarlanarak kol böreği şeklinde dürülür. Tepsinin şekline uygun olarak yuvarlakça yerleştirilir; tepside hamur kıvrılmış haldedir. Fırında kızartılır; sıcakken üzerine şerbeti-ağdası dökülür. Şerbetini çektikten sonra sıcak veya soğuk olarak tüketilir. Yörede en makbul kabak tatlısı budur.
Pirinçli Kabak: Balkabağı temizlendikten sonra kurutulmuş kayısı büyüklüğünde kesilir. Tencereye yerleştirilirken aralarına pirinç ve az da olsa üzüm katılır. Uygun miktarda şeker katılarak kendi suyunda pişirilir.
Toplu Kabak: Akkabaktan yapılır. Kabağın çekirdeği ayrılıp kabuğu soyulduktan sonra irice lokma (küp) şeklinde kesilir. Kendi suyuyla kaynatılır; yeteri miktar şeker koyularak tatlandırılır. Üzerine ceviz de atılır. Son zamanlarda pekmez katarak fırınlanıp lokantalarda satılmaktadır.
Sütlü Kabak: Karakabak pişirilip katlarından ayrılıp tencerede toplanır; içerisine pişirilmiş süt katılarak iyice karıştırılır. Şeker katılarak yenilir.
Peynir Höşmeli: Taze mayalanmış koyun peynirinden yapılır. Süzülmüş peynir süzekten alınır; tencerede tavada rengi beyazdan koyu sarıya dönene kadar karıştırılarak kaynatılır. Bu sırada peynir yapısını bırakmıştır. Kıvamını tutturmak için yeterli miktarda un ve şeker katılır. Katılmamamsı ve pürtülenmemesi için çok dikkat etmek ve sürekli karıştırmak gerekir.
Üre: Darı, süt ve şekerin karıştırılmasıyla elde edilir.
Yuka (Yufka) Böreği: Önceden hazırlanmış kuru yufkalar, suyla hafif nemlendirilerek yumuşatılır. Aralarına kavrulmuş irmik ve ceviz serpilerek 5-6 kat yapılır. Fırında pişirilerek şerbeti koyulur ve yenilir.
Büzme Börek (Gulugursa): Hamur yazılır; üzerine dövülmüş ceviz serpilir. Oklava ile toplanarak büzüştürülür; fırında baklava gibi kurutularak saklanır. Baklava gibi istenildiği zaman şerbetlenerek hazır tatlı olarak yenilir.
Gara Helva: Un, yağ ve şekerden mamuldür. Un, yağ ile kahverengi hale gelene kadar kavrulur. Ayrıca hazırlanan şeker şerbeti-ağda ilave edilir ve karıştırılır.
Galbırbastı (Kurt): Hazırlanan hamur kalbur üzerinde yuvarlanarak şekillendirilip tatlandırılır; pişirilip yenilir.
Sütlü İncir: Kaynatılan sütün içerisine temizlenmiş kuru incir ve yeteri miktar şeker katılarak yapılır.
Palize: Su, nişasta ve şekerle yapılan hafif bir tadıdır.
Tirit: Ekmek ince dilimler halinde kesilip fırında kızartıldıktan sonra, önceden hazırlanmış üzümlü sıcak şerbet ekmeğin üzerinde gezdirilerek yedirilir.
Nişasta Helvası: Nişasta az suyla ezilir, eritilir; kızgın yağa dökülür ve rengi sararıncaya kadar tahta kaşıkla iyice inceltilir. Rengi sararınca şeker katılarak işlem tamamlanır.
Kabartma: Hamur, kulak büyüklüğünde (5 cm x 5 cm) kesilir; kızartılır ve o sırada tatlandırılır.
Kompostolar (Soğukluklar)
Kaynarca yöresinde kompostolara genel olarak “soğukluk” adı verilir. Bunlar, çeşitli meyvelerin kurutulmuşundan elde edildiği gibi, meyve konsantrelerinden de oluşmaktadır.
Şıra: Bahçelerde bulunan ak erik, dumanlı erik, karaca erik gibi erik türlerinin kaynatılarak konsantre edilmesinden elde edilir. Şıra küplerine koyulan bu gıda, ezilerek sulandırılır; tatlandırılarak pilav, makarna yanında veya saf içecek olarak kullanılır. “Doğal kola” olarak adlandırılan şıra, dört mevsim tazeliğini koruyan doğal bir gıda olarak dikkat çekmektedir.
Buruşlar: Başta erik olmak üzere, elma, armut, kızılcık gibi meyveler yazın kurutularak temiz torbalar içerisinde saklanır; dört mevsim kaynatılarak tatlandırılır ve komposto olarak pilav ve makarna gibi kuru yiyeceklerin yanında tercih edilir.
Sakarya’ya ait diğer yemekleri bu sayfada inceleyebilirsiniz.
Kaynakça:
GÜREL, Nadir. “Kaynarca Mutfağı” Irmak Kültür Sanat Dergisi, Ekim 2006 Kaynarca Özel Sayısı.
Kaynarca ve Çevresinde Geleneksel Yaşam: Kılık-Kıyafet ve Düğün Adetleri
- Kılık ve Kıyafetler
Geleneksel dönemde erkekler genelde ketenden yapılmış pantolon; yünden örülmüş kazak ve yelek giyer, ayaklarına ise lastik ayakkabı tercih ederlerdi. Soğuk havalarda “aba” denilen ceketler kullanılırdı. Bazı erkekler “avlu pantolon” denilen geniş ve rahat kesimli pantolonlar giyerdi. Cumhuriyet’in ilanından sonra halk şapka kullanmaya başlamıştır. Gençler arasında başlarına “çevre” bağlayanlar olduğu gibi, yakışıklı görünmek adına perçem bırakıp başı açık gezenler de mevcuttu.
Kadın kıyafetlerinde ise yaş ve medeni durum belirleyiciydi:
- Genç Kızlar: Başlarına oyalı çember bağlar ancak saçlarını tam kapatmazlardı. Uzun saçlı olanlar saçlarını sırtlarından aşağı sarkıtır veya omuzlarında örgüler yaparak görünmesini sağlarlardı.
- Gelinler: Dantelli beyaz örtü (örtme) kullanır ve saçlarını kesinlikle göstermezlerdi. Bu sayede evli kadınlar ile bekâr kızlar kıyafetlerinden ayırt edilebilirdi.
- Yaşlı Kadınlar: Ketenden yapılmış “çözme örtmeler” ve “yazma” denilen siyah örtüleri kullanırlardı.
- Kız İsteme ve Söz Kesme (Görücü Usulü)
Eskiden evlilikler görücü usulüyle yapılır, gençlerin görüşleri pek önemsenmezdi. Bu gelenekler günümüzde tasvip edilmese de tarihimizin bir parçası olarak olduğu gibi aktarılmaktadır. Genelde erkek tarafının kadınları, kızı düğün veya bayram gibi toplu cemiyetlerde görüp beğenirlerdi. Durum evin reisine ve evlenecek gence bildirilirdi; gencin itiraz hakkı pek bulunmazdı.
Dünürlük Süreci
Belirlenen günün akşamı, erkeğin ailesi yanlarına yakın bir kişiyi de alarak kız evine “nabız yoklamaya” giderdi. Kahveler içildikten sonra “Allah’ın emri, Peygamber’in kavliyle” denilerek söze başlanırdı.
- Olumsuz Cevap: Kız tarafının niyeti yoksa, “Daha ağası var sırada, nasibinizi başka yerden arayın” diyerek kapıyı kapatırlardı.
- Olumlu Cevap: Niyet varsa, “Balta ağacı bir vuruşta kesmez; siz bizi sormuş öğrenmişsiniz, biz de sizi sorup öğrenelim” diyerek açık kapı bırakılırdı.
Bir hafta sonraki ikinci ziyarette erkek tarafı “şalvarlık kumaş” veya “havlu” gibi bir hediye götürürdü. Gelin adayı misafirlerin elini öper, erkek tarafı hediyeyi verip karşılığında “çevre” alırdı. Buna “Söz Kesme” veya “Küçük Nişan” denirdi. Bu görüşmeler uğurlu sayılan Cuma ve “İzmit akşamları” (Pazartesi günü İzmit pazarı olduğu için Pazar akşamı) yapılırdı.
- Nişan Geleneği ve Bayramlaşma
Söz kesildikten birkaç ay sonra, ziynet eşyaları ve çeyizlerin konuşulduğu “Nişan Değişimi” akşamı kararlaştırılırdı. Nişan, aile arasında sade bir törenle yapılırdı. Karşılıklı hazırlanan bohçalar (işlemeler, iç çamaşırları, giysiler) takas edilirdi. Buna “Büyük Nişan” denirdi.
Nişanlılık döneminde bayramlarda kız tarafına hediyeler gönderilir; Kurban Bayramı’nda ise gelin adına alınan, boynuzları süslenmiş ve kına yakılmış kurbanlık koç götürülürdü. Nişan eğlencelerinde kadınlar kendi aralarında tef çalıp yöresel oyunlar oynarlardı.
- Düğün Hazırlıkları ve “Mamele”
Düğün tarihi yaklaştığında “Ağırlık” denilen masraflar konuşulur, geline çeyiz hazırlanırdı. Gelin yorganını kaplayan kadınların “başı bütün” (evli, çocuk sahibi ve hiç boşanmamış) olması şart koşulurdu.
Düğünden en az 15 gün önce resmi nikah (yöresel deyimle mamele) kıyılırdı. Çarşamba günü çarşıda buluşulur; gelin ve damat ilk kez burada birbirini yakından görür, resim çektirir ve takılar alınırdı.
Davet Usulü
- Kız Tarafı: Küçük “kına ekmekleri” yaparak dostlarını davet ederdi.
- Erkek Tarafı: Düğüne bir hafta kala komşular toplanır ve iş bölümü yapılırdı. Davetler genelde evlere “mum” veya “kibrit” verilerek yapılırdı.
- Düğün Günleri ve Eğlenceler
Düğün Cuma günü başlar, Pazartesiye kadar sürerdi. Bir davul ve bir klarnete “bir takım” denirdi. Düğün sahibinin itibarı, getirttiği takım sayısıyla ölçülürdü.
Küçük Düğün (Cuma Akşamı)
Perşembe ve Cuma günleri fırınlarda toplu halde kol böreği, burma börek ve gözlemeler pişirilir; keşkek ve dolma gibi yöresel yemekler hazırlanırdı.
Cuma öğleden sonra çalgılar eşliğinde köye girilir ve “Kandıra Çiftetellisi” ile eğlence başlardı. Köyün gençleri mahalledeki evleri dolaşarak misafirlere hizmet etmek üzere tabak, tencere ve tepsileri çuvallarla toplarlardı. Cuma akşamı yapılan bu ilk eğlenceye “Küçük Düğün” denirdi. Bu gecede erkekler ayrı yerlerde toplanır, klarnet ve davul eşliğinde geç vakte kadar türküler söylenir, oyunlar oynanırdı.
Sakarya’da Bir Devrin Hafızası: Kına Gecesi, Kızevlilik ve Gelin Alma Gelenekleri
Sakarya ve çevresinde düğünler, sadece iki kişinin birleşmesi değil; köylerin, mahallelerin ve sülalelerin bir araya geldiği, kendine has ritüelleri olan çok katmanlı toplumsal olaylardı. İşte kınadan gelin almaya o unutulmaz gelenekler:
1. Kız Evinde İlk Gece: Kına ve “Kaynana Dili Kesme”
Düğünün birinci akşamı kız evinde kadınlar toplanır; tef çalıp türküler söyleyerek mahalli oyunlar oynarlar. Gelinin el ve ayaklarına kına yakıldıktan sonra ilginç bir ritüel gerçekleştirilir: Bir kadın, gelinin önünde baltayla odun keser. Bu sırada “görümce karışmasın, elti karışmasın” gibi dileklerde bulunulur. Halk arasında buna “kaynana dilini kesme” adı verilir ve gelinin yeni evinde huzur bulması temenni edilir.
2. İkinci Gün: “Dürü” Geleneği ve Misafir Karşılama
Düğünün ikinci günü (Cumartesi), misafirlerin en yoğun olduğu gündür. Köy girişinde davul ve klarnetle karşılanan erkek misafirler, oyunlar eşliğinde düğün evine getirilir.
Dürü Verme (Hediyeleşme)
Düğün sahibine destek olmak amacıyla getirilen hediyelere “dürü” denir:
- Kadınlar: Genellikle koltuk altlarında canlı birer tavuk veya ev eşyası getirirler.
- Erkekler: Aralarında para toplarlar; bazen bu paralar bir ağaç dalına (gökçe dalı) asılarak çalgı eşliğinde düğün sahibine teslim edilir.
- Yakın Akrabalar: Koyun veya kuzu getirerek düğün sahibine maddi destek sağlarlar.
3. Sinsana ve Kızevlilik: Bir Saygı ve Naz Gösterisi
Düğünün ikinci gününde atlı gruplar kız evine giderek “kuzu parası” (Sinsana/Yavuklu gitmek) verirler. Bu para, kız tarafının gençlerine eğlence için verilir.
Kızevliler (Kız Tarafının Erkekleri)
Gün batımında kız tarafının erkekleri damadın köyüne gelir. Köy girişinde büyük bir ateş yakarak geldiklerini haber verirler. Kızevliler oldukça “nazlı” misafirlerdir; en iyi çalgıcıları isterler, pürüz çıkarırlar. Damadın babası onları rakı ve kızarmış tavukla karşılar. Sabaha kadar süren bu eğlencede uyumak ayıptır. Şafağa karşı “Sabahın Seher Vaktinde” türküsü söylenerek veda edilir.
4. Kız Evinde “Büyük Kına” ve “Çeki Çekme”
Düğünün ikinci akşamı kız evinde düzenlenen büyük eğlencedir. Gelin, pullarla süslü “Harbalı” (Kaftan) giyer; başına “bürgü” denilen al bir duvak örtülür.
Çeki Çekme Merasimi
Geline gelen hediyelerin yüksek sesle ilan edilmesine “çeki çekme” denir. Bir cazgır kadın hediyeleri havaya kaldırarak bağırır:
“Babasından bir altın, anasından bir yorgan, yengesinden bir çarşaf!…”
5. Gelin Alma: Halat Arabaları ve Sadıçlık
Pazar sabahı gelin alayı hazırlanır. Eskiden öküz arabaları (halat arabası), üzerlerine renkli kilimler serilerek süslenirdi.
- Sadıçlık: Damadın kardeşi veya yakın bir genci “sadıç” seçilir. Sadıç, elinde bayrakla gelin arabasının önünde gider. Gelin eve inene kadar bu bayrağı taşır ve artık gelinin manevi kardeşi sayılır.
Gelin Evinden Çıkış
Gelin alayı köye girdiğinde çeşitli “bahşiş” pazarlıkları başlar:
- Sandık Parası: Genç kızlar çeyiz sandığının üstüne oturur.
- Kapı Parası: Gelin odasının kapısını açmak için alınır.
- Yular Parası: Köy çıkışında gelinin kardeşi yuları bırakmak için pazarlık yapar.
Gelin arabaya binerken üzerine bolluk getirsin diye şekerli leblebi veya buğday atılır. Eve dönüş yolunda gençler “kafa bulmuş”, eğlence doruğa çıkmıştır. Damadın evine varıldığında gelin indirilmeden önce damat son bir kez oynatılır ve düğün böylece sona erer.
Düğünün Sonu: Gelinin İndirilmesi ve Yeni Hayatın Başlangıcı
Kaynarca ve çevresinde bir düğün, sadece gelinin damat evine girmesiyle bitmez; asıl toplumsal kaynaşma ve ritüeller silsilesi bu andan itibaren derinleşir.
Gelinin İndirilmesi ve “Ayakkabı Çalma” Şakası
Gelin alayı köye girdiğinde diğer arabalar ayrılır; yalnızca gelin arabası, önünde gençlerin ağır adımlarla oynadığı bir coşkuyla damat kapısına yaklaşır.
- İnmemek İçin Bahşiş: Gelin, damadın babasından bahşiş almadan arabadan inmez. Kayınpeder arabanın yanına gelir ve genellikle bir inek veya koyun gibi bir hayvanı bahşiş olarak ilan eder.
- Kayıp Ayakkabı: Damat gelini almak üzereyken bir engel daha çıkar: Gençler gelinin ayakkabısının tekini “çalmıştır”. Ayakkabıyı geri getiren gence bir tavuk verilir, ayakkabı alınır ve gelinin ayağına giydirilir.
- Eve Giriş: Damat gelinin koluna girerek onu odasına götürür. Gelinin yüzünü açıp “hoş geldin” diyerek hediyesini takar. Ardından evin büyüklerinin elleri öpülür.
Güvey Kapama ve Gerdek Gecesi
Yatsı namazından önce imam, aile büyükleri eşliğinde gelinin ve damadın rızasını alarak dini nikâhı kıyar. Damat, cemaatle birlikte yatsı namazını kıldıktan sonra camiden tekbirler eşliğinde evine kadar yürütülür.
- Hızlı Koşu: Evin önüne gelindiğinde dua yapılır. Dua biter bitmez damat hızla eve, gelinin yanına koşar. Arkasından teneke, ayakkabı ve terlik atılması eski bir adettir.
- Gençlerin Tavuğu: Damat içeri girdikten sonra misafirlere şerbet ikram edilir. Damadın yakın arkadaşları pencere altında bekler; damat, kendisi için hazırlanan kızarmış tavuğu pencereden arkadaşlarına atar. Bu, “işlem tamam” mesajıdır.
Duvak Eğlenceleri ve Nişan Atma
Düğünün dördüncü günü (Pazartesi) “Duvak Günü”dür. Eğer gelinin köyü yakınsa, sabah aile ziyaretine gidilip gelinir.
- Duvak Eğlencesi: Kız tarafının kadınları (Kız Köylüleri) damat evine gelir. Çeyizler incelenir, yemekler yenir. Tef eşliğinde kadınlar kendi aralarında eğlenirler. Bu, iki tarafın kadınlarının kaynaştığı ilk büyük eğlencedir.
- Erkeklerin Nişan Yarışı: Kadınlar içerdeyken, erkekler de dışarıda av tüfekleriyle nişan atma yarışı yaparlar. Belirlenen hedefi vuran birinciye “çevre” (işlemeli mendil) hediye edilir.
Pınar Yolu ve Su Taşıma
Duvak eğlencesinden sonra mahalle kadınları gelini alarak köyün pınarına götürürler. Bu, geline “pınar yolunu öğretme” ritüelidir. Pınar başında şerbetler içilir. Bu andan itibaren evin su taşıma işi artık gelinin sorumluluğundadır.
Düğün Sonrası Ziyaretler (Yumurta Yeme ve Evillik)
Düğünden sonra akrabalık bağlarını güçlendirmek için bir dizi ziyaret yapılır:
- Yumurta Yeme: Düğünden birkaç gün sonra kızın kardeşi damat evine gelir.
- Kaldır Başım: Damat ve gelin, kız evine ilk misafirliğe giderler.
- Evillik: Düğünden yaklaşık on gün sonra, damat tarafı kalabalık bir grup ve komşularla birlikte kız evine gider. Bu ziyarette yöresel oyunlar oynanır, aileler iyice kaynaşır.
Kına ve Düğün Türkülerinden Esintiler
Kaynarca düğünlerinin ruhu, dilden dile aktarılan bu türkülerde saklıdır:
Gelin Kına Yerine Getirilirken:
Harmanlarda sarı saman savrulur, Çok anneler kuzusundan ayrılır, Ayrılır da ağlamaktan bayılır, Ayılır da dostlarına sarılır.
Çam başına çıra koydum yanmadı, Anasına haber saldık gelmedi, Kimsecikler anasının bir tanesi demedi, Herkes ayrılık türküleri söyledi.
Kına Eğlencesinde Söylenenler:
Beş eşeğim var beşi de kara, Beşini satsam etmez beş para. Halası var teyzesi var, yengesi var, Nasıl uz gittiler ağlama yar, ağlama yar…
At olur da tepmez mi? Yar olur da öpmez mi? Yarin öptüğü yerde, Gonca güller bitmez mi? Trilay tirilay vay tirilay…
Kaynakça:
Solmaz, Niyazi. “Evlenme Gelenekleri” Irmak Kültür Sanat Dergisi, Ekim 2006 Kaynarca Özel Sayısı.
Kaynarca Yöresi Bilmeceler-Masallar
Kaynarca yöresinde bilmece kavramı pek bilinen ve kullanılan bir kavram değildir, 1980’li yıllara kadar halk, “bilmece sormak” yerine “gel sana bir masal söyleyeyim” derdi. Burada klasik anlamda bildiğimiz “masal anlatmakla” “söylemek” karıştırmamak gerekmektedir. İlginçtir halk “masal sormayı” değil, “söylemeyi” tercih ederek bilmece sorardı.
Bilmeceler-Masallar
Kaynarca yöresinde bilmece kavramı pek bilinen ve kullanılan bir kavram değildir, 1980’li yıllara kadar halk, “bilmece sormak” yerine “gel sana bir masal söyleyeyim” derdi. Burada klasik anlamda bildiğimiz “masal anlatmakla” “söylemek” karıştırmamak gerekmektedir. İlginçtir halk “masal sormayı” değil, “söylemeyi” tercih ederek bilmece sorardı.
Avludan atladı, gaz yumurtladı? Akgabak
Ben giderim o gide, önümde tin tin ede? Baston AK Bizim evde bi çocuk va, gelenin gidenin eline siye? İbrik
Çarşıdan aldım bi tanek, eve geldim bin tanek? Nar
Çıt çıtan ağacı, çıta pıtan ağacı, kırmızı badem, gülebiden ağacı? Kuşefin
Çıtırdamadan pıtırdamadan ormana gire? Güneş
Dal üstünde kilitli sandık? Ceviz
Davda anırır, yolda bavınr? Öküz arabası kütüğü (jant)
Davdan geli dak gibi, golları budak gibi, eğili bi su içe, bavın oğluk gibi? Geyik
Davdan geli, daştan geli, g.taçık inişten geli? Keçi
Gel bizim eve, elini öpsün? Havlu
Sarıdır safran gibi, okunur Guran gibi, ya bunu bileceksin, ya bu gece öleceksin? Sarı lira
Sandır sarka, düşecam dinigorka? Ayva
Tamdan tama gıcır gıcır? Çit
Tamdan tama höt höt? Kürek, Sıyırga
Tek direkli bin kiremitli? İlana (Lahana)
Uzaktan baktım bi çok, yanına gittim hiç yok? Duman, Sis
Uzaktan baktım hiç çok, yanma gittim bi çok? Karınca
Uzar uzar ip gibi, geri döne küp gibi? Balgabağı
Yer altında tüylü dömbelek? Töngel
Yer altında yağlı gayış? Yılan
Kaynarca Yöresi Deyimler- Atasözleri
Yurdumuzun her yöresinde olduğu gibi, Kaynarca’mızında kendine has deyim ve atasözleri bulunmaktadır. Bu deyim ve atasözlerinin çok büyük bir bölümüne, Adapazarı’nın diğer yörelerinde rastlamak mümkün değildir. Öncelikle bu atasözleri ve deyimlerde Anadolu insanının Allah – kader inancı, öz be öz tertemiz Türkçe’miz dikkati çeker.
Allah kimseleri yerinden yurdundan yaynıtmasın.
Allah’a şükür, yiyoz içyoz, ganimiz doyuyo…
Allah’dan bi şaşgınnık omazsa geliriz.
Ali evlendi Güllü görücüye gitti.
Altgıya oturulmadan üstgıya oturulmaz (Hiyerarşi ve sabun önemine işaret edilmektedir)
Anasının vurdi sibinen duryo giz ta u (Kişinin henüz çok genç olduğuna işaret edilmektedir)
Aşadan (aşağıdan) yeryakdı, yukadan gün yakdı.
At gibi beygir gibi giz oldu (Kızın güçlü kuvvetli olduğuna işaret edilmektedir)
Atlamadan atlim duz gibi çatlim… (yemin ederken söylenir).
Böle darak dişi gibi insan (Kişinin düzgün ve ahlaklı olduğuna işaret edilmektedir)
Bi ağaçtan keş küri de olu. b.k küri de…
Cınganın yançinde gözleme gali mı? (Kişinin savurganca harcamasına işaret edilmektedir.)
çükü çıkmaz buva (boğa) gibi… (Kişinin kararsız ve yavaşlığına işaret edilmektedir)
Damat misafılliye (misafirliğe) geldiğinde af(h)ırda goca öküz titremiş. (Damatlara karşı cömert davranıldığına işaret edilmektedir)
Davulun sesi uzaktan goygun gelir.
Deri depi bört boci salliyen cenabı Allah
Dim diyenin dim guyri
Dışadan sen ben diyola ki…
Ekmek kesenin gizi olumuş
Elham dürüsünnen gızla sürüsünnen
Elimi yüzüme aldım…
Evde çorba yok daşacak goca yok boşicek
Ganim (karnım) yandı…. (Çok üzüldüm anlamındadır.)
Goca öküz otluk yığınının devrildi gün doya(r)
Gocaguş (Huluguş-Baykuş) ötdü Şükürü ölecek… (Baykuşun uğursuzluk getirdiğine inanılır)
Gonşula razı gelişe (Bayanın kocasından izin almasına işaret edilmektedir)
Gelinen yere gidili(r)
Gurumuş gabine girmiş (Kişinin çok zayıfladığına işaret edilmektedir.)
Has gızdan has gelin olu(r)
İğde de olu, arşakda da olu, dokiyen galtakda da olu(r) (Kötülüğün herkeste olabileceğine işaret edilmektedir)
Kel yavrusu gibi ne coruduyon? (Kara kara ne düşünüyorsun anlamındadır)
Kırk gürda bi hurda. (Kişinin çok, yemeğin az olmasına işaret edilmektedir)
Mal saybisine çekemiş
Mertmenin alt başı dövüş, üst başı seviş (Evlilerin kavgasına işaret edilmektedir)
Misefiri atlamalara gada geçirmesey tavıkla kurklamaz (Misafire çok hürmet gerektiğine işaret edilmektedir)
Misafirin sevileni ekmek yapildi gün geli(r)
Namuslu adamdır; gursandan haram lokma geçmemişdir
Naış (nakış) örnine göre işleni(r)
O ede, sen dinesin
Onda çüke sürüm akıl yoktur be (Kişinin akıl-fikirsizliğine işaret edilmektedir)
Ön teker nerden gidese, gıç teker de urdan gidemiş
Pis günahları boynuna…
Sen bilisin dince dövüş gavga omaz
Sen söle sen dine (Kişinin söz dinlemezliğine işaret edilmektedir)
Uzar uzar ip gibi, geri döne küp gibi? Balgabağı
Yer altında tüylü dömbelek? Töngel
Yer altında yağlı gayış? Yılan
Şensin selensin dövüşe dutuşyola
Sofranın sının yok, tokadın yulan yok
Ver Allah’cim ver ver..(yağmur yağarken)
Yavrılı kurkin ibi gızamaz (Annelerin cömertliğine işaret edilmektedir)
Yirik at kendi yemini kendi artın(r), yirik omyan at kendi yemini kendi bitiri(r) (Kişinin çalışkan ve dürüst olması durumunda zamanla ona sahip çıkılacağına, tembel ve geçimsiz olması durumunda herkesin ondan uzak duracağına işaret edilmektedir.)
Kaynakça:
Erdoğan, Mustafa. “Bilmeceler, atasözleri, deyimler” Irmak Kültür Sanat Dergisi, Ekim 2006 Kaynarca Özel Sayısı.
KAYNARCA YÖRESİ GELENEKSEL ÇOCUK OYUNLARI
Tarımda makineleşmenin henüz yaygınlaşmadığı, köylerde traktörün bulunmadığı dönemlerde, Kaynarca yöresinde her evde hatırı sayılır miktarda hayvan bulunurdu. 10-15 yaşlarındaki çocuklar, günlerini meralarda (yöresel deyimle örü) hayvan otlatarak geçirirlerdi. Hayvanların öğle sıcağında dinlenmeye çekildiği vakitler, çocuklar için en büyük eğlence ve oyun zamanıydı. İşte Kaynarca’nın doğasında şekillenmiş o geleneksel oyunlar:
1. Açık Alan ve Hareket Oyunları
Dipdip
Genellikle hayvan gözeten çocukların açık alanda oynadığı bir oyundur. Oyunun temel aleti, kızılcık veya karagürgen ağacından yapılan, ateşte esnetilerek hazırlanan **”dipdip sopası”**dır.
Oynanış: Çocuklar sopalarını en uzağa atmaya çalışır. En kısa mesafeye atan ebe olur. Ebe sopaları toplar ve kendi sopasını bir engel olarak yere koyar. Diğerleri bu sopanın üzerinden kendi sopalarını kaydırarak uzağa fırlatır.
Ceza: Sopayı ebenin sopasına değdiremeyenler oyun dışı kalır. Adımlar sayılarak kaybedene “gabak yeme” cezası (puan kaybı) verilir.
Met
Met, iki ucu üçgen kesilmiş 15-20 cm’lik bir tahta parçasıdır.
Oynanış: Çocuklar ellerindeki kalın sopalarla meti havaya kaldırıp var güçleriyle uzağa vururlar. Metin düştüğü nokta ile başlangıç arasındaki mesafe adımlanır. En geride kalan oyuncu, adımlanan miktar kadar “gabak yemiş” sayılır.
Çelik-Çomak
Met oyununa benzer ancak ebe karşı tarafta bekler.
Oynanış: “Çelik” (kısa çubuk) yere dikilen bir desteğin üzerinden “çomak” (uzun sopa) ile vurularak ebeye gönderilir. Ebe, havadaki çeliği kendi sopasıyla karşılayıp geri püskürtmeye çalışır. Eğer ebe çeliği vuran kişiye doğru geri gönderebilirse ebelikten kurtulur.
Tunuç
Konik biçimli ahşap bir alet olan “tunuç” ve düz bir “tunuç taşı” ile oynanır.
Oynanış: Her oyuncunun topuğunu koyduğu bir çukur (külte) vardır. Amaç, sopayı fırlatarak taşın üzerindeki tunucu devirmektir. Tunucu vuran kişi, ebe tunucu yerine dikmeden önce sopasını alıp kültesine dönmeye çalışır. Oldukça yorucu ve hareketli bir oyundur.
Domuz
15-18 yaşlarındaki gençler tarafından oynanan sert ve heyecanlı bir oyundur.
Oynanış: Ortada bir “domuz çukuru” ve “domuz” adı verilen yuvarlak bir ahşap top bulunur. Herkesin elinde ucu topuzlu bir sopa vardır. Amaç, topu sopalarla sürükleyerek ortadaki çukura sokmaktır. Top çukura girdiğinde herkes bir “külte” kapmaya koşar; açıkta kalan ebe olur.
Zekkelambaç
Hayvanları meraya götürürken yolda oynanan, ebesi ve cezası olmayan bir beceri oyunudur. Amaç, sopayı takla attırarak sektire sektire en ileriye ulaştırmaktır.
2. Sosyal ve Zeka Oyunları
Saklambaç
Akşam saatlerinde kız ve erkek çocukların karışık oynadığı bir oyundur. Ebenin bir başlangıç noktasında (kale) gözlerini yumup saymasıyla başlar. Diğer oyuncular saklanır. Ebe saklananları bulup başlangıç noktasına vurarak “Sobe!” demeye çalışır. Eğer oyuncu ebeden önce kaleye dokunursa ebe yanmış olur.
Çizgi (Seksek)
Genellikle kız çocuklarının tercih ettiği bir oyundur. Toprak veya beton üzerine çizilen “odalarda” oynanır.
Oynanış: Oyuncu, bir taş veya tahta parçasını tek ayağıyla çizgilerin üzerine getirmeden odalar arasında gezdirir. İlk turdan sonra gözler yumularak oynanır. Başarıyla bitiren kişi, arkasını dönüp taşı fırlatır; taşın düştüğü oda artık o kişinin “evi” olur ve orada iki ayağıyla dinlenebilir.
Tombala
Bugünkü şans oyunundan farklıdır. Üst üste dizilen taşların veya kiremitlerin bir bez topla devrilmesi üzerine kuruludur. Devrildiği anda ebe taşları dizmeye çalışırken, diğerleri “külte” kapmaya çalışır.
Üçtaş ve Beştaş
Üçtaş: Strateji ve zeka gerektirir. Üç taşın bir çizgide yan yana getirilmesi hedeflenir.
Beştaş: Genellikle kızlar tarafından bir yuvarlak ve dört yatay taşla oynanır. Taşlar havaya atılıp belli kurallarla (birler, ikiler, kemerler) toplanır. Başarılı olan oyuncu “becerikli” sayılır ve itibar kazanır.
Dokuztaş
Sakarya yöresinin en gelişmiş zeka oyunudur. Köy odalarında yetişkinlerin bile saatlerce oynadığı bir oyundur.
Oynanış: İç içe geçmiş üç dikdörtgen üzerinde oynanır. Amaç üç taşı yan yana getirip rakibin taşını yemektir. İki sıra yapıp sürekli taş yemeye “vargel” veya “vırtgel” denir. Bu oyunda birinci olanlar çevrelerinde büyük saygı görür; hatta köyler arası turnuvalar düzenlenirdi.
Kaynakça:
Memiş, Rasim. “Yöresel Oyunlar” Irmak Kültür Sanat Dergisi, Ekim 2006 Kaynarca Özel Sayısı.
1. Büyük Kadın Oyunları
Giz Çalma (Kız Kaçırma) Oyunu
Uzun kış gecelerinde, komşu bir köyden misafir bir kız geldiğinde köyün genç kızları ve gelinleri bir evde toplanırdı.
Oynanış: Gruptan birkaç kız gizlice ayrılıp baba veya ağabeylerinin elbiselerini giyer, kömürle bıyık yaparlardı. Evi “basıp” bir kızı zorla kaçırmaya çalışırlarken, diğerleri şaka yollu feryat ederdi. Durumun bir oyun olduğu anlaşılınca eğlence kahkahalarla devam ederdi. Bu, tamamen komiklik ve taklit üzerine kurulu tiyatral bir oyundur.
Sürmeli Balık
Kadınların halka halinde dizilerek oynadığı bir dikkat oyunudur.
Oynanış: Ebe ortada durur. Oturanlar, ellerindeki bir cismi ebe görmeden dizlerinin altından birbirlerine aktarırlar. Ebe, cismin kimde olduğunu bulursa o kişiye havluyla vurur ve ebelik el değiştirir.
Not: Kadınlar ayrıca “Yüzük Oyunu” da oynarlar; yenilen tarafa gözleme yaptırıp yumurta pişirterek hep birlikte yerlerdi.
2. Büyük Erkek Oyunları ve Bayram Şenlikleri
Yüzük Oyunu (Geleneksel Strateji)
Kış gecelerinin en iddialı ve uzun süren (bazen 7 saat) oyunudur.
Oynanış: Erkekler yün çoraplarını çıkarıp halka şeklinde dizerler. Yüzük, çoraplardan birinin altına gizlenir. Karşı grup, yüzüğün hangi çorapta olduğunu en az denemeyle bulmaya çalışır.
Ceza (Gabak): Yanlış açılan her çorap ceza puanı demektir. Kaybeden grup genellikle gözleme ve kış helvası alarak kazananlara ikram eder.
Sıraman (Bayram Coşkusu)
Sadece dini bayramlarda, 17-35 yaş arası delikanlılar tarafından oynanan seyirlik bir oyundur.
Oynanış: Bir tür “toplu atlamaca”dır. Bir kişi bükülür, diğeri üzerinden atlayıp biraz ileride o bükülür. Bu şekilde bütün köy yolları gezilir. Bayram coşkusunu tüm köye yayan bu görsel şölenin sonunda köy meydanında topluca yemek yenir.
Abatopu (Altus Siviş de Gel)
Bayramlarda köy meydanında oynanan hareketli bir oyundur.
Oynanış: Bir aba (ceket) top haline getirilip urgana bağlanır. “Altus siviş de gel” komutuyla herkes kendine bir eş tutmaya çalışır. Eş bulamayan kişi, “abacı” tarafından hafifçe cezalandırılır.
Dalak Çıkırığı ve Salıngaç
Bayram yerlerinin en sevilen düzenekleridir.
Dalak Çıkırığı: Kalın bir meşe direği üzerine kurulan, hem aşağı yukarı inen hem de kendi ekseninde dönen ilkel bir tahtıravallidir.
Salıngaç (Gondol): İri bir ağaca zincirlerle bağlanan, iki grubun karşılıklı bindiği devasa bir salıncaktır. Gençler bazen ters dönecek kadar yükselerek heyecanı doruğa çıkarırlardı.
Sinsana (Düğün Koşusu)
Düğünlerde çeyiz getirme sırasında yapılan bir yarıştır. Gençler (yaya veya atlı), düğün evine ilk varıp “çevre” veya “tavuk” ödülünü almak için kıyasıya yarışırlar.
Arapuşağı
Düğünlerde klarnet ve davul eşliğinde oynanan, mizahi ve biraz da müstehcen öğeler içeren bir tür orta oyunudur. Davulcunun söylediği maniler ve oyuncuların komik hareketleri eşliğinde oynanır.
Kibrit Oyunu
Masa başında oynanan bir puan oyunudur. Kibrit kutusunun dik, yan veya geniş yüzeylerinin gelme durumuna göre (2, 5, 10 puan) puan toplanır. Sabır ve el becerisi gerektiren sessiz bir kış oyundur.
Kaynarca’nın bu oyunları, televizyon ve internetin olmadığı dönemlerde toplumsal neşeyi, yardımlaşmayı ve kültürel aktarımı sağlayan en önemli araçlardı. Bu geleneklerin her biri, Sakarya’nın kültürel kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Kaynakça:
Memiş, Rasim. “Yöresel Oyunlar” Irmak Kültür Sanat Dergisi, Ekim 2006 Kaynarca Özel Sayısı.
Kaynarca’nın Yedi Asırlık Mirası: Dokuma Kültürü
Kaynarca’da dokumacılık, Türklerin 14. yüzyılda bölgeye yerleşmesiyle başlayan ve yedi yüz yılı aşkın süredir devam eden köklü bir sanattır. Osmanlı Beyliği’nin ilk yerleşim alanlarından biri olan bu bölgede dokuma; sadece bir ihtiyaç değil, boyların ve aşiretlerin kültürlerini ilmek ilmek işlediği bir hafıza kayıt aracıdır.
Hammadde ve Hazırlık Süreci: Ketenden İpeğe
Kaynarca dokumalarının temelini bölgede yetiştirilen keten oluşturur.
- Ketenin Yolculuğu: Keten gövdeleri suda ıslatılıp kurutulur, tokmakla dövülür ve “mengelez”den geçirilerek çöplerinden ayrılır. Lifler taranıp inceltildikten sonra çıkrıklarda eğrilerek ip haline getirilir.
- Doğal Boyama: İpler; dut kavı (sarı), soğan kabuğu (deve tüyü), taze ceviz kabuğu (yeşil-siyah) ve göz taşı (mavi) gibi doğal malzemelerle kazanlarda kaynatılır. Rengin sabitlenmesi için meşe palamudu (pelit) kullanılır.
“Düzen”: Kaynarca’nın Tarihi Tezgâhı
Yörede dokuma tezgahına “Düzen” adı verilir. Bu sistemin her bir parçası kendine has isimlerle anılır:
- Kücü: Çözgü iplerini ayıran çerçeve.
- Tefe: Dokumayı sıkıştırmaya yarayan tarak bölümü.
- Mekik: Atkı ipini taşıyan araç.
- Çumbar: Bezin gergin durmasını sağlayan metal çubuk.
- Geledir: Dokunan kumaşın sarıldığı ahşap silindir.
Bez Dokuma Çeşitleri
Kullanım alanına göre Kaynarca’da dokunan bezler çeşitlilik gösterir:
- Feleme: Pantolon ve dış giyim için kullanılan dayanıklı keten bezi.
- Bürüncük: Çözgüsü pamuk, atkısı ipek olan ince örtme bezi.
- Mahrama: Havlu, peşkir ve yağlık yapımında kullanılan dokumalar.
- Uçkur: Geleneksel kuşak bezleri.
Kaynarca Kilimleri ve Sembollerin Dili
Kaynarca kilimleri, “ilikli kilim” tekniğiyle dokunur ve üzerindeki motiflere göre isimlendirilir. Her motifin bir hikayesi vardır:
- Yeni Dünya Kilimi: Çeyizlerin baş tacıdır. Üzerinde bahar dalları, güller, karanfiller ve gelincikler bulunur; bolluğu ve yeni bir hayatı temsil eder.
- Taş Köprülü Kilim: Adını Uzunalan köyündeki tarihi Sakarya üzerindeki taş köprüden aldığı düşünülür.
- Yeşilli Kilim: Yeşil renk tabiatı temsil eder. Üzerindeki madalyonlar, Türk mitolojisindeki çift başlı kartal ve ejder motiflerinin stilize edilmiş halleridir.
- Sofralı Kilim: Merkezindeki büyük madalyon (sofra) ile tanınır.
- Kandilli ve Parmaklı Kilimler: Geometrik ve sembolik nakışlarla bezeli özel dokumalardır.
Geleneksel Kullanım: Tabut Örtüsü
Kaynarca’da el dokuması kilimlerin hüzünlü ve asil bir görevi daha vardır: Ölüm olduğunda tabutun üzerine serilirler. Defin işleminden sonra bu kilimler camiye bağışlanır veya ihtiyaç sahibi bir genç kıza çeyiz olarak verilir.
Güncel Durum ve Gelecek
Bir zamanlar her evde bulunan tezgahlar, son 20 yılda makineleşme ve keten tarımının azalmasıyla sessizliğe bürünmüştür. Ancak Kaynarca dokumaları, bugün “lüks ve butik” bir üretim kolu olarak yeniden canlandırılmaya çalışılmaktadır.
Kaynakça:
Çoruhlu, Tülin. “Kaynarca Dokumaları” Irmak Kültür Sanat Dergisi, Ekim 2006 Kaynarca Özel Sayısı.
Tarım arazisinin fazla olmasının yanı sıra hayvancılığa da gereken önem verilmektedir. Hayvancılık üst düzeyde yapılmaktadır. 3956 çiftçi ailesinin tamamı hayvancılıkla iştigal etmektedir. Ayrıca 165 çiftçi ise projeli hayvan besiciliği yapmaktadır. Süt inek besiciliği hızla yaygınlaşmıştır. Süt verimi yüksek Holstein Irkı İnek yönünde ıslah çalışmaları devam etmektedir. Süt inekçiliğinin % 90’ı Holstein ırkıdır. 16995 Adet Büyükbaş hayvanın 10620 adeti süt ineğidir. 3800 adet küçükbaş hayvan(koyun) beslenmektedir. Son yıllarda Broiler Tavuk işletmeciliği ilçede gelişmiştir. İlçede 582 faal kümes, 143 adet de faal olmayan kümes vardır. Son yıllarda İlçemizde kümes hindiciliği yetiştiriciliği de yapılmaktadır.**
Kaynak
İlçede kurulan ilk sanayi bölgesi olan Kaynarca Mobilya İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (KAMOSB), 8 Mart 2010’da kurulmuştur. Organize Sanayi Bölgesi misyonlarını şöyle açıklamaktadır: Mobilya ve Mobilya Aksamları imalatı alanında çalışan üreticiler, tedarikçiler ve diğer paydaşları arasında bilgi ve kaynak paylaşımı ile her türlü işbirliğini geliştirerek etkin bir sinerji ortamı oluşturmak, bu sektöre ulusal ve uluslar arası alanda öncülük etmek.**
İlçedeki bir diğer kuruluş da Doğu Marmara Makina İmalatçıları İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (DOMİOSB), Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 03.03.2015 tarihinde Kaynarca merkeze 2 km uzaklıkta kurulmuştur. Organize Sanayi Bölgesi, bünyesinde pek çok önde gelen firmayı barındırmaktadır. Yeni bir oluşum olmalarına karşın Doğu Marmara’da önemli bir konumda bulunan Organize Sanayi Bölgesi, Türkiye’nin ihtiyacı olan hava ve savunma sanayi için üretim yapılacak fabrikaları da bünyesinde bulunduracaktır.
Kaynak
www.kamosb.org.tr (Erişim Tarihi: 22.10.2021)
domiosb.org.tr (Erişim Tarihi: 22.10.2021)
www.haberler.com/domiosb-savunma-ve-havacilik-yatirimlarini-da-13563245-haberi/ (Erişim Tarihi: 22.10.2021)
İlçede Kaynarcaspor adı altında amatör futbol spor kulübü bulunmaktadır.
Kaynak
/www.tff.org (Erişim Tarihi: 21.10.2021).
İlçede tarıma elverişli arazi toplamı 19875 dekar olup, bu miktar ilçe yüzölçümünün % 55.54 dür. Bu arazilerin % 25 i sulanabilir arazi niteliğinde olup, iklim elverdiğinde her türlü tarım yapılabilir. Ayrıca 6.000 hektar fındıklık vardır. Geriye kalan % 25 orta vasıflı, % 9.917i de düşük vasıflı kıraç ve meyilli arazidir. İkinci ürün olarak silajlık mısır ve beyaz lahana üretimi yapılmaktadır. İlçede en çok ekilen tarım ürünleri; buğday, mısır, ayçiçeği tarımı yapılmaktadır. Karadeniz’e yakın köylerde fındıkçılık yaygındır. İlçede 42 adet plastik örtülü sera mevcuttur. İlçedeki tarım arazileri; Reisler Göleti, Kulaklı Göleti ve Roçkan Deresinin suları ile sulanmaktadır.**
Kaynak
sakaryakaynarca.bel.tr(Erişim Tarihi: 21.10.2021)
Kaynarca bölgesi, 1954 yılında Sakarya ilinin kurulmasına kadar Kocaeli iline bağlı Kandıra kazasının bir parçası olarak yönetilmiştir. Bu nedenle Kaynarca’nın tarihi, Kandıra tarihiyle doğrudan ilişkilidir (Irmak Dergisi Ekim 2006).
Kaynarca’nın tarihî geçmişi Bithinya Krallığı dönemine kadar uzanmaktadır. Bölge daha sonra Roma ve Bizans egemenliği altında kalmış, bu dönemlere ait sınırlı yazılı bilgi bulunmakla birlikte arkeolojik bulgular bölgenin yerleşim açısından önemini ortaya koymuştur. Kaynarca ve çevresinde bulunan heykeller, sikkeler, mezarlar, su yolları, kaleler, taş ve mermer eserler ile lahitler, bölgede gelişmiş bir kültürel hayatın varlığına işaret etmektedir (Irmak Dergisi Ekim 2006).
Osmanlı hâkimiyeti, Orhan Gazi döneminde Akçakoca ve Konuralp’in fetihleriyle başlamıştır. Kandıra ve Kaynarca yöresi fethedildikten sonra bölgeye gaziler, ahiler ve Türkmen grupları yerleştirilmiş; kurulan köylerle birlikte bölge hızla Türkleşmiş ve İslamlaşmıştır. Yerli Rum halkla uzun süre barış içinde bir yaşam sürdürülmüştür. Fetihlerde başarı gösteren gazilere tımar ve zeametler verilmiş, bu durum Osmanlı Tapu-Tahrir Defterlerinde kayıt altına alınmıştır (Irmak Dergisi Ekim 2006).
Bölgeye gelen dervişler, tekke ve zaviyeler kurarak hem yerleşimlerin oluşmasına hem de tarım faaliyetlerinin gelişmesine katkı sağlamıştır. Bu nedenle bazı köy ve yer adları, ilk dönem dervişlerinin ve tımar sahiplerinin isimlerini taşımaktadır (Irmak Dergisi Ekim 2006).
Kaynarca, fetih döneminden itibaren uzun süre yabancı işgale uğramamış; tarım ve hayvancılıkla geçinen Türkmen (Manav) kültürünü koruyarak geleneklerini 20. yüzyıla kadar yaşatmıştır. Düğünler, adetler ve görenekler kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze ulaşmıştır (Irmak Dergisi Ekim 2006).
Osmanlı döneminde bölgede Rum ve Ermeni cemaatleri de yaşamış, bu topluluklar uzun süre dinî ve sosyal hayatlarını serbestçe sürdürmüştür. Ancak 1921 yılı itibarıyla Kaynarca’da gayrimüslim nüfus kalmamıştır (Irmak Dergisi Ekim 2006).
Osmanlı belgelerinde Kaynarca genellikle “Şeyhler” adıyla anılmıştır. “Kandıra Kazasına tâbi Şeyhler Nahiyesi” ifadesi resmî kayıtlarda sıkça yer almaktadır. Kaynarca’nın ismini aldığı Büyük Kaynarca Köyü, kaynaklarda Hocalar, Hocaköy ve Çavlu Hacı Köyü adlarıyla da geçmektedir (Sülüngür, 2001: 3). 1486 yılında yaptırılan caminin vakfiyesinde de yerleşim Şeyhler Köyü olarak kaydedilmiştir. Bölge, Osmanlı döneminde Kocaeli Sancağı’na bağlı Kandıra Kazası’nın bir nahiyesi durumundaydı (Kızılorman, 2006: 1). 1876 tarihli Osmanlı Salnamesinde ise Hocaköy adıyla Kandıra’ya bağlı olarak geçmektedir (Karakuzulu, 2010: 260).
Osmanlı idari yapısı içerisinde Kandıra ve Şeyhler yöresi önce Üsküdar’a, daha sonra Kaptanpaşa Eyaleti’ne ve Kocaeli Sancağı’na bağlanmıştır. 19. yüzyılda Tanzimat reformlarıyla birlikte muhtarlıklar, belediye teşkilatı ve nahiye müdürlükleri kurulmuştur (Irmak Dergisi Ekim 2006).
Kaynarca ve çevresindeki köyler genellikle “divan” adı verilen idari birimler etrafında şekillenmiştir. Dağınık yerleşim yapısı, güvenlik kaygıları ve tarımsal ihtiyaçlar bu sistemi ortaya çıkarmıştır. Divan yapısı, Türkmenlerin Anadolu’daki sosyal ve kültürel örgütlenme biçimini yansıtmaktadır (Irmak Dergisi Ekim 2006).
17. ve 18. yüzyıllarda Osmanlı Devleti’nin genelinde olduğu gibi bölgede de ayanlar ve yerel güç odakları ortaya çıkmıştır. Bu dönemde zaman zaman eşkıyalık olayları yaşanmış, devlet asayişi sağlamak için müdahalelerde bulunmuştur. Şeyhler kazasında Müderriszâde ve Kaymaslızâde aileleri öne çıkmış; Kaynarca’dan yetişen en önemli devlet adamlarından biri Edip Paşa olmuştur (Irmak Dergisi Ekim 2006).
Osmanlı döneminde Kaynarca ekonomisi tarım, hayvancılık, keten ekimi ve dokumacılığa dayanmaktaydı. Orman ürünleri ve tarımsal mallar Sakarya Nehri ve Adapazarı üzerinden İstanbul’a taşınmış; Sakarya Nehri özellikle odun ve kereste taşımacılığında önemli bir ulaşım yolu olmuştur (Irmak Dergisi Ekim 2006).
Kaynarca ve çevresi, 25 Mart 1920’de Yunan işgaline uğramış; 3 Mayıs 1921’de Millî Mücadele sırasında kurtarılmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra 1 Nisan 1959’a kadar Kandıra’ya bağlı kalan Kaynarca, bu tarihte ilçe statüsü kazanmış; 21 Ocak 1966’da ise tamamen Sakarya iline bağlanmıştır.
Kaynarca’daki en önemli tarihî eserlerden biri Şeyh Muslihiddin Camii’dir. Fatih Sultan Mehmed döneminde yaşamış olan Şeyh Muslihiddin tarafından kurulan vakıf sayesinde cami ve çevresi uzun yıllar ayakta kalmıştır. Ahşap işçiliğiyle dikkat çeken yapı, bölgenin en önemli kültürel mirasları arasında yer almaktadır (Irmak Dergisi Ekim 2006).
Sonuç olarak Kaynarca, tarih boyunca farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmış; Osmanlı döneminde güçlü bir yerleşim, üretim ve kültür merkezi olmuş; Türkmen-Manav kimliğini günümüze kadar koruyabilmiş önemli bir Sakarya ilçesidir (Irmak Dergisi Ekim 2006).
Kaynak
Emine Tülay Sülüngür, “Sakarya Büyük Kaynarca (Topçu) Köyü Şeyh Muslihuddin Camii ve Haziresi”, Mimar Sinan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2001.
Fatih Kızılorman, “381 Numaralı Şer‘iyye Sicili’ne Göre (1885- 1893) Kandıra Kazâsı Şeyhler (Kaynarca) Nahiyesi’nde İçtimai, İktisadi Ve İdari Hayat”, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Sakarya 2006.
Zerrin Karakuzulu, Sakarya İlindeki Kasaba Yerleşimleri, Değişim Yayınları, İstanbul 2010.
Çetin, Atilla, “Kaynarcı’nın Tarihçesi” Irmak Kültür ve Sanat Dergisi, Ekim/2006 Kaynarca Özel Sayısı.
sakaryakaynarca.bel.tr(Erişim Tarihi: 21.10.2021)
www.kaynarca.gov.tr/tarihce (Erişim Tarihi: 21.10.2021)
www.kaynarca.gov.tr/seyh-muslihiddin-camii (Erişim Tarihi: 21.10.2021)
Bu sayfa Tahir Sezen’in yazdığı Osmanlı Yer Adları (2017) eserden yararlanılarak oluşturulmuştur. Esere Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nün web sayfasından erişebilirsiniz.
YER ADI YER ADI | İDARÎ STATÜ | TARİH | BAĞLI OLDUĞU İDARÎ BİRİM |
KAYNARCA (1855 : Şeyhler) (Hoca) maa Kaymaz, Kandıra, Gençlü ve Karasu (1959 : Kaynarca) قاينارجه | Kazâ | 1855-1863 | Kocaeli → Hudâvendigâr eyâleti (salnâme) |
Kazâ | 1864 | Kocaeli → Hudâvendigâr eyâleti (salnâme) | |
Kazâ | 1865 | Kocaeli → Hudâvendigâr eyâleti (salnâme) | |
Kazâ | 1867-1869 | Kocaeli → Hudâvendigâr eyâleti (salnâme) | |
Kazâ | 1870-1873 | Kocaeli → Bâb-ı Zabtiye İdaresi (salnâme) | |
Kazâ | 1874 | Kocaeli Müstakil Sancak (salnâme) | |
Kazâ | 1875 | Kocaeli → Bâb-ı Zabtiye İdaresi (salnâme) | |
Nâhiye | 1879-1881 | Kandıra → İzmit → Şehremaneti (salnâme) | |
Kazâ | 1883 | İzmit → Şehremaneti | |
Nâhiye | 1884-1888 | Kandıra → İzmit → Şehremaneti (salnâme) | |
Nâhiye | 1889-1923 | Kandıra → İzmit Müstakil Sancak (salnâme) | |
Nâhiye | 1924-1958 | Kandıra → Kocaeli | |
Kazâ | 1959 / 7033 | Kocaeli | |
Kazâ | 1966 | Sakarya |
Kaynarca Sakarya’nın Karadeniz’e kıyısı olan ilçelerindendir. Fakat ilçe gereken ilgiyi ve bakımı almadığından turizm konusunda son derece atıl kalmıştır. İlçede kültür turizmi bakımından öne çıkan unsurların başında Şeyh Muslihiddin Camii bulunmaktadır. Tarihi bir yapı olan camii genellikle yerel turistlerin merak edip gördüğü yerlerden biridir. Göl turizmi olarak da Kaynarca’da en çok öne çıkan unsur ise Acarlar Longozu’dur. 1,562 hektarlık bir alanı kapsayan Acarlar Gölü, Sakarya’nın önemli turizm merkezlerindendir. Acarlar Gölü Longoz Ormanı ise birinci derece doğal sit alanıdır. Koruma bölgesi içinde bulunan Acarlar Longozu, yaz aylarında kurumakta kışın ise su birikintisi ile oluşmaktadır. Acarlar Gölü’nün yanı sıra başka bir Göl Turizm noktası da etrafı ağaçlarla kaplı olan Reisler Okçular Gölü de Kaynarca’da bulunmaktadır (Kaçmaz, 2018: 571).
Kaynak
Muhammet Kaçmaz, “Sakarya’nın Turizm Özellikleri”, Sakarya’nın Fiziki Beşeri Ve İktisadi Coğrafya Özellikleri, Ed. Cercis İkiel, Sakarya Üniversitesi Yayınları, Sakarya 2018.
Sakarya Rehber/ Guide, Sakarya Valiliği İl Kültür Turizm Müdürlüğü, İstanbul 2013.
www.kulturportali.gov.tr (Erişim Tarihi: 21.10.2021).
Büyük Kaynarca (Topçu) Köyü ve Şeyh Muslihuddin Camii
1. Büyük Kaynarca (Topçu) Köyünün Tarihçesi
Yapının vakfiyesinde yer alan, “…beş kıtanın cümlesi Çavlu Hacı nam ile maruf karye ahalisinin mezreaları olup… bunların cümlesine Çavlu Hacı Köyü namı verilmiş ve bu köye nisbet edilmiş…” ifadesinden, Büyük Kaynarca Köyü’nün çevre mezraların merkezi olduğu ve 1486 (H. 902) yılında adının Çavlu Hacı Köyü olduğu anlaşılmaktadır.
Köyün tarihçesine dair bilgiler; T.C. Devlet Arşivleri’ndeki belgeler ve Şeyh Muslihuddin Camii haziresindeki mezar taşı kitabelerinden takip edilebilmektedir. Arşiv belgelerine göre köyün, 1778 (H. 1192) yılında Medine-i Üsküdar’a bağlı Kandıra kazasında, Çavlu Hacı karyesi ve Yağtaş (Bektaş?) divanında yer aldığı bildirilmektedir. 1854 (H. 1271) tarihli bir başka belgede ise Yoros (Beykoz) kazasına bağlı Şeyhli nahiyesine bağlandığı görülmektedir. Cami haziresindeki kitabelerde, bugünkü Kaynarca ilçesinin eski adının Şeyhler Kazası olarak geçtiği de tespit edilmiştir.
Köy, daha sonraki süreçte “Şeyhler (Şeyhli) Nahiyesi Kaynarca-i Kebir Köyü” adıyla Kocaeli vilayetinin Kandıra kazasına bağlanmıştır. 1 Nisan 1959 tarihinde, bölgenin en eski yerleşimi olan bu köyden ismini alarak Kocaeli ilinin bir ilçesi (Kaynarca) statüsünü kazanmıştır. Kaynarca ilçesinin 31 Ocak 1966 tarihinde Sakarya iline bağlanmasıyla birlikte Büyük Kaynarca Köyü de Sakarya’nın bir köyü olmuştur.
2. Coğrafi Özellikler ve Konum
Kaynarca ilçesi, Kocaeli Yarımadası’nın doğusunda yer almaktadır. Sakarya il merkezi Adapazarı’na 34 km mesafede, Adapazarı-Kefken yolu üzerindedir. Kuzeyde Karadeniz; doğuda Karasu ve Ferizli; güneyde Söğütlü ve Adapazarı; batıda ise İzmit ve Kandıra ile komşudur. Deniz seviyesinden yüksekliği yaklaşık 50 metre olan ilçenin yüzey şekillerini yüksek olmayan platolar oluşturur.
İlçe nüfusunun büyük bir kısmını, Erken Osmanlı döneminden itibaren bölgeye yerleşen Türkmenler oluşturmakta, son yıllarda ise Doğu Karadeniz bölgesinden göç almaktadır. Halkın geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Karadeniz kıyısındaki Karaboğaz kumsalı ilçenin en önemli sayfiye yeridir.
İlçe merkezinden kuzeye doğru 5 km mesafede bulunan Büyük Kaynarca Köyü, ortasından geçen ıslah edilmiş bir derenin iki yanına kurulmuştur. Bazı resmi kayıtlarda ve haritalarda köyün adı Topçu olarak geçmektedir. Köy halkı, kuzeybatıda kalan bölgede geçmişte bir “Topçu Divanı” bulunduğunu ancak günümüzde bu ismin kullanılmadığını belirtmektedir. 1839 tarihli bir mezar taşında köyün adı “Kaynarca”, 1922 tarihli bir diğer taşta ise “Büyük Kaynarca” olarak geçmektedir.
3. Köyün Sosyal ve Fiziki Yapısı
Büyük Kaynarca Köyü’nde genç nüfus oldukça azdır; 2001 verilerine göre köy ilkokulunda çevre köylerden gelenlerle birlikte toplam 12 öğrenci eğitim görmektedir. Köyün yerli halkının çoğunluğunu, Şeyh Muslihuddin Camii haziresinde kabirleri bulunan Kaymaslızade ailesinin soyu oluşturmaktadır.
Köyün merkezindeki kavşaktan ayrılan yollar çevre köylere (Dırmandılar, Hunlar, Eskiciler, Kayacık vb.) ulaşım sağlar. Köyün yeni camisi 1990’lı yıllarda inşa edilmiştir. Yeni cami ile tarihi Şeyh Muslihuddin Camii arasından bir dere geçmektedir. Eskiden burada bulunan ahşap asma köprü, 1980’li yılların sonunda betonarme bir köprüyle değiştirilmiştir. Köydeki arazilerin önemli bir kısmının vakıf arazisi olduğu ve El-Hac Muslihuddin Mustafa bin Cüneyt Vakfı’na ait olduğu bilinmektedir.
4. Şeyh Muslihuddin Camii’nin Tarihçesi ve Mimari Özellikleri
Tarihçe
Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’ndeki 1486 (H. 902) tarihli vakfiyeye göre yapı, Hacı Kıssahan namıyla tanınan Muslihiddin Mustafa bin Cüneyd tarafından inşa ettirilmiştir. Sultan II. Bayezid tarafından kendisine hibe edilen araziler üzerinde yükselen bu yapı, aslında bir zaviyeli camidir. Vakfiyede yer alan yer isimlerinin (Uğurlu, Ballıca, Kayacık, Sakarya Nehri vb.) günümüzde hala benzer isimlerle anılması, belgenin bu bölgeye ait olduğunu kesinleştirmektedir.
Ekrem Hakkı Ayverdi yapıyı Orhan Gazi dönemine tarihlendirse de vakfiye kayıtları yapının Sultan II. Bayezid devrinde (15. yüzyıl sonu) inşa edildiğini kanıtlamaktadır. Yapı, 19. yüzyılın ilk çeyreğinde (1820 civarı) Kaymaslı Mehmed Ağa tarafından tamir ettirilmiş ve bir çeşme eklenmiştir.
Mimari Özellikler ve İnşa Tekniği
Malzeme ve Teknik: Yapı, güneye doğru eğimli bir arazide taş temeller üzerine inşa edilmiştir. Duvarlar, ağaç kütüklerin birbirine çivisiz olarak geçirilmesiyle oluşturulan “çantılı” (veya çantı) tekniği ile örülmüştür. Yaklaşık 15-20 cm çapındaki kütükler, köşelerde birbirine geçme (mıhsız) olarak bağlanmıştır.
Üst Yapı: Çatı sistemi dört omuzlu kırma çatı şeklindedir ve günümüzde Marsilya kiremiti ile örtülüdür. İç mekânda taşıyıcı sütunlar silindirik yekpare ağaç gövdelerinden (meşe ve gürgen) yapılmıştır.
Plan Şeması: Yapı, kuzey-güney doğrultusunda uzanan dikdörtgen bir plana sahiptir (13,24 x 17,04 m). Cümle kapısı kuzey cephenin ortasındadır ve önünde bir sundurma bulunur. İç mekân; harim, son cemaat yeri ve bunları “U” şeklinde saran yan mekânlardan oluşur.
İç Mekân Unsuru: Harim, kareye yakın bir dikdörtgen planlıdır. Kuzey duvarı boyunca uzanan bir mahfil katı mevcuttur. Mihrap nişi yapının içine doğru yerleştirilmiş olup dış cepheden izlenemez. Minber ve vaiz kürsüsü ahşap işçiliği ile dikkat çeker.
Minare: Kare kaideli silindirik minare, yapıya daha sonra eklenmiş olup özgün mimari dokuyla tam bir uyum sergilemez.
Hazire: Caminin batı, kuzey ve doğu avlularında toplam 21 adet tarihi mezar tespit edilmiştir. Bu mezarların en eskileri 1839 ve 1922 tarihlerini taşımaktadır.
Bugün Şeyh Muslihuddin Camii, bölgedeki ahşap mimarinin ve Osmanlı vakıf kültürünün en önemli temsilcilerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir.
Kaynakça:
Çoruhlu, Tülin. Şeyh Muslihiddin Camii. Irmak Dergisi Ekim 2006 Kaynarca Özel Sayısı.
İlçede bulunan tek ulaşım ağı karayolları ile sağlanan çeşitli yollardır. İlçe, Sakarya il merkezine 35 km uzaklıktadır.
Copyright © 2026 Sakarya Şehir Hafızası Girişimi- Sakarya Dijital Hafızası
