Ahmet Mustafa Kulaber, 10 Haziran 1939 tarihinde Sakarya’nın Hendek ilçesine bağlı Karadere köyünde doğdu. Eğitim hayatına kendi köyünde başlayan Kulaber, ilköğrenimini Düzce Selamlar Köyü İlkokulu’nda tamamladı. Arifiye İlköğretmen Okulu sınavlarını kazanarak başladığı öğretmenlik yolculuğunda, 1960 yılında mezun olarak eğitim ordusuna katıldı.
Öğretmenlik görevini icra ederken mesleki gelişimini sürdüren Kulaber, Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Eğitim Yüksekokulu’nu bitirdi. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde Çankırı, Amasya, Samsun, İzmir ve Sakarya illerinde öğretmen, müdür yardımcısı ve müdür olarak uzun yıllar hizmet verdi. 14 Temmuz 1987 tarihinde, okul müdürlüğü görevindeyken kendi isteğiyle emekli oldu.
Edebiyata olan tutkusu henüz ortaokul ikinci sınıftayken yayımladığı Şelaleden Damlalar adlı ilk şiir kitabıyla başladı. Yazın hayatı boyunca basın ve yayın dünyasının içinde aktif olarak yer aldı:
Ulusal ve yerel ölçekteki pek çok antoloji, dergi ve gazetede yüzlerce makale ve şiiri yayımlanan Kulaber, Sakarya edebiyat çevresinin köşe taşlarından biri olmuştur.
Ahmet Mustafa Kulaber, Sakarya’nın kültürel iklimine en büyük katkılarından birini Sakarya Yazarlar ve Şairler Derneği’ni (SAYSAD) kurarak gerçekleştirmiştir. Beş yıl boyunca derneğin kurucu başkanlığını yürütmüş, günümüzde ise derneğin “Kurucu Onursal Başkanı” sıfatını taşımaktadır. Sakarya Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı ve Irmak dergisi gibi platformlarda, şehrin edebi kimliğinin tanıtılmasında rehber roller üstlenmiştir.
Yazarın yayımlanmış 9 ana eseri ve çeşitli çalışmaları şunlardır:
Yaşamını Kocaeli Huzurevi’nde sürdüren Kulaber, edebi çalışmalarında ve kişisel yaşamında toplumsal dayanışmanın önemini her zaman vurgulamıştır. Akşam Olurken adlı kitabının basımında Adapazarı Belediyesi, Kocaeli Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü ve Sakaryalı iş insanlarının desteğini görmüştür. 26 Aralık 2015 tarihinde, kurucusu olduğu derneğin 10. kuruluş yıldönümünde, Türk edebiyatına ve Sakarya kültürüne sunduğu katkılardan dolayı özel bir şilt ile onurlandırılmıştır.
Ahmet Mustafa Kulaber, Arifiye ruhuyla yetişmiş bir eğitimci olmasının yanı sıra, Sakarya’da edebiyatın örgütlü bir yapıya kavuşmasını sağlayan vizyoner bir isimdir. Şiirlerinde Anadolu sevgisini, çocukluk masumiyetini ve yaşamın akşam vaktindeki derinliği işler.
Benim doğduğum köyde karlı dağlar ardında Kınalı kayaların yoktu sabahı Yolları diken dikendi tozlar arasında Kağnı sesinden kusardı sokakları Ve sönerdi sabır mumları aydınlığına Beklerdi sabahında baharı
Ahşap bir evde doğmuşum Kuşların cıvıltısında Aydınlıklar bekleyen bitimli bir evrende Bir dilim ekmeğe, suya olurdu insanı muhtaç Savaşın ıslığında Bir tarihi öpmüşüz Kimi çıplak kimi aç… Ben korkulu rüyaların Pas tutmuş gecelerin sardığı insanım Tedirgin sabahında gözlerimi açarken Tüterdi tüm özlemler evrenin sinesinde Kararan gecelerde oyuncaksız her işim Coşkun akan suların süpürdüğü yerde Yalın ayak gezmişim… …
Antoloji.com “Ahmet Mustafa Kulaber” maddesinden alınmıştır (Erişim tarihi 27.02.2026)
23 Nisan 1932 tarihinde Şanlıurfa’da dünyaya geldi. 28.04.2023’te vefat etti. Mehmet Sabri Bey ve Ayşe Hanım’ın evladıdır. İlk ve ortaöğrenimini memleketi Şanlıurfa’da tamamladıktan sonra, sanata olan yatkınlığını akademik bir zemine taşımak amacıyla Yüksek Öğretmen Okulu’na girdi ve buradan Resim Öğretmeni olarak mezun oldu.
Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde öğretmenlik yaptıktan sonra, 1960 yılında askerlik vazifesi vesilesiyle Adapazarı’na geldi. Bu geliş, hayatında bir dönüm noktası oldu; şehre olan sevgisi nedeniyle bir daha Sakarya’dan ayrılmadı. 1961 yılında Neziha Hanım ile hayatını birleştiren Günaydın’ın bu evlilikten bir kız evladı dünyaya geldi.
Eğitimcilik hayatı boyunca sanatın inceliklerini öğrencilerine aşılayan Günaydın, 26 yıllık hizmet süresinin ardından emekli oldu. Ancak sanatkâr ruhu, sadece resimle sınırlı kalmadı:
Ahmet Nevzat Günaydın, düşünce dünyasının derinliğini kısa ve öz bir anlatım biçimi olan özdeyişlere (vecizeler) aktardı. Mizah ile fikri harmanladığı bu çalışmalarını “Dedik Muhabbet Olsun” başlığı altında topladı. Günümüzün karmaşık yapısını ve insan ilişkilerini keskin bir gözlem gücüyle ele alan bu eser, edebiyatın “az sözle çok şey anlatma” geleneğinin Sakarya’daki önemli örneklerinden biridir.
“Vicdanından özürlü olmak, insanoğlunun uğrayabileceği en büyük felakettir!”“Günümüzde: Belinde silahı, cebinde parası olanların yürüyüşleri ve bakışları değişik oluyor; maalesef!”
Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
Akgün Akova, 5 Şubat 1962 tarihinde Sakarya’nın Akyazı ilçesinde doğdu. Eğitim hayatına Gebze Lisesi’nde (1979) başlayan Akova, 1985 yılında Hacettepe Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. Ardından İstanbul Üniversitesi İşletme İktisadı Enstitüsü’nde yüksek lisans yaparak teknik eğitimini yönetim bilimleriyle pekiştirdi.
Edebi Yolculuğu ve Şiiri
Akova’nın edebiyat dünyasına girişi 1984 yılında Milliyet Sanat dergisinde yayımlanan ilk şiiriyle oldu. 1991 yılında yayımlanan ilk şiir kitabı Sansürttürme Şar Abüüü , onun kendine özgü, ironik ve düşsel dilinin müjdecisiydi. Şiirlerinde gerçeği hayal gücüyle harmanlayan sanatçı, edebiyat çevreleri tarafından 20. yüzyıl Türk şiirinin yenilikçi seslerinden biri olarak kabul edildi.
Çok Yönlü Sanat Hayatı
Sanatçı, sadece şiirle yetinmeyip seyahat yazarlığı, fotoğrafçılık ve radyo programcılığı gibi pek çok disiplinde eserler verdi:
Ödülleri
Eserleri birçok dile çevrilen Akova, kariyeri boyunca önemli ödüllere layık görüldü:
Şiir kitapları
Sansürttürme Şair Abüüü (1991, Cem Yayınevi) Pepetye (1992, Cem Yayınevi) Baba Bana Bağırma (1994, Cem Yayınevi) Aşk ve Kuyrukluyıldız (1997, Çınar Yayınları) Seçme Şiirler (1998, Çınar Yayınları) Sevdiğim Kadın Adları Gibi (2002, Çınar Yayınları) Yüzünden Yollar Çıkardım (2019, Kara Karga Yayınları)
Deneme kitapları
Güzel Atlar Ülkesi (1996, Çınar Yayınları) Yıkık Bir Çocuk Bahçesi Gibiydi Yüzü (1997, Çınar Yayınları) Elimi Tut Yeter (1998, Çınar Yayınları)
Fotoğraf kitapları
Bir de Baktım ki, Çocuklar… (2001, Eczacıbaşı İlaç Pazarlama) Turkey Over the Rainbow (2003, Serono) İki Şair Arasında, İstanbul (2006, Aya Kitap) Işığın Sevinci Türkiye (2006, Türk Hava Yolları) Kırlangıcın Kanadı Datça (2007, Datça Belediyesi Yayını)
Gezi kitapları
Isparta Gezi Rehberi (2005, Isparta Valiliği Yayını) Türkiye’nin En Güzel Tatil Yöreleri (2005, Novamedya Yayıncılık) Kars ‘Beyaz Uykusuz Uzakta’ (2006, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık) Sevincin Kıyısı Datça (2007, Datça Belediyesi Yayını) Gaziantep ‘Dört Yanı Dağlar Bağlar’ (2007, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık) Üsküdar’a Kadar Kastamonu (2008, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık)
Önemli ödülleri
Truva Şiir Ödülleri (1993)
Dionysos Şiir Ödülü (2003)
Dil Derneği Ömer Asım Ödülü (1998)
Kaynakça:
Antoloji.com “Akgün Akova” maddesinden alınmıştır (Erişim tarihi 27.02.2026)
Asuman Figen Tümer, 17 Nisan 1955 tarihinde Adapazarı’nda doğdu. İlk öğrenimini Adapazarı Cumhuriyet İlkokulu’nda (1965), orta öğrenimini Özel Sakarya Koleji’nde (1968) tamamladı. 1971 yılında Adapazarı Ticaret Lisesi’nden, 1976 yılında ise İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nden mezun oldu.
Tümer, çalışma hayatının önemli bir kısmını havacılık sektöründe geçirdi. 1976-1988 yılları arasında Türk Hava Yolları’nda (THY) memur ve yönetici olarak 12 yıl görev yaptı. 1990-1991 yıllarında özel bir havayolu şirketinde Uçuş Hizmetleri Müdür Yardımcılığı görevini üstlendi.
1995 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne yerleşen Tümer, burada 12 yıl ikamet etti. Bu süreçte The Best Life dergi grubu için yazmaya başladı ve grubun Amerika muhabirliğini yürüttü. 1997-2006 yılları arasında derginin Yazı İşleri Müdürü ve ardından Yayın Kurulu Başkanı olarak görev yaptı.
Öykü yazarlığına 1977 yılında başlayan Tümer, eserlerinde kullandığı duru Türkçe ve kendine özgü anlatım formlarıyla dikkat çekti. Statükocu estetiğe karşı, eskiyle yeniyi harmanlayan bir tarz geliştirdi.
Müzikle de yakından ilgilenen yazarın, 1971 yılında Cahit Oben bestelerini seslendirdiği bir albümü yayımlandı. ABD’de şan ve müzikal eğitimi aldı. 2016 yılında, 70’den fazla öyküsü Dr. Hasan Cihat Örter tarafından bestelendi. Bu çalışma, “Müzikli Öyküler” projesi kapsamında 10 Nisan 2018’de Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda dinleyiciyle buluştu.
Türk öykücülüğünü temsilen kitapları; ABD’de Ohio, New York ve Florida eyaletlerindeki üniversite kütüphanelerinde, Gürcistan’da Şota Rustaveli Üniversitesi’nde ve Türkiye’de Bahçeşehir, Özyeğin, Yıldız Teknik gibi saygın üniversitelerin koleksiyonlarında yer almaktadır.
Asuman Figen Tümer, Adapazarı’nın yetiştirdiği, uluslararası platformlarda Türk edebiyatını temsil eden ve farklı sanat disiplinlerini (edebiyat-müzik) başarıyla birleştiren çok yönlü bir değerimizdir.
| Tür | Kitap Adı | Yayınevi / Yıl |
| Şiir | Asuman | Cem Yayınları (1997) |
| Öykü | Ayarı Bozuk Çayevi | Cumhuriyet Kitapları (2000) |
|
| Gökkuşağı Tarlası | Karınca Yayınları (2019) |
| Roman | Kura’nın Şarkısı | Dünya Ağacı Yayınları (2007) |
|
| Güneş Suya Ne Söyler | Doan Kitap (2009) |
|
| Himiko (Halit Kakınç ile) | 2022 |
| Anı | Figen Apartmanı | 2022 |
Yitik Şehir
Yine döndüğümde oralara Hep aynı bulmak isterim Sokak satıcısını köşede Manavı, bakkalı eski yerinde Ustayı, çırağı tamircide Sucuyu merdivenlerde Komşularımı konuşkan, neşeyle Aynı hisleriyle…
Oysa değişmiştir zaman Değişmiştir her şey benim gibi her an Usta olmuş çırak Market olmuş köşedeki bakkal Sokak satıcısı?.. Nerelerde kim bilir?
Evler dizi dizi Bahçe içinde ne hayatlar gizliydi Yıkılmış yerle bir olmuşlar Yüksek binaları yan yana koymuşlar Herkes yabancı
Hayat yalancı… Bıraktıklarımızdan kalmamış bir iz Biz, nerelerdeyiz?
Özlüyorum seni küçük fırınım Özlüyorum seni Ali bakkalım Bahçemde bir gül vardı O bile gitmiş Sordum Kimse görmemiş… Küçücük bir fidan vardı Ben küçükken ekilmiş Tanıyamadım; “Sen Kimsin?” Dedim, “Hatırlamazsın” dedi, dallara göre eğmiş.
Kaynakça:
Biyografi.com “Asuman Tümer” maddesi (Erişim tarihi: 27.02.2026)
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri . Adapazarı: Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayını.
Aşık Deryami, 1926 yılında Artvin’in Şavşat ilçesinde, Armutlu mahallesinde dünyaya geldi. 17 Kasım 1987 yılında ise Adapazarı’nda vefat etti. Asıl adı Dursunali Erdoğan’ın mahlası Deryami’dir. Hiç okula gitme imkânı bulamamasına rağmen, kendi kendini yetiştirerek halk ozanları arasında haklı bir üne kavuşan “ümmî” bir bilgedir.
Çocukluğu çobanlık ve geçim sıkıntısıyla geçen Deryami, yetişkinlik çağında Şavşat’a gelen usta aşıkları dinleyerek bu sanata gönül verdi. Kendi çabasıyla öğrendiği saz çalma yeteneğini, usta ozan Aşık Gılmani’nin hayranlığını kazanacak seviyeye taşıdı. Gılmani, bu yeteneği ödüllendirerek çok sevdiği sazını Deryami’ye hediye etti. Aşk acısı, hasret ve yaşam kavgasıyla harmanlanan sanatı, onu geleneksel Konya Aşıklar Bayramı’nın vazgeçilmez isimlerinden biri yaptı. Burada girdiği her dalda birincilikler, madalya ve takdirnameler kazandı.
1962 yılında yolu Sakarya’ya düşen Deryami, ömrünün çeyrek asırdan fazlasını (26 yıl) Adapazarı’nda geçirdi. Şehirde dolmuşçuluktan lokantacılığa, tamircilikten esans satıcılığına kadar pek çok işte çalışarak ekmeğini taşa vurdu. Adapazarı sokaklarında elinde sazıyla şiir söyleyen bu “garip” ozana alışmakta zorlanan şehir, ona hak ettiği ilgiyi ancak ömrünün son demlerinde gösterdi. Hayatının son günlerini, dönemin belediye başkanı tarafından tahsis edilen bir evde sokaktan kurtularak geçirdi.
Deryami, sadece bir aşk ozanı değil, aynı zamanda keskin dilli bir hiciv şairidir. Onu hicve iten sebepler; toplumdaki adaletsizlik, haksızlık, yolsuzluk ve vurdumduymazlıktı. “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!” düsturuyla, üzerine düşen görevi şiirleriyle yerine getirdi. Zarif üslubu, kıvrak zekâsı ve akıcı lisanıyla halk edebiyatı geleneğine sadık kalarak hece vezniyle coşkulu eserler verdi.
| Kitap Adı | Yayın Yılı / Detay |
| Aşık Deryami | 1987 (Adapazarı Belediyesi Katkılarıyla, Halil Açıkgöz Derlemesi) |
| Gülme Zarıma | 1990 (Kültür Bakanlığı Yayınları, Halk Edebiyatı Serisi) |
Konya Aşıklar Bayramı Atışma ve İrticali Şiir Birincilikleri
Gel benim sözüme eyce dikkat et, Çok taşma kabından dursana gönül. Kıymetini bilenlere hürmet et. Arif söze kulak versene gönül.
Ömür bahçeleri olacak talan, Kim imiş burada temelli kalan? Ne kadar yaşasan ahiri yalan, Hakikat bağına girsene gönül.
Sarraf beğenecek dür olmak için, Dü cihanda yüzün nur olmak için, Yaradan yarına yar olmak için, Başın taştan taşa vursana gönül.
Vereceksin yaradana bu canı, Kıl namazın terkeylersin şeytanı, Sana düşman olan nefsin gerdanı, Çalışıp genç iken kırsana gönül.
Deryami meylini sen bağla dine, Çok havadan gider iner zemine, Resül-i Ekrem’in kurduğu bina, Gençliğinde çalış ersene gönül.
(Şavşat 1954) (Aşık Deryami, Haz. Halil Açıkgöz, Sh.117
Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet döneminde Sakarya’da Türk edebiyatı . Adapazarı: Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri . Adapazarı: Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayını.
Yusuf CİNAL. Deryami : Aşık Dursunali Erdoğan.
Aşkım Akyıldız, 15 Nisan 1967 tarihinde Adapazarı’nda doğdu. Sanat dünyasında tam adı olan Aşkım Önenoğlu Akyıldız ismiyle tanınır. Edebiyatı resim ve heykel sanatı ile birleştiren sanatçı, günümüz Türk sanatında disiplinlerarası üretimin özgün temsilcilerinden biridir.
Akyıldız, geleneksel malzemeleri modern bir estetikle yorumlamasıyla dikkat çeker:
Edebiyat dünyasına 1990 yılında yayımlanan Kör Mavi adlı şiir kitabıyla adım atan Akyıldız, şiirlerinde doğrudan bir deyişi ve özgün bir sesi tercih eder.
| Tür | Kitap Adı |
| Şiir | Kör Mavi (1990) |
| Şiir | Rüzgârın Gölgesinde Saklı Aşkım (2006) |
| Şiir | Gül Soyunur Kokusu Bende Kalır (2013) |
| Şiir | Zaman İpektendi (2013) |
| Şiir | Yaz Aşkı Sorar (2015) |
| Şiir | Gitmeden Söyle (2017) |
| Şiir | Sitemim Lal 2024) |
Aşkım Akyıldız, Sakarya’nın yetiştirdiği “çok yönlü sanatçı” profilinin en estetik örneklerinden biridir. Onun sanatında şiir bir resim gibi izlenir, bez heykeller ise adeta birer mısra gibi okunur. Sanatçının kullandığı ‘soyut dil’, Sakarya edebiyat atlasına farklı bir derinlik katmak tadır.
https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/askim-akyildiz
Hayatın geçiciliği ve ölüm
Resim ve şiirle geçeriz zamanın önünden Hayata gösterdiğim özen, ölümü bildiğimden Dedem giderken yanına Birikmiş ay manzarasıyla Karanfil kokusu aldı Kalanlar en çok onun gülmelerini hatırladı Ardından babam gitti Eksildi nem çimenden Çatımız yıkık Yalnızdık İçimdeki mavi coştukça Yüzer gemileri o günlerin Beni seyrettiğini bilirim Bir akşam üstü Ölmüş büyüklerimin Eskimeyen yok olan Tek oyuncağımızdı Alacalı Çomar Ölüm kaybolmakta Ölüm Yeni dost aramak (Gül Soyunur Kokusu Bende Kalır)
2 Mart 1964 tarihinde Adapazarı’nda doğdu. İlk öğrenimini bu şehirde tamamladıktan sonra İstanbul Erenköy Kız Lisesi’ni ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Edebiyat dünyasına girişi, üniversite yıllarında çıkardığı dergiler ve yazdığı ilk öykülerle oldu.
Yayıncılık ve Medya Kariyeri
Ayfer Tunç, yazarlık kimliğinin yanı sıra Türk yayıncılık dünyasında önemli sorumluluklar üstlenmiş bir isimdir:
Tunç, modern Türk edebiyatında toplumsal belleği, aile yapısını ve bireyin derin yalnızlığını (“dünya ağrısını”) en iyi çözümleyen kalemlerden biridir:
1989 yılında “Saklı” adlı öyküsüyle Yunus Nadi Kadın Konulu Öykü Ödülü’nü, 2003 yılında ise Türkiye’nin bir dönemine ayna tutan Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek adlı eseriyle prestijli Balkanika Edebiyat Ödülü’nü kazandı.
| Tür | Eser Adı | İlk Yayın Yılı |
| Roman | Kapak Kızı | 1992 |
|
| Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi | 2009 |
|
| Yeşil Peri Gecesi | 2010 |
|
| Suzan Defter | 2011 |
|
| Dünya Ağrısı | 2014 |
|
| Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura | 2018 |
|
| Osman | 2020 |
|
| Kuru Kız | 2022 |
|
| Annemin Uyurgezer Geceleri | 2025 |
| Öykü | Saklı | 1989 |
|
| Mağara Arkadaşları | 1996 |
|
| Aziz Bey Hadisesi | 2000 |
|
| Taş – Kağıt – Makas | 2003 |
|
| Evvelotel | 2006 |
| Anlatı / Yaşantı | Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek | 2001 |
|
| Ömür Diyorlar Buna | 2007 |
|
| Memleket Hikâyeleri | 2021 |
| Araştırma | İkiyüzlü Cinsellik (Oya Ayman ile) | 1995 |
| Senaryo | Düş, Gerçek, Bir de Sinema | 1995 |
|
| Usta | 2008 |
|
| 72. Koğuş | 2011 |
Saklı
“Arkasından bakardım. Bakardım da, o büyük yabancılığın böyle bir şehirde hüzün olup gülünç görünmesini anlayamazdım. Çocuktum o zamanlar, paytonların fayton olduğunu, çok sonra, kitaplardan öğrendim.” Ayfer Tunç / Saklı
Geçmiş Zaman
Basarken mevsimlerin tuşlarına ağır ağır Tiz bir ses yükseldi hatıralardan; Sırçadan can evimi sardı mavi alevler Tunç avizelerin loş ışığı altında Altın tastan içerken zamanı. Götürdü hafızamı yeşil bir kuş Yorgun anılarına gençliğimin.
Kımıldanır can alıcı yerimde bir karayılan Bağrıma bir darbe indirir ansızın. Takunya sesleri arasında bir şarkı tutturulur Bir önceki evin penceresinden. Daha önceki evde eğri bir plâk Aşk hikayeleri söyler şarkılar arasında. Şarkılar, şarkılar, süregiden şarkılar… Nihayet yıllar öncesinden bir türkü gelir aklıma Başlar mırıldanmaya solgun dudaklarım Ve ardından derin bir sessizlik.
Yine vagonlar geçer ardı kesilmiyen Zaman lokomotifinin arkasından Ve yolcular arasında ben… Ayfer Tunç/ Geçmiş Zaman
Ayfer Tunç, Adapazarı’nın sokaklarından süzülüp gelen çocukluk gözlemlerini, dünya edebiyatı standartlarında bir derinlikle kurguya dönüştürmüştür. Özellikle eserlerinde işlediği “şehirli hüzün” ve “aidiyet” temaları, Sakarya’nın edebi kimliğinin modern yüzünü temsil eder.
1949 yılında Adapazarı’nda doğdu. İlk öğrenimini Kasımpaşa ve Adapazarı’nda tamamladıktan sonra 1967’de Kuleli Askeri Lisesi’nden, 1971’de İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Şair, tedavi gördüğü hastanede 30 Kasım 2025 tarihinde vefat etmiştir.
Hızıroğlu’nun hayatı, inandığı değerler uğruna verdiği mücadelelerle şekillenmiştir:
İlk şiiri 1962 yılında, henüz 13 yaşındayken Adapazarı’nın yerel gazetesi Gürses’te yayımlandı. Şiiri; estetik, toplumsal ve tarihsel bir örgütlenme olarak gören Hızıroğlu, “Toplumcu-Gerçekçi” çizginin modern bir temsilcisi olmuştur.
Aziz Kemâl Hızıroğlu, ardında şiir, roman ve deneme türlerinde geniş bir külliyat bırakmıştır:
| Tür | Eser Adı | Yayın Yılı |
| Şiir | Hoşgeldin Dokunmaya | 1989 |
|
| Hazırlıksız ve Yalnız | 1992 |
|
| Saprofit / Ebrucu | 1996 |
|
| Okyanus Eskiz’i Şeyler / Usulca / Yaşandınız Öldünüz | 1998 |
|
| Şebnem | 2000 |
|
| Beyaz da Bitti | 2002 |
|
| Seçme Şiirler | 2003 |
|
| Mühür | 2004 |
|
| Göndere Çekilen Karanfil | 2005 |
|
| Tay Sökünü | 2006 |
|
| İnsan Neresi | 2009 |
|
| Trajedi Koğuşu | 2011 |
|
| Kana Yüzüm | 2016 |
|
| Sızıltı | 2018 |
| Roman | Tabanımdaki Çamur | 1996 |
| Deneme | Şiir, Aşk ve Devrim | 2012 |
|
| Karanfil Taşıyan Atlılar-I | 2014 |
Balkanlı bir müslümanın adapazarı seramiği kırılacak görünüyor, varsıl düşleri unutulmayan beş çocuklu tek odalı hacıhüsrev eşiklerinde… Nasıl bulur bir başka hayatı yaşlılık büyücüsüne devredilen yakacık zamanına? Menekşe seven balkonların tanıklığında dolapdere’li nihavent akşamlara çakılı hasret. Akran telaşı, komşu gizi, karabasan, evlat uzaklıkları: Küskünlük, umarsızlık, ‘ben’ çöküşleri… Hepsini tek düşe dönüştürmüş annemin kül çekmeceleri.
Artık yer sofrasına sığmıyor çocuklar. Çocuk da kim, çocuk ner’de? Herkes kendi yanlışının peşinde ruh yaşlandırıyor. Kaç yıldır yeni fotoğraf yok beş çocuğun ortasında. Sarılık renklenememiş bir harita gibi ebemkuşağı kovalıyor. Her kaçış ölmüş bir kocanın din inadına çarpıyor aynı kapıda. Yalnızlık el bombası, ıssızlığa düşüyor. Patlamayı unutup, katlanmayı unutup onu seviyormuş gibi yapıyor.
Hüzün kırılıyor, çenesi kırılıyor, umudu kırılıyor. Umar yüreğine tutunuyor kırılırken: Düşük hüzün, düşük çene, düşük umut ve kaç düşük çocuk. Yakın kan bağı. Bağ gidiyor kan kalıyor. Annem evham ve kokular kölesiydi, öyle kalıyor. Her yer börtü böcek. Börtü böcek ve bütün inançlar sabah ölüp akşam diriliyor. En uzun ibadet yatsı vakti bir mağara uçuşu. Duvardan duvara hayırdua. Sonra rutubet, üşümeler, küf… Üç ayaklı çiçekliğin ardına saklanmış torun yüzleri. Ah! Onlar da olmasa, onlar da olmasa sanki taş devri… Annemin ruhu: Konuksuz ev. Kesik telefon. Hangi tanrı irem vaadiyle, sızsa kapı altından ulaşamıyor yalnızlığın görkemli tahtına. Annem uzak sığınakta yaralı asker izi bulunamıyor…
1960 yılında Sakarya’nın Sapanca ilçesinde doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Sapanca’da tamamladı. Eğitim hayatı boyunca otomotiv, işletme, iktisat ve sinema-televizyon gibi farklı disiplinlerde öğrenim gördü. Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü mezunu olan Karaağaç, bu teknik birikimini sanatsal çalışmalarıyla harmanladı.
Karaağaç, profesyonel kariyerini yerel yönetim ve toplumsal fayda odaklı projeler üzerine kurmuştur:
Şiir, öykü, oyun yazarlığı ve yönetmenlik gibi pek çok alanda üretim yapan Karaağaç, aynı zamanda profesyonel bir fotoğrafçı ve bulmaca hazırlama uzmanıdır.
| Tür | Eser Adı |
| Şiir | Sanrım, Sanırım |
| Tiyatro / Sinema | Çeşitli oyun yazarlığı, yönetmenlik ve oyunculuk çalışmaları |
| İnceleme | Yerel basın ve dergilerde sanat ve kültür yazıları |
Bir Mısra / Bir Bakış
“Aşk özgürlüktür; gölün kıyısında bir martının kanat çırpışı gibi hür, tarihin derinliğinde bir çınarın gölgesi kadar vakur…”
Güz Faytonları
Bana kaş göz etme güzelim Hoyrat bir yüreğim var, Gümrükönü’nde kuşlar Gözlerime giz kakışlar. Seni Uzun Çarşı’da düşürdüm kentimin çetelesinden Yaşlı bir aktarın sözlerinde ıhlamur çiçekleri, Yüreğine zedelenmiş yürüyüştü adımlarım Üzüncün halısını dokurum tenhalığıma: Eski zamanlardan akıp giden nehrime sızarım, Sonra savruluşum gelir aklıma Beşköprü dolaylarında bir efsaneye Kemerlerle tanışım eskil bir aşkın tarihinden, Şimdi hangi sokak benim umarsızlığım… Hangi gülüş senin belirsizliğin… Bana kaş göz etme güzelim Dargın mevsimimden sana bakamam, Çark’ta kaybettim gözlerini Bulvar’da ararım beni bulamam. Hep uzayan saçlarının tarihiydi Ada’da zaman Görkemli ürperişlerin güz fotoğraflarında Şenlik günlerimde çocukluğuma koşan faytonlar, Kaçırırdım trenleri kimbilir kaçıncı kez sisli istasyonda Çınar yapraklarında birikirdi senden çizdiğim şarkılar: Al! İşte sana sunuyorum Çıracılar’da aydınlık sabahları Alçalıyor Akova’da som kanatlarıyla gün… Açılıyor kentimin çapaksız göz kapakları tüm!
1944 yılında Sakarya’nın Karasu ilçesinde dünyaya geldi. Teknik eğitime olan yatkınlığıyla 1963 yılında Meslek Lisesi Elektrik Bölümü’nü bitirdi.
Adleyba, 1969 yılında gittiği Almanya’da 15 yıl boyunca endüstriyel sahalarda çalıştı.
Şiir yazmaya henüz lise yıllarında (1962), ağabeyinin etkisiyle başlayan Adleyba, duygusal yoğunluğu yüksek eserleriyle tanındı:
Sakarya’m
Sakarya’m Afyon Balat Yaylası, senin zemzem kaynağın Tıpkı “S” harfi gibi, döne döne akarsın. Öyle uzun ki boyun, Karasu’da ayağın. Sen güçlü, sen azimli, sen dağları aşarsın.
Dereleri, çayları, koltuğuna alarak Yazın sessiz, kışında akarsın çağlayarak.
Bir karıncadan tutta, milyonlarca insana Sen hayat kaynağısın, sen bir veli nimetsin Seni anlatmak için, ne yazsam azdır sana Sen aşsın, sen rızıksın, bereketsin, rahmetsin
Ne güzel de akarsın, bak aheste aheste Vurduğun kaşta şarkı, söyler yaparsın beste.
Her yıl haziran ayı, kurtuluş yıldönümün Seni canı gönülden, coşkuyla anıyoruz Biz ölsek bile senin, mümkün değil ölümün Altın harflerle seni, tarihe yazıyoruz.
Sen nesilden nesile, kıyamete dek varsın Elli dördüncü ilim, Maltepe’m, Sakarya’msın.
On yedi ağustosta, bir felaket yaşadın. Yer yerinden oynadı, notası belli değil. Nerdeyse haritadan, siliniyordu adın. Öyle bir fay hattı ki, rotası belli değil.
On binlerce şehidin, üç katı yaralı var. Bu acıya dayanmaz, ne dağlar ne de taşlar.
1948 yılında Adapazarı’nda doğdu. Tüccar bir babanın oğlu olan Cüneyd Suavi asıl adı Şükrü Şumnu’dur. Babası Süleyman Efendi, annesi Mediha Hanım’dır. İlk öğrenimini Sabihahanım İlkokulu’nda, orta ve lise eğitimini ise Adapazarı’nda tamamladı. Sanata ve mimariye olan tutkusu onu İstanbul’a taşıdı; Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (Devlet Güzel Sanatlar Akademisi) Yüksek Mimarlık Bölümü’nden mezun oldu.
Mimarlık alanında bilim doktoru unvanını alan Şumnu, kariyerini Sakarya’nın akademik inşasına vakfetti:
Yazın hayatında Cüneyd Suavi müstear ismini kullanan yazar, özellikle 1982 yılında Zafer dergisinde yayımlanan “Davulcu” adlı öyküsüyle geniş kitlelerce tanınmaya başlandı.
Cüneyd Suavi’nin 40 yılı aşkın süredir onlarca baskı yapan geniş külliyatı:
| Kategori | Öne Çıkan Eserler |
| Öykü | Hayatın İçinden (1-2-3), İki Çuval Altın, Sevgi Hikâyeleri, Baldan Tatlı Öyküler. |
| Roman (Çocuk/Genç) | Ali’nin Seccadesi, İmdat Âşık Oldum!, Kesilen Gitar (Otobiyografik). |
| Dini İnceleme | İki Cihan Güneşi: Peygamberimiz, Peygamberler Tarihi, Gül Kokulu Resulden Mucizeler. |
| Mizah / Zekâ | Kırk Gram Tebessüm, Hazır Cevaplar (Selim Gündüzalp ile), Allah’ı Bildiren Bilmeceler. |
| Sinema / Senaryo | Kısa Metrajlı Filmler İçin Senaryolar. |
4 Mart 1977 tarihinde Sakarya’nın Geyve ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Adapazarı’nda tamamladıktan sonra, 1999 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. “Yahya Kemal ve Ahmet Haşim’de Güzellik Algısı” üzerine yaptığı yüksek lisans çalışması, onun şiirindeki estetik derinliğin akademik temellerini oluşturdu.
Ercan Yılmaz, edebiyatı sadece kâğıt üzerinde değil, sosyal bir eylem olarak da hayata geçirmiştir:
Yılmaz’ın eserleri, geleneksel Türk şiirinin imge dünyası ile modern anlatının imkânlarını birleştirir:
| Tür | Eser Adı | Yayın Yılı |
| Şiir | Âherli Zamanlar / İncire Yemin / Nûrusiyâh / Kaplanın İşaretleri | 2002 – 2019 |
| Roman | Altın Çayırlar / Lili ya da Bir Hayâl Hakikati | 2020 – 2022 |
| Deneme | Ada Defteri / Rüzgârın Aynaları / Lirik Futbol /Ada’da Zaman | 2012 – 2025 |
| Hikâye | Cüz Gülü’nün Kokusu / Bal Bebeği Limon’un Hikâyeleri | 2013 – 2022 |
| Anlatı | Ankesörlü Martı / Şark Ekspresi ya da da da | 2023 – 2025 |
https://tr.wikipedia.org/wiki/Ercan_Y%C4%B1lmaz
1930 yılında Adapazarı’nda, idealist öğretmen bir anne ve babanın evladı olarak dünyaya geldi. Çocukluğu, babasının başöğretmenlik yaptığı Marmara bölgesinin çeşitli ilçelerinde geçti. 1948 yılında Kabataş Erkek Lisesi’ni birincilikle, 1954 yılında ise İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirerek meslek hayatına başladı. Mayıs 2024’te vefat etti.
Dr. Atabek, tıp doktorluğunun ötesine geçerek Türkiye’nin sosyal dokusunu inceleyen bir rehber haline gelmiştir:
Atabek’in asıl uzmanlık alanı, modernleşen Türkiye’de değişen aile yapısı ve gençlik sorunlarıdır:
| Kategori | Öne Çıkan Kitaplar |
| Toplumsal Analiz | Kışkırtılmış Erkeklik-Bastırılmış Kadınlık, Kendi Yurdunda Sürgünsün, Modern Dünyada Değişen Değerler. |
| Gençlik & Aile | Kuşatılmış Gençlik, Gençlik Duvarları Yıkıyor, Cinsellikten İkmale Kalmak, Erken Büyüyen Çocuklar. |
| İnsani Değerler | İnsan Sıcağı, Sözüm Sanadır, Bizim Duygusal Zekamız, Belki de Sensin. |
| Mizah | Sıpa Koleje Gidiyor. |
Fark Yaratanlar – Erdal Atabek
1 Mart 1920 tarihinde Sakarya’nın Geyve ilçesinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Geyve Kâzımpaşa İlkokulu’nda tamamladıktan sonra Bursa Tophane Meslek Lisesi’nde parasız yatılı olarak okudu. Ankara Eğitim Fakültesi’nden mezun olan Ersavaş, Edremit, Uşak ve İstanbul’daki teknik liselerde uzun yıllar öğretmenlik yaparak binlerce öğrenci yetiştirdi. 1 Ekim 2012 tarihinde, 92 yaşında İstanbul’da vefat etti.
Fahri Ersavaş, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının lirik ve hamasi sesini temsil eden dergilerde aktif rol almıştır:
Ersavaş, sadece kendi şiirleriyle değil, Türk tarihinin dönüm noktalarını şiirleştirmiş şairleri bir araya getirdiği devasa antolojileriyle de tanınır:
| Tür | Kitap Adı | Notlar |
| Şiir | Kırçiçeği / 100. Yıl’a Şiirler | Gençlik ve vatan temalı ilk eserleri. |
| Şiir | Sularda Yüzen Dallar | Şairliğinin olgunluk dönemi eseridir (1996). |
| Antoloji | Hamâsî Türk Şiiri Antolojisi | Türk kahramanlık şiirlerinin geniş külliyatı. |
| Antoloji | Çanakkale Geçilmez | Çanakkale ruhunu şiirle ölümsüzleştiren çalışma. |
| Antoloji | Kıbrıs Şiirleri Antolojisi | Kıbrıs davasına edebiyat penceresinden bakış. |
https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/fahri-ersavas
01.12.1959 yılında Sakarya’nın Kaynarca ilçesi, Okçular Köyü’nde doğdu. İlk öğrenimini köyünde (1971), orta öğrenimini Kaynarca’da (1974) tamamladı. Lise eğitimini parasız yatılı olarak Adapazarı İmam-Hatip Lisesi’nde (1978) aldı. İTÜ Sakarya Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi’nden 1982 yılında Endüstri Mühendisi olarak mezun oldu.
Kültür Sanat Yöneticiliği ve Kamu Hizmeti
1985 yılında Adapazarı Belediyesi’ne mühendis olarak giren Tuna, kariyerini teknik hizmetlerden ziyade kültür ve sanat yönetimine yönlendirdi.
Edebi Kimliği: “Portrelerin Efendisi”
Fahri Tuna, modern Türk edebiyatında “portre” türünün yaşayan en önemli temsilcilerinden biri kabul edilir. Yazın hayatındaki özgün üslubu şu özelliklerle ayrışır:
Eserleri
Fahri Tuna, Sakarya’nın yetiştirdiği değerleri ve mekanları ölümsüzleştiren geniş bir külliyata sahiptir:
| Kategori | Öne Çıkan Eserler |
| Portre Kitapları | Akşamın Aydınlığında Portreler (2010), Yaşa’yan Portreler (2015 1. Baskı, 2019 2.Baskı), Kırk Güzel İnsan (2017 1.Baskı, 2018 2.Baskı), Osmanlı Medeniyetinin İzinde 40 Şehir Portresi (2019 1.Baskı, 2020 2.Baskı). |
| Araştırma Kitapları | Sakarya Şairleri (2000 1.Baskı, 2010 7. Baskı, antoloji), Adapazarı Yazıları (2007, şehir kültürü), Aynalıkavak Yazıları (2011, şehir kültürü, TYB 2011 Yılın Şehir Kitabı Ödülü verildi), Eğri Oturup Doğru Konuşalım (2015, söyleşi), Sakarya Türkmen/Manav Sözlüğü (2018, araştırma). |
| Biyografi Kitapları | Gül Sancılı Adam; Faik Baysal (2006), Şarkıların Nabzındaki İsim; Halit Çelikoğlu (2008), Ülkesine Adanmış Bir Ömür; Numan Yazıcı (2011), Önden Giden Atlılar (2012), Kırkikindi (2014, otobiyografi), Yaşayan Nasreddin Hoca; Hâfız Hasan Çolak (2014), Bilge Hekim; Sadık Canlı (2017). |
Ödülleri:
GAP (Güneydoğu Anadolu) için hazırladığı ve uyguladığı Akademi-GAP, Akademi-Mardin türü projeleriyle, TÜGED tarafından “2010- Yılın Kültür Adamı” seçildi. Aynalıkavak Yazıları kitabıyla, “2011- TYB (Türkiye Yazarlar Birliği ) ‘Yılın Şehir Kitabı Yazarı” ödülüne lâyık görüldü.
Kaynakça:
Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet döneminde Sakarya’da Türk edebiyatı . Adapazarı: Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
https://www.tyb.org.tr/yazar-fahri-tuna-portre-edebiyatinin-gelecegini-cok-aydinlik-goruyorum-67987h.htm (Erişim tarihi: 27.02.2026).
1922 yılında Adapazarı’nın Tığcılar Mahallesi’nde dünyaya geldi. Asıl adı Mustafa Faik Baysal’dır. Tüccar Mustafa Efendi ile Ferdane Hanım’ın evladı olan Baysal, doğar doğmaz annesini kaybederek öksüz kalmış; çocukluğunu “Haminnem” dediği babaannesinin şefkatiyle Adapazarı sokaklarında geçirmiştir. Bu erken kayıp ve yalnızlık, onun tüm edebi külliyatının duygusal zeminini oluşturmuştur. 9 Aralık 2002’de vefat eden Faik Baysal, Topkapı Merkezefendi Mezarlığı’nda yatmaktadır.
Altı yaşında eğitim için İstanbul’a amcasının yanına gönderilen Baysal’ın hayatı, kökleri Adapazarı’nda kalsa da İstanbul’da şekillendi:
Faik Baysal, İstanbul’da yaşamasına rağmen ruhunu ve kalemini hiçbir zaman Adapazarı’ndan ayırmadı:
Faik Baysal, ardında 34 telif ve 43 tercüme eser bırakmış “velut” (üretken) bir kalemdir:
| Tür | Öne Çıkan Eserler |
| Roman | Sarduvan (1943), Rezil Dünya (1955), Drina’da Son Gün, Küçük İnsanlar, Ateşi Yakanlar, Voli, Madam Bambu (2002). |
| Öykü | Perşembe Adası (1955), Sancı Meydanı, Nuni, Militan, Tota, Güller Kanıyordu, Kırmızı Sardunya, Ilgaz Teyze Öldü. |
| Şiir | İlk Defa (1957), Beyaz Şiirler (1984), Ayın Ucunda (1994), Gül Sancısı (2001). |
| Senaryo | Kavanozdaki Adam. |
Faik Baysal, Adapazarı’nı sadece bir mekan olarak değil, bir “insanlık durumu” olarak edebiyatımıza kazandırmıştır. O, Saint Joseph’in aristokrat kültürü ile Sakarya’nın bostanlarındaki çamuru aynı potada eritebilmiş nadir bir entelektüeldir.
“Koynundan kocaman bir ekmek parçası çıkardı, zorla e-lime tutuşturdu. Kupkuru parmaklarıyla yanağımı sıvazladı.-Yemene bak oğul, yemene, dedi. Hadi hadi, ne var utanacak bunda sanki? Açlık senden utansın. Seni aç bırakanlar utansın senden.Nerede ağlayacaktım ben de. Tulum’la aramızda geçenlerionu anlatamazdım ya.-Sağ ol teyze, sağ ol. dedim sadece.-Seni de mi sopayla dövdü köpek?-Hayır. iple dövdü, düğümlü iple.-Vay namussuz vay. Ne vicdansız herifmiş yahu. Sen ne yaptın? Korumadın mı kendini?-Korudum ama üç kişiydiler.-Uh ayı bokları uh! Üç kişiydiler ha? Maksut gibi namussuz biri daha varmı ki Sarduvan’da? Bütün köye borcu var be. bütün köye. Bir de kalkmış elin evladını dövüyor düğümlü iple hiç sıkılmadan. Otur oğul. otur şuraya hele. Ayakta yemek çok günah. Şeytan çarpar sonra.Duvarın dibine çömeldim, aç kurtlar gibi kemirmeye başladım yavan ekmeğimi. Mutluluğum çok kısa sürmüştü Tulum Hamis’in kıçı yüzünden. Eski günlerime dönmekte benim hiçbir suçum yoktu. Beni öldürse de bal börek uğruna bir kuburda yaşamayı göze alamazdım. Yine hak etmeden elime gelen bu kupkuru ekmek parçası onun bacakları arasındaki yangını söndürmekle elde edeceğim ekmekten daha tatlı. insana daha çok yakışanıydı. Düşmüştüm, sürünüyordum, ama beni arayanlar apışaralarında ya da kubur deliklerinde bulamazlardı hiçbir zaman. Ben bunları düşünürken sıcacık elleriyle başımı avuçladı.Inctimekten korkuyormu,ş gli oei sevp oksadi ince ince.– Nereye gidiyorsun şimdi oğul? diye sordu.Sapsarı bir toprakla örtülü tepenin aşağısında bir kuş öttügu ggll. Otlarn arasindan sapsan bir kertenkele süzüldi. du-vara hızla tırmandı. Bana baktı. Kalbi küt küt atyordu. Döndü bir deliğe girip kayboldu. Kocaman bir yaprak vurulan bir kuş gibi döne döne düştü. Çürük ısırgan kokan havayı bir kanat sesi sarstı. Kıpkırmızı. uzun gagalı bir kuştu. Selvilerin arasından kurşun gibi gökyüzüne fırladı.-Nereye gittiğimi bende bilmiyorum, dedim. Aklım nereye eserse oraya gideceğim.-Evin yok mu senın!-Yok.-Ne iş yaparsın sen?-Ne olsa yaparım.– Öyleyse gel benimle Sarduvan’a.-Neye?-Bir iş buluruz sana orada. Kocamı çok sayar herkes. Ne yapar eder bir işe yerleştirir seni Allah’ın yardımıyla. Korkma bir daha aç kalmazsın hiç.-Kocan kim senin teyze?-Meram, belki görsen tanırsın. Fukara babasıdır fukara.Allah her kadına onun gibi koca versin. Bugüne kadar hiçbir kötülüğünü görmedim. Ha bak, şimdi geldi aklıma. Biz de a-damsız kaldık bu yakında. İyi oldu bu. çok iyi oldu. Dua et Allah in sevgili kuluymuşsun. Bizim bostan hepimize yeter. Sen de bizimle çalışır, yer içer. yan gelirsin oğul. Ondan sonra da Maksut a verirsin bir gün ağzının payını. Ben de öz anan gibi bakarım sana. Dünyada ahrette yere komam seni.”Faik Baysal / Sarduvan
Unutamıyorum
-1920-
Yeni Cami imamı sırtından bıçaklanmış, Kan ağlıyor güller Belediye Parkı’nda, Sapanca kıpkırmızı akıyor çeşmelerden, Boşnak kızları mum mum, Yaprak yaprak Adapazarı Çarkı’nda… Yunan, Kaymakam Bey’i süngülüyor, Gözlerinden yaşlar. Yırtık çoraplarından yıldızlar dökülüyor… Başında fes, ayağında kınıp, Bir oraya bir buraya sallanıyor ipin ucunda, Gözleri kocaman, gözleri zıpzıp zıpzıp… Anam yerlerde yatıyor uzun uzun, Sağ avucumda ekşimikli ekmeğim, Kesik ayaklarını unutamıyorum.
-1921-
Ablalar, analar, bacılar, Yatak yorgan Hasırcılar Boyu’nda, Ay bir Çingene Yemenisi, Kurşuna dizilmiş Sakarya Suyu’nda… Kalbim kamış kamış Erenler Tepesi’nde, Üveyikler gibiyim yumu yumu, İçimde karga karga Pamuk Osman Çıkmazı, Cebimde bir avuç süpürge tohumu… Nal seslerinde kırbaç kırbaç haydutlar, İçimde, dışımda, Bulutlar, bulutlar, bulutlar… Melen Suyu’na düşüyorum gecelerden, Yıldızlar ağzıma doluyor kum kum, Yunan kovalıyor gece gündüz acımasızca, Top seslerini unutamıyorum.
Kaynakça:
30 Eylül 1977 tarihinde Adapazarı’nda doğdu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Biyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Fen bilimleri alanındaki akademik arka planına rağmen edebi dünyada kendine özgü, mistik ve naif bir ses inşa etti. Hem bir memur titizliğiyle hem de bir sanatçı duyarlılığıyla yazı hayatını sürdürmektedir.
Fatma Çolak, edebiyat dünyasına 2005 yılında yayımlanan “Fe Şiirleri” ile güçlü bir giriş yaptı. Şiirleri; Dergâh, Ayvakti, Türk Edebiyatı, Yolcu ve Nihayet gibi Türkiye’nin köklü dergilerinde yer buldu:
Çolak, sadece bir şair değil, aynı zamanda dünya edebiyatının en zorlu metinlerini Türkçeye kazandıran yetkin bir çevirmendir:
| Tür | Kitap Adı | Yayın Yılı |
| Şiir | Fe Şiirleri / Su Güncesi | 2005 – 2010 |
| Şiir | Arz-ı Hâl: Suya Bırakılan Şiirler | 2008 |
| Şiir | Kalbimizde Bir Mevsim | 2014 |
| Çeviri (Tiyatro) | Kral Lear / Othello / Macbeth | 2007 – 2014 |
| Çeviri (Roman) | Dorian Gray’in Portresi /Yeter! Genetik Mühendisliği ve İnsan Doğasının Sonu | 2013 -2006 |
| Editörlük | Kadınların Şehirleri | 2016 |
“Fatma Çolak Asan, ODTÜ’lü bir biyologun rasyonalitesini, Shakespeare çeviren bir mütercimin diliyle ve ‘kalbimizde bir mevsim’ saklayan bir şairin kalbiyle birleştirir. O, Sakarya edebiyatının dünyaya açılan zarif pencerelerinden biridir.”
https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/fatma-colak
1934 yılında Sakarya’nın Yukarıdere köyünde doğdu. Arifiye İlköğretmen Okulu’ndaki eğitiminin ardından kamu hizmetine atıldı. Düzce Cumhuriyet Savcılığı ve İstanbul Adliye Sarayı Ağır Ceza Mahkemesi’nde yazı işleri müdürlüğü ve başkatiplik görevlerini yürüttü. 1981 yılında emekli olana dek adliye koridorlarındaki “insan hikâyelerini” mısralarına ilmek ilmek işledi. 29 Ağustos 2012 tarihinde aramızdan ayrıldı.
Halit Çelikoğlu, Türk müziğinin son 50 yılına damga vuran 1200’den fazla eserin arkasındaki asıl edebi güçtür:
Şiirleri 1960’tan sonra edebiyat dergilerinde düzenli olarak yayımlanan Çelikoğlu, şarkı sözlerinin ötesinde derinlikli bir şairdir. Eserlerinde sevgi, hasret ve hüzün temalarını halkın anlayacağı yalınlıkta ancak sarsıcı bir derinlikte kullanmıştır.
| Kitap Adı | Yıl | Tür |
| Sevgi Damlacıkları | 1965 | Şiir |
| Yitik Gözler | 1968 | Şiir |
| Donuk Sevgi | 1969 | Şiir |
| Sisli Umutlar | 1971 | Şiir |
| Bir Sevgi İstiyorum | 1984 | Şiir |
| Sevgi Pınarı | 1992 | Şiir |
“Halit Çelikoğlu, gündüzleri Ağır Ceza Mahkemesi’nin soğuk tutanaklarını tutarken, geceleri Türkiye’nin en sıcak ve en yanık sevda şarkılarını yazan bir mucize adamdır. Onun mısraları, Sakarya’nın bir köyünden çıkıp Türk insanının kederine ve sevincine tercüman olmuştur.”
Halit Çelikoğlu, Sakarya’nın yetiştirdiği “ulusal marka” isimlerin başında gelir. Onun vefatının ardından hazırlanan ‘Şarkıların Nabzındaki İsim’ (Fahri Tuna) biyografisi, usta şairin aziz hatırasını şehrin hafızasında diri tutmaktadır.
Tuna, F. (2008). Şarkıların Nabzındaki İsim; Halit Çelikoğlu. Adapazarı: Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
https://yerelkultur.org/halit-celikoglu-kimdir/
https://www.musikiklavuzu.net/?/blog/bestekarlar/halit-celikoglu-1934-2012
1957 yılında İzmit’te dünyaya geldi. 1981 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirerek başladığı akademik serüveninde; Mimar Sinan Üniversitesi’nden Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’ne kadar pek çok kurumda dekanlık, enstitü müdürlüğü ve bölüm başkanlığı gibi kritik görevler üstlendi. 2002-2010 yılları arasında Sakarya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde görev yaptı. FSMVÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü müdürlüğü yaptı (2012-2018). TDK Bilim Kurulu Üyeliğinde bulundu (2013-2016). Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nde Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Müdürü olarak görev yaptı (2019-2022). Hâlen Beşeri ve Toplum Bilimleri Faültesi’nda Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı olarak görevini sürdürmektedir (19 Şubat 2024-).
Hasan Akay, sadece bir edebiyat tarihçisi değil, metnin ruhuna sızan bir “yapıçözüm” ustasıdır:
Akademik disiplini sanatçı duyarlılığıyla birleştiren Akay, şiirlerinde metafizik bir derinlik ve tarihsel bir bilinç sergiler:
| Kategori | Öne Çıkan Kitaplar |
| Eleştiri & Kuram | Şiiri Yeniden Okumak, İzleri Temizlemek, Bütüncül Düşünmek, Anlamın Çağrısı. |
| Edebiyat Tarihi | Servet-i Fünûn’un Şiir Estetiği, Cenab Şahabeddin, Tevfik Fikret. |
| Şiir | Gökkuşağı Alnım, Ay Dervişleri, Kahire Şiirleri, Ayasofya Konuşuyor Yalnız. |
| Şehir & Kültür | Fatih’ten Günümüze Şairlerin Gözüyle İstanbul (2 Cilt). |
https://hakay.fsm.edu.tr/
1964 yılında Sakarya’nın Kaynarca ilçesi Arifağa köyünde doğdu. Arifiye Öğretmen Lisesi’nin köklü geleneğinden süzülerek yetişti. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ni bitirdikten sonra Şanlıurfa, Bartın ve memleketi Sakarya’da uzun yıllar öğretmenlik ve idarecilik yaptı. 10 Nisan 2024 tarihinde, geride sarsılmaz bir edebi miras bırakarak aramızdan ayrıldı.
Hasan Topçu, şiirle henüz ortaokul yıllarında, yerel gazetelerin açtığı yarışmalarda aldığı birinciliklerle tanıştı. Onun edebiyat yolculuğu, öğretmenlik mesleğinin kutsiyetiyle harmanlanmış bir “sevda” yolculuğudur:
Topçu’nun şiirleri, Anadolu’nun safiyetini ve insanın iç dünyasındaki fırtınaları yansıtır. İlk kitabı “Bir Adam Yaşıyor!” ile şehirde büyük yankı uyandırmış, son eseri “Sevda Kahramanı” ile binlerce okura ulaşmıştır.
| Tür | Kitap Adı | Notlar |
| Şiir | Bir Adam Yaşıyor! | Edebi çıkışını yaptığı ilk eseri. |
| Şiir | Senden Yedim Bu Vurgunu | Toplumsal kabul gören ikinci kitabı. |
| Şiir | Sevda Kahramanı | En geniş okur kitlesine ulaştığı eseri. |
| Şiir | Mefkûre | İdealleri ve düşünce dünyasını yansıtan eseri. |
| Antoloji | Sakarya Şairleri / Suya Bırakılan Yazılar | Şehrin ortak edebi hafızasına katkıları. |
Bir dem yalnızlığı doğurur devirli efkâr Yakınca başıboş düşüncelerin sızısı, Masallaşır günbegün gerçek avare yıllar Hayatın saniyelerde kol gezer avcısı.
Haykırmaya aralanır dudakları sessiz Kalabalık dünyada hiç mi hiç olduğunu Hiçliğin tezgahında pamuk pamuk şekilsiz Yeni ve çürük bir yumak sevinç olduğunu.
Kelepçelemiş sesini boşluğun eli Arsız kelimeler düğüm düğüm düğümlenir Dudakları varlığın hazzını bildi bileli Tatlanmaya varlığın eleğinden elenir.
“Zamanın akışıyla” kıvrandırır sancısı Arayışların yok olduğu arayışlarda Kendisidir gayrı kendisinin yabancısı Sonuncu olur hep kendisiyle yarışlarda
Şarkı içip sarhoş kalktığı durgun sabahlar Elem yiyip düşünmek ilk ve son kahvaltısı Seslerinden mi ilham alır bütün silahlar Duygusuna mı benzer ışığın karaltısı?
Dünlerini ören ırsî ve meçhul ıstırap Yarınlarını da mı alacakmış eline? Kafasına yerleşen çok başka bir azap Yeniden başlar damarlarında seferine
Çırpınışları nöbet tutar kahırlarında O kahrın cümlesini hece hece aşıyor; Manasız hayaller canlanır satırlarında, Hayatta, hayata hasret bir adam yaşıyor!…
Gayrı başsız alıp başını gidesi gelir Uçsuz, sonsuz ve tarifsiz karanlık yerlerde Kim bilir yakın bir menzilde kendini bilir? Hazırlar halini unutulmaz seherlere.
O dem hazzını duyar ışığın ve renklerin Merdiven dayayıp tırmanır rüyalarına Yankısını duyar teninde ahenklerin Gerçekler yerleştirip yer yer hülyalarına.
Süzülmüş düşüncenin gözlerine şavkı vurur Yorar karışık, bocalatan gizli duygular Bilinen uyur beyninde, bilinmeyen kudurur. Mahkemesi işlenecek suçları sorgular.
Yolu kesilir rüyasında ümitlerinin Bütün tahminlerinin talihine şaşıyor. Vakit kazanmaya harcanmış vakitlerinin İçinde farketmeksizin bir adam yaşıyor.
(Hasan Topçu, Bir Adam Yaşıyor, Sh. 3-4)
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri . Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
https://www.antoloji.com/uyeler/hasan-topcu/tanitim-yazisi/
1951 yılında Adapazarı Devoğlu Mahallesi’nde dünyaya geldi. Ailesi Trabzon’dan gelip Adapazarı’na yerleşmiş olan Buğra, Bayram Bey ve Zeliha Hanım’ın evladıdır. İlk ve orta öğrenimini Sakarya’da tamamlayan yazar, akademik ve edebi hayatını İstanbul ve Sakarya ekseninde şekillendirmiştir.
Hatice Bilen Buğra, eğitimiyle sanatı birleştiren bir disipline sahiptir:
Yazarın hikâye ve romanlarındaki temel izlek, toplumsal baskı altındaki kadındır:
| Tür | Öne Çıkan Eserler |
| Hikâye | Umursanmayan Kadınlar (1989), Ayın Uysal Işığı (1991), Bir Tokada Bir Koca (2010), Elde Kalan (2013), Geçmişin Aynasında (2015). |
| Roman | Aynadaki Boşluk (1995) – (Aile içi despotizmi ve kuşak çatışmasını işleyen tek romanı). |
| İnceleme | Cumhuriyet Döneminde Resim Edebiyat İlişkisi (2000), Türk Resim ve Romanında Gerçekçilik (2006). |
| Biyografi / Not | Tarık Buğra’dan Notlar (1996), Güneşin Rengi Bir Yığın Yaprak (1996). |
Araştırma, İnceleme ve Tenkit yazısından alıntı:
Tarık Buğra, Türk Edebiyatının en samimi yazarlarından birisidir. “Samimiyeti taklit. Samimiyeti kabul ettirmekten çok daha kolaydır: samimi davranışlar çoğunlukla batar, rahatsız eder” diyen Buğra’nın eserinde bize, kendisini duyuran bir içtenlik, bu ülke insanının bütün sevgilerini, zenginliklerini, erdemlerini sevdiren bir tat vardır. Çünkü o yalnızca gözleriyle değil, kalbiyle de gören insandır.
O hiç durmadan düşünüp yazarak ve yaşadığı çağın moda etkilerinin dışında kalarak kendi dünyasını oluşturmuş, sanatını asıl kaynak, yani insan üzerine kurmuştur. Onda hayatın bütün anılarını, saatlerini bekleyiş ve yalnızlık zamanlarını tasa ve sevinçlerin titreşimlerini buluruz. Onun dünyası hiçbir şeyin kaybolmadığı, unutulmadığı, geçip gittikçe biriken, tortulaşan bir dünyadır. İnsana bakışını Notlar’ında: “İnsanlar gördüm, acı çeken, mutlu olmak için didinen, İspanya’da değil, şato değil bulundukları şehrin kıyıcığında tenceresi kaynayan, bacası tüten minicik bir barınak için hayaller kuran insanlar gördüm. İnsana peşin hükümle veya belli bir açıdan bakılamayacağını anladım. İnsanın bu çeşitliliği ve değişkenliğidir bana yazdırtan” sözleriyle açıklayan Tarık Buğra’nın sanat anlayışı, insanı temel alır ve sanat sanat içindir ilkesine dayanır. Ona göre. “insana yani topluma yararlı sanat, ancak kendi ilkeleri, kendi kuralları ve kendi gerekleri içerisinde oluşan sanattır. Ama bu toplumdan kopmak. toplum meselelerine sırt çevirmek anlamına gelmez. Bunun gerçek anlamı, sanatı kendi kural ve nicelikleri. Özellikle de varoluş sebebi çerçevesinde bağımsız tutabilme bilincidir.”
‘Gerçek’i de ‘edebiyatta gerçekçilik’i de umursamayan Tarık Buğra için. “Gerçek diye bir şey yoktur” çünkü o, “En yalın görünen bir olayın ve en ufak özellik belirtisi vermeyen bir kişinin, hatta iki dakikacığı içinde ne kadar kaypak ne kadar çeşitli ayrıntılar vardır. Bunların birkaçını değil. Bir tekini bile kaçırdınız mı? gerçek pırr: uçtu gitti demektir. Sizin avuçlarınızda kalan sadece tüylerdir. Zümrütanka kuşu değil” demektedir.
“Bana ne, bugün var yarın yok görüntülerden: anlam değiştirmeyecek olana bakarım ben. Çünkü besleyici olan, ışık tutan, yanılmayı önleyen odur.” Dedikten sonra anlayışını hükümlendirir: “Edebiyat ispatlamaz, gösterir; telkin etmez, düşündürür, hüküm vermez, hüküm vermeye yol açar, iddia etmez, okuyucunun red ve kabul hal ve ruh tercihini serbest bırakan bir dünya kurar. Görevi budur ve bunu başardığı ölçüde değerlidir.
Bu nedenle, yazdıkları bizi derinden etkiler, bizi kendi dar çerçevemizden çekip alır, kendi dünyasına götürür, değiştirir.
“Bir yazar için anlaşılmamak acıdır. Fakat onun da acısı var: Yanlış anlaşılmak.” Diyen Tarık Buğra, kasıtlı ya da kasıtsız ikide bir önünü kesen bu olgu yüzünden her zaman yazdıklarını açıklamak mecburiyetinde kalmıştır. Ama o kendi ışığı olan taşlar gibidir: içinde daima beyaz pırıltısını saklar ve onu, her şeye rağmen okuruna yansıtmaktan vazgeçmez. Eserini okuyunca o ışığın ağır ağır bize ulaştığını hissederiz: çünkü o yaşadığı hayatın tarihi ile kendi kişisel tarihini aynileştirmiş eserlerini okumadan yaşadığımız çağı anlayamayacağımız bir yazardır.
Tek kaygısı ele aldığı konuya sınır tanımayan bir özgürlük içinde eğilmek ve zorunlu olanı seçip eksiksiz bir sentezde birleştirmektir. Bu titizliği sayesinde anlık şeylerin, onun kalemiyle canlı belgelere dönüştüğüne tanıklık ederiz. Çünkü o. yığınla şeyi bir yapmak ve bu küçücük parçalardan bir dünya yaratmak uğrunda bir ömür tüketti ve sonunda oluşturduğu dünyayı-eserini- bir armağan olarak Türk Edebiyatına bıraktı.”
Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
1958 yılında Balıkesir’in Susurluk ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde tamamladıktan sonra, 1980 yılında Balıkesir Necati Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nden mezun oldu. 1982 yılında İstanbul’da başladığı Türkçe öğretmenliği görevine 1989 yılından itibaren Sakarya’da devam etti. Uzun yıllar Geyve’de görev yaparak hem öğrencilerine hem de şehrin kültür hayatına rehberlik etti.
İbrahim Açılan, Sakarya’ya olan bağlılığını kazandığı prestijli ödüllerle taçlandırmış bir isimdir:
| Kitap Adı | Yayın Yılı | Tematik Odak |
| Özledim Seni | 2006 | İlk şiir yolculuğu, özlem ve lirik duygular. |
| Şimdi Hazandır Mevsim | 2007 | Hüzün ve zaman algısı üzerine mısralar. |
| Azad Eyle Sevdamı | 2010 | Sevda ve içsel özgürlük temaları. |
| Saatleri Sana Kurdum | 2010+ | Olgunluk dönemi şiirleri ve zaman vurgusu. |
| Sen Şiirsin Türkiye’m | 2019 | Şehir güzellemesi |
Yeşiller içinde bir yeşil diyar, Güzel Geyve, şirin Geyve, can Geyve. Toprağına ayak basmasın ağyar, Eksilmesin sende şeref, şan Geyve.
Yadigarsın bize Osman Gazi’den Capcanlı örneksin, şanlı maziden Destanlar dinlenir Sarı Gazi’den Hünkar Geyve, sultan Geyve, han Geyve.
Sular çağıl çağıl Hamza Pınar’da, Bir başka güzeldir kış da, bahar da. Yoktur bu güzellik hiçbir diyarda, Başka türlü kaynar sende kan Geyve.
Kilit taştın Milli Mücadele’de, Savaştı insanın dört bir cephede. Destanlar yarattın Parla Tepe’de, Başların tacısın, can vatan Geyve.
Umurbey’de üzüm yedim, doyamadım. Gördüm sermest oldum, daha aymadım. Birçok güzelliğin inan saymadım, Sensiz hiç döner mi bu devran Geyve.
Herkes bir şey bulur dostluk çağrında, Can verilir bu topraklar uğrunda. Yatar isem son uykuma bağrında, İnan, yeter bana bir duan Geyve…
(Sen Şiirsin Türkiye’m, sayfa 72-73)
Açılan, İ. (2019). Sen Şiirsin Türkiye’m. Sakarya: Sakarya Dolunay Matbaacılık.
https://m.geyvehaber.com/haber/13177-sair-ibrahim-acilan (Erişim Tarihi: 10.03.2026)
1939 yılında Adapazarı’nda dünyaya geldi. Manifatura tüccarı Süleyman Efendi ile Mediha Hanım’ın oğludur. Ailesi, Bulgaristan’ın Şumnu kasabasından Adapazarı’na göç etmiş köklü bir Türk ailesidir. Cüneyd Suavi’nin (Şükrü Şumnu) ağabeyi olan İbrahim Erdinç, ilk ve orta öğrenimini Sakarya’da tamamladıktan sonra, lise eğitimini İstanbul’un köklü kurumlarından Kabataş Erkek Lisesi’nde yatılı olarak bitirdi. Ferhan Hanım ile evli olan İbrahim Erdinç Şumnu ; Gufran, Efran ve Kenan adında üç çocuk babasıdır.
Teknik alandaki başarısını akademik bir kariyere dönüştüren Şumnu:
İbrahim Erdinç Şumnu, teknik kimliğinin ötesinde derin bir estetik ve manevi dünyaya sahiptir:
İbrahim Erdinç Şumnu’nun özellikle tarih ve felsefe alanında yoğunlaşan yayımlanmış eserleri şunlardır:
| Tür | Kitap Adı | Yayın Yılı |
| Tarih / İnceleme | Fatih – I | 1991 |
| Tarih / İnceleme | Sömürgeciliğin Tarihi | 1991 |
| Tarih / İnceleme | Fatih – II | 1995 |
| Anı / Otobiyografi | Hatıralar | 1997 |
“Çocukluk günleri… Tepedeki bağ evimizdeyiz… Bitmez tükenmez uzun yazlardan biri… Ne güzeldi mevsimleri meyvalarla anlamak: Önce kiraz, dut, vişne… Sonra sırasıyla kayısı, şeftali, kızılcık, incir, nar… Ve nihayet ayva… Üzümler ise ayrı bir takvim… Erken ve geç olgunlaşmalarına göre temmuz ortasından ta ekim nihayetine kadar uzun bir zamana dizilmiş veya hatıralarımızı “cevizli sucuk” gibi, kendi zamanının ipine dizmiş: Hacıbalbal, karakokulu, çavuş, hafızali,alpehlivan… Ve en sonunda, kalın kabuklu kışlık üzüm… Bağbozumu… Sıkılan şıralar… Pekmez kazanlarının geceler boyu süren neş’eli ateşleri… Biryanda parlak eylül mehtabı, ateşin etrafında çoluk çocuk söylediğimiz şarkılar…
Yağmur; sıcak alnıma bir ıslak mendil yağmur, Kurumuş dudağıma tükenmez sebil yağmur,
Korkularım girdaplı bir deniz, beni yutan!… Can simidim, sürünüp çıktığım sahil yağmur.
Taşır mı o hasret ki ufuklarından bir nefes Gözyaşıma karışan su çiğil çiğil yağmur?…
Uzak çocukluğumu özlerken geliver de, Sisli hatıralarımı buğunla sil yağmur!…
Bitkinim, ümitsizim… Zaman esrarlı bir göl, Dipsiz karanlığıma titrek bir kandil yağmur…
Sevdalar; hep o yanık eski kütük kokusu, Göğsümde tek ferahlık: tarçın, zencefil, yağmur…
Çölde pişirmiş Mecnûn, aşkının elma’sını, Benim ham çamuruma çare; kor değil, yağmur!..
Söylemem kimselere, bulutlar da duymasın, Çatlamış toprağımın derdini sen bil yağmur!..
1977 yılında Sakarya’da doğdu. Anne tarafı Çerkez, baba tarafı ise Bulgaristan (Plevne) muhaciri olan Gürel, tam bir Adapazarı evladıdır. Savunma sanayii alanında bir kamu kurumunda uzun yıllar hizmet verdikten sonra emekli olan Gürel, hayatının ikinci baharını tamamen edebiyata ve sivil toplum faaliyetlerine adamıştır. Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi mezunudur.
İbrahim Gürel’in edebiyat yolculuğu, hayata ve insana duyduğu derin hassasiyetle şekillenmiştir:
Gürel, Sakarya edebiyat çevresinde sadece kalemiyle değil, “Hızır” gibi yetişen yardımsever kişiliğiyle tanınır:
| Tür | Kitap Adı | Notlar |
| Şiir | Kalbim Mavi | İlk göz ağrısı, naif mısralar. |
| Roman | Alaz | Toplumsal ve bireysel sancıların izdüşümü. |
| Öykü | Gölgesiz Bir Sabah | Öyküdeki yetkinliğinin ilk kanıtı. |
| Öykü | İyiyim Ben | İnsan ruhunun derinliklerine yolculuk. |
| Öykü | Bir Gün Elbet | Dünyaya düştüğü günden beriyeni bir cennet arayışında insanBu uğurda hikâyeler biriktiriyor |
| Çocuk Edebiyatı | Gizemli Radyo | Gelecek nesillere seslenen eseri. |
Tuna, F. (2025). https://www.tyb.org.tr/ibrahim-gurel-bir-gun-elbet-oykucu-olacaktin-iste-oldun-22614yy.htm
1922 yılında Adapazarı’nın Tığclar Mahallesi’nde doğdu. Asıl adı “Mustafa”dır. Babası Adapazarı’nın tüccarlarndan Mustafa Efendi, annesi Ferdane Hanım’dır. Faik Baysal daha doğar doğmaz annesini kaybetmiş, öksü kalmıştır. bundan sonraki bakımını “Haminnem” dediği Babaannesi üstlenmiştir. Altı yaşına gelince , babası O’nu İstanbul’a amcasının yanına (okula gitmesi için) gönderdi. Baysal’ın bundan sonraki ikameti hep İstanbul oldu. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi (Saint Joseph’te) tamamlayan Faik Baysal, Üniversiteyi , İstanbul Edebiyat Fakültesi fransız Dili ve Edebiyatı Bölümünde tamamladı. Bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra farklı dallara yöneldi; spikerlik, mütercimlik, deneyimlerinde bulundu. Bir ara gazetecilikte ve ansiklopedicilikle ilgilendi. 1946 yılında Mubahat Hanımla evlendi. Bu evlilikten 1953’te oğlu Emre, 1957’de Kızları Elif Fatma dünyaya geldi. Şairimizin, yazarımızın bütün hayatını işi (yazıları) ve ailesi doldurdu. Adapazarı ile hiç ilgisini kesmeyen Faik Baysal, yazılarının konusunu çoğunlukla Adapazarı’ndan seçti. Hayatının sonuna kadar İstanbul Bahçeşehir’de ikamet eden Faik Baysal 9 Aralık 2002 yılında İstanbul’da (seksen yaşında) vefat etti. Kabri, İstanbul Topkapı Merkezefendi Mezarlığı’ndadır.
Eserleri:
Romanları: Sarduvan (1943), rezil Dünya (1955), Drina’da Son Gün, Küçük İnsanlar, Ateşi Yakanlar, Voli, Madam Bambu (2002)
Öyküleri: Perşembe Adası (1955), Sancı Meydanı, Nuni, Militan, Tota, Güller Kanıyordu, Kırmızı Sardunya, Ilgaz teyze Öldü, Elleri Sesinin Rengindeydi, Beni Bırakma Doktor…
Şiir Kitapları: İlk Defa (1957), Beyaz Şiirler (1984), Ayın Ucunda (1994), Gül Sancısı (2001)
Gül Sancısı
Doktorun biri “Şizofren” dedi. Bir psikolog “Melankoli”, Bir profesör “Ekonomik depresyon”, Bir cerrah “Beyin tramvası” dedi. “Tümor”,”Siroz”,”Şeker” dediler. İçimde sereserpe yatan Düzceli Lokum Cemile’yi görmediler.
1950 yılında Sakarya’nın Adapazarı ilçesine bağlı Akçakamış köyünde doğdu. Eğitim hayatının en önemli durağı, Sakarya’nın fikir ve sanat pınarı olan Arifiye Öğretmen Okulu oldu. 1972 yılında buradan mezun olduktan sonra, idealist bir eğitimci olarak Sakarya’nın kuzeyine, Kocaali ilçesine atandı. Henüz 27 yaşındayken, 1977 yılında görev yaptığı Kocaali’de hayata gözlerini yumdu.
İbrahim Kandemir, 1970’li yılların toplumcu ve lirik esintilerini mısralarına taşıyan genç bir sesti:
Kandemir’in şiiri, “yaşantıdan dökülen” gerçeklikler ile hayallerin “mavi alevleri” arasında gidip gelir. Eser isimleri bile onun duygu dünyasındaki melankoliyi ve arayışı özetler niteliktedir.
| Kitap Adı | Yayın Yılı | Karakteri |
| Yaşantıdan Dökülen Yapraklar | 1969 | Gençlik döneminin gözlemleri ve lirik ilk adımlar. |
| Mavi Alevler | 1971 | Daha olgun, imgelerle örülü ve derinlikli mısralar. |
Basarken mevsimlerin tuşlarına ağır ağır Tiz bir ses yükseldi hatıralardan; Sırçadan can evimi sardı mavi alevler Tunç avizelerin loş ışığı altında Altın tastan içerken zamanı. Götürdü hafızamı yeşil bir kuş Yorgun anılarına gençliğimin.
Kımıldanır can alıcı yerimde bir karayılan Bağrıma bir darbe indirir ansızın. Takunya sesleri arasında bir şarkı tutturulur Bir önceki evin penceresinden. Daha önceki evde eğri bir plâk Aşk hikayeleri söyler şarkılar arasında. Şarkılar, şarkılar, süregiden şarkılar… Nihayet yıllar öncesinden bir türkü gelir aklıma Başlar mırıldanmaya solgun dudaklarım Ve ardından derin bir sessizlik.
Yine vagonlar geçer ardı kesilmeyen Zaman lokomotifinin arkasından Ve yolcular arasında ben…
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri . Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
1918 yılında Sakarya’nın Hendek ilçesi Aktefek köyünde dünyaya geldi. 1990 yılında İstanbul’da vefat eden yazarın kabri Karacaahmet Mezarlığı’ndadır. Murat Bey ve Pembe Hanım’ın evladı olan Korcan, henüz iki yaşındayken ailesiyle birlikte Eskişehir’e göç etti. Yoksulluk nedeniyle eğitim hayatı ilkokul 4. sınıfta son bulan Korcan, hayat okulunda berber çıraklığı, marangozluk ve büfecilik gibi pek çok ağır işte çalışarak pişmiştir.
Kerim Korcan’ın hayatı, genç yaşlardan itibaren dönemin siyasi çalkantıları ve işçi hareketleriyle iç içe geçti:
Kerim Korcan, Türk edebiyatında özellikle cezaevlerinin iç dünyasını, oradaki adalet sistemini ve insan ilişkilerini en çıplak haliyle anlatan yazarlardan biridir.
| Tür | Eser Adı | İlk Yayın Yılı |
| Roman | Linç | 1967 |
|
| Tatar Ramazan | 1969 |
|
| İdamlıklar | 1971 |
|
| Ter Adamları | 1975 |
|
| Dimitrof Geçiyor | 1978 |
|
| Patrona | 1983 |
|
| Ateşten Köprü / Acılar Çemberi / Capon / Ölüm Pusuda | 1988 – 1990 |
| Hikâye | Canlı Bayraklar | 1985 |
| Anı | Harbiye Kazanı | 1989 |
| Şiir | Gaziler | 1989 |
Yediler çeşmesinden hemen sola dönülünce Arnavut kaldırımı döşeli, iki yanı akasya ağaçlı genişçe bir caddeye çıkılır. Sağ tarafta yenice bozulmuş bir mezarlık, solda bahçelik bostanlık.
Daha onbeş dakika yürümeden şehrin dış mahallelerine varılır.
Burada, yolun hemen solunda, sıvaları yer yer dökülmüş eski kocaman bir yapı var. Karanlık pencereleri demirli. Yüksek duvarlar üstünde jandarma kulübesi. İşte mahpusane burası.
Abdurrahman Çavuş tek başına. kimseden perva etmeden
bu mahpusanede sekiz senedir hüküm sürüyordu. Ömür değil de hüküm. Zira birine azıcık kızdı mı fırtına gibi eser ortalığa. atmaca gibi çarpar karşısındakini, sığırına yol gösterir gibi bağırır:
“Üle!” der. “Ben şu gördüğün dayılara Ahmede Mehmede benzemem. Vurdum muydu kan çanağına döndürürüm adamın gözünü! Vallah kararır kırk yıl dünyası!”
Laf değil, dediğinden katiyen geri kalmaz, bir şeyi aklına koydu mu onu mutlak yapardı. Her sabah mahpushanenin genişçe taşlık bahçesinde görünür, iri yapısıyla hemen ilk bakışta seçilirdi. İçi kuzu derisi gocuğunu sırtından hiç eksik etmez, ne yana yöneleceği belli olunca mahkûmlar hemen kendisine yar açarlar, ağır ağa adımlarıyla volta vuracağı yeri ona bırakırlardı.
O gelince bahçeyi bir sessizlik kaplar, mahkûmlar Çavuşa bakar bakmaz durumu kestirirlerdi. Eğer mısır püskülü bıyıklar ağırda ağırdan buruluyorsa demek ki ağa efkârlı, kimse yanına sokulmaz. Yok eğer ablak yüzü kabak çiçeği gibi açılırsa ağa güldü. Rabbimize şükürler olsun demek ki konuşacak. Yanına en fakirinden üç beş mahkûm çağırır:
“Üle gelin keratalar! Ne o sümdük kediler gibi dolaşmak öyle? Öldünüz mü şeytana ruhu teslim etmeden? Kanınız mı dondu yoksa?”
Herkes memnundur zira ağa keramet buyurdu. Kimin yüzüne baksa hemen koşar, ağaya yanaşır. Çavuş gene bildiği. adımlarla uzun uzun gider gelir. Zavallı Mehmet’in ayağında yarım pabuç. İriden bir kısrağı izleyen tay gibi ağanın ardında seğirtirdi. Ağa daima konuşmayı sudan bir şeyden açar. Bu başlangıcı kısa kesip konuşmayı daima utanmaz bir noktaya getirirdi. Bakalım bugün söze nereden başlayacak? Hareketleri ağır, sesi babayani ve içtendir:
‘Üle Memet, sen hiç konuşuvermez oldun bize be yeğenim. Güzel habarlardan demez oldun.”
“Bizim neden habarımız olur ki Aptıraman Çavuş?”
“Olur olur. İpimiz eskidi. Kurt çoban köpeklerine döneyazdık. Soluğumuz kesilir ikide bir. Gözümüzün şavkı gitti.”
“Doktura çık be ağam.”
“Dokturluk bir iş değil ki bu. Öyle olsa bir kutu hap alır savarız işi. Gönülden yorgun düşmüşüz Memet. Bu hükümet bir af, bir selbeslik vermeyecek mi bize?”…
Ertan, M. E. (2004).. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını. Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri . Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
1946 yılında Şanlıurfa’da doğdu. Babası, Urfa Ulu Cami’nin tanınmış imamlarından Abdurrahman Hoca; dedesi ise Rıdvaniye Medresesi’nin son başmüderrisi “Molla İbrahim”dir. Kökleri derin bir ilim geleneğine dayanan Ertan, imkansızlıklar içinde geçen çocukluk yıllarında babasının yanında postalcılık yaparak hayata atıldı.
Ertan’ın eğitim hayatı, Anadolu’nun farklı şehirlerinde büyük bir azimle şekillendi:
İşe şiirle başlayan Ertan, zamanla tarihi ve dini temaları sahneye taşıyan güçlü bir oyun yazarına dönüştü:
| Tür | Eser Adı | Notlar |
| Piyes | Hz. İbrahim ve Nemrut | Epik tiyatro türünde ödüllü eser. |
| Piyes | Urfa’nın Kurtuluş Destanı | Belgesel nitelikli 4 perdelik oyun. |
| Radyo Oyunu | Preveze Deniz Zaferi | Deniz Kuvvetleri için hazırlanan özel yapım. |
| Araştırma | Urfalı Şair Abdi | Tek nüsha el yazması eserin gün yüzüne çıkarılması. |
| Biyografi | Aziz Mahmud Hüdâyi | Edebi şahsiyeti ve şerhli şiirleri. |
Hz. İbrahim ve Nemrut adlı eserinden bir bölüm;
(Öncekiler ve biri yaşlı biri genç iki kadın ile bir delikanlı üç kişi içeriye girerler.)
NEMRUD: Nedir şikayetiniz?
YAŞLI KADIN: Efendimiz, şu gördüğün iki kişi benim oğlum ile gelinimdir. Gelinim, oğlumu parmağında oynatıyor: her istediğini, her dilediğini ona yaptırıyor. Bu da yetmezmiş gibi bana her türlü hakareti yapıyor; bana cadı, moruk, pis kocakarı buna benzer hatta daha ağır hakaretler, küfürler ediyor. Oğlum da ondan geri kalmıyor; bana değil, ona inanıyor; bana bakmıyor. İhtiyacımı karşılamıyor, beni beslemiyor: bana gereken saygıyı göstermiyor. Adaletine sığınıyorum.
NEMRUD: (Keyifli bir şekilde ve geline dönerek) Bu kadın doğru mu söylüyor?
GELİN: Hayır efendimiz… Bu kadın bana kaynana değil sanki düşman. Kendisine ne yapsam suç oluyor. Yaptığım iyiliklerin hepsi boşa gidiyor. Her hareketimi söz ediyor. Bu da yetmezmiş gibi beni oğluna devamlı şikâyet ediyor, onu aleyhimde kışkırtıyor. Oğlu bu iftiralara inanarak bana hakaret ediyor: beni dövüyor. (Kaynanasını itham ederek) Bu kadının yüzünden evden kovulduğum bile oluyor. Adaletinize sığınıyorum efendimiz..!
NEMRUD: (Delikanlıya hitaben) Sen ne dersin bu iddialara: bak hem annen hem de kadının senden şikayetçi. Sen de müdafaanı yap bakalım!
GENÇ: (Delikanlı diz çöküp) Sultanımız, efendimiz: bu kadın benim annemdir. Gördüğünüz gibi çok yaşlıdır. Ne dediğini ne yaptığını bilmiyor. Bir bana bir kadınıma karışıyor. Ne yapsak suç ne yesek suç ne giysek suç oluyor; o da yetmezmiş gibi, aynısını kendisinde istiyor. Halkın içinde, herkesin yanında bize olmaz hakaretler yapıp bizi rezil ediyor. Kadınıma gelince: O da ona gereken saygıyı, sevgiyi göstermiyor. Kadınıma, anneme gereken saygıyı göstermesini söylediğimde, bana karşı geliyor: Doğrusu ben de ne yapacağımı şaşırmışım. Bunun için yüce divanına geldik, öyle bir adaletinle hükmet ki biz de ne olacağımızı bilelim… Dileğim hiç birimizin hakkı diğerinde kalmasın…
NEMRUD: (Sözünü keserek) Yeter, anlaşıldı! Her üçünüz de suçlusunuz… Üstelik her üçünüz de hayatınızdan şikâyetçisiniz… Bana düşen büyüklük, sizleri bu ıstıraplı hayattan kurtarmaktır. Karşımda huzursuz kişileri görüp ben de huzursuz olmak istemem. (Askerlere dönerek) Nöbetçiler, bunları götü-rüp, hemen öldürün!!!
ÜÇ ŞİKÂYETÇİ: (Üçü bir ağızdan) Aman efendimiz bizi bağışlayın (birbirlerine bakarak) hele benim hiç suçum yok! (diyerek feryat ederler)
NEMRUD: Çabuk öldürün, kurtulsunlar bu azaptan: hah hah ha… (Askerler şikâyetçileri sürükleyerek dışarı çıkarırlarken onlar da feryatlarına devam ederler… Bir iki saniye sonra ses kesilir. Nemrut sözüne devam ederek) Gördünüz mü.. İşte hem sesleri kesildi hem de ıstırapları. Her üçüne de eşit muamele yaptığım için ortada haksızlık yoktur. (Nöbetçiye) Başka şikâyetçi var mı?
NÖBETÇİ – İki kişi var efendimiz.
NEMRUD – Gelsinler: onları dertleri ne imiş?… Halledelim.
NÖBETÇİ – (Dışarıya seslenerek) Girin. Efendimiz sizi istiyor. (İçeri iki kişi yerlere kadar eğilerek girerler. Kıyafeterinden zengin oldukları anlaşılır.)…
Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
Mehmet Selahaddin Şimşek
1953 yılında Adapazarı Savaş Caddesi’ndeki 36 numaralı evde dünyaya geldi. Babası, Adapazarı’nın efsanevi vaizlerinden Ahmet Cevdet Efendi; annesi Nuriye Hanım’dır. Eğitim hayatını Kurtuluş İlkokulu ve Adapazarı İmam Hatip Lisesi’nde (1974) tamamladıktan sonra Erzurum Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Yazılarında (Ş. / Mehmed Salâh) mahlasını kullandı.1994 yılında, henüz 41 yaşındayken vefat eden Şimşek, kısa ömrüne yüzyıllar sürecek bir fikir mirası sığdırdı.
Selahaddin Şimşek, sanatın yozlaştığına inandığı bir dönemde “karaların sırtında bir beyaz leke gibi durmak” amacıyla arkadaşlarıyla birlikte Beyaz Leke Tiyatrosu’nu kurdu:
Sözün israfına karşı olan Şimşek, edebiyatta “özdeyiş” (aforizma) türünün en güçlü temsilcilerinden biri oldu. Soyadını ve adını kısaltarak kullandığı “Ş.” imzası, onun markası haline geldi:
| Tür | Kitap Adı | Notlar |
| Özdeyiş | Özdeyişler “Ş.” | Vefatından sonra Zafer Yayınları tarafından derlendi (1999). |
| Anı / Biyografi | M. Selahaddin Şimşek: Hayatı ve Eserleri | Adapazarı Belediyesi Kültür Yayınları (1997). |
| Tamamlanmamış | Göğe Yağan Yağmurlar | Tüm özdeyişlerini toplamayı planladığı kitap projesi. |
“Her meseleye Batı normlarıyla bakmak, kendi dünyasına yabancılaşmış insanların ortak tavrıdır. Batı “din” derken, toplumuna hâkim inançlar sistemini özellikle Hristiyanlığı kastederken, başka iklimlerdeki uydular, kendi gerçekleri üzerinde düşünmek “külfetini” göze almak yerine, aynı kişileri kullanma “kolayını” seçerler! Efendilerinden devşirdikleri paslı anahtarların her kapıyı açabileceğini sanırlar! Çok yönlü şuursuzluklarının teminde ekseriyetle bunu görebilirsiniz.
Din diye anılageldikleri için, bâtıl dinlere yöneltilen bir kısım haklı tenkitleri: sanki İslam Dini onlarla aynı kefeye konulabilirmiş, onlardaki zaaflara mâlülmüş gibi, onun için de geçerli zannederler!
Öyle ya: “Karga uçtuğuna göre, her uçan şey niye karga olmasın?”
Düşünmemenin, kuklalığın “rahat” bir meslek olup olmadığı tartışma götürürse de. “şerefi” olmadığı hususunda zerrece şüphemiz yoktur.”
Ş.M. Selahaddin Şimşek, Adapazarı Belediyesi, Eğitim Kültür Müdürlüğü Yayınları Adapazarı 1997.
Kolay bırakılan izler çabuk silinir.
Hakikatler asla eksilmez!
Aynaya tüküren, yüzüne tükürmektedir!
Küçüklerin suçları büyüklerin suçlarından başka nedir ki?
Çocukları eğitmek onları kendimize benzetmek değil olmaları gerektiği gibi yetiştirmektir.
Bazen her şeyi kazanmak için her şeyi kaybetmeyi göze almak gerekir… Endülüs, gemilerini yakanlarındır.”
Dehâ “imkansız” zannedilende “mümkün”ü görebilmek demektir! Gemilerin karada da yüzebileceğini sezmek; Mehmedlerden birini “Fatih yapar.
Yaşlanarak değil, yaşayarak kemâle erilir. Zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır.
Nice ışık saçanlar yangın çıkartmakla suçlanmışlardır!
Heykeli tımarhaneye, kendisi hapishaneye konulan bir ülkede “düşünen adam” nasıl yetişsin!
Futbol topu büyüyüp büyüyüp dünya kadar olduğunda, dünya küçülüp küçülüp futbol topu kadar kalır!
Herkesin dünyası gönlü kadardır…”
Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
Tuna, F. (2012). https://www.tyb.org.tr/40-soruda-s-mehmed-selahaddin-simsek-ve-adapazari-6261yy.htm
Şimşek, M. Selahaddin (1999). Özdeyişler. Zafer Yayınları.
Mehmed Süreyya Güvahi, 16. yüzyılın ilk yarısında yaşamış, Osmanlı edebiyatının “yerli” seslerinden biridir. Doğum yeri ve tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, dönemin kaynaklarında Geyve kasabasına yerleştiği ve hayatını burada sürdürdüğü kayıtlıdır. Asıl adı Mehmed, babasının adı Abdullah’tır. Mesleği gereği bir timar sahibi sipahi olan Güvâhî, kılıç salladığı kadar kalem oynatmayı da bilen, halkın dilini sarayın estetiğiyle buluşturan özgün bir figürdür.
Güvâhî’nin Türk edebiyatındaki asıl büyük şöhreti, halk bilgeliğini divan şiiri kalıplarına taşımasından gelir:
Güvâhî, sadece öğüt vermekle kalmamış, gurbetin sızısını da sembolik bir dille anlatmıştır:
| Eser Adı | Türü | Beyit Sayısı | İçeriği |
| Pendnâme (Kenzü’l-Bedâyi) | Mesnevi | 2133 | Ahlaki öğütler ve atasözleri derlemesi. |
| Gurbetnâme | Mesnevi | 105 – 117 | Gurbet temalı, sembolik bir dertleşme. |
| İbretnâme | Mesnevi | 396 | Tasavvufi ve ahlaki ibretler. |
| Tazarrunâme | Mensur/Manzum | – | Allah’a yakarış ve münacat. |
“Güvâhî, Geyve’nin sadece bir kasaba değil, yüzyıllar öncesinden beri bir kültür ve irfan havzası olduğunun en eski kanıtıdır. O, sipahi zırhının altına gizlenmiş bir bilge, Türkçenin deyimlerini şiirin imbiğinden geçiren bir dil mimarıdır.”
Güvâhî, Sakarya edebiyat atlasının ‘temel taşı’dır. 16. yüzyılda Geyve sokaklarında yürüyen bu şairin bıraktığı eserler, bugün Türk Dil Kurumu ve üniversiteler tarafından ‘Türk Atasözleri Tarihi’nin en önemli kaynakları arasında gösterilmektedir.
https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/pendname
https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/guvahi-mehmed
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri . Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
8 Nisan 1942 tarihinde Sakarya’nın Akyazı ilçesi Beldibi köyünde dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Akyazı’da tamamladıktan sonra İstanbul Haydarpaşa Lisesi’ne gitti. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden (1967) mezun oldu. Ardından Almanya’da Goethe Enstitüsü’nde dil eğitimi alarak Marburg, Bonn ve Köln üniversitelerinde “Türk Devletlerinde Temel Hürriyetler” üzerine doktora yaptı. 2018 yılında İstanbul’da vefat eden yazar, Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.
Mehmed Niyazi, sadece bir yazar değil, Türk yayıncılık ve düşünce hayatının mimarlarından biridir:
Mehmed Niyazi’nin eserleri, unutulmaya yüz tutmuş milli zaferleri ve toplumsal travmaları halkın kalbine yeniden yerleştirmiştir:
| Tür | Öne Çıkan Kitaplar | Notlar |
| Roman | Çanakkale Mahşeri / Plevne / Kanije / Yemen Ah Yemen | Tarihi gerçekliği estetikle buluşturan başyapıtlar. |
| Roman | Ölüm Daha Güzeldi / Varolmak Kavgası | Azerbaycan hürriyet mücadelesi ve idealizm. |
| Biyografik | Dahiler ve Deliler | Marmara Kıraathanesi ve bir neslin portresi. |
| Düşünce | Türk Devlet Felsefesi / Millet ve Milliyetçilik | Hukuk ve felsefe birikimini yansıtan incelemeler. |
| Hikâye | Bayram Hediyesi | Yazı hayatının ilk tahkiyeli eserleri. |
“Mehmed Niyazi, Akyazı’nın yeşilinden aldığı kökleri, hukuk ve felsefenin rasyonalitesiyle sulamış; kalemini bir kılıç gibi kullanarak Türk tarihinin ‘mahşerlerini’ ve ‘destanlarını’ yeniden yazmıştır. O, kütüphanelerde sabahlayan bir derviş, vatanın her karış toprağını mısralarında hisseden bir ‘Hülyâ Adamı’dır.”
Mehmed Niyazi Özdemir, Sakarya’nın ulusal ve uluslararası çaptaki en büyük edebi markalarından biridir. Akyazı’da bir kütüphaneye ve okula adının verilmesi, onun ‘yerli ve milli’ duruşunun kendi topraklarında gördüğü vefadır.
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri . Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
https://www.kocav.org.tr/2022/07/07/mehmed-niyazi-ozdemir-1942-2018/ (Erişim Tarihi 10.03.2026)
https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/ozdemir-mehmet-niyazi (Erişim Tarihi 10.03.2026)
1985 yılında Adapazarı’nda dünyaya geldi. Sakarya’nın yerel kültürüyle harmanlanan çocukluk ve gençlik yıllarının ardından hukuk eğitimi alarak profesyonel hayata atıldı. Ancak hukukun rasyonel dünyasını, sinema ve edebiyatın imgesel dünyasıyla zenginleştirmeyi seçen Özren, Sakarya’nın yeni kuşak entelektüel profilinin en dikkat çeken isimlerinden biri oldu.
Özren, hukukçu kimliğinin yanına sinema kuramcılığını ekleyerek özgün bir yol haritası çizdi:
2020 yılında yayımlanan ilk romanıyla kurgu dünyasına güçlü bir giriş yapan yazar, aynı zamanda şehrin kültürel yönetiminde aktif rol üstlendi:
| Tür | Eser Adı / Kurum | Notlar |
| Roman | Var ama Yok: Bir Mektep Hikâyesi (2020) | İlk romanı. |
| Tez/Araştırma | Ertem Eğilmez Sineması (2013) | Karakter ve anlatım üzerine yapısal inceleme. |
| Hukuk | Avukatlık ve Arabuluculuk | Sakarya Barosu’na bağlı profesyonel faaliyet. |
https://www.tyb.org.tr/mustafa-furkan-ozren-ile-kitaba-ve-hayata-dair-68170h.htm
Mustafa Furkan Özren: ‘Balkan müziği bana umutlu olmayı çağrıştırır.’
6 Ağustos 1930 tarihinde Adapazarı’nda doğdu. İlk ve orta öğreniminin ardından Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden (1953) mezun oldu. Hukuk alanındaki akademik merakını sürdürerek 1965 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde doktorasını tamamladı. Hem yerel yönetimde hem de ulusal siyasette Sakarya’nın gür sesi oldu. 19 Ocak 2023’te 93 yaşında öldü.
Nadir Latif İslam, kariyeri boyunca hukuku sosyal bir sorumluluk olarak gördü:
İslam’ın eserleri, Türkiye’nin demokrasi sancılarını, hukuk reformlarını ve temel hak ve özgürlükleri tartışan birer kaynak niteliğindedir:
| Kategori | Öne Çıkan Kitaplar |
| Siyaset & Hukuk | Türkiye’de Gensoru ve Meclis Tahkikatı, Parlamento Konuşmaları. |
| Özgürlükler | Hürriyet’in Alfabesi, Anayasada ve Uygulamada Başörtüsü. |
| Hukuk Rehberleri | Muhtarın Kitabı: Köy İdaresi, Din Görevlisinin Hukuk Rehberi. |
| Fikir & Deneme | Kırık Aynalar, Gül İçin, Hukuk Reformu Üzerine Genel Görüşler. |
https://www.biyografya.com/tr/biographies/nadir-latif-islam-758e3be5 (Erişim Tarihi 10.03.2026)
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri . Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
6 Ocak 1961 tarihinde Adapazarı’nda dünyaya geldi. Huriye ve Mehmet Nuri Barbarosoğlu’nun kızıdır. İlk ve ortaöğrenimini devlet okullarında tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sistematik Felsefe ve Mantık Bölümü’nden mezun oldu (1982). Felsefe eğitimi, onun öykülerindeki yapısal sağlamlığın ve derinlikli insan analizlerinin temelini oluşturdu. Metin yazarlığı, redaktörlük ve Eşik Cini öykü dergisinin yayın yönetmenliğini yapan yazar, Türkiye PEN Yazarlar Derneği üyesidir.
Nalan Barbarosoğlu, öykücülüğümüzde kendine has bir “atmosfer” yazarıdır. Onun metinleri sadece anlatmaz, hissettirir:
Yazarın 2014 yılında yayımlanan “Okur Postası” adlı eseri, edebiyat dünyasında özgün bir deneme olarak kabul edilir. Yirmi sekiz farklı yazara yazılmış kurgusal mektuplardan oluşan bu öykülerde, okurun kitaplarla kurduğu hayati bağı ve toplumsal olayların birey üzerindeki izdüşümlerini inceler.
| Kitap Adı | Yıl | Temel Tema |
| Ne Kadar da Güzeldir Gitmek | 1996 | Kadın dünyası, iç sesler ve “gitme” eylemi. |
| Her Ses Bir Ezgi | 2001 | Ayrılık, terk edilme ve bellekteki kokular/sesler. |
| Ayçiçekleri | 2002 | Toplumsal sorunlar ve dış dünyaya bakış. |
| Gümüş Gece | 2004 | Gecenin tanıklığında gizlenmiş gerçeklikler. |
| Yol Işıkları | 2009 | Aile kurumundaki ezilme, modernizm ve kapitalizm eleştirisi. |
| Okur Postası | 2014 | Mektup formunda öyküler ve edebiyat eleştirisi. |
Nalan Barbarosoğlu, 1980 sonrası Türk öykücülüğünde durum öyküsüne getirdiği şiirsel dil ve modern anlatı teknikleriyle (iç monolog, leitmotiv) müstesna bir yere sahiptir. Adapazarı doğumlu yazarlar arasında, felsefi arka planı en güçlü kalemlerden biridir.
Kaynakça:
Yalçın, M. (Ed.). (2010). Tanzimat’tan bugüne edebiyatçılar ansiklopedisi (3. baskı, Cilt 1). Yapı Kredi Yayınları.
https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/barbarosoglu-nalan (Erişim Tarihi: 10.03.2026)
1945 yılında Adapazarı’nda doğdu. Asıl adı Ahmet Necati Mert’tir. Mustafa Bey ve Nuriye Hanım’ın evladı olan Mert, ilk ve orta öğrenimini memleketi Adapazarı’nda tamamladı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Şehrin yaşayan hafızası olan Necati Mert, 17 Kasım 2024 tarihinde yine doğup büyüdüğü topraklarda vefat etmiştir.
Mert, edebiyatı sadece kağıt üzerinde değil, bir yaşam biçimi olarak şehre yaymıştır:
Necati Mert, hikâyelerinde ve denemelerinde “taşra insanının” ruhsal katmanlarını, sosyal tezatları ve modernleşen hayatın getirdiği kopuşları ustalıkla işlemiştir.
| Kategori | Öne Çıkan Eserler |
| Öykü | Gramofonlar Radyolar Teypler (1979), Minnacık Bir Uçurum (1994), Geceye Uçurulan Güvercinler (1996), Gönüller Küçüldü (2002), Zamansız (2011). |
| Deneme | Paytonun F’si (1995), Kapıdan İçeri Girmek (1997), Kelepir Sepet (2012), Bağ Çorbası (2012). |
| İnceleme / Anı | Ömer Seyfettin Biyografisi (2004), Öykü Yazmak (2006), Memleket Kitabevi (2013). |
| Masal / Oyun | Bir Bir Değilken (Masal), Hindinin Biri (Masal-Öykü), Büyük Düğün (Oyun). |
Öykü, eleştiri ve yazılarını Yansıma, Sanat ve Toplum, Yazko-Somut, Yaba-Öykü, Karşı Edebiyat dergilerinde yayımladı.
“Sevgilim İstanbul” yazısı ile 1987 Abdi İpekçi Sanat Yarışmasında Eleştiri Ödülü’nü (mansiyon) kazandı.
İstasyon Caddesi’nin başında İbrahim Bey Parkı’ndan çıkıp karşıya geçer, Kestanelik’e girerdik. Kestanelik dediğim yer, şimdiki Bulvar’ın güney parçası. Dağınık dallı, boyluca boyluca, birbiriyle kucaklaşmış sağlı sollu ağaçlar. Güneşi görmek ne mümkün! Olsun. Zaten parlak olan yapraklar, başınızı kaldırdığınızda fazla olarak cennet yeşiliyle yarışır bir yeşille bakar size. Toprak keza. Sütle karılmıştır sanki. Yumuşaktır. Dosttur. Bank falan yoktur Kestanelik’te, ama varmış ve oturmuşsunuz gibi dinlenirsiniz yürürken. Hele yazsa ve akşamsa sofileşirsiniz de. Birkaç ıhlamur -ki kestaneler yer açıp buyur etmişlerdir- Yunusça kokmaya başlar zira.
İstasyon Caddesi’ne girin, iki yanlı çınarlar arasındasınız. Hayli budanmış, boyları vurulmuş da olsa hâlâ yerli yerindedir onlar. Ve hikâyelidirler. Savaş yıllarında şehir bir Yunanlıların, bir halife kuvvetlerinin, bir Çerkez Ethem’in işgaline uğrar, gelenler ne var ne yok süpürmekle kalmaz ağaçlara da insan asarlarmış. Bunlar Sait Faik’ten. Annemin babası Hamza Dede’mden duyduklarım da var: Rağbet edilen ağaçlar bu çınarlar olurmuş galiba. Dallarında gövde gövde insanlar…
Bugünkü Müftülük’e kadar gelin. Sağda İstasyon. Durun. Oradan ötesi -şimdiki iki cadde yani- ta makasa kadar silme ağaç. Hem de orman ağaçları gibi. Çoğu kayındı sanırım. Kiminde ince, küt, matkap gibi çıkıntılar… Onlar akçaağaç mıydı acaba? Hepsi de heybetli. Düz. Dümdüz. Bir yerden sonra yaprak yaprak. Tepeleri eser de eser. Altında mahalleden çocuklar. Ağaçlar olur; üç, dört, beş yerde çift kale maçlar yapılır. Bizim Yalçın’ı (Ataç) Ağaçlıkaltı’nda çok seyretmiş -itiraf ederim- top koşturuşuna da hep özenmişimdir.
Adını ağaçlardan alan tek yer burası değil. Şehir güneyinde Aşağı’sı ile Yukarı’sı ile Kirazca var. Bir semtimizin adı, Karaağaçdibi. Küçük Osman’ın arkası, Pamuklar’la Döner Geçit’in omuzu ise -yani Kız Enstitüsü’nin bulunduğu yer -Armutluk.
Sarman ölmüştü, kastarcanın altına gömmüştük. Kurbanı duta asardık. Sadece dut mu? Eriğin kastarcası yanında İstanbul’u, mürdümü de vardı Eski Hendek Caddesi’ndeki dede evimizde. Daha? Nar, kayısı, zerdali, incir, dedemin “tönkel” dediği o bal topları… Meyvesini bir türlü büyültememiş bodur şeftali kuyu başında. Bahçenin, aralığa -Koçların aralığı derdik- bakan boyunda sıra sıra kavak. Bitiminde -o gün dediğimiz gibi demeyeyim- yelletti hurması. Karşısında, İbrahimlerin (Demircan) bahçesi sınırında fındık. Onun arkasında, dipte bir hurma daha: Trabzonhurması. Nam-i din japonhurması. Kocaman. Gövdesi kavruk. Dalları çırpıdan gibi. Üzerinde ne büyür ne düşer birkaç turuncu yanak. Babaannem pek sevmezdi, “Meyvesi tek tük. Kuruyacak” derdi sık sık kesilsin isterdi; dedem duymazlıktan gelir, hatta rengi portakal, tadı değil o garip meyveyi çakısıyla bölüp dilimleyip babaanneme de uzatırdı. Ağız burun buruşturarak yerdik.
Evliya Çelebi Sapanca’dan geçer. Sapanca’nın suyunu, bu sudan lezzet almış ekmeğini över. Beyaz kirazı vardır, meşhur; ondan ve göl kenarında yetişen kavunundan, karpuzundan söz açar. Doğuya doğru altı saat gelir, gelirken “uçsuz bucaksız ormanları ibret gözü ile” seyreder, Sakarya üzerindeki ağaç köprüden geçip Hendek’e varır. Bir başka sefer de Geyve ‘den gelir, köprüyü geçer, Sakarya’yı takiben kuzeye yönelir. İçinden geçtiği ormanı “ağaç denizi” diye adlandırır, içinde nice garibin kaybolup hayvanlara yem olduğunu söyler belki mübalağa ilę, güneş işlemez bir lalelikte ettikleri kahvaltıyı da ara nağme olarak tıngırdatmadan edemez. Gelelim gördüğü ağaçlara ve ağaçların bıraktıklarına: “Defne, ardıç, çam, ıhlamur ağaçlarının çiçeklerinin kokusundan insanın dimağı kokulanır.
Evliya’nın ağaçları, bizim öteden beri bildiğimiz gürgen gibi, dişbudak gibi, meşe gibi hep Adalı ağaçlar. Aralarında, “Bu da nereden çıktı?” diyeceğimiz bir tane bile yok. Japonhurması yok. Hindistancevizi yok. Palmiye yok. Onlar burada olmaz da ondan.
Hoş, Bulvar’ın orta bölümünde havuzların orada palmiye var. Hem bildim bileli. Ama onlar İbrahim Begoviç’in parkından hatıradır. O park, park değil botanik bahçesiydi adeta. Yok, yok. Palmiye de öyle girmiş. Tıpkı Yenicami Sokağı’ndaki bir evin -Bakırcı Ziyaların eviydi galiba-bahçesine girdiği gibi. Egzotizmse eğer bu, anlaşılır bir egzotizm bence. Bulvar 1960’ın az öncesi -Ali Necdet Güven’in başkanlığı zamanıydı- bugünkü halini alırken bu yüzden de dokunulmadı onlara. Tıpkı iki havuza da dokunulmadığı gibi. Tıpkı Uzunçaşı’yı Kömürpazarı’na bağlayan İzzet Şükrü Enez Parkı’na da dokunulmadığı gibi.
Hatta korundular. Sözgelimi, kış başlarında çula çaputa, çuvala sarıldı sarmalandı palmiyeler. Bir ara birinin tepesine muzip bir leylek yuva da yaptı. Memleketlerine benzemeyen memleketlerde palmiyelerin yaşama azimleri, hayata tutunma inatları es geçilmez elbette; geçilmez de hatıra bırakan, hatıraya saygı gösteren o mübarek insanlar… onların emekleri unutulabilir mi! Onlardan az iz mi var bu şehirde!
Yeni Sakarya, 10 Şubat 2004
Kaynakça:
14 Nisan 1955 tarihinde Adapazarı’nda doğdu. Hatice Hanım ve Necdet Kemalettin Karaca’nın oğlu olan Karaca’nın tam adı Mehmet Nusret Karaca’dır. Çocukluk ve gençlik yılları İstanbul’un tarihi semtleri olan Eyüp, Alibeyköy ve Karagümrük’te geçti. Balıkesir Necatibey Eğitim Enstitüsü’nden (1979) mezun olduktan sonra Anadolu Üniversitesi’nde Tarih lisansını tamamladı. Alibeyköy Lisesi’nden Kadıköy Kız Lisesi’ne kadar pek çok köklü kurumda öğretmenlik ve idarecilik yaparak binlerce öğrencinin hayatına dokundu.
Nusret Karaca, sadece sınıfta ders anlatan bir öğretmen değil, okulu bir kültür merkezine dönüştüren bir aksiyon adamıdır:
1990’lı yıllardan itibaren Varlık, Türk Dili, Cumhuriyet ve Gazete Kadıköy gibi pek çok mecrada şiir, makale ve gezi yazılarıyla yer aldı. Halen Kadıköy Life ve Bosphorus Sanat gibi dergilerde yazın hayatını sürdüren Karaca, Türkiye Yazarlar Sendikası üyesidir.
| Kategori | Öne Çıkan Kitaplar | Tür |
| Şiir | Bulutların Arasından Öylesine / Hep Mavidir Düşlerim | Lirik Şiir |
| Haliç Serisi | Ben Haliç’in Çocuğuyum / Ben Haliç / Bir Tadımlık Haliç | Nehir Şiir / Anı-Araştırma |
| Tarih & Eğitim | Tarih Kucak Açınca / Şimdi Ben Neredeyim | Araştırma / Makale |
| Atatürk ve Milli Mücadele | Senin Yerin Yüreğim | Çocuklar için Resimli Şiir |
Yalçın, M. (Ed.). (2010). Tanzimat’tan bugüne edebiyatçılar ansiklopedisi (3. baskı, Cilt 2). Yapı Kredi Yayınları.
https://turkiyeyazarlarsendikasi.org/yazar/nusret-karaca/ (Erişim Tarihi 10.03.2026)
1946 yılında Kahramanmaraş’ta dünyaya geldi. İsmail Bey ve Döndü Hanım’ın evladı olan Sarı, ilk ve orta öğrenimini memleketinde tamamladı. 1973 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Kariyerine Çalışma Bakanlığı’nda İş Müfettişi olarak başlasa da, 1978 yılında o günkü adıyla Sakarya Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi’ne geçiş yapmasıyla, ömrünün büyük bir kısmını adayacağı Sakarya serüveni başlamış oldu. Osman Sarı, Kendisi gibi Kahramanmaraşlı olan Ayşe Hanım ile evli olup; Mehmet, Erkam ve Mahmut Erdem adında üç çocuk babasıdır.
Sakarya’nın akademik inşasında önemli görevler üstlenen Osman Sarı:
Osman Sarı, kendisiyle ve çevresiyle barışık, mütevazı karakterinin ardında, kelimelerini adeta birer kılıç gibi kullanan güçlü bir şairdir:
| Tür | Kitap Adı |
| Şiir | Bir Savaşçıdır Kalbim |
| Şiir | Önde Giden Atlılar |
| Nesir / Eleştiri | Aydınlar İhaneti (Gazete Yazıları) |
| Hukuk / İnceleme | İş Yeri ve Sendika Denetimi |
Yitirdim mevsimleri yaz kış erişmez bana Ara öyle uzak ki bakış erişmez bana
Gökten sağnak boşanır sel alır bir yerleri Yanarım kavrulurum bir damla düşmez bana
Benden yana ne denli dönseniz bile dağlar O yüce başınızdan bir yoldur aşmaz dağlar
Düşüvermişim bir kez ortasına bu kentin Başını kaldırıp da kimseler bakmaz bana
Nasıl bir uğultudur uzanır bu bulvarlar Gökler beklediğim ses neden ulaşmaz bana
Bir savaşçıdır kalbim böyle şiirler yazmak Çok iyi bilirim ki hiç de yakışmaz bana
ÖLÜM
Beklemiş beklemiş birden gelmiş ölüm Sanki bin yıl beni beklemiş beni bulmuş ölüm
Kuşatmış her yandan bütün yolları tutmuş Herkesi bir av gibi önüne katmış ölüm
Siz için böyle dimdik ayaktasınız dağlar Sanki sizi görmemiş sizi unutmuş ölüm
Ey bir türlü doymayan gözleri zulmün Seni de vurmak için pusuya yatmış ölüm
Ey zulüm denizleri köpürüp taşan Her yanı tutmuş ölüm her yanı tutmuş ölüm
Nerede bir can varsa ağını atmış ölüm Kendi hiç uyumamış bir uyutmuş ölüm
Beklemiş beklemiş birden gelmiş ölüm Sanki bin yıl beni beklemiş beni bulmuş ölüm
Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri . Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
Yalçın, M. (Ed.). (2010). Tanzimat’tan bugüne edebiyatçılar ansiklopedisi (3. baskı, Cilt 2). Yapı Kredi Yayınları.
1955 yılında Sakarya’nın Kocaali ilçesi, Karapelit Köyü’nde doğdu. İlk öğrenimini köyünde, orta ve lise eğitimini ise Adapazarı’nda tamamladı. İşletme eğitimi alan Emecan, 1980 yılında Türkiye Halk Bankası Akyazı Şubesinde başladığı bankacılık kariyerinde; sırasıyla Akçakoca, Kocaali, Karasu, Bartın ve Düzce şubelerinde görev yaparak, 2008 yılında emekli oldu. Ancak onun asıl mesleği, yarım asırdır sadık kaldığı “hece şiiri” ve “memleket sevdası”dır.
Ömer Emecan, günümüzde zayıflamaya yüz tutan geleneksel halk şiirini ve hece veznini Sakarya’da dimdik ayakta tutan nadir ustalardan biridir:
Sadece bir şair değil, aynı zamanda bir yerel tarih araştırmacısı ve cemiyet adamıdır:
| Tür | Kitap Adı | Yayın Yılı |
| Şiir | Huzur Limanı | 1984 |
| Şiir | Gönül Defteri | 1991 |
| Şiir | Büyüdü Sevgiler | 1998 |
| Şiir | Leylican | 2020 |
| Araştırma | Kocaali’nin Tarihçesi | 2009 |
| İnceleme | Kocaali’yi Dinliyorum | 2016 |
Gönlümün Başkenti Sakarya
Fahri Arif TUNA’ya
Şu güzelim dünyaya sende açtım gözümü Ekmeğinle, suyunla oluşturdum özümü
Sıcak yaz günlerinde yıkandım sularınla Sanki cennette gibi gezdim kıyılarında
Güzel insanlar dolu her köşe bucağında, Ana şefkati buldum, huzurlu kucağında.
Sende gençliğim saklı, sırları perdelerdir. Derdinle kederlenmek, sevginin bedelidir
Bunca uzun yılları ayrı geçirmek varmış… Hasretin dipsiz kuyu, sevgin dağlar kadarmış…
Ruhumun Kafkaslar’ı Balkan’ı, Taşkent’isin, Bir dostumun diliyle “Gönlümün Başkenti”sin
Akma öyle başını vura vura taşlara, Benden selam götür eski arkadaşlara.
Boşa akmaman için gönlüme bağlıyorum Hasretinle Sakarya’m, ağlıyor, ağlıyorum…
Ömer Emecan, Büyüdü Sevgiler, Sh.18-19)
Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
Tuna, F. (2020). https://www.tyb.org.tr/sen-sairsin-diyorlarmis-omer-emecana-haklilar-bence-de-20659yy.htm
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri . Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
1980 yılında Adapazarı’nda doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Adapazarı Eser İlkokulu ve Ali Dilmen Lisesi’nde tamamladı. 2003 yılında Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. Şehrin tarihsel kimliği üzerine yoğunlaşan Narin, 2022 yılında Kocaeli Üniversitesi’nde yazdığı “Adapazarı Kazası 1923-1954” başlıklı teziyle Doktor (Dr.) unvanını aldı.
Çalışma hayatına 2004 yılında Sakarya Üniversitesi’nde okutman olarak başlayan Narin; Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi üzerine çeşitli fakülte ve meslek yüksekokullarında dersler verdi.
Dr. Resul Narin, yerel tarihin kamusal alanda yaşatılması adına önemli projelerin mimarlığını üstlendi:
Evli olan Resül Narin’in, Emin Uygar ve Hanzade isimlerinde iki çocuğu bulunmaktadır. Ayrıca, İngilizce bilmektedir.
Resul Narin’in Sakarya ve çevresinin tarihini aydınlatan 9 yayımlanmış kitabı bulunmaktadır:
Kaynakça:
https://independent.academia.edu/ResulNAR%C4%B0N
Sait Faik Abasıyanık, 18 Kasım 1906 tarihinde Adapazarı’nda, şehrin köklü ailelerinden Abasızzadelerin evladı olarak dünyaya geldi. Mehmet Faik Bey ve Makbule Hanım’ın oğlu olan yazar, asıl adı olan Mehmet Sait’i sonradan babasının adıyla birleştirerek edebiyat dünyasında kullanmıştır.
Sait Faik’in yaşamı gibi eğitimi de kalıplardan uzak ve düzensiz bir seyir izledi:
Edebi Devrim: “Her Şey Bir İnsanı Sevmekle Başlar”
Sait Faik, Türk öykücülüğünde geleneksel “olay” öyküsünden sıyrılarak “durum” öykücülüğünün (Çehov tarzı) en büyük temsilcisi olmuştur:
11 Mayıs 1954’te vefat eden yazarın vasiyeti, annesi Makbule Hanım tarafından titizlikle yerine getirilmiştir. Varlığını bıraktığı Darüşşafaka Cemiyeti, 1955 yılından beri Türkiye’nin en prestijli edebiyat ödüllerinden biri olan Sait Faik Hikâye Armağanı’nı düzenlemektedir. Burgazada’daki evi ise günümüzde müze olarak hizmet vermektedir.
Sait Faik, öyküden romana, şiirden röportaja kadar pek çok türde ölümsüz eserler bırakmıştır:
| Kategori | Öne Çıkan Eserler |
| Öykü | Semaver, Sarnıç, Şahmerdan, Lüzumsuz Adam, Mahalle Kavgası, Havada Bulut, Kumpanya, Havuz Başı, Son Kuşlar, Alemdağ’da Var Bir Yılan, Az Şekerli, Tüneldeki Çocuk. |
| Roman | Medar-ı Maişet Motoru, Kayıp Aranıyor. |
| Şiir | Şimdi Sevişme Vakti. |
| Röportaj / Günce | Mahkeme Kapısı, Açık Hava Oteli. |
| Derlemeler | Müthiş Bir Tren, Sevgiliye Mektup, Balıkçının Ölümü. |
Şehir Belleğinden Bir Kesit
“Bu köprüye beş köprü derlerdi. Beş tane büyük gözü vardı. Bir gözünden küçük çay akardı. Öteki gözler ise boştu. Eskiden Sakarya bu köprünün altından akarmış, sonra yolunu değiştirmiş. Beş köprü Justinyanus zamanından kalma bir köprüdür.” Sait Faik Abasıyanık / “Üçüncü Mevki”
MESERRET OTELİ
İstasyona iki erkekle bir kadın indi. Yağmur çok şiddetli yağıyordu. Genç bir hamal, bu üç kişilik grubun eşyalarını yüklendi. Kadın, hamala,
— Meserret Oteli’ne, dedi.
Hamal,
— Meserret Oteli’ne mi? diye sordu.
Bu soruşta, işitmemekten değil, bu güzel sözü bir daha tekrarlatmak isteyen, acemi bir haletiruhiye var gibiydi. Kadının sesi, yağmurlu havanın içine daha madeni bir yağmur gibi düşmüştü. Erkekler, sessiz sedasız, ceketlerinin yakalarını kaldırmış, istasyon binasının içine doğru kaçıyorlardı. Genç kadınsa, hamalın sorgusuna başıyla müspet bir cevap verdikten sonra, kırmızı muşambasını uçuran rüzgâra doğru seğirtmekte idi. Birden geriye dönüp hamala,
— Çocuğum, dedi. Daha iyisi, bize bir araba bulsan!..
Arabaya, birbirine sıkışarak yerleştiler. Hamal da eşyaları arabacının yanına birer birer koymuş; arabanın içine ve genç kadının, bir erkek çocuk yüzü taşıyan kafasına dönmüş,
— Uğurlar olsun, demişti. Allah rahatlık versin! Erkekler ilk defa seyahate çıkmışlara mahsus acemilik ve sersemlik dolu idiler. Kadın, hamala,
— Eyvallah, dedi.
Araba hareket etti. Hamalın elleri açık kalmıştı.
Araba çamurların içine daldı. Yolcular, uzakça şehre doğru çekip gittiler. Neden sonra, kadının aklına geldi.
— Ah, dedi, ne eşeğim! Hamalın parasını vermeyi unuttum.
Erkekler, kadın “ne berbat bir hava” demiş gibi, kafalarını salladılar ve sersemliklerine daldılar. Arabacı, atlarına homurdanıyordu. Geniş sırtında rüzgâr esiyordu.
Kadın müteessir, arabacının sırtındaki rüzgâra bakıyordu.
Birkaç defa ona seslenmek istedi. Fakat, cesaret edemedi. Bu sırtın ötesinde, göreceği iki haydut gözüyle karşılaşmak mümkündü. Bütün bu sırt ve arka manzarasından, gözünün önüne bir kürek mahkûmunun kül rengi kafası, gözleri, katil hayatiyeti geleceğine emindi. Fakat birden kafasını ve kalbini dolduran bir cesaret ve tecessüs hamlesiyle,
— Arabacı! dedi.
Rüzgârlı, kalın, geniş sırt ürpermişti. Ürpermişti ama, yağmurlu, ıslak kafasını çevirmemişti.
Kadın ikinci defa seslendi. Bir kafa homurdanır gibi döndüğü zaman, kadın, hayalde yaratılan şeylerin hakikatteki aykırılığıyla karşılaşmaların ahmaklığıyla mı susmuştu?
Şimdi güzel ve köylü bir çehre, on üç yaşında bir çocuk yüzü, ona soruyordu:
— Ablacığım ne oldu? Bir şey mi unuttunuz?
— Hamalın parasını vermeyi unuttuk da…
— Ziyanı yok abla, ben dönüşte kendisine veririm.
Arabacı arabadan inmiş, bir başka arabacı yerine gelmiş gibi, aynı sırt manzarası kadının gözlerinde yeniden peyda oldu. Ve kadın, hayaline, tekrar bir haydut çehresi mıhlayarak, kasabanın çamurlu, ıslak, ölü çarşılarını seyre daldı.
Meserret Oteli, kasabanın en güzel oteli idi. Erkekler, acemiliklerini boyun bağlarını çıkarır gibi çıkarmışlar, otelciye isimlerini yazdırıyorlardı. Kadın, küçük salonu gözden geçirmekteydi. İsviçre’de bir aile pansiyonunun şirin köşkünde, iki kış geçirmişti. Basit, kullanılmaya elverişli, çıplak denilecek kadar boş, fakat her şeyi tamam bir salondu. Anadolu’nun bu küçücük nahiyesinde bir İsviçre köyünün konforunu yaratan adamı görmek merakıyla, küçük bir masanın önünde, sandalyeye oturmadan reverans eder gibi bükülmüş, yolcu kâğıtlarını dolduran otelciye,
— Bu otelin sahibi siz misiniz?, diye sordu.
Genç adam kafasını kaldırmadan
— Evet, benim, dedi.
Kadın, “Evli misiniz?” diye sormak istiyor; bir Avrupalı kadın zevkiyle süslü ve muntazam salonu, bu kafası tıraşlı adamın yapacağına inanmak istemiyor gibi duruyordu. Kadın, bu suali her nedense sormadı.
Duvarda iki resim levhası vardı. Birisi bir bostan dolabının gölgesini ve şıkırtısını, kovaların akşam ışığıyla dolmuş parıltısını bir fotoğraf hissizliği ile aksettiriyor. Bir diğeri, acemi fakat çok hassas bir fırçanın çok çabuk kaçan bir hayali zaptetmek için baş döndürücü bir acele içinde çırpındığı bir genç kız portresi idi. Otelci ile işlerini bitiren erkekler de bu genç kız resminin önüne dikilmişlerdi. Bir tanesi, bu portrenin üzerinde yaptığı tesiri ifade etmesini bilen bir çehre ile dalgın,
— Bu portrede, dedi. Bir sürat var. Âdeta ressam bu çehreyi yüz kilometre yapan bir trenin içinde geçerken, durulmayan istasyonların birinde dikilmiş sıtmalı bir kız çocuk hayalini kafasında sonradan canlandırmış, büyütmüş de yapmışa benziyor.
Otelci de oraya bakıyordu. Gülümser gibi gözleri duvarda, resmi görmüyor, fakat o tarafa bakıyordu. Sessiz denilecek kadar haleti ruhiyesizdi. Alışılan, özlenen bir çirkinliği, entelektüel bir yüzü vardı.
Mütevazı bir sesle,
— Hemşirem gözlerini yummadan birkaç saat evvel… dedi.
Hepsi, tekrar gözlerini portreye çevirmişlerdi. Kadın, yüzünü dönmeden,
— Bu resmi siz yaptınız değil mi? dedi.
Erkekler, otelcinin “Hayır, ben yapmadım!” demesini bekliyorlar gibi bir hal almışlardı. Kadın, sorduğu sualin cevabını almış kadar müsterih bekliyordu.
Otelci ağır ve düşünceli,
— Hayır, dedi.
Sanki erkekler geniş bir nefes almışlardı. Kadın, bu menfi cevaba hayret etmemişti.
Otelci devam etti.
— Bizzat kendisi yapmış. Bir arkadaşı aynayı tutmuş. O, kendi eliyle, işte bu resimdeki gibi gülümseyerek… Bizzat kendisi yapmış.
Otelci, ağır ağır odadan çıktı. Birkaç saniye sonra tekrar içeriye girdi.
— Bir emriniz olursa, dedi, zile basarsınız. Garson size odalarınızı gösterir. Yatmadan evvel sıcak bir şey içmek arzu ederseniz size çay da hazırlayabilirim.
Otelcinin yüzü heyecanlıydı. Yüzlerce müşteriye yaptığı gibi, bir iskemlenin üstüne ters oturup, gözleri görmeden resimdeki kızın hikâyesini anlatmayı gayri şuuri arzu ediyordu. Fakat kadın,
— Teşekkür ederiz. Evet, yatmadan evvel bir çay içebiliriz. Çok teşekkür ederiz.
Otelci, ikinci defa çıktıktan sonra, kadın yol arkadaşlarına İsviçre’de tanıdığı bu ressam kızın macerasını anlatmak istedi. Sonra bu hikâyeyi anlatmış kadar yorgun ve mecalsiz, hatta yarı yolda, öte tarafı dinlenilmeyeceğinden korkmuş gibi sustu. Ve arkadaşının hatırasıyla uzun müddet gözleri portrede düşündü. Aynayı tutarken söylediklerini şimdi birer birer ses, ışık, rüzgâr ve yağmur arası bir sükûtla yeniden işitiyordu:
— İstasyonda genç bir hamal, eşyanı alacak, sana birkaç defa, sesi işitmek için, bir sözü tekrarlatacak. Sen ona parayı vermeyi unutacaksın. Kocaman sırtlı bir arabacı döndüğü zaman, on üç yaşında bir köylü çocuğu yüzüyle karşılaşacaksın, sonra arabacı, arabadan inmiş de, bir başkası yerine oturmuş gibi aynı sırt manzarası karşısında peyda olacak. Kasabanın ölü çarşılarını seyre dalacaksın. Belki hava yağmurlu olacak. Sonra ağabeyim… Gözleri, özlenen ve alışılan çirkinliği, entelektüel siması. Bana söz… Muhakkak gidip bir gece bizim otelde yatacaksın, değil mi?
Semaver adlı kitaptan alınan Meserret Oteli Öyküsü
Sait Faik, Adapazarı’nın suyundan ve toprağından aldığı serbest ruhu, Türkçenin en naif ve içten öykülerine dönüştürmüştür. O, şehri sadece bir mekân olarak değil, bir duygu iklimi olarak edebiyatımıza kazandıran en büyük kalemizdendir.
Kaynakça:
Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet döneminde Sakarya’da Türk edebiyatı . Adapazarı: Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
Edanur Uzunca, Trakya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Edebiyatı Yüksek Lisans Öğrencisi,
Işık, İhsan (2006). Resimli ve metin örnekli Türkiye edebiyatçılar ve kültür adamları ansiklopedisi 1.cilt. Ankara: Elvan Yayınları.
https://saitfaikmuzesi.org/hayati/ (Erişim Tarihi: 31.03.2023).
1936 yılında Ağrı’nın Eleşkirt ilçesinde dünyaya geldi. Kökenleri, Rusların mecburi iskan politikaları sebebiyle Tiflis/Ahıska’dan göç eden Kıpçak Türklerine, “Duraklar” ailesine dayanmaktadır. İbrahim Bey ve Zümrüt Hanım’ın evladı olan Yazıcı, ilk ve orta öğrenimini memleketinde tamamladı.
Salih Yazıcı’nın yaşamı, Anadolu’nun farklı köşelerinde hizmetle ve nihayetinde Sakarya’da kök salan bir esnaflık öyküsüyle şekillendi:
Salih Yazıcı, çevresinde esmer, zayıf, zarif ve son derece mütevazı kişiliğiyle tanınırdı. Şiirle olan bağı, en yakınları tarafından bile sessiz ve derinden bir uğraş olarak bilinirdi.
Salih Yazıcı’nın şiirleri; yaşadığı dönemde çeşitli dergi, gazete ve edebiyat yıllıklarında okurla buluşmuştur. Şiirleri genel olarak toplu bir kitap yerine süreli yayınlarda ve antolojilerde iz bırakmıştır.
Bir kaşı kemanın aşkı sinemde Açtı derin yara deva bulunmaz Gün be gün artıyor sızısı tende Akar kanım amma yara bulunmaz
Zehretti yediğim ekmeği aşı Akıttı gözümden kan ile yaşı Basayım bağrıma toprağı taşı Dert bulunur zira çare bulunmaz
Mürüvvet ehlisin naz etme bana Yeter el içinde söz etme bana Gidip tenhalardan göz etme bana Muhabbet olmazsa sefa bulunmaz
Salih’im ömrümü zaya yetirdim Ben başıma bu belayı getirdim Bir dileğim ben kapına getirdim Rızan olmayınca Şifa bulunmaz.
Dünya bu ya, ne yaparsın, Aba çul oldu efendim Ne alırsın ne satarsın Para pul oldu efendim.
Hani nerde o insanlık Her işte bencillik benlik Dost dahi eyliyor kemlik Cümle el oldu efendim.
Kim ne işler, kiminle yeğler, Afet olur, yağar göğler, Şanlı ağalar, beyler, Kula kul oldu efendim.
Başın eğmiş yüce dağlar, Ölüden de sessiz sağlar, Evvel meyve veren bağlar, Şimdi yol oldu efendim.
Gıdada tat, doğada renk Ne düzen ver ne de ahenk, Kimi kaypak, kimi dönek, Bu ne hal oldu efendim.
XVIII. yüzyılın ikinci yarısında (tahminen 1770) Adapazarı’nın Solaklar mahallesinde dünyaya geldi. Soyu, Hz. Hüseyin vasıtasıyla Hz. Peygamber’e dayanan bir “Seyyid”dir. Bölgede “Hacıahmetler” sülalesi olarak bilinen köklü bir aileye mensuptur. 1840 (H. 1248) yılında vefat etmiş olup, türbesi bugün hala bağlı bulunduğu Solaklar mahallesinde yer almaktadır.
Onun şiirleri, Anadolu’dan Azerbaycan’a kadar uzanan geniş bir Türk-İslam coğrafyasının ortak estetik ve hikmet dilini yansıtır:
| Eser Adı | Türü | İçeriği |
| Seyyid Osman Adapazârî Divânı | Manzum (Şiir) | Tasavvufi şiirler, ilahiler, münacat ve naatlar. |
| Fevâidü’l-Fevâid fî Halli Müşkilâti’l-Akâid | Mensur (Nesir) | İslam inanç esasları (akâid) üzerine bir inceleme. |
Kaynakça
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri . Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
Seyyid Osman Adapazârî Divanı (2021). Serdivan Fikir ve Sanat Akademisi.
https://fuyuzat.az/seyyid-osman-adapazarinin-poetikasi-ve-azerbaycan-divan-edebiyatindaki-cagdaslarİ (Erişim Tarihi 11.03.2026)
https://www.fikriyat.com/yazarlar/ismail-gulec/2021/07/25/seyyid-osman-adapazari-ve-bestelenmis-ilahileri (Erişim Tarihi 11.03.2026)
27 Ekim 1946 tarihinde Adapazarı’nda doğdu. Babası Ahıska Türkü nahiye müdürü Ahmet Çakar, annesi Karslı Rabia Hanım’ın oğludur. Yükseköğrenimini Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde tamamladı. 1978 yılında başladığı fotoğraf yolculuğunu, 2017 yılında Midilli’de son nefesini verene kadar büyük bir tutkuyla sürdürdü. Hem bir sanatçı hem de bir eğitimci olarak ömrünü ışığın ve kelimelerin izinde geçirdi.
Tuğrul Çakar, Türkiye’de fotoğraf sanatının kurumsallaşmasına öncülük eden isimlerden biridir:
Çakar için fotoğraf ve yazı, aynı gerçeği anlatmanın iki farklı yoluydu:
| Tür | Eser Adı | Yıl |
| Fotoğraf Albümü | Suya Çağrı | 1990 |
| Fotoğraf Albümü | Fırat’ı Beklerken | 1992 |
| Yazı & Öykü | En Uzaktaki Gri | 1993 |
| Öykü | Akşamüstü Yine Hüzün | 2000 |
| Öykü | İki Hayat Çek Usta | 2003 |
| Öykü | Siyah Beyaz Masallar | – |
https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/cakar-tugrul (Erişim Tarihi 12.03.2026)
https://www.biyografya.com/tr/biographies/tugrul-cakar-953d2a85 (Erişim Tarihi 12.03.2026)
https://fotograf.net/Artist/tugrulcakar/ozgecmis/index.html (Erişim Tarihi 12.03.2026)
Yalçın, M. (Ed.). (2010). Tanzimat’tan bugüne edebiyatçılar ansiklopedisi (3. baskı, Cilt 1). Yapı Kredi Yayınları.
Ankara’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini doğum yeri olan Ankara’da tamamladıktan sonra, Gazi Üniversitesi Fen Bilgisi Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldu. Edebiyat dünyasına adımını dergi mutfağından geçerek atan Tanış, modern öykücülüğümüzün dikkat çeken genç kuşak temsilcileri arasında yer almaktadır.
Edebi Kariyeri ve Yayınlar
Yazın yolculuğuna 2010’lu yılların ortalarında başlayan yazarın öyküleri; Notos, Sözcükler, Öykü Gazetesi, Hece Öykü ve Ecinniler gibi saygın edebiyat dergilerinde okurla buluştu. Sadece kurgu metinlerle yetinmeyip, çeşitli platformlarda yazar ve metin odaklı inceleme yazılarıyla da edebiyatın kuramsal ve eleştirel yönüne katkı sağladı.
Ödülleri ve Uluslararası Başarıları
Külahlı Tanış, kısa sürede kazandığı prestijli ödüllerle başarısını tescilledi:
Yazın Anlayışı
Vildan Külahlı Tanış, yazmayı “sırrı kendinden mülhem bir yolculuk” ve “bitmek bilmeyen bir zihin işçiliği” olarak tanımlar. Eserlerinde postmodern anlatım imkânlarından, özellikle metinlerarasılık yönteminden beslenir. Yazarlık ya da annelik gibi kavramlara “kutsallık” atfedilmesine karşı mesafeli bir duruş sergiler; ona göre yazmak, insanın eksikliğini ve hamlığını kabullendiği insani bir eylemdir.
Öyküyü, yaşamın içindeki sayısız hikâyenin işlenip estetik bir forma kavuşmuş hali olarak görür. Kurgularının kendi kaderini doğrudan değiştirmese de, insana ve olaylara bakış açısını “çetrefilli bir pencereden” genişlettiğine inanır.
Eserleri
| Kitap Adı | Tür | Detaylar |
| Çizgide Bir Kukla | Öykü | Yazarın ilk öykü kitabı. |
| Maydanoz | Öykü (Uluslararası) | 14 ülkede İngilizce çevirisiyle paylaşılan ödüllü öykü. |
| Civarda Kaybolanlar | Öykü | 2026 yayınlanan öykü kitabı |
“Yazmasam ne olurdu, belki daha rahat bile ederdim. Yazmak bitmek bilmeyen bir zihin işçiliği… Fakat içimdeki boşluk da yazmak dışında başka bir şeyle dolmuyor.” > — Vildan Külahlı Tanış
Yılmaz Daşcıoğlu
1963 yılında Isparta’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, akademik kariyerinin tüm basamaklarını Sakarya Üniversitesi’nde tırmandı. 1993 yılında asistan olarak girdiği bu kurumda; yüksek lisans, doktora, doçentlik ve profesörlük ünvanlarını alarak Yeni Türk Edebiyatı alanında Türkiye’nin sayılı otoritelerinden biri haline geldi. Sakarya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlığı ve Türk Dil Kurumu (TDK) Bilim Kurulu Üyeliği gibi üst düzey görevlerde bulundu.
Daşcıoğlu, sadece bir akademisyen değil, edebiyatın ruhunu ve felsefesini sorgulayan bir mütefekkirdir:
2003-2006 yılları arasında Bosna-Hersek Tuzla Üniversitesi’nde görev yaparak Türk kültürünü Balkanlar’da temsil etmiştir. 2024-2025 yıllarına kadar uzanan geniş yayın listesi; Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Oğuz Atay’a, Nurettin Topçu’dan Yahya Kemal’e kadar Türk düşünce hayatının devlerini kapsayan 100’den fazla kitap bölümü, makale ve ansiklopedi maddesini içerir.
| Eser Adı | Tür | Yıl | Yayın Yeri |
| Türk Maarif Ansiklopedisi –Sezai Karakoç | Ansiklopedi Maddesi | 2024 | Türkiye Maarif Vakfı |
| Türk Maarif Ansiklopedisi –Ahmed Midhat Efendi | Ansiklopedi Maddesi | 2024 | Türkiye Maarif Vakfı |
| Abdülhak Hâmid Tarhan | Kitap | 1999 | Kaynak Yayınları |
| Akıp Gidenin Cazibesi | Kitap | 2021 | Şule Yayınları |
| Dalgalı Suda Gölge ve Sûret: 19. Yüzyıl Türk Edebiyatında Bireyleşme | Kitap | 2014 ve 2024 | Şule Yayınları |
| Dar Vakitlerde Geniş Zamanlar: Behçet Necatigil’in Şiiri | Kitap | 2006 | Şule Yayınları |
| Doğurgan Yara: Sezai Karakoç | Kitap | 2023 | Şule Yayınları |
| Edebiyatın Hâlleri | Kitap | 2018 | Kesit Yayınları |
| Kader Hep Erken Zaman Hep Geç: Cahit Zarifoğlu’nun Şiiri | Kitap | 2008 ve 2020 | Şule Yayınları |
| Kartpostallarla Tevfik Fikret ve Çevresi | Kitap | 1999 | Kaynak Yayınları |
| Leylâk Kalkışması | Kitap (Şiir) | 2017 | Şule Yayınları |
| Mektuplarla Tevfik Fikret ve Çevresi | Kitap | 1999 | Kaynak Yayınları |
| Mihrace | Kitap (Şiir) | 1991 | Ötüken Yayınları |
| 100 Ülke 100 Marş | Kitap Bölümü | 2021 | Kesit Yayınları |
| 15 Temmuz Darbe Girişimi ve Türkiye | Kitap Bölümü | 2017 | Sakarya Üniversitesi |
| 15 Temmuz Demokrasi Şehitleri ve Gazileri Anma Kitabı –Türk Şiirinde Vatan ve Bayrak | Kitap Bölümü | 2017 | Sakarya Üniversitesi |
| A’mak-ı Hayal –Hayalin Derinlikleri | Kitap Bölümü | 2022 | Ketebe |
| Abbas Sayar Kitabı –Abbas Sayar’ın Şiirleri | Kitap Bölümü | 2024 | Bozok Üniversitesi |
| Abdülhak Şinasi Hisar –Romanlarında Şiirsellik | Kitap Bölümü | 2025 | Kültür ve Turizm Bakanlığı |
| Abülfettah Rauf: Şair, Şuur, Şiir –Abülfettah Rauf Efendi’nin Şiirlerinde Değerler Hiyerarşisi | Kitap Bölümü | 2025 | Balkan Studies Foundation |
| Ahmet Rasim Kitaplığı | Kitap Bölümü | 2020 | VakıfBank Kültür Yayınları |
| Âkif Salnamesi 5 –Mehmet Âkif’in Mısır Yıllarındaki Üniversite Hocalığı | Kitap Bölümü | 2025 | Mahya Yayıncılık |
| Alev Alatlı’yı Anlamak II –Aydın Despotizmi Karşısında Alatlı | Kitap Bölümü | 2025 | Kapadokya Üniversitesi Yay. |
| Bir Başka Hoca: Orhan Okay | Kitap Bölümü | 2023 | Zeytinburnu Belediyesi |
| Bir Dağ Nasıl Söylerse Öyle: Cahit Zarifoğlu | Kitap Bölümü | 2020 | Ketebe |
| Bir Şehir İki Çınar: Faik Baysal ve Necati Mert Araştırmaları –Kasaba Edebiyatı Mümkün mü? | Kitap Bölümü | 2025 | Sakarya Büyükşehir Belediyesi |
| Cahit Zarifoğlu Kitabı –Cahit Zarifoğlu’nun Türk Şiirindeki Yeri | Kitap Bölümü | 2025 | Diyanet İşleri Başkanlığı |
| Cumhuriyetin 100. Yılında Türkoloji | Kitap Bölümü | 2023 | Yaz Yayınları |
| Çanakkale Şehidlerine Şerh Tahlil | Kitap Bölümü | 2023 | Dün Bugün Yarın Yay. |
| Diriliş Dergisi ve Sezai Karakoç | Kitap Bölümü | 2022 | Gölcük Belediyesi |
| Edebiyat ve Milli Mücadele –Romanlarda İzmir İmgesi | Kitap Bölümü | 2024 | Zeytinburnu Belediyesi |
| Fiziğin ve Metafiziğin Şairi –Yılmaz Güney Yazısı | Kitap Bölümü | 2023 | Değişim Yayınları |
| Hikâyenin Hikâyesi | Kitap Bölümü | 2018 | Ketebe |
| İmparatorluğun Son Savaşında Osmanlılar –Bir Edebiyatçı Gözüyle Birinci Dünya Savaşı’na Bakmak | Kitap Bölümü | 2018 | Zeytinburnu Belediyesi |
| Kültür Coğrafyamızda Hz. Peygamber | Kitap Bölümü | 2017 | Sakarya Üniversitesi |
| Mehmet Âkif Ersoy Kitabı | Kitap Bölümü | 2021 | İlim Yayma Vakfı |
| Mevlevilik ve Şeyh Galib Üzerine İncelemeler | Kitap Bölümü | 2022 | İstanbul Üniversitesi |
| Modern Türk Şiiri Üzerine İncelemeler | Kitap Bölümü | 2015 | Dergâh Yayınları |
| Modern Türk Şiiri ve Düşünce | Kitap Bölümü | 2012 | Hece Yayınları |
| Necatigil’de Hayat ve Edebiyat | Kitap Bölümü | 2016 | Zeytinburnu Belediyesi |
| Nurettin Topçu “Yıldırımın Huzurunda” –Nurettin Topçu’nun Hikâyelerinde Düşüncenin Yansıması | Kitap Bölümü | 2025 | Bursa Yıldırım Belediyesi |
| Servet-i Fünun Dergisi ve Topluluğu | Kitap Bölümü | 2020 | Gölcük Belediyesi |
| Sezai Karakoç Kitabı –Hakikat Kavramı | Kitap Bölümü | 2022 | Beyan Yayınları |
| Tanpınar’ın Edebiyat Dünyası | Kitap Bölümü | 2016 | Kültür ve Turizm Bakanlığı |
| Tarih ve Diğer Disiplinler | Kitap Bölümü | 2021 | İdeal Kültür Yay. |
| Tutunamayanlar Kitabı –Oğuz Atay’da Mekân | Kitap Bölümü | 2021 | Ketebe |
| Türk Şiiri Üzerine İncelemeler | Kitap Bölümü | 2010 | Hece Yayınları |
| Türk Şiirinde Bir Garip Adam: Orhan Veli Kanık | Kitap | 2005 | 3F Yayınları |
| Yahya Kemal Beyatlı Kitabı –Modern Türk Şiirinin Oluşumu | Kitap Bölümü | 2024 | International Balkan University |
| Yazarların Okuma Kültürü –Necatigil Bir Okur Olarak | Kitap Bölümü | 2024 | VakıfBank Kültür Yayınları |
| Yunus Emre Kitabı | Kitap Bölümü | 2022 | Anadolu Üniversitesi |
https://ydascioglu.fsm.edu.tr/ (Erişim Tarihi 12.03.2026)
https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/yilmaz-dascioglu (Erişim Tarihi 12.03.2026)
https://akademik.yok.gov.tr/AkademikArama/view/viewAuthorBook.jsp (Erişim Tarihi 12.03.2026)
https://yilmazd.sakarya.edu.tr/ (Erişim Tarihi 12.03.2026)
https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/yilmaz-dascioglu (Erişim Tarihi 12.03.2026)
1949 yılında Trabzon’un Dernekpazarı ilçesinde dünyaya geldi. Ali Osman Bey ve Emine Hanım’ın evladı olan Güney, babasını küçük yaşta kaybetmesiyle zorlu bir çocukluk dönemi geçirdi. İlk öğrenimini Trabzon’da, orta öğrenimini Erzurum ve Ankara’da tamamladı. Fen bilimlerine olan yeteneğiyle Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü ile Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’ndan mezun oldu.
1970’li yılların başında Sakarya Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi’nin kuruluşuyla birlikte fizik asistanı olarak Sakarya’ya adım atan Güney, o günden itibaren şehirden hiç ayrılmadı:
Yılmaz Güney, bir fizikçi olmasına rağmen sosyoloji ve psikolojiye olan hakimiyeti, hassas ruhu ve şiirsel derinliğiyle Sakarya’da bir “marka” haline gelmiştir:
| Tür | Kitap Adı | Yayın Bilgisi |
| Şiir | Sonsuz Bekleyiş | Kitabevi Yayınları, 1996 |
Sen istesen gelirdin ey sevgili Senin için büyüttüm bu çiçekleri
Bir güzel vardı beni bırakıp gitti Gönlümü en büyük fırtınalara atıp gitti
O güzel gözlerini artık nerde bulurum O siyah saçlarını rüzgara salıp gitti
Artık dön demek faydasız o sevgiliye Beni yalnızlığımla yalnız bırakıp gitti
Yıllar geçti hiç haber yok o sevgiliden O sevgili ilk göz ağnısı olup gitti
Ne çıkar o güzel dönse de bir gün Beni bir ömür boyu yakıp gitti
Bir sevgili vardı beni bırakıp gitti Beni dinmeyen sevgisiyle yakıp gitti
(Yılmaz Güney, Sonsuz Bekleyiş, Sh.100-101)
Bugün yine bana bir hal oldu güzel Hiç görmemiştim seni böyle güzel
Sürmüş bir ömür boyu bu şarkının son nağmesi Seni hiç böyle sevmemiştim böyle güzel
Kapılıp gitmişim bahtımın rüzgarından çok uzaklara Seni hep bulamayacağım yerlerde aramışım güzel
Bir yanda sen bir yanda ben böyle yalnız Kaderde sensiz yaşamak ölmemek için böyle güzel
Sevmişim seni bir kez aşkınla viran bu gönlüm ilk göz ağısı diyorlar buna böyle güzel
Bir kor düştü içime yıllardır alevsiz dumansız Ben sevdikçe yaşarım seni böyle güzel
Sensiz bütün yolların gidişi var dönüşü yok Seni her zaman sevmek böyle güzel
Artık yaşamanın bir gereği yok diyemiyorum İnsan sevdikçe dünyada seni her şey güzel
Zaman bu sevgiyi silemeyecek gönlümden Sevmesen de beni asırlarca ben seveceğim güzel
Ben seni sevdikçe ölmeyeceğim ölmeyeceksin güzel Seni ölüm bile unutturamayacak bu en güzel
(Yılmaz Güney, Sonsuz Bekleyiş, Sh.102-103)
Ertan, M. E. (2004). Cumhuriyet Döneminde Sakarya’da Türk Edebiyatı. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Yayını.
Tuna, F. (2007). Sakarya şairleri . Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
1968 yılında Sakarya’nın Akyazı ilçesinde doğdu ve çocukluğunu şehrin köklü yerleşimlerinden Şeker Mahallesi’nde geçirdi. Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünün ardından, 2024 yılında Sakarya Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi üzerine yüksek lisansını tamamladı. 1988 yılında başladığı belediyecilik kariyerinde, Adapazarı Belediyesi Başkan Yardımcılığı gibi kritik görevlerin ardından halen Sakarya Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı bünyesinde Şube Müdürü olarak görev yapmaktadır.
Yusuf Ertuğrul Erdem, bürokrat kimliğinin ötesinde, Sakarya’nın toplumsal hafızasını diri tutmaya adanmış bir kalemdir:
Erdem’in Sakarya’ya katkıları sadece edebiyatla sınırlı kalmamış, şehrin sosyal dokusuna sivil toplum kuruluşları aracılığıyla da dokunmuştur:
| Kitap Adı | Yıl | Tür / Tema |
| Kasabaların İzinde | 2021 | Hafıza, gerçekler ve toplumsal değişim. |
| Ömür Dediğin: Erdal Erdem | 2022 | Biyografi ve yaşam öyküsü. |
| Şeker Mahalle | 2023 | Bir semtin sosyokültürel tarihi ve anıları. |
| Şeref Terzihanesi | 2023 | Esnaf kültürü ve portre çalışmaları. |
| Gülebakan | 2024 | Deneme ve şehir yazıları. |
“Yusuf Ertuğrul Erdem, Sakarya’nın sokaklarını sadece adımlayan değil, o sokakların ruhunu mısralara ve satırlara döken bir hafıza işçisidir. Onun kaleminde Şeker Mahallesi’nin tozlu yolları, bir medeniyet tasavvurunun mütevazı ama derin izlerine dönüşür.”
https://orcid.org/0009-0007-3944-5356 (Erişim Tarihi 11.03.2026)
https://independent.academia.edu/ErdemYusufErtu%C4%9Frul (Erişim Tarihi 11.03.2026)