Yayın bilgisi: Bu yazı, Ahmet Şerif'in 1913-1314 yıllarında yaptığı Adapazarı Gezisi ile ilgili notları kullanılarak hazırlanmıştır. İlgili yazı, 1757 numaralı, 15 Zilhicce 1331 hicri, 2 Teşrinisani 1329 rumi ve 15 Kasım 1913 miladi tarihli Tanin gazetesinde yayımlanmıştır.
Adapazarı Kaza ve Nüfus
Düzce, 6 Ekim 1913
Adapazarı (Adapazarı, o zaman müstakil İzmit Sancağı’na bağlı bir kazaydı.) denilince Anadolu’nun bildiğimiz, tanıdığımız kazalarından birini gözümün önüne getirir, bu kazaya fazla bir önem veremezdim. Bu düşünceyle şimdiye kadar, hiç değilse yirmi-otuz defa seyahat ettiğim Anadolu Demiryolu Hattı’na bir şubeyle bağlı bulunan Adapazarı’na uğramak hatırıma gelmemişti. Fakat bu defaki seyahatimde, görebildiğim kadarıyla anladım ki zannım pek yanlıştır. Aksine, Adapazarı her bakımdan incelemeye ve üzerinde düşünmeye değerdir.
Biz, İstanbul’a yakın olan yerlere garip bir bakışla bakmaya alışmışız. Mesela İzmit Sancağı’nı (İzmit Livası şeklinde de geçer. İzmit veya Kocaeli Sancağı, XIX. yüzyılda Hüdavendigâr Eyaleti’ne bağlıyken 1888 yılında müstakil sancak olmuştur.) İstanbul’un bir mahallesi sayıyoruz. Hâlbuki bu şekilde hüküm verme ve karşılaştırma hiç de doğru değildir. Daha İstanbul’dan çıkar çıkmaz her şey, bütün hayat ve toplum şartları da birdenbire değişmektedir. Adapazarı ise bu değişikliğin en canlı örneğidir.
Anadolu Demiryolu Hattı’nda Adapazarı Şubesi, eskiden Hamidiye iken daha sonra Arifiye adını alan istasyondan ayrılır. Araları yirmi beş kilometre kadar vardır. Hat, düz ve engebesiz araziden geçer. İstasyon şehrin kenarındadır. Onun için yayan gidilebilir.
Çeşitli örfleri ve cinsiyetleri görmek, onların hayat şekillerini ufak bir çerçeve içinde incelemek isteyenler için Adapazarı Kazası’ndan iyi bir sergi bulunamaz. Bilinmez, nasıl bir mantıkla, hangi idari zorlamalarla hükûmet, senelerden beri İzmit Livası’nı, özellikle bu kazayı, başka bölgelerden gelen göçmenlere âdeta depo kabul etmiştir.
Daha Adapazarı’na ayak basar basmaz Rumelili ile Kafkasyalıyı, Bosnalı ile Kırımlıyı, Türk ile Kürdü, Laz ile Yörüğü yan yana görür, hayretten hayrete düşersiniz. Her şeyden evvel, işte bunun içindir ki bu kaza diğer yerlerden ayrılır.
Nüfusun bu şekilde yoğunlaşmasının kazanın genel hayatında etkisi şiddetle duyulur. Bu durum, hükûmetin ve idare şeklinin de farklı özellikler taşımasına neden olmaktadır. Çünkü bütün bu çeşitli topluluklara mensup insanlar hâlâ eski memleketlerindeki hayat biçimleri ve alışkanlıklarıyla yaşamakta, kendi dillerini korumaktadırlar. Bundan dolayı bunun idareye etkisi olmaması mümkün değildir.
Bizde henüz düzenli, doğru istatistikler olmamasının gerek memleket gerek hükûmet için en büyük zararları doğurduğu şimdiye kadar yüzlerce defa konu edinildi. Bunun için burada yine bunu hatırlatacak değilim. Fakat memleketi görmek ve tanımak isteyenlerin bu konuda ellerinin ne kadar bağlı, gözlerinin ne kadar kör olduğunu tekrarlamaktan da kendimi alamayacağım.
İşte insan, bu acı yokluk içinde bir şey öğrenmek, memleketi hakkında bilgi almak için hiç güvenmediği hâlde çoğunlukla hükûmetin resmî kayıtlarına başvurmaya mecbur kalıyor. Bununla beraber oradan her vakit iltifat görmek ve izin almak o kadar kolay bir şey değildir. Çünkü bazen memurlarımız lüzumsuz yere o kadar mutaassıp, görevlerine o kadar düşkün kesilirler ki âdeta defterlerin kaplarını bile size göstermek istemez, birer esrar küpü olurlar.
Buna rağmen ben Adapazarı Kazası’nın nüfusunu resmî kayıtlardan anlayabilecek kadar bahtiyarım. Kaydedeceğim sayıları okuyanlar, bu konuda hükûmet kadar bilgi sahibi olabilecekler demektir.
Kaza, merkez nahiyesiyle Akyazı, Karasu, Sapanca ve Hendek nahiyelerine bölünmüştür. Bunlardan merkezin mahalleleriyle beraber 154, Akyazı’nın 60, Karasu’nun 50, Sapanca’nın 35, Hendek’in 69 köyü vardır. Toplam 368 köy bulunmaktadır.
Kazanın şimdiki nüfusu on üç-on dört topluluğa ayrılabilir. Resmî kayıtlar bu nüfusun sayısını ve dağıldıkları köyleri şöyle göstermektedir:
| Topluluk | Köy ve mahalle sayısı | Nüfus |
|---|---|---|
| Eski İslam halkı | 147 | 42.836 |
| Rumeli göçmenleri | 30 | 6.650 |
| Laz ve Gürcü | 56 | 9.458 |
| Çerkes ve Abaza | 73 | 16.155 |
| Yörük aşireti | 1 | 173 |
| Ermeni | 36 | 16.500 |
| Rum | 19 | 6.761 |
| Musevi | 1 | 113 |
| Kürt | 55 | 1.072 |
| Toplam | 368 | 99.718 |
Bu cetveli genel bir fikir edinmek için aktarıyorum. Bunun dışında hem birçok nüfus vardır hem de yeni köyler kurulmuştur. Mesela gerek merkez kazada gerek köylerde birçok Boşnak yaşamaktadır ki cetvelde bunlardan hiç söz edilmemiştir. Yeni köylerin ise ne nüfusu yazılmıştır ne de devlete vergiyle yükümlüdürler. Kazanın gerçek nüfusu 120 bin dolaylarında tahmin edilmektedir. Şu durumda nüfus kaydına göre yirmi-yirmi beş bin yazılmamış nüfus var demektir.
Bunun neden böyle olduğunu anlamak için yine nüfus dairesine başvurmaktan başka çaremiz yok. İster istemez oraya başvuruyoruz. Bu yüz yirmi bin insanın her türlü işlemleriyle meşgul olmak üzere dört yüz kuruş aylıklı bir memur, iki yüz elli kuruş aylıklı bir kâtip vardır.
Nüfus dairesine girer, görünüşüne şöyle bir dikkat ederseniz derhâl güvensizliğe düşersiniz. Çünkü oda o kadar perişan, her şey o kadar karmakarışık bir durumdadır. Memur ve kâtip; kâğıtlar, cetveller, defterler ve aralıksız girip çıkan iş sahipleri arasında şaşırmış kalmıştır. Yalnız bir dolabın içinde 142 tane sahih sicil esas defteri istif edilmiştir ki bunlar, iki memura bazen alay edercesine, bazen tehdit edercesine bakışlar göndermektedir.
Fakat iş ciddi düşünülecekse diğer işlemler ve ayrıntılar bir tarafa, yalnız 142 defterin işlemlerini hakkıyla yerine getirmek ve takip etmek ne kadar zor bir iştir! Hâlbuki memurla kâtibin daha birçok işleri vardır. Bunlar, daima hareketli olan kaza halkının bütün olaylarını günü gününe kaydedip tespit edecek, sonra beş tabur dairesine bölünmüş olan kazanın askerî işlerine esas hazırlayacaktır. Bu iş, idaresi yoluna giren memleketlerde belki mümkündür. Fakat henüz düzeni bozuk olan bizim memlekette nasıl olur?
Dahası var: Nüfus memuru, her üç ayda bir kazayı dolaşarak gizli kalmış olayları ortaya çıkarmaya ve olayları yerinde incelemeye kanunen mecburdur. Memur bunu yapmadığını, yapamadığını size çekinmeksizin söylüyor. Gerçekten siz de düşünüyor ve şu kanunu pek gülünç buluyorsunuz. Çünkü memur vakit bulup da dolaşmaya çıksa ve üç yüz küsur köyün her birinde yarım gün kalsa yine ayların yetmeyeceğini, onun daima seyyar bulunması gerektiğini kabul edebilirsiniz.
Şu hâlde Adapazarı Kazası’nın nüfus işlemleri tesadüfe, Allah’ın yardımına kalmış demektir. Bunun için bu konuda ne bulabilirseniz onunla yetinmekten başka çare yoktur.
Adapazarı, ayak altı olduğu için mülkiye müfettişleri tarafından da sık sık ziyaret edilmektedir. Tabii, onlar da işlerin böyle gittiğini görmüşler, bağlı oldukları dairelere açık, delilli ve kapsamlı raporlar vermişlerdir. Tabii ki o raporlar belki birer kere okunmuş, gerekli yerlere gönderilmiş, o vakitten beri masa gözlerinde dinlenme uykusuna çekilmişlerdir. Böyle olmasaydı elbette kazanın nüfus dairesi için bir şey yapılır, hiç olmazsa bir kâtip ilave edilirdi.
Çünkü gerçekten ölçüsüzlük vardır. Yine İzmit’in Yalova Kazası (Yalova, Osmanlı İmparatorluğu döneminde İzmit Müstakil Sancağı×na bağlı bir nahiye merkezi idi), Adapazarı’nın yanında pek küçük kalır. Hâlbuki orasını da bir memurla bir kâtip idare etmektedir. Eğer merkez bazı memurlarını hayalinde dev vücutlu, dev kuvvetli olarak canlandırıyorsa o başka.
Kaynakça
Ahmet Şerif. (1999). Anadolu’da Tanin: I. cilt (Haz. Mehmed Çetin Börekçi, ss. 347-350). Ankara: Türk Tarih Kurumu.