Bilgisayarın görsel iletişim tasarımının üretim süreçlerine dahil olması, geleneksel üretim tekniklerinin zamanla terk edilmesine neden olmuştur. Merdivenin üzerinde ya da vitrin camının önünde elinde istakası, yanında boyaları ve fırçasıyla dükkânların giriş kapılarına asılan levhaları, apartman isimliklerini, yön ya da duyuru tabelalarını yazan zanaatkârlar artık kalmamış; bilgisayar teknolojilerinin tabelacılar tarafından hızlıca benimsenmesi ve makina üretiminin etkisiyle maharetli eller tarafından hazırlanmış bu grafik ürünler, yerini dikkat çeken ancak tekdüze ürünlere bırakmıştır. Kentlerin görsel kültürüne katkı sağlayan, yerel iletişimi belgeleyen vernaküler tipografi örnekleri olarak da görülebilecek grafik ürünler, günlük kullanımda kolayca göz ardı edilebilmeleri, kayıt altına alınmamaları, kentlerin hızlı dönüşümü gibi nedenlerden dolayı yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu anlamda kentlerin grafik tarihinde rol oynayan afiş ressamı ya da fırça tabela ressamı olarak anılan zanaatkârların çalışmalarının belgelenmesi , biyografilerinin yazımı ve Sakarya’da kaybolmaya yüz tutan ancak hâlâ işlevini sürdüren vernaküler tipografi ürünlerinin tespit edilmesi kentin dolayısıyla ülkemizin görsel iletişim tasarımı tarihinin yazım çalışmalarına katkı sağlaması açısından gereklidir.
Unvan levhaları, en çok Adapazarı’nın Uzun Çarşı bölgesinde yer almaktadır. 15023 numaralı, 1 Ekim 1974 tarihli Resmî Gazete arşivinin üçüncü bölümünde yer alan Belediyenin Denetimine ve Ruhsatına Tabi Her Türlü İş Yerleri ile Burada Çalışan Personelin Uyacakları Belediye Emir ve Yasakları adlı yönetmelikte Daimî ve Gezici Pazarlar Yerlerinin Uyacağı Özel Hükümler başlığında bu tür tabelaları asacak olan kişileri pazarcı esnafı olarak tanımlamaktadır (Resmî Gazete, 1974). Bu bağlamda unvan levhaları, pazarcı esnafı tabelaları olarak da nitelendirilebilir. Nitekim bugün unvan levhası olarak tanımlanan levhalar Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmeliğe uyum göstermektedir. Resmî Gazete’ye göre pazarcı esnafları, yerden aynı yükseklikte olan bir çeşit satış tezgâhları kullanmak ve tezgâhların sağ başına isim ve soyadları, sicil numarası ve yaptığı işi belirten 25×40 cm ölçüsünde kırmızı üzerine beyaz renkle yazılmış bir çeşit 23 tabela asmak zorundadırlar (Resmî Gazete, 1974). Adapazarı’nın Uzun Çarşı ve Patates Hali bölgelerinde bu tanıma uygun teneke ya da ahşaptan yapılma levhalar görülebilmektedir. Sokak sokak gezilerek yapılan saha taramalarında bu levhaları diğer dükkân tabelalarından ayıran en önemli özellik Resmî Gazete’de de geçen kırmızı üzerine beyaz renkle yazılmış tabelalar olmasıdır. Adapazarı ilçe sınırları içerisinde pazar yerlerinde esnaflık yapan kimseler haricinde bu tür tabela kullanan başka bir dükkâna rastlanmamıştır.
Adapazarı’nda vernaküler tipografi örneklerini içeren dükkân tabelaları ve cam yazıları, unvan levhalarının dışında tutulabilir. Nitekim unvan levhası takan bir dükkân ile fırça ile yazılmış normal bir tabela asılmış dükkânla birbirinden çeşitli özellikleriyle ayrılabilmektedir. Normal bir dükkânda hem fırça ile yazılmış tabela hem de yine fırçayla yazılmış cam yazıları bulunabilmektedir. Buna karşın unvan levhası takan dükkânlarda, mekânın ismini niteleyen unvan levhası haricinde ciddi ölçüde göze çarpan herhangi bir işaret bulunmamaktadır. Bu yüzden araştırma kapsamında dükkân tabelaları ve cam yazıları aynı kategoride değerlendirilmiştir.
Duvar yazıları, günümüzde boyut gözetmeksizin dijital baskı yöntemi ile brandalarla germe yöntemiyle rahatlıkla yapılabilirken, eski zanaatkârlar bu türden işleri iskele kurup bir boya işçisi gibi, yazıları duvarlara fırça ile boyama yaparak yazmışlardır. Kent içinde keşfedilen duvar yazıları kimi zaman devasa boyutlarda boydan boya binayı kaplıyorken yer yer de bir insanın rahatlıkla ulaşabileceği boyutlarda olduğu görülmektedir.
Apartman isimlikleri, yoğun olarak Sakarya’nın kent merkezinde bulunmaktadır. 1999 depremi öncesinde inşa edilen apartmanların giriş kapılarının demir kapı olduğu görülmektedir. Demir kapıların en üst kısmında çeşitli boyutlarda cam yüzeyler bulunmaktadır. Fırça ile yazılan apartman isimlikleri de bu cam yüzeyler üzerine yazılmıştır. Apartman isimlikleri yalnızca konut olarak kullanılan binalarda değil aynı zamanda iş hanlarının girişlerinde de bulunabilmektedir.
Özellikle eski eczanelerin cam yüzeylerinde sıklıkla kullanılan altın yaldız renginin arkasına siyah kontur biçeminde yazılan yazılar, apartman isimliklerinde daha da yaygındır. Apartman isimliklerinde keşfedilen yazıların tamamının 1999 depreminden önce yazıldığı bilinmektedir. Dolayısıyla bu yazıların her biri en az 21 yıllıktır. Yazılar fırça ile yazılmış olduğundan ve kendi içinde bir bütün oluşturduğu için depremden sonra yıkılan binalardan dolayı kapı numaraları değişse de bazı apartman yazılarının numara kısımlarında herhangi bir düzeltme yapılmamış ve ilk hali korunmuştur.
Apartman isimliklerinde ağırlıklı olarak apartmanın ismi ve kapı numarası bilgileri yer almaktadır. Çoğu eski apartmanın cam yazılarında kapı numarasını ifade neden No yazısında “o” harfinin altında bir çizgi bulunmaktadır. Kapı numarasını bu şekilde ifade etmek ustalar tarafından sık kullanılan bir yöntemdir.
Sakarya’da hem otomobil hem de mobilyacılar olmak üzere çeşitli sanayi merkezleri bulunmaktadır. Sanayi merkezlerindeki eski dükkânlar, yapıları itibariyle yüksek tavanlı mekânlardır. Bu türden mekânların kapıları ise gözenekli cam yüzeyleri bulunan ve tavana kadar uzanan yüksek demir kapılardır. Dolayısıyla dükkânın ismini niteleyen yazıların bu kapıların üzerinde bulunan cam yüzeylere yazıldığı görülmektedir. Cam yüzeylere ek olarak kapıların üzerinde duvar yüzeyler de bulunabilmektedir. Bu noktalarda da dükkânın adını niteleyen duvar yazıları ön plana çıkmaktadır.
Sanayi merkezleri yerleşim yerinin dışında sadece dükkânların yan yana dizili olduğu geniş bir alana yayılmaktadır. Her dükkânın cam yazısı ya da duvar yazısı olduğu için genel görünüme bakıldığında kaotik bir görüntü ortaya çıkabilmektedir. Bu karmaşanın içinde bir dükkânın isim olarak öne çıkartılması için oldukça büyük ölçülerde yazıların var olduğu görülmektedir.
Sanayideki vernaküler tipografi örnekleri kentin merkezinde yer alan örneklere kıyasla büyük farklılıklar barındırmaktadır. Bunun başlıca sebeplerinden bir tanesi zanaatkârlardır. Kentin merkezinde yer alan zanaatkârlar daha çok günlük görsel iletişim ihtiyaçları gibi yazım işleriyle ilgilendikleri için, birbirine yakın genel geçer tasarım uygulamaları görülebilmektedir. Sanayilerde bulunan zanaatkârlar ise yine sanayide bir başka işle meşgul olan kimseler olduğu için birçoğunun farklı üslubu bulunabilmektedir. Sözgelimi, sanayi bölgesinde motorlu taşıt parçaları ya da mobilya boyayan/süsleyen kimseler aynı zamanda sanayinin cam yazısı, tabela yazısı, duvar yazısı ve yönlendirme levhası gibi görsel iletişim ihtiyaçlarını da karşılayabilmektedir.
Kentlerde baskı teknolojisinin henüz yaygın olmadığı dönemlerde günlük görsel iletişim ihtiyaçları zanaatkârlar tarafından karşılanmıştır. Sakarya’da vernaküler tipografi örneklerini ortaya çıkartan zanaatkârların bir kısmı hâlen bu işi devam ettirmekte, bir kısmı emekliye ayrılmış durumda bir kısmı da vefat etmiş durumdadır. Bazı vefat eden ustaların çocukları ise babalarından kalma mesleklerini daha çok dijital döneme ayak uydurarak devam ettirmektedirler.
Araştırma kapsamında hâlen Sakarya’da bulunan ve iletişim kurulabilen ustalarla röportajlar yapılmış, görsel iletişim ihtiyaçlarının el estetiği ile ortaya konulduğu dönemleri bizzat deneyimlemiş olan kişilerin bilgilerine başvurulmuştur. Yapılan tüm görüşmelerin bir özeti olarak aşağıya ustalar hakkındaki bilgiler başlıklar halinde verilmiştir. Bu zanaatkârlar, kendi alanlarında döneminin öne çıkan kişileridir.
Sakarya’nın endüstriyel ve kültürel mirasında fırça izi bulunan en önemli ustalardan biri olan Alaaddin Kolçak (1941-2004), nam-ı diğer “Boyacı Alaaddin”, bir zanaatı sanata dönüştüren yerel bir efsanedir. İşte Adapazarı’nın sokaklarından traktör gövdelerine uzanan o renkli hayat hikâyesi:
1941 yılında Adapazarı’nın Akıncılar Mahallesi’nde (eski adıyla İzmit Caddesi) dünyaya gelen Kolçak, ilkokul eğitiminin ardından çalışma hayatına atıldı. 16-17 yaşlarında Numan Balıca’nın fabrikasında çalışmaya başlayarak resimleme sanatının temel inceliklerini ustasından öğrendi. Sektördeki estetik açığı erkenden fark eden Kolçak, fabrikadan ayrılarak Yağcılar Mahallesi’nde kendi yolunu çizmeye başladı. Bu süreçte bir diğer ustası Necati Hüdaverdi’den boya teknikleri üzerine derinlemesine bilgiler edindi.
Kolçak, kiraladığı boş bir arazide traktör ve at arabalarını boyayarak profesyonel hayatına devam etti. Özellikle Kandıra ve çevresinde yaygın olan “süslenmemiş traktörün kabul görmemesi” geleneği, Kolçak’ın ününü artırdı. Traktör sahipleri, araçlarının süslenmesini beklemek için şehirde konaklar, Kolçak’ın fırçasından çıkacak eserleri heyecanla beklerdi.
Askerlik görevini 1961-1962 yıllarında İzmir Bornova’da tamamlayan Kolçak, 1970 yılında hayatının dönüm noktasını yaşadı. Sami Sipahi’nin teşvikiyle ÇBS Boya bayiliğini alarak Renk Boya firmasını kurdu.
1975: Gösterdiği ticari başarıyla ÇBS Boya’nın Marmara Bölge Birincisi seçildi.1977: Eski Hendek Caddesi’ndeki mevcut dükkânına taşındı.İşletme sahibi olmasına rağmen fırçasını asla elinden bırakmadı; gündüz dükkân işletip akşamları boya sandığıyla römork resimlemeye giderek günde yaklaşık 10 traktörü süslediği rivayet edilir.
Sadece araçlarla sınırlı kalmayan Kolçak, döneminin reklam estetiğine de yön verdi. 2 Nisan 1970 tarihli “Üçler Tavuk” için hazırladığı tabela, onun tipografik yeteneğini kanıtlar niteliktedir. Bu çalışmada farklı yazı karakterlerini harmanlamış, tavuk ve yumurta figürlerini bizzat kendi çizmiştir.
2004 yılında, 63 yaşında vefat eden Alaaddin Kolçak, Güneşler Mezarlığı’na defnedilmiştir. Meslek hayatı boyunca yirmiyi aşkın çırak yetiştirerek zanaatının devamlılığını sağlamıştır.
Yetiştirdiği Bazı Ustalar:
Süsleme Odaklı: Hüsmen ve Rüstem Arslan kardeşler.
Boyama Sektörü Odaklı: Kabil Aslan, Ali Uzavcı, Mehmet Yılmaz ve Recep Bahar.
Alaaddin Kolçak, Sakarya’nın sanayi gelişimini estetikle buluşturan, şehre “renk” katan müstesna bir fırça ustası olarak hafızalardaki yerini korumaktadır.
1947 Adapazarı doğumlu olan Ali Kayhan, eğitim hayatını lise ikinci sınıfta bırakarak ağabeyi Osman Nuri’nin yanında “Melek Reklam” çatısı altında çıraklığa başlamıştır.
Adapazarı’nın çok yönlü şahsiyetlerinden biri olan Cemalettin Vural (1922-2008), nam-ı diğer “Boksör Cemal”, fırçasındaki zarafet ile ringdeki disiplini birleştiren müstesna bir karakterdir. Hem geleneksel tabelacılık sanatında bir usta hem de boks sporunun Sakarya’daki öncülerindendir.
1922 yılında Adapazarı’nda doğan Vural’ın hikâyesi, Batum’dan Artvin’e, oradan da Kurtuluş Savaşı milisi olarak Adapazarı’na uzanan babası Mustafa Vural’ın mirasıyla başlar. Orhan Camii civarındaki Kolağası Sokak’ta büyüyen Cemalettin Vural, üç erkek kardeşin ortancasıdır. Ağabeyi Nurettin Vural, Türk futbolunun tanınmış ismi teknik direktör Yılmaz Vural’ın babasıdır.
Vural’ın sanat yeteneği henüz ortaokul yıllarında kazandığı resim ödülleriyle tescillenmiştir. Hayatı boyunca geçimini resim ve tabela yaparak sağlamış, sektörde yüksek teknik becerisiyle tanınmıştır.
Vural’ı dönemdaşlarından ayıran en önemli özelliklerinden biri boks sporuna olan tutkusudur. Adapazarı Halkevi’nde boks dersleri vererek gençleri spora teşvik etmiştir.
Dönemin diğer tabela ustalarından Ali Kayhan Piliççi’nin aktardığına göre Vural; sadece sanatıyla değil, modayı yakından takip eden şık giyimi ve beyefendi duruşuyla da çevresinde büyük saygı uyandırmıştır. 1946 yılında Hatice Nurhan Bayrak ile evlenen ve üç çocuk babası olan Vural, çalışma hayatına olan bağlılığını 86 yaşına kadar aktif olarak çalışarak sürdürmüştür.
15 Ocak 1938’de Adapazarı’nda doğan Erol Nurcan, Sakarya’nın geleneksel araba ressamlığı sanatının fabrikasyon üretimdeki en önemli temsilcilerinden biridir. Efsanevi usta Numan Balıca’nın tezgahından geçen ve onun bayrağını devralan Nurcan, fırçasıyla sanayi araçlarına estetik bir ruh katmıştır.
Erol Nurcan’ın kariyeri, 1950 yılında henüz ilkokul sonrası Adapazarı Ziraat Aletleri Fabrikası’nda (TZDK) çırak olarak başlamıştır. Burada, Sakarya’nın görsel kimliğini inşa eden büyük usta Numan Balıca’nın yanında yetişmiş, “Balıca Ekolü”nün temel disiplinlerini ve halk resmi tekniklerini öğrenmiştir.
Nurcan’ın hayatındaki en kritik gelişme, 1960 askerî darbesiyle yaşanmıştır:
1963 yılında fabrikada kadrolu çalışan statüsüne geçen Nurcan, zanaatkârlığını endüstriyel boyama teknikleriyle birleştirmiştir:
Erol Nurcan, sadece bir boya ustası değil, aynı zamanda detaylara hakim bir halk ressamıdır:
Erol Nurcan, 10 Ağustos 2023 tarihinde 85 yaşında vefat etmiş ve Erenler Merkez Mezarlığı’na defnedilmiştir. Nurcan, Numan Balıca’dan aldığı fırçayı sanayinin en modern tesislerine kadar taşımış, Sakarya’nın zanaat kültürünü profesyonel çalışma hayatıyla taçlandırmış müstesna bir “Adalı” ustadır.
1927 yılında Bulgaristan’ın Hasköy (Haskovo) şehrinde dünyaya geldi. Babası, Hasköy Türk Cemaatinin Başkanı Feyzullah oğlu Ahmet (1896-1958)’dir. Çabuk sinirlendiğinden dolayı Kibritli lakabı ile tanınır. 1934 yılında Bulgaristan’da yaşanan ihtilalden sonra Adapazarı’na göçerler. Yücebalkan, Adapazarı Merkez Ortaokulu’nu tamamladıktan sonra eğitimine devam etmez.
Enver Yücebalkan, Adapazarı’nın görsel kültürüne ve sinema tarihine damga vurmuş en özgün karakterlerden biridir. Bir zanaatkârın titizliğini, bir sanatçının estetik algısıyla birleştiren Yücebalkan, şehrin hafızasında “Saray Sineması’nın ruhu” olarak yaşamaktadır.
Yücebalkan’ın kariyeri, 1945 yılında kurulan ve dönemin en görkemli mekanlarından biri olan Saray Sineması ile şekillenmiştir. 19 yaşındayken adım attığı bu sinemada tam 45 yıl boyunca görev yapmıştır.
Bileğindeki kuvvet ve güzel yazı (hat) yeteneği sayesinde Yücebalkan, sadece sinemayla sınırlı kalmamış; kentin her türlü görsel ihtiyacına cevap vermiştir:
Yücebalkan’ın sanatçı ruhu sadece görsel sanatlarla kısıtlı değildi. 1947-1950 yılları arasında Erzurum’da yaptığı 26 aylık askerlik görevi sırasında bando birliğine seçilmiş; burada trompet, mızıka ve akordeon çalmayı öğrenmiştir.
Bunun yanı sıra “maceracı” olarak nitelendirilen bir yaşam tarzına sahipti:
İki evlilik yapan Yücebalkan, dört çocuk babasıydı (Naciye, Bülent, Nilgün ve Levent). 13 Nisan 1998 tarihinde, 71 yaşındayken hayata gözlerini yummuştur. Mezarı, Adapazarı Yorgolar Mezarlığı’nda bulunmaktadır.
1945-2017 yılları arasında yaşayan Hasan Tunca, Adapazarı’nın sadece tabela ressamlığı alanında değil, şehir kültürüne kattığı estetik ve manevi değerlerle de anılan en müstesna ustalarından biridir. Ağabeyi Sadettin Tunca’dan devraldığı bayrağı, sanayi sitelerinden cami şadırvanlarına kadar taşımıştır.
Hasan Tunca, mesleği 15 yaşındayken ağabeyi Sadettin Tunca’nın Gümrükönü’ndeki Tuncay Reklam adlı dükkânında öğrenmeye başlamıştır.
Hasan Tunca, sadece yazı yazan bir tabelacı değil, aynı zamanda kuvvetli bir resimleme yeteneğine sahip bir sanatkârdır. Eserlerinde geleneksel motifleri modern tabelacılıkla harmanlamıştır:
Hasan Tunca’nın hayatındaki en etkileyici yön, profesyonel işinin dışındaki gönüllü faaliyetleridir. Uzun yıllar boyunca Sakarya’daki birçok camide görülen ancak kimin yaptığı tam bilinmeyen estetik levhaların arkasındaki isim kendisidir.
2017 yılında vefat eden Hasan Tunca, arkasında hem sanayi araçları üzerinde yaşayan renkli motiflerini hem de cami avlularında cemaati karşılayan zarif yazılarını bırakmıştır. Onun mirası bugün yetiştirdiği çırakları ve oğulları tarafından Sakarya reklamcılık sektöründe devam ettirilmektedir.
Ailenin en küçüğü olan Hulusi Piliççi, ortaokul yıllarında eğitimine ara vererek ağabeyinin yanında iş hayatına atılmıştır.
Sakarya’nın zirai araç süsleme geleneğinde Hüsmen ve Rüstem Arslan, efsanevi usta Alaaddin Kolçak’ın tezgahından yetişmiş, bu zanaatı yeni nesillere aktaran en köklü isimlerdir. “Arslan Kardeşler” markası, Adapazarı’nın tarım araçlarına estetik dokunuşlar yapan en önemli atölyelerden biri olarak tarihe geçmiştir.
Her iki kardeş de mesleki disiplinlerini, Eski Hendek Caddesi’nin unutulmaz ismi Alaaddin Kolçak’tan (Boyacı Alaaddin) edinmiştir.
Arslan Kardeşler; at arabası, römork, fayton ve traktör gibi araçların hem boyama hem süsleme hem de yazı (tipografi) işlerini üstlenmişlerdir. 1990 yılında dükkânlarını Zirai Aletler Sanayi Sitesi’ne taşıyarak modern sanayi düzenine uyum sağlamışlardır.
Geleneksel Süsleme Teknikleri:
Kardeşler, 2000’li yılların başında dükkânın yönetimini oğullarına devrederek resmi olarak emekli olmuşlardır:
Arslan Kardeşler, Sakarya’da sanayileşmenin hızlandığı yıllarda bile “fırça işçiliği”nin ruhunu korumayı başarmışlardır. Bugün Zirai Aletler Sanayi Sitesi’nde devam eden bu gelenek, Numan Balıca ve Alaaddin Kolçak’tan gelen “Adalı” araba ressamlığı mirasının günümüzdeki en canlı temsilidir.
1950’lerin başında Adapazarı’nda doğan Mehmet Menlik, geleneksel fırça tabelacılığını endüstriyel üretim teknikleriyle birleştiren, Sakarya reklamcılık sektörünün en yenilikçi isimlerinden biridir. Onun hikâyesi, bir zanaatkârın teknolojiyle nasıl “mühendisleşebileceğinin” en somut örneğidir.
Menlik, meslek hayatına Çark Caddesi’nde, Cevat Bey Konağı’nın karşısındaki Mehmet Önen ve İsmail usta ortaklığındaki atölyede başlamıştır. Ustası Önen’in Marmaris’e taşınma kararıyla dükkânın sorumluluğunu üstlenen Menlik, daha sonra kendi markası olan Egemen Reklam’ı kurmuştur.
Mehmet Menlik, Adapazarı’nda ışıklı tabela dönemini başlatan öncülerden biridir. Onu dönemdaşlarından ayıran en büyük özellik, hazır malzeme kullanmak yerine kendi üretim sistemini kurmasıdır:
1995 yılında işletmesini Menlik Reklam adıyla markalaştıran usta, sektöre yön veren pek çok ismi eğitmiştir:
Mehmet Menlik, 17 Ağustos 1999 depreminde hayatını kaybederek şehri yasa boğmuştur. Ancak vefatından önce çırağı Bülent Örücü ile yaptığı bir konuşma, onun mesleki dehasını kanıtlar niteliktedir:
Menlik'in Kehaneti: Makinelerin fırçayı öldüreceği korkusuna karşı; tabela ressamlığının asla bitmeyeceğini, aksine ilerleyen yıllarda el emeğinin yeniden kıymetleneceğini ve gündeme geleceğini öngörmüştür.
Bugün, dijital baskının tekdüzeliğinden sıkılan yeni nesil tasarımcıların “tabela ressamlığına” (sign painting) geri dönüşü, Menlik’in bu vizyoner öngörüsünü haklı çıkarmıştır. Mirası, bugün çocukları tarafından aynı isimle yaşatılmaktadır.
Adapazarı’nın efsanevi araba ressamı Numan Balıca’nın oğlu olan Mesut Balıca (1949–1998), aile geleneği olan fırça sanatını modern reklamcılığa taşıyan kilit isimlerden biridir. Hem Bursa hem de Sakarya’nın görsel hafızasında derin izler bırakmıştır.
1960 askerî darbesinin ardından ailesiyle birlikte Bursa’ya taşınan Balıca, mesleki temellerini babasının yanında araba resimleyerek atmıştır. Bursa’da geçirdiği süre boyunca şehrin usta tabelacıları Mehmet Büyükcoşkun ve Rahmi Tartan’ın yanında deneyim kazanmıştır.
1969 yılında ailesiyle birlikte tekrar Adapazarı’na dönen Balıca, bir süre seyyar olarak resimleme ve yazı işleri yapmıştır. Ardından, bugün hâlâ Sakarya’da faaliyetlerini sürdüren Mesut Reklam şirketini kurarak kurumsallaşmıştır.
Balıca, babasından devraldığı “usta yetiştirme” geleneğini sürdürerek sektöre yön veren birçok ismi eğitmiştir:
1998 yılında, 49 yaşında vefat eden Mesut Balıca’nın ardından bayrağı ailesi devralmıştır. Münir Balıca’nın öncülüğünde, oğulları Numan Oğuz ve Kubilay Balıca, babalarının kurduğu Mesut Reklam’ı günümüz teknolojisiyle birleştirerek yaşatmaya devam etmektedir.
25 Şubat 1951 tarihinde Sakarya’da doğan Necmi Çınar, geleneksel cam süsleme sanatı (tezyinat) ile modern tabela reklamcılığını şahsında birleştiren, şehrin görsel hafızasının önemli isimlerinden biridir. Kariyeri, devasa cami kubbelerinden butik dükkân tabelalarına kadar geniş bir yelpazeyi kapsar.
Necmi Çınar’ın sanat yolculuğu henüz 14 yaşındayken, dönemin önemli merkezlerinden biri olan E. Sabri Kapıdağ’ın yanındaki çıraklığı ile başladı. Burada geçirdiği dört yıl, onun fırça hakimiyetini ve tasarım algısını şekillendiren temel eğitim süreci oldu.
Kariyerinin en teknik ve sanatsal dönemi, İstanbullu cam süsleme ustası Atıf Saynaç ile çalıştığı yıllardır. Bu usta-çırak ilişkisi, fiziksel zorluk ile genç yeteneğin buluşmasıdır:
Cami süsleme işlerinden sonra tabelacılık alanına yönelen Çınar, Sakarya ticaret hayatının görsel dilini inşa eden duraklardan geçmiştir:
1999 yılına kadar “Çınar Reklam” çatısı altında Sakarya esnafı için tabelalar üreten Necmi Çınar, büyük Marmara depreminin ardından meslek hayatını sonlandırarak emekli oldu. Şehrin estetik dönüşümüne tanıklık eden ve bu dönüşüme bizzat katkı sağlayan usta, 31 Mayıs 2022 tarihinde vefat etti. Mezarı Tekeler Mezarlığı’nda bulunmaktadır.
Necmi Çınar, sadece bir tabelacı değil; hocası Atıf Saynaç’ın tasarımlarını yüksek kubbelerde hayata geçiren bir uygulama sanatçısıdır. Onun hikâyesi, Sakarya’daki “vernaküler (yerel) tipografi” ve dini mimari süsleme sanatının kesişim noktasını temsil eder.
1914 yılında Bursa’da Kırım Türklerinin yoğun olarak yaşadığı Yeni Mahalle semtinde dünyaya gelen Numan Balıca, Sakarya’nın yerel grafik tasarım ve halk resmi tarihinde bir milat olarak kabul edilir. Bursa’nın tarihi ticaret merkezlerinde yetişen bu usta sanatkâr, fırçasıyla sadece araçları boyamamış, kentin görsel kültürünü şekillendiren koca bir ekol başlatmıştır.
Balıca’nın hayatı, 1949 yılında Adapazarı Ziraat Aletleri Fabrikası yetkililerinin Bursa’ya gelip onu bulmasıyla değişir. Fabrikanın seri ürettiği at arabalarının resimlenmesi için bir “sanatkâr” aranmaktadır.
27 Mayıs 1960 darbesinin ardından fabrikanın at arabası üretimine son vermesi üzerine Balıca, ailesiyle Bursa’ya döner. Ancak gönlü Adapazarı’nda kalmıştır:
1969 yılında fabrikanın üretime yeniden başlamasıyla Balıca, bu kez oğlu Münir ile birlikte yüksek ücretli kadrolu bir usta olarak Adapazarı’na döner. 1972’de üretimin traktöre kaymasıyla işleri değişse de, 1976 yılındaki vefatına kadar fabrikada çalışmaya devam eder. Mezarı Adapazarı Erenler Mezarlığı’ndadır.
Numan Balıca’nın Sakarya grafik tarihi için en büyük önemi, yetiştirdiği nitelikli çıraklardır. Onun tezgahından geçen isimler, şehrin reklam ve tabela sektörünü 50 yıl boyunca domine etmiştir.
Balıca’nın sanatı, halk ressamlığı (naif resim) ile ticari tabelacılık arasında bir köprüdür. At arabalarının yan yüzeylerine çizdiği “padişah figürleri”, “kale resimleri” ve “doğa manzaraları”, Anadolu’nun vernaküler (yerel) tasarım dilinin en seçkin örneklerini oluşturur.
Kardeşlerin en büyüğü ve ailenin diğer fertlerinin ustasıdır. Zanaatı, 1940’lı yıllarda Yeni Sinema’nın gişesinde çalışan Sabri isimli bir ustadan öğrenmiştir.
1947 yılında Adapazarı’nda doğan Saadettin Cebeci, geleneksel fırça ustalığını modern teknolojiyle birleştiren, Sakarya reklamcılık tarihinin en vizyoner isimlerinden biridir. Terzi bir babanın oğlu olarak dünyaya gelen Cebeci, zanaat disiplinini dijital dönüşümün gücüyle harmanlamıştır.
Cebeci’nin sanat yolculuğu, babası İbrahim Hakkı Cebeci’nin terzi dükkânında çıraklık yaparken komşusu olan efsanevi tabela ustası Cemalettin Vural (Boksör Cemal) ile tanışmasıyla başlar. Vural’ın yanında fırça tutmayı ve harf estetiğini öğrenen Cebeci; çıraklık, kalfalık ve ustalık evrelerini büyük bir özveriyle tamamlamıştır.
1967 yılında, Sakarya’nın simge yapılarından biri olan Tozlu Camii’nin hat tezyinat (süsleme) çalışmalarında yer almıştır. Bu tecrübe, onun sadece bir tabelacı değil, aynı zamanda kalemine ve fırçasına hâkim bir hat sanatçısı olduğunu kanıtlamıştır.
Saadettin Cebeci, muhafazakâr zanaat anlayışının hakim olduğu bir dönemde teknolojik bir devrim gerçekleştirmiştir:
1970 yılında Ayşe Hanım ile evlenen Cebeci, üç çocuk (Metin, Çetin ve Engin) babasıdır. 1963’ten 2005 yılına kadar aralıksız çalışan usta, arkasında sektöre yön veren onlarca kalfa ve usta bırakmıştır.
10 Mart 2015 tarihinde vefat eden Saadettin Cebeci, geleneksel fırça terbiyesini bilgisayar ekranına taşıyan bir köprü figür olarak Sakarya şehir hafızasındaki yerini almıştır.
1938-2018 yılları arasında yaşayan Bulgaristan göçmeni Sadettin Tunca, Adapazarı’nın ticaret merkezi Gümrükönü’nde kurduğu atölye ile şehrin reklamcılık tarihinde derin izler bırakmış, hem sanatsal hem de ticari anlamda öncü bir figür olmuştur.
Lise eğitiminin ardından Adapazarı’nın kalbi sayılan Gümrükönü semtinde Tuncay Reklam adlı dükkânını açan Tunca, şehrin ilk profesyonel tabela ressamlarından biri olarak kabul edilir. Ancak kariyeri 22 yaşında aldığı radikal bir kararla yön değiştirmiştir:
Sadettin Tunca’nın fırçası, döneminin en popüler ve prestijli mecralarında kendini göstermiştir:
Sadettin Tunca’nın başlattığı süreç, sadece bir dükkân işletmeciliği değil, onlarca ustanın yetiştiği bir “akademi” görevi görmüştür:
Sadettin Tunca, Adapazarı’nda tabela ressamlığının “altın çağını” başlatan isimlerden biridir. Onun Gümrükönü’ndeki küçük atölyesinde filizlenen sanat anlayışı, kardeşi ve yetiştirdiği çıraklar aracılığıyla günümüze kadar ulaşan bir reklamcılık geleneğine dönüşmüştür.
1955 yılında Adapazarı’nda doğan Sedat Topan, Sakarya’nın endüstriyel disiplini ile fırça sanatını en iyi harmanlayan isimlerden biridir. Teknik eğitimini sanatla birleştiren Topan, hem Tank Palet Fabrikası’ndaki teknik çalışmalarıyla hem de reklam sektöründeki yenilikçi vizyonuyla tanınır.
Topan, eğitim hayatını teknik bir altyapı üzerine inşa etmiştir. Atatürk İlkokulu ve Merkez Ortaokulu’nun ardından, dönemin prestijli okullarından Erkek Sanat Okulu’nun Motor Bölümü’nü kazanmış; eğitimini Teknik Bilimler yüksek okulu ile taçlandırmıştır.
Resme ve teknik çizime olan tutkusu, onu traktör montajından Tank Palet Fabrikası’na yönlendirmiştir. Burada “Makine Teknik Ressamı” olarak görev yapan Topan, fabrika bünyesinde bir serigrafi atölyesi kurarak işletmiştir.
Sedat Topan’ı meslektaşlarından ayıran en önemli özelliklerden biri, dijital devrime hızlıca uyum sağlamasıdır. Birçok geleneksel usta baskı teknolojileri karşısında havlu atarken, Topan çağı yakalamıştır:
Sedat Topan, Sakarya’nın “vernaküler tipografi” tarihinde teknik rasyonalite ile estetik yaratıcılığı birleştiren bir figürdür. Makine teknik ressamlığından gelen “hatasız çizim” disiplinini fırçasına yansıtmış, şehrin görsel kimliğini dijital çağa taşıyan köprü ustalardan biri olmuştur.
24 Aralık 1955 tarihinde Kastamonu’da doğan Tevfik Tançgil, babasından devraldığı oto boya ve tabela zanaatını, askeri sanat uygulamalarından profesyonel reklamcılığa kadar geniş bir alana yaymış, Sakarya’nın tecrübeli fırça ustalarından biridir.
Tançgil, mesleğe henüz 9 yaşındayken Kastamonu’da oto boya ve tabela işleri yapan babasının yanında adım atmıştır. 1970 yılında Adapazarı’na gelişiyle birlikte şehrin sanayi hafızasında yer edinen duraklardan geçmiştir:
1975-1977 yılları arasındaki vatani görevi, Tançgil’in sanatsal yeteneklerini farklı mecralarda sergilemesine olanak sağlamıştır:
Tevfik Tançgil’in kariyeri; Antalya, İstanbul ve Adapazarı arasında geçen hareketli bir dönemin ardından 1985 yılında Sakarya’da kök salmıştır.